C O N S E I L D E  
L ' E U R O P E  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
LÜTFĐ DEMĐRCĐ VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 28809/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
2 Mart 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (28809/05) bavuru numaralı davanın nedeni  
T.C. vatandaları ve sırasıyla 1947, 1965, 1980, 1989 ve 1985 doğumlu ve Samsun’da ikamet  
eden Lütfi Demirci, Fadime Demirci, Döndü Demirci, Sabire Demirci ve Kadir Demirci’nin  
(bavuranlar) 28 Temmuz 2005 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Samsun Barosu  
avukatlarından C. Balcı tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Đlk iki bavuran 6 Ocak 2003 tarihinde vefat eden Atalay Demirci’nin anne ve babası, diğer  
bavuranlar kız kardei ve erkek kardeidir.  
Atalay Demirci, askerlik hizmetine 27 Ağustos 2002 tarihinde Adana’da balamıtır.  
Jandarma taburunda askeri eğitime balamadan önce tüm askerlere uygulanan ilemler  
kapsamında ilgili ahıs da psikolojik muayene dahil tıbbi bir muayeneden geçirilmitir.  
15 Eylül ve 28 Ekim 2002 tarihli raporlara göre ilgili ahıs, çocukken bir polis tarafından  
dövülğünü ve bunun sonucunda kekeme olduğunu, bu olayın etkisinden hiçbir zaman  
kurtulamadığını ve bu yüzden devamlı uyku bozukluğu yaadığını anlatmıtır. Komutan ilgili  
ahıs hakkında düzenlenen raporu «durumunun takip ve kontrol edilmesi gerekir» notunu  
erek imzalamıtır.  
27 Kasım 2002 tarihinde, mide ağrısından ikâyetçi olan Atalay Demirci, revir doktoru  
tarafından muayene edilmitir.  
11 Aralık 2002 tarihinde, bakomutan ilgili ahsı taburun tıbbi birimine sevk etmitir.  
Orada yine kötü anılarından ikâyetçi olan Atalay Demirci, çok zor artlar yaadığını ve  
askerlik hizmetine balamadan hemen öncesine kadar iyerinde uyumak zorunda kaldığını  
eklemitir. Doktor kendisini Adana Askeri Hastanesi’nin psikiyatri bölümüne sevk etmive  
orada muayene eden psikiatr «anksiyete durumu ve parasomni » tehisi koyarak yedi günlük  
doktor raporu vermitir.  
16 Aralık 2002 tarihinde, tabur komutanı Atalay Demirci’yle karılıklı konumutur. Bu  
görümeyle ilgili tutanakta öyle denilmektedir : « Đlgili ahıs geçmite birçok sorun  
yaadığını söylüyor. Gerekli talimatlar kendisine verildi. Ona istediği zaman yine gelebileceği  
hatırlatıldı. Psikolojik destek servisi ve sevk için gerekli emir verildi ».  
20 Aralık 2002 tarihinde, ilgili ahıs « psikolojik ağırlıklı ikâyeti » sonrasında, tabur  
doktoru tarafından yeniden Adana Askeri Hastanesi’ne sevk edilmitir. Psikiyatr kendisine on  
günlük doktor raporu vermive üç hafta sonra tekrar muayene edilmesi için sevkini talep  
etmitir.  
30 Aralık 2002 tarihinde, tabur komutanı Atalay Demirci’yle bir kez daha konumutur.  
Bu görüme çerçevesinde düzenlenen belgede öyle denilmektedir : « Đlgili ahıs psikolojik  
destek servisi ve askeri hastanede tedavi gördüğünü doğruluyor. imdilik hiçbir sorunu  
olmadığını söylüyor. Ekip komutanına takip ve kontrol edilmesi için emir verildi ».  
2
Belirtilmeyen bir tarihte, Atalay Demirci’ye bir antidepresan ilaç yazılmıtır. Bavuranlar  
sözkonusu ilacın prospektüsündeki bilgilerin davayla ilgili bölümünü iletmilerdir, bu  
bölümde öyle denilmektedir: « Depresif hastalarda intihar riski nedeniyle ilaç küçük  
miktarlarda reçete edilmeli veya hastaya verilmelidir ».  
En son 2 ve 3 Ocak 2003 tarihlerinde merhumun psikolojik destek merkezinde üstleriyle  
yaptığı görümelerle ilgili olarak düzenlenen raporlarda ilgili ahısın kendisini daha iyi  
hissettiğini söylediği belirtilmitir.  
Dosyada merhum tarafından imzalanan ve içerisinde genel güvenlik ve silahlanmayla ilgili  
uyulması gerekli yüzlerce emir ve talimatın yar aldığı birçok belge bulunmaktadır.  
Talimatlardan bazıları öyledir: « Psikolojik ve ailesel sorunlarım olduğunda ilk önce  
komutanıma bavurmalıyım», «Eğer param kalmadıysa, önce komutanımdan istemeliyim»,  
«Yaralayıcı cisimlerle oynamamalıyım», «Dolu olmasa bile silahımı asla bakasına karı  
çevirmemeliyim», «Silahımın emniyet pimi daima kapalı durumda olmalıdır», «Nöbet  
sırasında silahımla oynamamalıyım», « Depresif arkadalarım varsa komutanıma  
bildirmeliyim», « Nöbetçi arkadaım anormal davranılar sergiliyorsa komutanıma  
bildirmeliyim», v.s.  
6 Ocak 2003 tarihinde, nöbet tutarken, Atalay Demirci kendisine teslim edilen tüfeği  
ateleyerek intihar etmitir.  
Bu olaydan sonra, olay yeri inceleme, otopsi, merhumun ellerinde barut izi aratırması,  
balistik incelemeler ve parmak izi incelemeleri yapılmı, merhumun yazdığı notlar üzerinde  
bir grafolojik bilirkii raporu düzenlenmive birçok tanığın ifadesi alınmıtır.  
Jandarma içerisinde de bir soruturma balatılmıve merhumun hiyerarik üstleri ve  
arkadaları sorgulanmıtır. Bu soruturma kapsamında dinlenen tanık tutanaklarına göre, ilgili  
ahıs psikolojik sorunları nedeniyle tabur komutanının emriyle dınöbet diye adlandırılan  
nöbetlerde değil, kıla içerisindeki nöbetlerde görevlendirilmitir; silahla ilgili görevlerini  
yerine getiremeyeceğine dair hiçbir tıbbi rapor bulunmamaktadır ve bizzat kendisi kantinde  
çalıma teklifini « gerçek askerlik yapmak » istediğini belirterek reddetmitir; para sıkıntısı  
bulunmamaktadır; son olarak da tabur içerisinde hakaret veya dövme gibi olaylar vuku  
bulmatır.  
31 Aralık 2003 tarihinde, intihar ettiği sonucunu çıkaran Adana askeri savcısı delillere  
dayanarak ve üçüncü ahıslara sorumluluk yükleyecek unsur bulunmadığını belirterek,  
takipsizlik kararı vermitir.  
11 ubat 2004 tarihinde, bu karar merhumun babası bavuran Bay Lütfi Demirci’ye tebliğ  
edilmitir.  
13 Ekim 2004 tarihinde, askeri idare mahkemesi bu arada yapılan tam kadro mahkeme  
oturumu talebini bavuranların yakınının ölümü ile idarenin bir hatası ya da objektif  
sorumluluğu arasında nedensellik bağı bulunmadığı gerekçesiyle reddetmitir.  
Bavuranlar, askeri yetkililerin genç adamın geçmiteki psikolojik sorunlarını dikkate  
almaları ve kendisine silah vermemeleri gerektiği yönündeki argümanlarını yineleyerek ve  
verilen ilacın onu intihara sürüklediğini iddia ederek, askeri idare hukukundaki tek itiraz yolu  
3
olan kararın düzeltilmesi talebinde bulunmulardır. 2 ubat 2005 tarihinde, mahkeme bu  
talebi reddetmitir.  
HUKUK  
Yetkililerin yakınlarını koruyamadığına kanaat getiren bavuranlar, AĐHS’nin 2.  
maddesinin ihlal edildiğinden ikâyetçi olmaktadır. Özellikle Atalay Demirci’ye verilen ilacın  
prospektüsündeki bilgilere atıfta bulunan bavuranlar, bu ilacın intihara sürükleyici nitelikte  
olduğunu ve yakınlarının bu ilaçla yapılan tedavi süresince kontrol altında tutulması  
gerektiğini iddia etmektedir.  
Bavuranlar, ayrıca AĐHS’nin 6, 8 ve 13. maddelerine atıfta bulunarak, idare  
mahkemesinin kendi argümanlarını gereği gibi incelemediklerini ve sözkonusu ilaçla ilgili  
iddialarının doğruluğunu aratırmak üzere bilirkii raporu istemediklerini ileri sürmektedir.  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN  
Hükümet, bavuranların 31 Aralık 2003 tarihli takipsizlik kararına itiraz etmediklerini  
gerekçe göstererek AĐHM’nin öncelikle bavuruyu kabuledilemez ilan etmesini istemektedir.  
AĐHM, bavuranların askeri idare mahkemesi önünde bir tam kadro mahkeme oturumu  
bavurusu yaptıklarını gözlemlemektedir. Dolayısıyla AĐHM, bavuranların iç hukuk yollarını  
tükettiği kanaatine varmaktadır. Üstelik bavuranlar iç hukuk yollarının çokluğu dolayısıyla  
ve bu yolların hepsini kullanamayıp sadece birini seçmek zorunda bırakıldıkları için 31 Aralık  
2003 tarihli karara itiraz etmemilerdir (bakınız, mutatis mutandis, Rusya aleyhine Umayeva  
davası (karar), no 1200/03, 11 Aralık 2007; yine bakınız Türkiye aleyhine Salman davası  
[GC], no 21986/93, prg. 83, CEDH 2000-VII ; Türkiye aleyhine Acar davası (karar), no  
24940/94, 3 Mayıs 2001 ; ve Türkiye aleyhine Erdoğan davası (karar), no 26337/95, 6 Eylül  
2001 ; bir askerin üstünün aağılayıcı davranıları karısında intihar ettiği ve Hükümetin  
bavuran daha önce ceza davasını balattığı gerekçesiyle idari hukukta tazminat davası  
açmadığı ve bu suretle iç hukuk yollarını tüketmediği yönündeki ön itirazının AĐHM  
tarafından reddedildiği Türkiye aleyhine Abdullah Yılmaz davasının koullarıyla  
karılatırınız, no 21899/02, prg. 47, 17 Haziran 2008,). Dolayısıyla, Hükümetin mevcut  
davada sunduğu ön itirazın da reddedilmesi uygun olacaktır.  
AĐHM, ayrıca bavurunun AĐHS’nin 35. maddesinde belirtilen baka bir kabuledilemezlik  
gerekçesi bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu itibarla, bavurunun kabuledilebilir ilan  
edilmesi uygun olacaktır.  
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, esas itibariyle yakınlarının intihar etmesini engelleyebilecek önlemlerin  
yokluğundan ikâyetçi olmaktadır.  
Hükümet, bavuranların bu savına karı çıkmakta ve askerin intiharında yetkililerin hiçbir  
sorumluluğu olmadığını savunmaktadır.  
AĐHS’nin 2. maddesinin mevcut davayı ilgilendiren bölümü aağıdaki gibi kaleme  
alınmıtır:  
4
A. Genel ilkeler  
AĐHS’nin 2. maddesinde, Devletlere, bir kimseyi yetkililerin sorumluluğu altında  
bulunurken üçüncü kiilerin ölümcül eylemlerine (Birleik Krallık aleyhine Osman davası  
[GC], 28 Ekim 1998, prg. 115, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VIII) ya da bazı özel  
koullarda kendi eylemlerine karı korumaları amacıyla uygulamaya ilikin tüm tedbirleri  
almalarını içeren pozitif yükümlülük yüklenmektedir (Birleik Krallık aleyhine Keenan  
dava, no 27229/95, prg. 89-93, CEDH 2001-III). Bu yükümlülük hiç üphesiz zorunlu  
askerlik hizmeti için de geçerlidir ve Devletler bu hayati önem taıyan görevlerini yerine  
getirirken etkili yasal ve idari bir sistemi uygulamaya koymak durumundadır (Đspanya  
aleyhine Álvarez Ramón davası (karar), no 51192/99, 3 Temmuz 2001 ve Türkiye aleyhine  
Abdullah Yılmaz davası, no 21899/02, prg. 55-58, 17 Haziran 2008).  
Bu özel alanda yapılacak düzenleme, risklere uygun kurallara bağlanmalı ve Devlet  
tarafından ellerine silah verilen vatandaların bazı faaliyetlerin doğası icabı ya da insan  
unsuru dolayısıyla askerlik yaptıkları süre içerisinde bulundukları hayati tehlikeye karı etkili  
bir ekilde korunmasını sağlayacak ve farklı kademelerde yetkililerin olası hatalı  
davralarını bertaraf edecek uygun tedbirlerin alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda,  
ilgili sağlık kurumlarının da silah altına çağırılan askerlerin korunmasını sağlayacak önlemleri  
alması gerekmektedir, zira bazı durumlarda silah altındaki askerlerin sağlıklarını ilgilendiren  
konularda ortaya çıkan eksik ve aksaklıklar askeri tıp kurumlarını AĐHS’nin 2. maddesi  
açısından sorumlu hale getirebilir (Türkiye aleyhine Kılınç ve diğerleri davası, no 40145/98,  
prg. 40-43, 7 Haziran 2005).  
B. Mevcut davada uygulama  
AĐHM, öncelikle prospektüste yazılan bilgilerde aslında ilacın hastayı intihara sürüklediği  
değil, intihar eğilimli depresif hastanın bütün hapları bir anda içerek intihar etmesini  
engellemek için ilacın küçük miktarlarda verilmesi gerektiği belirtilmekte olduğundan,  
bavuranların yakınlarına reçete edilen antidepresan ilaçla ilgili iddialarının sonucu  
değitirmediğini kaydetmektedir.  
Daha sonra, yukarıdaki ilkelere atıfta bulunan AĐHM, Atalay Demirci’nin askerlik  
hizmetinin balangıcından itibaren düzenli olarak tıbbi ve psikolojik açıdan takip edildiğini  
gözlemlemektedir. Đlgili ahısın durumu ayrıca hiyerarik üstleri tarafından da takip  
edilmekteydi. Böylelikle kendisi 15 Eylül 2002 ile 3 Ocak 2003 tarihleri arasında onlarca kez  
muayene edilmive karılıklı görümelere konu olmutur.  
AĐHM, ayrıca bavuranların yakınlarının psikolojik bozukluğunun askerlik hizmetiyle  
alakalı olmadığını ve diğer askerler ya da hiyerarik üstlerinin aağılayıcı veya değer  
ürücü davranılarına maruz kalmadığını kaydetmektedir (Abdullah Yılmaz davası, ilgili  
bölüm ile karılatırınız). Üstelik, soruturma sırasında alınan ifadelere bakıldığında, prensip  
olarak bir asker eğer silah gerektiren görevleri yerine getiremeyecek durumda ise doktorların  
raporlarında bu durumu belirttikleri anlaılmaktadır.  
Oysa mevcut davada ya bu sistem yanlıiledi, ya da davanın bu boyutu pasif kalan  
yetkililer tarafından gereği gibi incelenmedi. Askeri yetkililer her ne kadar Bay Atalay’ın tıbbi  
muayene ve takibini sıklatırarak yakından kontrol altına almıolsalar da, gerekli korumayı  
sağlayamalardır. Dolayısıyla yetkililer, örneğin, yalnızca 2 ve 3 Ocak 2003 tarihlerindeki  
ifadelerinde kendisini daha iyi hissettiğini söylemesine bakarak ilgili ahsın kantinde çalıma  
5
teklifini reddetmesini onun isteğine bırakmamaları gerekirdi. Yetkililer, ilgili ahsa verdikleri  
psikolojik ve tıbbi takibe paralel olarak silah kullanımıyla alakalı görevlerden muaf tutmaları,  
hatta onun silahlara ulaımını engellemeleri gerekirdi. Askerliğin zorunlu olduğu ülkelerde  
Devlet’in pozitif yükümlülükler ıığında silah taımayı gerektiren askerlik hizmeti gibi  
bireylerin hayatlarının tehlikede olduğu durumlarda özel bir itinayla hareket etmesi ve  
psikolojik rahatsızlıkları bulunan askerler için uygun önlemler ve tedavi öngörmesi  
gerekmektedir. Mevcut davada, böylesi bir bozukluk askerlik hizmetinin balangıcında ortaya  
çıktığına göre Devlet’in askerlik hizmeti sırasında intiharları önlemek amacıyla kurduğu  
sistem, yetkililerden beklenen makul somut önlemlerin alınmadığı yani ilgili ahısın öldürücü  
silahlara ulaımının engellenmediği anlaılmaktadır (Türkiye aleyhine Ataman davası, no  
46252/99, prg. 61, 27 Nisan 2006, karılatırınız Türkiye aleyhine Ömer Aydın davası, no  
34813/02, prg. 6-32 ve 51-59, 25 Kasım 2008, ve Türkiye aleyhine Salgın davası, no  
46748/99, prg. 11-50 ve 79-84, 20 ubat 2007).  
Devlet’in Atalay Demirci’yi kendi davranılarına karı korumak için uygun önlemlerin  
alınması yönündeki pozitif yükümlülükleriyle ilgili olarak AĐHS’nin 2. maddesi ihlal  
edilmitir.  
III. DĐĞER ꢁĐKÂYETLER HAKKINDA  
AĐHS’nin 2. maddesi için bir ihlalin söz konusu olduğunu tespit eden AĐHM, diğer  
ikâyetlerle ilgili olarak mevcut bavuruda ortaya konan temel hukuki sorunu incelediği  
kanaatine varmaktadır. Davadaki olaylar ve tarafların argümanları göz önüne alındığında  
AĐHM, AĐHS’nin 6, 8 ve 13. maddelerine dayalı diğer ikâyetlerin karara bağlanması  
gerekmediği sonucuna varmaktadır (Türkiye aleyhine Kamil Uzun davası, no 37410/97,  
prg. 64, 10 Mayıs 2007).  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
41. madde bağlamında Bay Lütfi Demirci ve Bayan Fadime Demirci, oğullarının mali  
desteğini kaybettikleri gerekçesiyle maddi tazminat olarak sırasıyla 6 000 ABD Doları ve  
14 000 ABD Doları verilmesini talep etmektedir.  
Yukarıda adı geçen bavuranlar ayrıca manevi tazminat olarak her biri için 5 000  
Amerikan Doları talep etmektedir. Diğer üç bavuran, manevi tazminat olarak her biri için  
2 000 ABD Doları talep etmektedir (manevi zarar karılığı olarak talep edilen bu rakamlar  
talep tarihi olan 16 ubat 2009 tarihinde sırasıyla yaklaık 3 920 Euro ve 1 570 Euro tutarına  
tekabül etmektedir).  
Yargılama gider ve masraflarıyla ilgili olarak bavuranlar avukat ücreti olarak 1 000 ABD  
Doları ve AĐHM önünde görülen yargılamayla ilgili olarak yapılan çeitli harcamalar  
karılığında da 500 ABD Doları talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM, iddia edilen zarar ile AĐHS’nin ihlali arasında açık bir nedensellik bağı olması  
gerektiğini ve adil tatminin, gerektiğinde, maddi destek kaybı karılığında bir tazminat  
içerebileceğini hatırlatmaktadır (bakınız, Türkiye aleyhine Kavak davası, no 53489/99,  
prg. 109, 6 Temmuz 2006). Bununla birlikte, mevcut davada, AĐHM bavuranların Atalay  
Demirci’nin vefatına kadar verdiği maddi destekle ilgili herhangi bir kanıt belgesi ya da  
6
açıklama sunmadığını gözlemlemektedir. Bu durumda AĐHM, maddi tazminat talebini  
reddetmektedir.  
Buna karın AĐHM, yetkililerin bavuranların yakınının hayatını koruma yükümlülüklerini  
yerine getirmek için gerekli önlemleri almadıklarını tespit etmektedir. Bu olay sonrası  
bavuranlar, hayal kırıklığına uğramı, sıkıntı ve kaygı duymular; dolayısıyla AĐHS’nin  
ihlalinin tespitinin yeterli olamayacağı derecede manevi yıkıntı yaamılardır (bakınız,  
diğerleri arasından, Kavak, ilgili bölüm, prg. 110). Bu itibarla AĐHM, manevi tazminat olarak,  
talep edilen tutarın tamamının bavuranlara ödenmesine hükmetmektedir.  
Diğer talepler için AĐHM, bavuranların avukat ücretleri ile yargılama gider ve masrafları  
için herhangi bir kanıt belgesi ya da makbuz sunmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla,  
AĐHM bu talepleri reddetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME,  
1. Oybirliğiyle, Hükümetin ön itirazının reddine ve bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Đkiye karı beoyla AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Oybirliğiyle, kalan diğer ikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;  
4. Oybirliğiyle,  
a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından manevi tazminat olarak;  
i. bavuran Lütfi Demirci’ye 3.920 (üç bin dokuz yüz yirmi) Euro ödenmesine,  
ii. bavuran Fadime Demirci’ye 3.920 (üç bin dokuz yüz yirmi) Euro ödenmesine,  
iii. bavuran Döndü Demirci’ye 1 570 (bin beyüz yetmi) Euro ödenmesine,  
iv. bavuran Sabire Demirci’ye 1 570 (bin beyüz yetmi) Euro ödenmesine,  
v. bavuran Kadir Demirci’ye 1 570 (bin beyüz yetmi) Euro ödenmesine,  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Oybirliğiyle, adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 2 Mart 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45/2 ve Đçtüzüğün 74/2 maddelerine uygun olarak Yargıçlar  
Ireneu Cabral Barreto ve András Sajó’nun ayrı oy görüü yer almaktadır.  
7