2. Yargılamanın Hakkaniyete Uygunluğu
AĐHM, baꢀvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil biçimde yargılanma
hakkının ihlal edildiğinin tespit edildiğini gözönünde tutarak, AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca,
yargılamanın ulusal mahkemelerdeki hakkaniyete uygunluğuyla ilgili diğer ꢀikayetin
incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermiꢀtir (bkz. diğerlerinin yanı sıra Đncal, yukarıda
bahsedilen, § 74 ve Ükünç ve Güneꢀ – Türkiye, no. 42775/98, § 26, 18 Aralık 2003).
3. Cezai takibat süresinin uzunluğu
Gözönünde bulundurulacak süre konusunda uyuꢀmazlık bulunmamaktadır. Taraflar, bu
sürenin, baꢀvuranın yakalanıp gözaltına alındığı tarih olan 19 Mart 1993 tarihinde baꢀladığı ve
Yargıtay’ın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuran hakkındaki kararını onadığı
tarih olan 17 Haziran 1998 tarihinde sona erdiği konusunda mutabıktır. AĐHM’nin baꢀka
yönde karar vermek için gerekçesi yoktur. Dolayısıyla, sözkonusu süre, iki mahkeme
huzurunda, beꢀ yıl üç ayı kapsamaktadır.
Hükümet, bu dava koꢀullarında, cezai takibat süresinin uzunluğunun makul olamayacak
kadar uzun olduğu kanısına varılamayacağını ileri sürmektedir. Bununla ilgili olarak, diğer
sanıkların sayısıyla delil toplamak için harcanan süreye göndermede bulunmuꢀtur. Hükümet,
ilk derece mahkemesinin nihai kararının doksan sekiz sayfadan ibaret olduğunu belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran Hükümet’in iddialarına itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran, özellikle, Cumhuriyet
Savcısı’nın 1994 yılında esaslara iliꢀkin görüꢀlerini belirtmiꢀ olduğunu ve o tarihten sonra
kendisiyle ilgili hiçbir yeni delilin sunulmadığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, mahkemenin, diğer
sanıklardan “itirafçı” olmalarını istemesi nedeniyle, yargılamanın uzamasının tek nedeninin
siyasi olduğunu iddia etmiꢀtir. Takibatı hızlandırmak için, mahkemenin, davaları
ayırabileceğini iddia etmiꢀtir.
AĐHM, takibat süresinin uzunluğunun makul olup olmamasının, davanın koꢀulları ıꢀığında
ve davanın içtihadınca belirlenen ölçütlerle, özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve
ilgili mercilerin tavrı ve anlaꢀmazlığı bulunan baꢀvuranın kaybedebileceklerine bağlı olarak
değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (diğerlerinin yanı sıra bkz. Sekin ve Diğerleri –
Türkiye, no. 26518, § 35, 22 Ocak 2004 ve Kranz – Polonya, no. 6214/02, § 33, 17 ꢁubat
2004).
AĐHM, doksan beꢀ sanığın cezai takibatının sözkonusu olması nedeniyle davanın bir
dereceye kadar karmaꢀık olmasına rağmen, bunun takibatın süresinin uzunluğunu baꢀlı baꢀına
mazur gösterdiğinin söylenemeyeceği kanısındadır.
Baꢀvuranın tavrıyla ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuranın, takibat süresinin uzamasına
katkısının bulunduğuna dair bir belirti gözlemlememiꢀtir. Hükümet bunun aksini
savunmamıꢀtır.
AĐHM, ulusal makamların tavrıyla ilgili olarak, bu makamlara atfedilebilecek önemli bir
erteleme süresi bulunduğunu gözlemlemiꢀtir. Bu bakımdan, baꢀvuran ve diğer sanıklar
aleyhinde açılan davanın fiili koꢀulları, Cumhuriyet Savcısı’nın esaslara iliꢀkin görüꢀlerini
sunduğu tarih olan 28 Aralık 1994 tarihinde belirtilmiꢀtir. Buna bakılmaksızın, takibat, iki yıl
iki ay sürmüꢀtür. AĐHM’nin 341 Sayılı Kanun’dan yararlanmak isteyen diğer bazı sanıklar
nedeniyle takibatın uzadığını ve bunun sonucunda, mahkemenin bu sanıkların ek
3