yapacak olsaydı, bunun şüphesiz küçük bir miktarda olacağını, zira ailesinin Almanya’da
yaşadığını, kızkardeşinin ise evli olduğunu belirtmektedir. AİHM tüm bunları gözönüne
alarak, başvuranlara parasal destek kaybı için toplam 3.000 (üçbin) Euro tutarında tazminat
verilmesinin uygun olduğuna kanaat getirmiştir.
Manevi tazminat hususunda ise AİHM, başvuranların kendi adlarına ve aynı zamanda
Kılınç adına başvuruda bulunduğunu gözlemlemektedir. Mevcut davada başvuranların
kendileri açısından Sözleşme’nin herhangi bir şekilde ihlalinin sözkonusu olmadığı doğru da
olsa, bu durum, başvuranların Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca zarar gören taraf olma
sıfatlarını ortadan kaldırmamaktadır. Zira AİHS’nin 2. maddesinin maddi ihlaline neden olan
koşullar içinde meydana gelen oğullarının/ kardeşlerinin ölümü karşısında, başvuranların
büyük bir sıkıntı ve üzüntü yaşadıkları inkar edilemez.
Burada söz konusu olan, Kılınç hakkında tespit edilen ihlal kararı nedeniyle
merhumun kendi adına adil tazmin verilmesinden bağımsız bir konudur. Çünkü bu durumda,
AİHM’nin ilgili içtihatlarına uygun olarak (Bkz, diğerleri arasında, Akkum ve Diğerleri-
Türkiye, no: 1894/93, §§ 287-289, 24 Mart 2005, ve İpek-Türkiye, no: 25760/94, §§ 235-239,
CEDH 2004-II) verilebilecek tazminat tutarı, şayet varsa, ulusal yasalar tarafından de cujus
olarak veraset için hak sahiplerine geçmektedir.
Verili bir davada “başvuran” sıfatı ile “hak sahibi” sıfatı arasında örtüşme olması,
AİHM’yi gerektiğinde, bir yandan ölmüş kişiye ve onun hak sahiplerine, diğer yandan
AİHM’ye şikayette bulunan başvuranlara, manevi tazminat olarak, verilen zarara göre
hesaplanan adil bir tazminat ödenmesi yönünde karar vermesini engellemez.
AİHM tüm bunları dikkate alarak, Kılınç’ın şahsındaki manevi zararın tazmini için,
hak sahipleri olarak başvuranlara verilmek üzere, 10.000 (onbin) Euro tutarında manevi
tazminat ödenmesine karar vermiştir. Başvuranlar konusunda ise AİHM, her birine yine
manevi tazminat olarak 2.500 (ikibin beşyüz) Euro, yani toplam 7.500 (yedibin beşyüz) Euro
ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuranlar yaptıkları yargı harcamaları için tahsis edilecek tutarın belirlenmesini
AİHM’ye bırakmaktadırlar.
Hükümet masraf ve harcama olarak ödenecek tutar için koşulların oluşmadığı
kanaatindedir.
AİHM, AİHS’nin 41. maddesi açısından yalnızca gerçekten maruz kalındığı tespit
edilen ve bir zorunluluğa denk düşen makul tutardaki harcamaların ödenebileceğini hatırlatır
(Bkz., diğerleri arasında, Nikolova-Bulgaristan [GC], no: 31195/96, § 79, CEDH 1999-II).
AİHM mevcut davada, başvuranların yaptıkları masraf ve harcamalar ile avukatlık
ücretlerine ilişkin herhangi bir kanıtlayıcı belge veya yazı sunmadıklarını gözlemlemiştir.
Bununla birlikte davanın hazırlanması için başvuranların belli miktarda harcama yapmak
zorunda oldukları dikkate alındığında, Mahkeme, AİHS’nin 41. maddesinde öngörüldüğü gibi
hakkaniyete uygun olarak, masraf ve harcamalar için 2.000 (ikibin) Euro ödenmesinin makul
olduğu kanaatine varmıştır.