AĐHM, ayrıca, Hükümet’in, iç hukuk yollarının tüketilmemesine iliꢀkin benzer ön
itirazlarını geçmiꢀte incelemiꢀ olduğunu ve onları reddettiğini yineler ( bkz. diğerlerinin yanı
sıra, Mete – Türkiye, no. 39327/02, § 19, 4 Ekim 2005).
Yukarıda belirtilenlerin ıꢀığında, AĐHM, bu ꢀikayetin, AĐHS bağlamında ciddi hukuki
ve esasa iliꢀkin sorular ortaya koyduğu kanısındadır. Dolayısıyla, AĐHM, baꢀvurunun,
AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde temelsiz olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
Kabuledilmez olduğuna karar vermek için baꢀka bir sebep görülmemiꢀtir.
B. Esaslar
AĐHM, dikkate alınacak sürecin, 4 Mart 1993 tarihinde baꢀladığını ve Yargıtay’ın
baꢀvuranın düzeltme talebini reddettiği 7 Haziran 1999 tarihinde sona erdiğini kaydeder. Đlk
derece mahkemesi ve Yargıtay’ın, sırasıyla, bir ve iki karar verdiği bu süreç böylece yaklaꢀık
altı yıl ve üç ay sürmüꢀtür.
Hükümet, iꢀlemlerin süresinin, makul süre ꢀartını aꢀmamıꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuranın davasının, zararların hesaplanmasına iliꢀkin teknik uzmanlık gerektiren, karmaꢀık
bir dava olduğunu iddia etmiꢀtir. Tarafların davranıꢀları iꢀlemlerin uzamasına katkıda
bulunmuꢀtur, zira taraflar, erteleme ve yinelenen bilirkiꢀi raporu taleplerinde bulunmuꢀlardır.
Baꢀvuran iddialarını sürdürmüꢀtür.
AĐHM, iꢀlemlerin süresinin makuliyetinin, davanın olayları ıꢀığında ve davanın
karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili makamların davranıꢀı ve tartıꢀmada baꢀvuran için neyin
tehlikede olduğu kriterlerine atfen değerlendirilmesi gerektiğini yineler (bkz., diğer birçok
içtihadın yanı sıra, Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96, § 43, AĐHM 2000-VII).
AĐHM, bu davanın özellikle karmaꢀık olduğu düꢀüncesinde değildir. Baꢀvuranın
davranıꢀı hakkında ise, dava dosyasında iꢀlemlerin uzamasına kaydadeğer bir ꢀekilde katkıda
bulunduğuna dair bir gösterge yoktur. Adli makamların davranıꢀına iliꢀkin olarak ise, AĐHM,
davanın üç dizi iꢀleme iliꢀkin iki yargı alanı düzeyinde incelendiğini gözlemler. Her iki taraf
da önceki rapora itiraz etmiꢀ olduğu için mahkeme 18 Temmuz 1995 tarihinde ek bilirkiꢀi
raporu emri vermiꢀ olsa da, mahkemenin, bilirkiꢀi komisyonu oluꢀturulamadığı için ek
bilirkiꢀi raporu sağlamanın mümkün olmadığını ancak, 16 Mayıs 1997 tarihinde, neredeyse
iki yıl sonra, kabul ettiği gerçektir. AĐHM, bir geliꢀmenin olmadığı bu uzun dönemi göz ardı
edemez.
AĐHM, temyiz iꢀlemlerinden önce büyük bir gecikme olmamıꢀ olmasına rağmen, ilk
derece mahkemesindeki iꢀlemlerin beꢀ yıldan fazla sürdüğünü kaydeder. Hükümet tarafından
makul bir açıklamanın veya baꢀvuranın suçlanması gerektiğine dair herhangi bir göstergenin
olmaması halinde, gecikme, iꢀlemleri yürüten yerel mahkemelere atfedilebilir olarak
değerlendirilmelidir (bkz., mutatis mutandis, Günter – Türkiye, no. 52517/99,22 ꢁubat 2005,
Nuri Özkan – Türkiye, no. 50733/99, § 21, 9 Kasım 2004).
Yukarıda belirtilenlerin ıꢀığında ve konuya iliꢀkin içtihadını göz önünde tutarak,
AĐHM, iꢀlemlerin toplam süresinin (özellikle ilk derece mahkemesindeki beꢀ yıldan uzun olan
sürenin) “makul süre” ꢀartına uymuꢀ olduğu değerlendirilemez.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
3