CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
KUYU -TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:1180/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
28 Nisan 2009  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (1180/04) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı)  
Yadigar Kuyu’nun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 11 Kasım 2003 tarihinde  
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan  
Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.  
Başvuran, Adana Barosu avukatlarından Y. Dora Şeker tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1958 doğumludur. Başvuruda bulunduğu sırada başvuran, Ermenek (Karaman)  
Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktaydı.  
10 Mart 1995 tarihinde, başvuran, yasadışı örgüt olan TKP-ML / TIKKO’ya karşı polis  
tarafından yürütülen operasyon çerçevesinde yakalanmıştır. Gözaltı sırasında başvuran,  
sözkonusu örgütün üyesi olduğunu ve örgütün eylemlerine katıldığını kabul etmiştir. Polis,  
yer tespit tutanağı ve kişi teşhis tutanağı gibi çok sayıda soruşturma tutanağı düzenlemiştir.  
Başvuran, savcı ve nöbetçi hakim önünde ifade vermeyi reddetmiştir.  
1995 yılının Mayıs ve Temmuz ayları arasında, eşzamanlı olarak, İzmir Devlet Güvenlik ve  
Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde başvuran hakkında ceza davası ılmıştır. Başvuran,  
Eski Türk Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca esasen Anayasal düzeni değiştirmeye  
çalışmakla suçlanmıştır.  
7 Kasım 1995 tarihinde, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi, İzmir Devlet Güvenlik  
Mahkemesi lehine yetkisizlik kararı vermiştir. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin de  
yetkisizlik kararı vermesi üzerine, 8 Kasım 1996 tarihinde, Yargıtay, davaya Konya Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin yetkili olduğuna karar vermiştir.  
2 Eylül 1996 tarihinden 16 Mayıs 1997 tarihine kadar, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi,  
dokuz duruşma gerçekleştirmiştir. Duruşmalar sırasında mahkeme, çok sayıda usuli işlem  
gerçekleştirmiştir; sanık savunmalarını, tanıkların beyanlarını dinlemiş ve istinabe yoluyla  
diğer tanıkların ifadelerini dosyaya eklemiştir. Başvuran, ilk kez 3 Şubat 1997 tarihinde  
mahkeme huzuruna çıkmıştır; kendisini örgüt mensubu olarak tanıtmış ve atılı olayları kabul  
etmiştir.  
Mahkemelerin yargılama yetkisi hususunda yapılan düzenlemenin ardından, davaya, Adana  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde devam edilmiştir. 2 Temmuz 1997 tarihi ile 17 Kasım 1998  
tarihleri arasında yapılan on altı duruşma boyunca sözkonusu mahkeme, usuli işlemleri yerine  
getirmiştir. Başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin meşruluğuna itiraz etmiş ve  
duruşmalara katılmayı reddettiğini bildirmiştir.  
17 Kasım 1998 tarihinde, yirmi üç sanığın bulunduğu duruşmanın sonunda, Adana Devlet  
Güvenlik Mahkemesi, başvuranı atılı olaylardan suçlu bulmuş ve idam cezasına mahkum  
etmiştir. Sözkonusu ceza, müebbet hapis cezasına çevrilmiştir.  
2
Mahkeme karar verirken, yargılamanın farklı safhalarında başvuran tarafından yapılan  
beyanları, özellikle duruşma sırasında ve sonunda örgüt mensubu olduğunu, örgütün  
eylemlerine katıldığını ve kendisine isnat edilen suçların çoğunu işlediğini kabul ettiği  
beyanları temel almıştır. Ayrıca mahkeme, başvuranın kötü muamele görmediği hakkındaki  
İzmir Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen sağlık raporuna atıfta bulunmuştur. Son olarak,  
mahkeme, somut kanıt unsurlarını, teşhis tutanaklarını ve tanıkların ve birlikte yargılandığı  
sanıkların ifadelerini göz önüne almıştır.  
Başvuran, temyiz başvurusunda bulunmuştur; ifadesini, polisler tarafından uygulanan kötü  
muamelenin ardından verdiğini ileri sürmüş, kanıtların kullanış biçimine karşı çıkmış ve  
kendisini teşhis eden kişilerle yüzleştirilmemesinden şikayetçi olmuştur.  
21 Aralık 1999 tarihinde, Yargıtay, usul hatası nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararını  
bozmuştur.  
21 Mart 2000 ve 4 Aralık 2001 tarihleri arasında Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay  
kararında belirtilen eksiklikleri gidermek için on sekiz duruşma gerçekleştirmiştir. 27 Haziran  
2000 tarihli duruşma sırasında başvuran, tüm tanıkların mahkeme huzuruna çıkarılması ile  
dava hakkında yeniden karar verilmesini talep etmiştir; 31 Ekim 2000 tarihli duruşmada,  
başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesinin oluşumunda yer alan asker hakim tarafından  
dinlenmiş olan tanıkların dinlenmesini talep etmiş ve istinabe yoluyla alınan ifadelerin  
yetersiz olduğunu belirtmiştir.  
31 Ekim 2000 tarihinde, başvuranın savunması dinlenmiştir. İki defa, savunmasını  
hazırlaması için başvurana süre tanınmıştır. 1 Aralık 2000 tarihinde, başvuran, on üç sayfalık  
savunma layihasını okumuştur. 4 Aralık 2001 tarihli duruşmada militan beyanlarda bulunmuş  
ve suçlandığı eylemlerin önemli olaylar olmadığını ileri sürmüştür. Savunmasını, sınıf  
mücadelelerini sürdüreceklerini ve cezanın niteliğinin kendileri için önem taşımadığını  
belirterek tamamlamıştır.  
4 Aralık 2001 tarihli duruşmanın sonunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuran hakkındaki  
ilk karar olan müebbet ağır hapis cezasını tekrarlamıştır. Sözkonusu karar için mahkeme aynı  
kanıt unsurlarını temel almıştır.  
Başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur; Başvuran, kullanış biçimlerinin düzensiz  
olduğunu ve çelişkili nitelik taşıdıklarını ileri sürerek tutanakların aleyhte kanıt unsuru olarak  
kullanılmasına itiraz etmiştir. Başvuran, mahkemenin kararını yasal olmayan kanıtlara  
dayandırdığını ve ifadesinin kötü muamele ve ölüm tehditlerinin ardından gözaltında  
alındığını sözlerine eklemiştir.  
8 Nisan 2003 tarihinde, Yargıtay, itiraz edilen kararı onamıştır. 13 Mayıs 2003 tarihinde,  
karar, ilk derece mahkemesinin kaleminde bulunan dava dosyasına eklenmiştir.  
26 Haziran 2004 tarihinde, başvurana verilen ilk ceza, başvuranın mahkumiyetinden sonra  
yürürlüğe giren af yasasına uygun olarak on dört yıl hapis cezasına çevrilmiştir.  
HUKUK  
Başvuran, makul bir sürede yargılanmamasından şikayetçidir.  
3
AİHM, kabuledilemezliğe dair hiçbir gerekçe tespit etmemektedir. Bu nedenle başvuru  
kabuledilebilir niteliktedir.  
Dikkate alınacak dönem 10 Mart 1995 tarihinde başlamış ve 8 Nisan 2003 tarihinde sona  
ermiştir. Sözkonusu süre iki dereceli yargıda ve dört mahkemede yaklaşık sekiz yıl bir ay  
sürmüştür.  
AİHM, mevcut davada ortaya konan sorunlara benzer davaları incelemiş ve AİHS’nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmuştur (bkz, Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no:  
25444/94). Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından AİHM, Hükümet’in, mevcut  
davada farklı bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir.  
Ayrıca, başvuran dava boyunca tutuklu yargılanmıştır ki böyle durumlarda mahkemenin  
adaletin en kısa sürede tecellisi için özel bir özen göstermesi beklenirdi (Bkz, Kalachnikov-  
Rusya, başvuru no: 47095/99).  
Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alarak AİHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin  
çok uzun olduğuna ve “makul süre” gerekliliğini yerine getirmediğine kanaat getirmektedir.  
Bu durumda, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
Aynı madde çerçevesinde, başvuran, kanıtların kullanış biçimlerini ve aleyhteki tanıkları  
sorgulama imkanının bulunmamasını göz önüne alarak adil yargılanma hakkının da ihlal  
edildiğini ileri sürmektedir. Son olarak AİHS’nin 3. maddesine atıfta bulunarak, başvuran,  
duruşmalara katıldığında cezaevinden mahkemeye nakil koşullarından şikayetçi olmaktadır;  
ring aracında elleri kelepçeli ve ayakları zincirle bağlanarak nakil edildiğini ileri sürmektedir.  
AİHM, başvuran tarafından sunulan şikayetlere benzer şikayetleri incelemiştir. Elindeki  
unsurların tamamını dikkate alarak AİHM, AİHS ile güvence altına alınan hak ve  
özgürlüklerin ihlaline ilişkin hiçbir gösterge bulamamaktadır; sözkonusu şikayetler açıkça  
dayanaktan yoksundur ve AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi  
gerekmektedir.  
AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususuna ilişkin olarak ise başvuran, maruz kaldığı  
maddi ve manevi zarar için 50.000 Euro ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf  
ve giderleri için 6.600 Euro talep etmektedir. Belge olarak başvuran, çalışma dekontu ile  
Adana Barosu ücret tarifesini sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu miktarlara itiraz etmektedir.  
AİHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı  
görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir.  
Buna karşın AİHM, başvurana, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulanan üç puanlık artış eklenerek belirlenen gecikme faizi ile birlikte manevi tazminat  
olarak 4.000 Euro ve yargılama masraf ve giderleri için 1.000 Euro ödenmesinin uygun  
olacağı kanaatindedir.  
4
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun AİHS’nin 6. maddesi (yargılama süresi) kapsamında yapılan şikayete  
ilişkin kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı  
Devlet tarafından başvurana her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat olarak  
4.000 Euro (dört bin Euro) ve yargılama masraf ve giderleri için 1.000 Euro (bin Euro)  
ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 28 Nisan 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
5