Öncelikle bu dosyada, Geren’in Bilecik cezaevine nakledilmesinden sonra hayatının
herhangi bir şekilde başkaları tarafından tehdit edildiğini gösteren veya kavgalı olduğu eski
koğuş arkadaşı A.C.’nin intikam alma olasılığını güçlendiren hiçbir delil bulunmadığını
vurgulamak uygun olacaktır.
Bu olayla ilgili olarak, Geren’in vücudunda tespit edilen lezyonların ve dosyada yer alan
fotoğraflarda görülen kan izlerinin cinayet tezini desteklememektedir, zira bulundukları yer ve
doğaları itibariyle A.C. ile tutuştukları kavgada aldığı darbelerden kaynaklandıkları açıktır.
Bilecik cezaevi personeli ile ilgili olarak ise AİHM, hem gardiyanların iki gün önce gelen
bir tutukluyu başka iki tutuklunun daha bulunduğu kapalı bir yerde öldürmek istemelerini
haklı gösterecek, hem bu yönde yürütülen soruşturmaların dürüstlüğünün sorgulanmasını
gerektirecek herhangi bir neden göremediğinden, onları aklayan soruşturma sonuçlarını
onaylamaktadır.
AİHM’ne göre, başvuranın kendi isteğiyle ölüm sonrası inceleme hakkındaki şikâyetini
geri çektiği dikkate alındığında, ilk etapta klasik otopsinin yapılmaması, bu soruşturmaların
düzgünlüğüne gölge düşürmemektedir. Ne olursa olsun, gecikilmeden mezardan tekrar
çıkarılarak –klasik otopsi yapılması– intihar gerçeğini doğrulamış ve müteveffanın
yakınlarının bu konudaki kuşkularını ortadan kaldırmıştır (yukarıdaki ilgili paragraflar–
konuyu ilgilendiren ilke hakkında, bakınız, Türkiye aleyhine Çalışkan ve diğerleri davası, no
13094/02, prg. 50 sonunda, 27 Mayıs 2008).
Bu kuşkular, kısmen Geren’in kişisel durumundan kaynaklanmıştır ve müteveffanın
yakınlarına göre onun gibi umut dolu bir insanın tahliyesinden birkaç gün önce asla intihar
etmeyeceği yönünde oluşan bu kanı, her ne kadar meşru ise de, dosyada Geren’in ceza infaz
hakiminin kendisi için tahliye kararı vermeyi düşündüğünü bildiğini ve kendisinin böyle
sevindirici bir olayın sonuçlarını takdir edecek kapasitede olduğunu gösteren hiçbir delil
bulunmadığını da kabul etmek gerekir.
Buna rağmen AİHM, başvuranın daha sonra kendini, kuşkularını körükleyecek ve bir
adaletsizlik olduğu düşüncesine kapılabileceği bir durumda bulabilmiş olabileceğini kabul
etmektedir. Gerçekten de, 24 Aralık 2002 tarihinde, – diğer koğuş arkadaşı H.B. gibi, üzücü
olayın meydana geldiği gece hiçbir şey görmediğini ve duymadığını ifade eden – müteveffa
oğlunun eski hapishane arkadaşlarından biri olan R.R., bir televizyon programı çerçevesinde
başvuranın evine gelerek, oğlunun aslında Bilecik cezaevi gardiyanları tarafından işlenen ve
intihar süsü verilen bir cinayete kurban gittiğini ve kendisinin aynı kaderi paylaşmaktan
korktuğu için şimdiye kadar bunu söyleyemediğini itiraf etmiştir.
Bununla birlikte, her ne kadar huzur bozucu gibi görünse de AİHM, R.R.’nin sözde
pişmanlık duygusuyla ortaya attığı bu hikâyeye fazla ağırlık verilmemesi gerektiği
kanaatindedir, zira R.R.’nin tahliyesinden hemen sonra, artık kendisinden intikam
alınabileceği korkusu ortadan kalkmışken, yetkili makamlara başvurması gerekirdi. AİHM,
belli başlı delillerle birlikte bilhassa R.R. aleyhine açılan dava dosyasını gereği gibi
inceledikten sonra, R.R.’nin ifadelerini samimi bir şahitlikten uzak, iftiralarla dolu bir yalan
furyası olarak değerlendiren ve başvuranın iddialarını destekleyecek nitelik taşımadığına
hükmeden Bilecik Ceza Mahkemesi kararının doğruluğunu sorgulayacak herhangi bir kanıtın
bulunmadığı kanaatindedir (bu görüşün açıklaması için, bakınız Türkiye aleyhine Akdoğdu
davası, no 46747/99, prg. 40, 18 Ekim 2005; Türkiye aleyhine A.K. ve V.K. davası, no
38418/97, prg. 36, 30 Kasım 2004).
15