A. Genel ilkeler
AĐHS’nin 2. maddesinde, Devletlere, bir kimseyi yetkililerin sorumluluğu altında
bulunurken üçüncü kiꢀilerin ölümcül eylemlerine (Birleꢀik Krallık aleyhine Osman davası
[GC], 28 Ekim 1998, prg. 115, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VIII) ya da bazı özel
koꢀullarda kendi eylemlerine karꢀı korumaları amacıyla uygulamaya iliꢀkin tüm tedbirleri
almalarını içeren pozitif yükümlülük yüklenmektedir (Birleꢀik Krallık aleyhine Keenan
davası, no 27229/95, prg. 89-93, CEDH 2001-III). Bu yükümlülük hiç ꢀüphesiz zorunlu
askerlik hizmeti için de geçerlidir ve Devletler bu hayati önem taꢀıyan görevlerini yerine
getirirken etkili yasal ve idari bir sistemi uygulamaya koymak durumundadır (Đspanya
aleyhine Álvarez Ramón davası (karar), no 51192/99, 3 Temmuz 2001 ve Türkiye aleyhine
Abdullah Yılmaz davası, no 21899/02, prg. 55-58, 17 Haziran 2008).
Bu özel alanda yapılacak düzenleme, risklere uygun kurallara bağlanmalı ve Devlet
tarafından ellerine silah verilen vatandaꢀların bazı faaliyetlerin doğası icabı ya da insan
unsuru dolayısıyla askerlik yaptıkları süre içerisinde bulundukları hayati tehlikeye karꢀı etkili
bir ꢀekilde korunmasını sağlayacak ve farklı kademelerde yetkililerin olası hatalı
davranıꢀlarını bertaraf edecek uygun tedbirlerin alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda,
ilgili sağlık kurumlarının da silah altına çağırılan askerlerin korunmasını sağlayacak önlemleri
alması gerekmektedir, zira bazı durumlarda silah altındaki askerlerin sağlıklarını ilgilendiren
konularda ortaya çıkan eksik ve aksaklıklar askeri tıp kurumlarını AĐHS’nin 2. maddesi
açısından sorumlu hale getirebilir (Türkiye aleyhine Kılınç ve diğerleri davası, no 40145/98,
prg. 40-43, 7 Haziran 2005).
B. Mevcut davada uygulama
AĐHM, öncelikle prospektüste yazılan bilgilerde aslında ilacın hastayı intihara sürüklediği
değil, intihar eğilimli depresif hastanın bütün hapları bir anda içerek intihar etmesini
engellemek için ilacın küçük miktarlarda verilmesi gerektiği belirtilmekte olduğundan,
baꢀvuranların yakınlarına reçete edilen antidepresan ilaçla ilgili iddialarının sonucu
değiꢀtirmediğini kaydetmektedir.
Daha sonra, yukarıdaki ilkelere atıfta bulunan AĐHM, Atalay Demirci’nin askerlik
hizmetinin baꢀlangıcından itibaren düzenli olarak tıbbi ve psikolojik açıdan takip edildiğini
gözlemlemektedir. Đlgili ꢀahısın durumu ayrıca hiyerarꢀik üstleri tarafından da takip
edilmekteydi. Böylelikle kendisi 15 Eylül 2002 ile 3 Ocak 2003 tarihleri arasında onlarca kez
muayene edilmiꢀ ve karꢀılıklı görüꢀmelere konu olmuꢀtur.
AĐHM, ayrıca baꢀvuranların yakınlarının psikolojik bozukluğunun askerlik hizmetiyle
alakalı olmadığını ve diğer askerler ya da hiyerarꢀik üstlerinin aꢀağılayıcı veya değer
düꢀürücü davranıꢀlarına maruz kalmadığını kaydetmektedir (Abdullah Yılmaz davası, ilgili
bölüm ile karꢀılaꢀtırınız). Üstelik, soruꢀturma sırasında alınan ifadelere bakıldığında, prensip
olarak bir asker eğer silah gerektiren görevleri yerine getiremeyecek durumda ise doktorların
raporlarında bu durumu belirttikleri anlaꢀılmaktadır.
Oysa mevcut davada ya bu sistem yanlıꢀ iꢀledi, ya da davanın bu boyutu pasif kalan
yetkililer tarafından gereği gibi incelenmedi. Askeri yetkililer her ne kadar Bay Atalay’ın tıbbi
muayene ve takibini sıklaꢀtırarak yakından kontrol altına almıꢀ olsalar da, gerekli korumayı
sağlayamamıꢀlardır. Dolayısıyla yetkililer, örneğin, yalnızca 2 ve 3 Ocak 2003 tarihlerindeki
ifadelerinde kendisini daha iyi hissettiğini söylemesine bakarak ilgili ꢀahsın kantinde çalıꢀma
5