C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
MAHMUT VE ZÜLFÜ BALIKÇI - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 19895/03 ve 21302/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
21 Ekim 2008  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaları Zülfü Balıkçı ve Mahmut Balıkçı (bavuranlar) tarafından Türkiye  
Cumhuriyeti aleyhine, 9 Nisan 2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi  
uyarınca yapılan 19895/03 ve 21302/03 numaralı bavurular sonucu bu dava görülmektedir.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Tunceli barosu  
avukatlarından B. Yıldırım tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Đki kardeolan bavuranlar Mahmut Balıkçı ve Zülfü Balıkçı sırasıyla 1971 ve 1955 doğumlu  
olup Tunceli’de ikamet etmektedirler.  
A. 127/6 numaralı parsele ilikin süreç  
Tunceli ehir merkezinde bulunan 127/6 sayılı parsel ile ilgili olarak üçüncü ahıslarca Hazine  
aleyhine 30 Aralık 1986 tarihinde Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesi’nde tapu tespitine itiraz  
davası açılmıtır.  
Asliye Hukuk Mahkemesi 1989 yılında dava dosyasını Tunceli Kadastro Mahkemesi’ne  
(Mahkeme) iletmive kendi kayıtlarından düürmütür.  
Bavuranların babası Ali Balıkçı 1989 yılında dava açarak aynı parsele ilikin kadastro  
tespitine itiraz etmitir. Mahkeme iki davanın birletirilmesine karar vermitir.  
17 Ağustos 1990 tarihinde Mahkeme, taraflara davaya itirak etmemeye devam etmeleri  
halinde dosyanın takipten kalkabileceğini belirten uyarı niteliğinde bir tebliğname  
göndermitir.  
5 Mart 1999 tarihli durumada mahkemeye Ali Balıkçı’nın öldüğü bilgisi ula, mahkeme  
mirasçılarını davayı takip etmeye davet etmitir.  
Bavuranlar ilk kez 17 Nisan 2002 tarihli durumaya katılmılardır.  
Mahkeme 17 Aralık 2003 tarihinde tarafların bütün iddialarını reddederek ihtilaf konusu  
parselin Hazine adına tapu siciline kaydedilmesine karar vermitir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi yedisine Ali Balıkçı’nın, yedisine Mahmut Balıkçı’nın ve birine de  
Zülfü Balıkçı’nın katıldığı doksan bir duruma gerçekletirmitir. Yargılama süreci boyunca  
mahkeme çeitli müdahil olma taleplerini incelemi, taraflardan birçoğunun vefatını  
kaydetmi, mirasçılarını davayı takip etmeye davet etmi, ayrıca çeitli makamlardan  
haritalar, imar planları ve hava fotoğrafları gibi gerekli bilgi ve belgelerin temin edilmesini  
istemitir. Olay yeri kefi ilk kez 3 Haziran 1991 tarihinde, sonraki ikinci inceleme ise birçok  
tarih tespitinden sonra, ilkinden yaklaık on bir yıl sonra 14 Temmuz 2003’de yapılmıtır.  
2
Bavuranlar temyize gitmemilerdir. Davanın diğer müdahillerinin 8 Mart 2005’te temyize  
bavurmasının ardından Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
B. 108/8-4 numaralı parsele ilikin süreç  
M. A. 108/8-4 numaralı parsele ilikin kadastro tespitine karı 9 ubat 1988 tarihinde Tunceli  
Asliye Hukuk Mahkemesi’nde itiraz davası açmıtır.  
Ali Balıkçı 21 Aralık 1990 tarihinde davaya müdahil olarak katılmıtır.  
2 Temmuz 1999 tarihli durumada Ali Balıkçı’nın vefatının bildirildiği mahkeme,  
mirasçılarını davayı takip etmeye davet etmitir.  
Bavuran Mahmut Balıkçı 23 Ekim 2002 tarihinde durumaya ilk kez katılmıtır.  
Mahkeme 16 ubat 2005’te aralarında bavuranların da bulunduğu diğer müdahillerin  
taleplerini reddederek sözkonusu parselin K.Y. adına tescil edilmesine karar vermitir.  
Asliye Hukuk Mahkemesi, yüz bir duruma gerçekletirmi, Mahmut Balıkçı 14’üne  
katılmıtır. Zülfü Balıkçı bu durumaların hiç birine katılmamıtır. Mahkeme bu süreç  
boyunca mahkeme çeitli müdahil olma taleplerini incelemi, taraflardan birçoğunun vefatını  
kaydetmi, mirasçılarını davayı takip etmeye davet etmi, ayrıca çeitli makamlardan tapu  
sicil kayıtlarının fotokopileri ila bahse konu parsele ilikin çeitli belge ve bilgi istemitir.  
Mahkeme olay yeri keif incelemesi yapılması için çeitli tarihler tespit etmi, ancak bu  
inceleme öngörülen ilk tarihten yaklaık on bir yıl sonra 11 Aralık 2000 tarihinde  
gerçekletirilebilmitir. Mahkeme tarafından ikinci inceleme için 11 Mayıs 2001 tarihi  
öngörülmü, ancak bu inceleme de 24 Ekim 2003 tarihinde gerçekletirilebilmitir.  
Bavuranlar temyize gitmemilerdir. Davanın diğer taraflarının temyize gitmesinin ardından  
Yargıtay 8 Haziran 2006 tarihinde hükmün bavuranlarla ilgili bölümünü onamıtır.  
HUKUK  
I. DAVALARIN BĐRLETĐRĐLMESĐ  
7 Aralık 2007 tarihinde bildirilen Hükümetin yazılı talebini ve bavuranların aynı  
yargılamanın uzunluğundan ikayet ettiklerini göz önünde bulunduran AĐHM, Đçtüzüğünün  
42/1 maddesi uyarınca bu iki bavurunun birletirilmesine karar vermitir.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar sözkonusu yargılamaların uzunluğunun AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen  
«makul süre» kolunu karılamağını ileri sürmektedirler.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
Đlk yargılama ile ilgili olarak kaydedilmesi gereken dönem 1989 yılında balayıp, 8 Mart 2005  
tarihinde sona ermektedir. Đki dereceli mahkemede görülen bu davanın süresi yaklaık on altı  
yıldır.  
3
Đkinci yargılama ile ilgili dikkate alınması gereken dönem 21 Aralık 1990 tarihinde  
balamakta ve 8 Haziran 2006 tarihinde sona ermektedir. Đki dereceli mahkemede görülen bu  
davanın süresi ise yaklaık on beyıl altı aydır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet bavuranların mağdur statüsüne karı çıkmaktadır. Hükümet bavuranlara  
babalarının öldüğü 1999 tarihinden balayarak davaya katılmaları konusunda çağrı yapıldığını  
fakat adı geçenlerin 2002 yılına dek hiçbir durumaya gelmediklerini belirtmektedir.  
Hükümete göre babalarının ölümünün ardından geçen üç yıldan fazla bir süre davaya  
katılmayan bavuranların, AĐHM’ye bavurmadan önce birkaç durumaya katılmaları onlara  
mağdur statüsü kazandırmaz.  
Bavuranlar bu saptamaya karı çıkmakta, 3402 sayılı Tapu Kadastro Kanunu’nun 29.  
maddesine göndermede bulunmaktadır.  
AĐHM bavuranların davalarını takip etme konusunda yeterli ihtimamı göstermediklerini  
kabul etmektedir. Bununla birlikte, özellikle Tapu Kadastro Kanunu’nun kadastro  
mahkemeleri önündeki yargılamanın tarafların yokluğunda da sürdürülebileceği yönündeki  
açık hükmü dikkate alındığında, AĐHM yargı sürecinin aırı uzunluğu nedeniyle bavuranların  
mağdur olduklarını öne sürebileceklerine itibar etmektedir.  
AĐHM bu nedenle Hükümetin itirazını reddetmektedir. AĐHM bavuruların herhangi bir  
kabuledilemezlik gerekçesi ile karı karıya bulunmadığı saptamasını yapmaktadır.  
Dolayısıyla bavurular kabuledilmelidir.  
B. Esasa dair  
Hükümet bu bavuruda davaların karmaık olduğunu vurgulamaktadır. Sözü edilen süreçlerde  
davalara katılan çok sayıda kii vefat etmitir. Yasaya uygun olarak mahkemenin mirasçıları  
saptaması ve davalara katılımın sağlanması için ikametgah bilgilerini soruturması  
gerekmitir. Ayrıca çok sayıda kii davalara müdahil olarak katılmıve her seferinde  
mahkemenin müdahil olma talebini diğerlerine iletmesi gerekmitir.  
Bavuranlar bu tespitlere karı çıkmaktadır.  
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın artları ıığında ve özellikle de  
davanın karmaıklığı, bavuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın bavuran için arz ettiği  
önem gibi, içtihadında yerlemiölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır  
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no:30979/96).  
AĐHM mahkemeye sunulan bütün unsurların incelenmesinden bavuranların ve babalarının  
durumalara katılmamalarının yargılama sürecinin uzamasına neden olduğu kanaatine  
varmaktadır. Bununla birlikte adı geçenlerin durumalara itirak etmemeleri gözlemlenen  
gecikmenin ana unsuru değildir.  
Duruma tutanaklarından anlaıldığı kadarıyla bahse konu dava sürecinin aırı uzamasına  
esasen davaya üçüncü ahısların katılması, belgelerin temininde geçen süre ve bilhassa olay  
yeri keifleri neden olmutur. AĐHM bu bağlamda iki yargılama sürecinde de Kadastro  
Mahkemesi’nin öngörülen tarihlerde olay yeri kefi yapılmasını birçok kez ertelediğini  
saptamaktadır.  
4
AĐHM, içtihadının, sözlemeci devletlere, adli makamlarının herkesin, hukuki yükümlülük ve  
haklarına ilikin itirazlarını makul bir sürede nihai bir karar elde etme hakkını güvence altına  
alacağı ekilde adli sistemlerini düzenleme yükümlülüğü getirdiğini hatırlatır (Bkz.  
Comingersoll S.A.-Portekiz kararı no: 35382/97). Bu durumda sözü edilen yargılamanın ağır  
ilerleyii esasen ulusal makamların yükümlülüğündedir.  
AĐHM bu konudaki yerleik içtihadı ve sözü edilen gerekçeler ıığında yargı süreçlerinin  
uzunluğunun aırı olduğuna ve «makul süre» koulunu karılamadığına itibar etmektedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASINA ĐLĐꢀKĐN  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “AĐHM ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar  
verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranların her biri 1.000 YTL. (yaklaık 525 Euro) maddi ve 20.000 YTL. (yaklaık  
10.500 Euro) manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM tespit edilen ihlal kararı ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı  
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. AĐHM buna karın, manevi tazminat bağı altında  
bavuranların her birine talep ettikleri miktarın ödenmesini kararlatırmıtır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranların her biri kanıtlayıcı belge olmaksızın AĐHM önünde yapmıoldukları yargı  
giderleri ve masrafları için 3.000 YTL talep etmektedir.  
Hükümet AĐHM’yi bu meblağları reddetmeye davet etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar  
ıığında bavuranların bu taleplerini reddetmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavuruların birletirilmesine;  
5
2. Bavuruların kabuledilebilir olduğuna;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4 a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden YTL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavuranların her birine  
manevi tazminat için 10.500 (on bin beyüz) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6