COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
KĐPER - TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 44785/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
23 Mayıs 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. Maddesi’nde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, Türk vatandaı Nihat Kiper’in (“bavuran”), Đnsan Haklarının ve Temel  
Özgürlüklerinin Korunmasına Đlikin Sözleme’nin (“AĐHS”) eski 25. Maddesi uyarınca,  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) 25 Mart  
1999 tarihinde yapmıolduğu 44785/98 no’lu bavurudur.  
Adli yardım verilen bavuranı, Diyarbakır Barosu’na bağlı avukat M. Vefa temsil etmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN OLAYLARI  
1970 doğumlu bavuran, bavuru yaptığı tarihte Adıyaman Cezaevi’nde hapis cezasını  
çekmekteydi.  
Bavuran, 19 Mart 1993 tarihinde yakalanıp gözaltına alınmı, 30 Mart 1993 tarihinde ise  
Siverek Suçüstü Mahkemesi huzuruna çıkarılmıtır. Siverek Suçüstü Mahkemesi, bavuranın  
tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı, 21 Mayıs 1993 tarihinde,  
bavuranı evinde PKK üyeleriyle silah ve patlayıcı saklamak ve toplantılar düzenlemekle  
itham eden bir iddianame hazırlamıtır. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcılığı, bavuranın, Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. Maddesi ve 3713 Sayılı Kanun’un 5.  
Maddesi uyarınca suçlu bulunup, cezalandırılmasını talep etmitir.  
Belirlenemeyen bir tarihte, bavuran ve beraberindeki 60 sanık aleyhinde, Diyarbakır 3  
No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde cezai takibat açılmıtır.  
Diyarbakır 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 29 Aralık 1993 tarihinde, diğer 44  
sanığın cezai takibatını bavuranınkiyle birletirmeye karar vermitir.  
Yapılan her durumanın sonunda, mahkeme, resen ya da bavuranın talebi üzerine,  
bavuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını değerlendirip, reddetmitir.  
27 Mart 1997 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı suçlu bulup,  
on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum etmi, ayrıca ömür boyu kamu hizmetlerinden men  
etmitir. Mahkeme, kararında, inter alia, bavuranın örgüte korkudan yardım ettiğini belirtmiꢀ  
olmasına rağmen, yine bavuranın, örgütle sürekli bir hiyerarik ve organik iliki içinde  
olduğunun saptandığını belirtmitir. Bu bakımdan, mahkeme, diğer sanıkların verdikleri  
ifadelerin yanısıra, bulunan silah ve diğer malzemeler gibi kanıtlara da bavurmutur.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi ayrıca, kararın mahkemede okunduğu sırada,  
bavuranın diğer sanıklarla beraber “Biji Serok Apo, Biji PKK ve Biji ERNK1” diye bağırdığını  
kaydetmitir.  
1 Kürtçe olarak, yaasın Apo, yaasın PKK ve yaasın ERNK.  
1
17 Haziran 1998 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin bavuran hakkındaki  
kararını onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, kendisini yargılayıp suçlu bulan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
yargıç heyetinde askeri bir hakimin bulunması nedeniyle, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
tarafından adil biçimde yargılanmadığı hususunda ikayette bulunmutur. Ayrıca gözaltında  
tutulduğu sırada, avukat yardımından yararlanma hakkından mahrum bırakıldığını  
belirtmitir. Son olarak bavuran, aleyhinde açılan cezai takibatın süresinin uzunluğunun  
haddinden fazla olduğunu iddia etmitir. Bavuranın AĐHS’nin 6. Maddesi’nde dayandığı  
ilgili kısımlar aağıdaki gibidir:  
Herkes,… cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda… yasayla kurulmubağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde… görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
Her sanık en azından aağıdaki haklara sahiptir:  
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak…  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHM, bavurunun bu kısmının, AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde dayanaktan  
yoksun olmadığını, ayrıca baka açılardan da kabuledilebilir olduğunu kaydetmektedir. Bu  
nedenle bavurunun kabuledilebilir olduğu beyan edilmektedir.  
B. Esaslar  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
AĐHM bu davadakine benzer meselelerin konu olduğu çok sayıda davayı incelemive  
AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiği sonucuna varmıtır (bkz. Özel, yukarıda belirtilen,  
§§ 33-34 ve Özdemir – Türkiye, no. 59659/00, §§ 35-36, 6 ubat 2003).  
Bu davaya baktığımızda, AĐHM, Hükümet’in, davanın seyrini değitirebilecek herhangi  
bir delil ya da argüman sunmadığı kanısındadır. AĐHM, -Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde  
hakkında “ulusal güvenlik”le ilgili suçlardan ötürü dava açılmıbulunan- bavuranın,  
içlerinde askeri bir yargıcın da bulunduğu bir yargıç heyetince yargılanmasıyla ilgili endieye  
kapılmasının anlaılır olduğunu gözönünde tutmaktadır. Bu nedenle, bavuran, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin davanın niteliğiyle hiçbir ilgisi olmayan hususların gereksiz yere  
tesirinde kalabileceğinden meru olarak korkabilir. Dolayısıyla, bavuranın, bu mahkemenin  
bağımsızlığı ve tarafsızğıyla ilgili tereddütleri, tarafsız bakılarak haklı görülebilir (bkz. Đncal  
– Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1998-IV, s. 1568,  
§ 72, in fine).  
Sonuç olarak, AĐHM, bavuranı yargılayıp suçlu bulan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi çerçevesinde bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığına karar  
vermitir. Dolayısıyla, bu madde ihlal edilmitir.  
2
2. Yargılamanın Hakkaniyete Uygunluğu  
AĐHM, bavuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil biçimde yargılanma  
hakkının ihlal edildiğinin tespit edildiğini gözönünde tutarak, AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca,  
yargılamanın ulusal mahkemelerdeki hakkaniyete uygunluğuyla ilgili diğer ikayetin  
incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermitir (bkz. diğerlerinin yanı sıra Đncal, yukarıda  
bahsedilen, § 74 ve Ükünç ve Güne– Türkiye, no. 42775/98, § 26, 18 Aralık 2003).  
3. Cezai takibat süresinin uzunluğu  
Gözönünde bulundurulacak süre konusunda uyumazlık bulunmamaktadır. Taraflar, bu  
sürenin, bavuranın yakalanıp gözaltına alındığı tarih olan 19 Mart 1993 tarihinde baladığı ve  
Yargıtay’ın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bavuran hakkındaki kararını onadığı  
tarih olan 17 Haziran 1998 tarihinde sona erdiği konusunda mutabıktır. AĐHM’nin baka  
yönde karar vermek için gerekçesi yoktur. Dolayısıyla, sözkonusu süre, iki mahkeme  
huzurunda, beyıl üç ayı kapsamaktadır.  
Hükümet, bu dava koullarında, cezai takibat süresinin uzunluğunun makul olamayacak  
kadar uzun olduğu kanısına varılamayacağını ileri sürmektedir. Bununla ilgili olarak, diğer  
sanıkların sayısıyla delil toplamak için harcanan süreye göndermede bulunmutur. Hükümet,  
ilk derece mahkemesinin nihai kararının doksan sekiz sayfadan ibaret olduğunu belirtmitir.  
Bavuran Hükümet’in iddialarına itiraz etmitir. Bavuran, özellikle, Cumhuriyet  
Savcısı’nın 1994 yılında esaslara ilikin görülerini belirtmiolduğunu ve o tarihten sonra  
kendisiyle ilgili hiçbir yeni delilin sunulmadığını ifade etmitir. Bavuran, mahkemenin, diğer  
sanıklardan “itirafçı” olmalarını istemesi nedeniyle, yargılamanın uzamasının tek nedeninin  
siyasi olduğunu iddia etmitir. Takibatı hızlandırmak için, mahkemenin, davaları  
ayırabileceğini iddia etmitir.  
AĐHM, takibat süresinin uzunluğunun makul olup olmamasının, davanın koulları ıığında  
ve davanın içtihadınca belirlenen ölçütlerle, özellikle davanın karmaıklığı, bavuranın ve  
ilgili mercilerin tavrı ve anlamazlığı bulunan bavuranın kaybedebileceklerine bağlı olarak  
değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (diğerlerinin yanı sıra bkz. Sekin ve Diğerleri –  
Türkiye, no. 26518, § 35, 22 Ocak 2004 ve Kranz – Polonya, no. 6214/02, § 33, 17 ubat  
2004).  
AĐHM, doksan besanığın cezai takibatının sözkonusu olması nedeniyle davanın bir  
dereceye kadar karmaık olmasına rağmen, bunun takibatın süresinin uzunluğunu balı baına  
mazur gösterdiğinin söylenemeyeceği kanısındadır.  
Bavuranın tavrıyla ilgili olarak, AĐHM, bavuranın, takibat süresinin uzamasına  
katkısının bulunduğuna dair bir belirti gözlemlememitir. Hükümet bunun aksini  
savunmamıtır.  
AĐHM, ulusal makamların tavrıyla ilgili olarak, bu makamlara atfedilebilecek önemli bir  
erteleme süresi bulunduğunu gözlemlemitir. Bu bakımdan, bavuran ve diğer sanıklar  
aleyhinde açılan davanın fiili koulları, Cumhuriyet Savcısı’nın esaslara ilikin görülerini  
sunduğu tarih olan 28 Aralık 1994 tarihinde belirtilmitir. Buna bakılmaksızın, takibat, iki yıl  
iki ay sürmütür. AĐHM’nin 341 Sayılı Kanun’dan yararlanmak isteyen diğer bazı sanıklar  
nedeniyle takibatın uzadığını ve bunun sonucunda, mahkemenin bu sanıkların ek  
3
savunmalarını almak için usule ilikin çeitli kararlar alması gerektiğini kaydettiği  
bilinmektedir (bkz. kararın tamamında 16. paragraf). Öte yandan, dava dosyasından, sözü  
edilen bu sanıkların ek savunmalarının, bundan önceki ceza davasının diğer olaylarını  
aydınlatma adına hiçbir amaca hizmet etmediği anlaılmaktadır. Bu nedenle Cumhuriyet  
Savcısı, 30 Ekim 1996 tarihinde, 341 Sayılı Kanun’un uygulanmasını talep etmeyen bavuran  
da dahil olmak üzere diğer sanıklarla ilgili olarak esaslara ilikin daha önceki görülerine  
dayantır (bkz. kararın tamamında 19. paragraf). Nitekim, dava dosyasından, 28 Aralık  
1994 tarihinden sonra bavuran hakkında dava dosyasına hiçbir delilin girmediği  
anlaılmaktadır. Hükümet, durumla ilgili hiçbir açıklamada bulunmamıtır.  
AĐHM, bavuranın takibat boyunca gözaltında tutulduğunu –adaletin süratle uygulanması  
için davayı karara bağlayacak olan mahkemelerin titizliğini gerektiren bir durum-  
kaydetmektedir (bkz. Kalashnikov – Rusya, no. 47095/99 § 132, AĐHM 2002-VI). AĐHS’nin 6  
§ 1. Maddesi’nin, Sözleme’ye taraf olan Devletler’e, hukuk sistemlerini, mahkemelerinin,  
davaları makul bir sürede karar bağlama yükümlülüğü de dahil olmak üzere bu hükmün tüm  
gereklerini yerine getirebilecekleri biçimde düzenleme sorumluluğu yüklediğini anımsayarak  
(bkz. Arvelakis – Yunanistan, no. 41354/98, § 26, 12 Nisan 2001), AĐHM, ulusal mahkemenin  
takibatı hızlandırmak için daha sıkı önlemler uygulayabileceği kanısındadır. Ulusal mahkeme,  
özellikle, 341 Sayılı Kanun’dan yararlanmak isteyen sanıklar hakkındaki davayı, Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 2. ve 4. Maddeleri’ne uygun olarak geriye kalan sanıklar  
hakkındaki davadan ayırma kararı verebilirdi. Böylelikle, AĐHM, Hükümet’ten hiçbir  
açıklama gelmemesi üzerine ve ulusal mahkemenin bavuran aleyhindeki takibatı yürütmekte  
gerekli titizlikle hareket etmemesi nedeniyle, halihazırdaki davanın takibatının gereksiz yere  
uzadığı sonucuna varmıtır.  
Yukarıda anılanlar ıığında, AĐHM, takibat süresinin uzunluğunun, 6 § 1. Madde uyarınca  
koulan makul süre artını yerine getirdiği kanısına varılamayacağına karar vermitir.  
Buna göre 6 § 1. Madde ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’nin 13. Maddesi kapsamında, ikayetleriyle ilgili olarak etkili bir bavuru  
yapmaktan yoksun bırakıldığı hususunda ikayetçi olmutur. AĐHS’nin 13. Maddesi’ne göre:  
“Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan  
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili bir bavuru  
yapabilme hakkına sahiptir.”  
AĐHM, bu ikayetin, yukarıda incelenen ikayetle bağlantılı olduğunu, bu nedenle tıpkı o  
ikayet gibi kabuledilebilir beyan edilmesi gerektiğini kaydetmektedir. AĐHM, ayrıca,  
bavuranın bu balık altındaki ikayetini gerekçelerle besleyemediğini kaydetmitir. Buna  
göre, bu ikayeti ayrı olarak incelemenin gereksiz olduğu sonucuna varmıtır (bkz. Tekin ve  
Balta– Türkiye, no. 42554/98 ve 42581/98, § 42, 7 ubat 2006).  
III. AĐHS’NĐN 9. VE 14. MADDELERĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, Kürt kökenli olması ve siyasi görüleri nedeniyle kendisine ayrımcılık  
yapıldığını iddia etmitir. Bavuran bu iddiasını AĐHS’nin 9. ve 14. Maddeleri’ne  
dayandırmıtır.  
4
AĐHM, bu ikayetin yalnız 14. Madde bakımından incelenmesi gerektiği kanısındadır.  
AĐHS’nin 14. Maddesi’ne göre:  
“Sözleme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer  
kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi baka bir  
durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”  
Hükümet bu iddiaya itiraz etmitir.  
AĐHM, bavuranın iddialarını incelemi, ancak dava dosyasında, iddiaları destekleyen ya  
da bu hükmün ihlal edildiğine dair en ufak bir ipucu sağlayan herhangi bir delile  
rastlamamıtır. Sonuç olarak, bavurunun bu kısmı, AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde  
açıkça dayanaktan yoksundur ve yine bu madde uyarınca reddedilmelidir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
AĐHS’nin 41. Maddesi’ne göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, uğradığı maddi zarara karılık, toplam olarak 39.772 Euro talep etmitir. Bu  
tutar, bavuranın hapse atılması sonucu uğradığı gelir kaybıyla, kamu hizmetlerinden men  
edilmesi sonucu gelecekte uğrayacağı gelir kaybını kapsamaktadır. Bavuran, taleplerini  
desteklemek üzere, bir muhasebeci tarafından hazırlanmıbir rapor sunmutur. Ayrıca  
bavuran, uğradığı manevi zarar karılık 60.000 Euro talep etmitir.  
Hükümet, spekülatif oldukları gerekçesiyle, iddialara itiraz etmitir.  
Maddi tazminat talebiyle ilgili olarak, AĐHM öncelikle, 6 § 1. Madde’yle uyumlu  
takibatın neticesinin ne olacağı konusunda tahminde bulunamayacağı kanısındadır. Ayrıca  
AĐHM, bavuranın iddialarının asılsız olduğu sonucuna varmıtır. Dolayısıyla AĐHM bu  
iddiaları kabul etmemektedir.  
Öte yandan AĐHM, bavuranın, takibatın süresinden ötürü üzüntü ve hayal kırıklığı gibi,  
yalnız ihlalin tespit edilmesiyle yeterince telafi edilemeyecek manevi zarara uğramıꢀ  
olduğunu kabul etmektedir. Davanın artları dikkate alındığında ve içtihat gözönünde  
tutulduğunda, bu balık altında AĐHM, bavurana 2.000 Euro tazminat ödenmesine karar  
vermitir.  
AĐHM ayrıca, bu davada olduğu gibi, bir bireyin AĐHS’nin bağımsız ve tarafsız olma  
koullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından suçlu bulunması durumunda ve talep  
edildiği takdirde, davanın yeniden görülmesi ya da yeniden açılmasının, esas itibariyle, ihlalin  
düzeltilmesine yönelik uygun bir yol olduğu kanısındadır (bkz. Öcalan – Türkiye, no.  
46221/99 [BD], § 210, in fine, AĐHM 2005 - …).  
B. Mahkeme masrafları  
5
Davasının sunulması için Avrupa Konseyi’nden 630 Euro tutarında adli yardım alan  
bavuran, ayrıca, ulusal mahkemelerle AĐHM’de yapılan mahkeme masrafları için de, toplam  
olarak 6.758 Euro talep etmitir. Bavuran, iddialarını destekleyici hiçbir makbuz ya da fatura  
sunma, Diyarbakır Barosu’nun önerilen asgari ücret tarifesine dayanmıtır.  
Hükümet, bavuranın iddialarının asılsız olduğunu öne sürmütür.  
AĐHM’nin içtihadına göre, mahkeme masrafları, ancak gerçekliği ve gerekliliği  
kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde bavurana geri ödenir. Bu davada, AĐHM,  
sahip olduğu bilgiler ve yukarıda bahsedilen ölçütler ıığında, ulusal takibatlardan doğan  
mahkeme masraflarının karılanması talebini reddetmive bavurana, içinden, AĐHM’de dava  
açabilmek için Avrupa Konseyi’nden adli yardım olarak aldığı 630 Euro kesilmesi artıyla,  
1.000 Euro tutarında tazminat ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmıtır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı  
marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
verir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, takibatın  
hakkaniyete uygunluğu ve süresinin uzunluğu ile bavuranın etkili bir bavurudan yoksun  
bırakılmasına ilikin ikayetlerin kabuledilebilir, bavurunun geri kalan kısımlarının ise  
kabuledilmez olduğuna;  
2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilikin ikayetle  
ilgili olarak, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. Cezai yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle, AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal  
edildiğine;  
4. Bavuranın, AĐHS’nin 6. ve 13. Maddeleri’yle ilgili diğer ikayetlerini incelemesinin  
gerekli olmadığına;  
5. (a) Sorumlu Devlet’in, bavurana, AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’ne göre nihai kararın verildiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, aağıdaki miktarları, ödeme tarihinde uygulanan kur  
üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek, ödemesine:  
(i)  
2.000 Euro (ikibin euro) manevi tazminat;  
(ii)  
mahkeme masrafları için 370 Euro (üçyüzyetmieuro);  
(iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek tüm vergiler;  
(b) yukarıda sözü edilen üç aylık sürenin sona ermesinden, ödeme gününe kadar geçen  
süre için, yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin  
üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına karar vermitir.  
6. Bavuranın adil tazmin taleplerinin geri kalanını reddetmitir.  
6
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3.  
Maddesi uyarınca 23 Mayıs 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Michael O’BOYLE  
Zabıt Katibi  
Nicolas BRATZA  
Bakan  
7