CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
LEVENT CAN YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:53497/99)  
NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRASBOURG  
21 Temmuz 2005  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (53497/99) başvuru no’lu davanın nedeni,  
bu ülke vatandaşı Levent Can Yılmaz’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AİHM) 1 Haziran 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi  
uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde Ankara Barosu avukatlarından  
Hüseyin Yüksel Biçer tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Davanın Koşulları  
Yasadışı TIKP örgütü üyesi olduğundan şüphelenilen başvuran 16 Temmuz 1996 tari-  
hinde yakalanarak, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltına alın-  
mıştır. 25 Temmuz 1996 tarihine kadar burada sorgulanan başvuran, belirtilen tarihte verdiği  
ifadesinde TIKP’ye üye olduğunu ve bu örgüt adına çeşitli şiddet içeren gösterilere katıldığını  
kabul etmiştir.  
25 Temmuz 1996 tarihinde Adli Tıp Enstitüsü’nde muayene edilen başvuranın  
kollarında lezyonlar saptanmış ve doktor tarafından bir günlük rapor verilmiştir.  
Daha sonra başvuran Ankara DGM Cumhuriyet Savcılığı’na, ardından aynı Mahkeme önüne  
çıkarılmış ve hakkında tutuklu yargılama kararı verilmiştir. Başvuran gerek Savcı gerek ise  
Hakim önünde Emniyet Müdürlüğü’nde verdiği ifadeyi reddederek, yalnızca bir gösteriye  
katıldığını, bunun da izinli olduğunu belirtmiştir.  
12 Ağustos 1996 tarihinde DGM Cumhuriyet Savcılığı başvuran ve diğer on kişi hakkında,  
TIK’ye üye olmak, yasadışı gösterilere katılmak ve patlayıcı madde kullanmakla suçlayarak,  
Türk Ceza Kanunu’nun 168. ve 264. maddeleri ile 3712 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun  
5. maddesi gereğince mahkum edilmelerini istemiştir.  
Başvuran ilk kez Mahkeme önüne çıktığı 27 Eylül 1996 tarihinde hakkındaki  
suçlamaları reddetmiş ve gözaltındayken kötü muamelelere maruz kaldığını belirtmiştir.  
Ankara DGM 10 Mart 1998 tarihinde başvuranı, silahlı çeteye üye olmak suçundan on  
iki yıl altı ay, patlayıcı madde kullanmaktan ise beş yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıştır.  
Bu kararı temyize götüren başvuran dilekçesinde, polis baskısı altında verdiği ifadeye ve  
kendisiyle birlikte suçlanan bir diğer kişinin ifadesine dayanılarak mahkum edildiğini dile  
getirmiştir. Başvuran diğer yandan hakkında yapılan suçlamaları oluşturan unsurların bu  
davada bir arada bulunmadığını öne sürmüştür.  
28 Aralık 1998 tarihinde Yargıtay temyiz edilen kararı onamıştır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek  
“bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadır.  
Başvuran ayrıca gözaltındayken baskı altında verdiği ifadenin suçlu olduğunun  
göstergesi olarak kullanılması nedeniyle hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmadığını dile  
getirmektedir.  
Bu itibarla başvuran AİHS’nin 6§1 maddesine gönderme yapmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet, DGM’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğuna ilişkin şikayet  
hakkında verilen iç nihai kararın, yine aynı Mahkeme tarafından verildiğini belirtmektedir. Bu  
itibarla Hükümet, Yargıtay’ın sözkonusu şikayet hakkında hüküm vermeye yetkili olmadığını,  
bundan dolayı dava konusu durumu telafi etmek için temyizin etkili bir iç hukuk yolu teşkil  
etmediğini savunmaktadır. Sonuç olarak Hükümet, başvuranın başvurusunu, DGM’nin  
kararını verdiği 10 Mart 1998 tarihinden itibaren altı ay içinde yapmış olması gerektiğini ileri  
sürmektedir. Oysa başvuru 1 Haziran 1999 tarihinde yapılmıştır. Hükümet argümanını  
desteklerken AİHM içtihatlarını referans almaktadır (diğerleri arasında, İrfan Kalan-Türkiye,  
no: 73561/01, 2 Ekim 2001).  
AİHM benzer bir itirazı Özdemir-Türkiye (no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003)  
davasında reddettiğini hatırlatır. Mahkeme önceki kararından ayrılmasını gerektirecek hiçbir  
gerekçe görmediğinden Hükümet’in bu itirazını reddetmiştir.  
AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (Bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998,  
Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümü gözönüne  
alındığında başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda  
bunun dışında hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit etmiştir.  
B. Esas hakkında  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında  
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve  
bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.  
adıgeçen Özel, § § 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659,§§ 35-36, 6 Şubat 2003).  
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak  
hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen ve  
cezalandırılan suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın,  
aralarında asker kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe  
duymasının anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı  
almasından haklı olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin  
tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere  
dayandığı kabul edilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s.  
1573, § 72).  
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
AİHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı  
sonucuna varmıştır.  
2. Ceza Yargılama Usul İşlemlerinin Adilliği Hakkında  
AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve  
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil ve  
hakkaniyete uygun bir yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.  
Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının  
ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, davanın adil bir şekilde görülmesi hakkının ihlal edildiği  
şikayetinin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında  
adıgeçen Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45).  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.  
A. Maddi ve Manevi Tazminat  
Başvuran bir öğretmenin ortalama geliri baz alınarak yapılan hesap üzerinden yola  
çıkarak 151.900.000.000 TL değerinde veya Türkiye’de uygulanan asgari ücret tarifeleri  
üzerinden hesaplandığında 97.834.000.000 TL değerinde maddi zarara uğradığını iddia  
etmektedir. Başvuran ayrıca, kendisine maddi tazminat olarak ödenecek tutarın aynını manevi  
tazminat olarak talep etmektedir.  
Hükümet başvuranın talebinin fahiş tutarda olduğu ve haklı bir gerekçeye  
dayanmadığı kanaatindedir.  
İddia edilen maddi tazminata ilişkin olarak AİHM, AİHS’nin ihlal edilmemiş olması  
halinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki davanın sonucun ne olacağına dair spekülasyon  
yapılamayacağını belirterek, başvurana bu yönde bir tazminat ödenmesine gerek olmadığına  
karar vermiştir (Bkz, Findlay-Birleşik Krallık kararı, 25 Şubat 1997, Derleme 1997-I, s.284,  
§ 85).  
Manevi tazminat konusunda ise AİHM, davaya ait koşullarda verilen ihlal kararının  
adil tazmin için başlı başına yeterli olduğuna kanaat getirmiştir (Çıraklar, adıgeçen karar, §  
49).  
AİHM mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve bağımsız  
olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun  
tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden  
yargılanması olacağı kanaatine varmıştır (Gençel, adıgeçen karar, § 27).  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran, kendisine maddi ve manevi tazminat olarak ödenecek tutarın dörtte birine  
eşit bir tutarı masraf ve harcamalar için talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere karşı çıkmıştır.  
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda AİHM,  
Mahkeme’de görülen davayı dikkate alarak başvurana 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesinin  
makul olduğuna kanaat getirmiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük  
bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OY BİRLİYLE;  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olması  
nedeniyle AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6§1 maddesi uyarınca yapılan diğer şikayetin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
4. Mevcut kararın kendisinin manevi zararın adil tazmini için yeterli olduğuna;  
5. a) AİHS’nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve miktara  
yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından  
başvurana, masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beşyüz) Euro ödenmesine,  
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;  
8. Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 21 Temmuz 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.