Son olarak Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemiꢀ olması sebebiyle iꢀbu
baꢀvurunun reddedilmesini talep etmektedir. Hükümet, Đdari Usul Kanunu’nun 28.
maddesinin adli yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle mağdur olan kiꢀilere tazminat
ödenmesini öngörmesine rağmen baꢀvuranın Đdare’ye karꢀı tazminat davası açmadığını
belirtmektedir.
Baꢀvuran bu iddiayı reddetmektedir. Baꢀvuran, sözkonusu ihlalin idari yargı
kararlarının uygulanmaması ve dava konusu iꢀletme faaliyetlerinin devam etmesi ile ilgili
olduğunun altını çizmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın mağdur sıfatı ile ilgili olarak Taꢀkın ve diğerleri-Türkiye (no:
46117/99) kararında, madencilik faaliyetlerinin tehlikeli etkilerinin, çevresel etki
değerlendirmesi çerçevesinde özel ve aile hayatıyla yakından ilgili olduğunu ortaya koyacak
ꢀekilde tespit edildiğinde, AĐHS’nin 8. maddesinin duruma uygulandığını hatırlatmaktadır.
Bununla ilgili olarak AĐHM baꢀvuranın ve ailesinin altın madeni iꢀletmesine elli kilometre
uzaklıkta ikamet ettiklerini ve baꢀvuranın dava konusu iꢀletme faaliyetine karꢀı, sonucunda
haklı bulunacağı iç hukuk yolunu kullanma imkanına sahip olduğunu not etmektedir. Bu
durumda bu ꢀikayetler, iç hukukla kendisine tanınan ve ulusal mahkemelerin konu ile ilgili
olarak görüꢀ açıkladığı özel bir hakkın savunması ile ilgilidir (mutatis mutandis, Okyay ve
diğerleri-Türkiye, no: 36220/97). Sonuç olarak Hükümet’in bununla ilgili olarak dile getirdiği
itirazın reddedilmesi uygun olacaktır.
Baꢀvurunun geç yapılması ile ilgili olarak AĐHM, halen devam etmekte olan ve hiçbir
baꢀvuru yolunun mevcut olmadığı durumlarda, altı aylık sürenin bu durumun sona erdiği
tarihten itibaren iꢀlemeye baꢀladığının altını çizmektedir. Sözkonusu durum devam ettiği
sürece altı aylık süre kuralı uygulanmamaktadır (mutatis mutandis, Hornsby-Yunanistan, 19
Mart 1997 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler, ve Marikanos-Yunanistan (karar),
no: 49282/99, 29 Mart 2001). Buna karꢀın baꢀvuran idari yargı kararlarının, baꢀvurunun
yapıldığı tarihte de aynı ꢀekilde olmak üzere idari makamlar tarafından uygulanmadığını ileri
sürmektedir. Bu nedenle Hükümet’in bu konu ile ilgili olarak dile getirdiği itirazın
reddedilmesi gerekmektedir.
Son olarak iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, ancak dava konusu durumu telafi
edebilecek türden yollar olması durumunda geçerli olduğunu hatırlatmaktadır. Buna karꢀın
baꢀvuran, ulusal mahkemelerin kesin hüküm kudreti bulunan hukuki kararları uygulamayı
reddetmesi konusuna itiraz etmektedir. Bu noktada tazminat davası açmak, mevcut davada
süregelen ihlalin telafisi için etkili bir baꢀvuru yolunu teꢀkil etmekten uzaktır (benzer bir
durum için bkz., Okyay ve diğerleri-Türkiye (karar), no:36220/97, 17 Ocak 2002). Bu nedenle
Hükümet’in, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazının reddedilmesi uygundur.
AĐHM bu ꢀikayetin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını belirtmekte ve baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle ters düꢀmediğini ortaya
koymaktadır. Dolayısıyla ꢀikayetin kabuledilebilir ilan edilmesinin uygun olacağı
kanaatindedir.
B. Esas Hakkında
Hükümet, bölge sakinlerinin sağlığı ve bölgenin güvenliği ile ilgili tehlike risklerinin
farazi nitelikte olduğunu belirtmektedir. Esasında altın madeni iꢀletmesinin, ne bölge sakinleri
üzerinde ne de diğer canlılar üzerinde zararlı bir etkisi tespit edilmiꢀtir. Hükümet’e göre
5