COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KESHMIRI/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 36370/08)  
KARAR  
STRAZBURG  
13 Nisan 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın (no. 36370/08) nedeni Đran  
vatandaı Mansour Keshmiri’nin (“bavuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 1  
Ağustos 2008 tarihinde yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından A. Baba tarafından temsil edilmilerdir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Bavuran, 1958 doğumludur ve halen Kırklareli Yabancılar Misafirhanesi’nde  
tutulmaktadır.  
1985’te bavuran Đran’daki Halkın Mücahit Örgütü’ne (PMOI) katılmıtır.  
1986’da Irak’a gelmitir. 2003’te PMOI’nın hedeflerine ve yöntemlerine karı olması  
nedeniyle örgütü terk edene kadar Irak’taki PMOI mensuplarının bulunduğu Al-Ashraf  
kampında yaamıtır. PMOI’dan ayrıldıktan sonra, Irak’taki ABD güçlerinin oluturduğu bir  
kamp olan Geçici Mülakat ve Koruma Merkezi’e (TIPF) gitmitir. Daha sonra bu kamp,  
Ashraf Mülteci Kampı adını almıtır.  
Bavuran 5 Mayıs 2006’da, sorgulanması ardından, Irak’ta kaldığı süre boyunca  
Cenevre’deki BMMYK tarafından sığınmacı olarak kabul edilmitir.  
Bavuran belirsiz bir tarihte sahte pasaportla Türkiye’ye giriyapmıtır.  
1 Haziran 2008’te Bodrum limanından sahte pasaportla Yunanistan’daki Kos adasına  
gitmeye teebbüs ederken Türk güvenlik güçleri tarafından yakalanmıtır.  
Bavuran Türk polisine verdiği ifadelerde Đran’daki rejimden kaçmıolduğunu ve  
BMMYK tarafından sığınmacı olarak tanındığı Irak’a vardığını belirtmitir. Eski bir PMOI  
üyesi olduğunu belirtmemitir. Daha sonra Türkiye’ye geldiğinde ve Yunanistan’a gitmeye  
teebbüs ettiğinde içinde bulunduğu koullardan bahsetmitir. Ankara’daki BMMYK  
ubesiyle kontak kurduğunu ve kendisine beklemesinin söylendiğini belirtmitir.  
Bekleyebilecek gibi hissetmemive yasadıı yollardan Türkiye’yi terk etmeye teebbüs  
etmitir.  
2 Haziran 2008’de BMMYK ubesi Đçileri Bakanlığı’na bir yazı göndererek  
bavuranın kendi vekaletleri altında sığınmacı olarak kabul edildiğini bildirmitir.  
Belirsiz bir günde BMMYK ubesi ulusal makamlardan bavurana Türkiye’deki iltica  
usulüne eriim hakkı verilmesini istemitir. Bu talep, PMOI üyeliği göz önüne alındığında  
bavuranın Türkiye’deki varlığının ulusal güvenliğe tehdit arz ettiği düüncesiyle  
reddedilmitir.  
Polis gözetiminde tutulması ardından bavuran hakkında tutuklama emri çıkarılmıve  
Türkiye’ye yasadıı yollardan girmesi ve kimlik kartı sahteciliği yapması nedeniyle aleyhinde  
suçlamalarda bulunulduğu için Muğla cezaevine gönderilmitir.  
1 Ağustos 2008’de bavuran Đran’a sınır dıı edilmek amacıyla Türkiye’nin  
doğusundaki Van iline gönderilmitir.  
AĐHM Đç Tüzüğü’nün 39. Maddesi bağlamında ihtiyati tedbir alınması üzerine  
bavuran, Kırklareli Yabancılar Misafirhanesi’ne gönderilmitir.  
HUKUK  
I. HÜKÜMET’ĐN ĐLK ĐTĐRAZLARI VE KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK  
Hükümet, herhangi bir sınır dıı etme emri verilmemiolması nedeniyle bavuranın  
AĐHS’nin 34. maddesi bağlamında mağdur statüsünde olmadığını kaydetmitir. Hükümet  
ayrıca sınır dıı emri verilmiolsaydı, bavuranın Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca idari  
mahkemelere bavuruda bulunabileceğini ve bavurması gerekeceğini ileri sürmütür.  
AĐHM, daha önce Abdolkhani ve Karimnia davasında Sorumlu Hükümet’in benzer  
itirazlarını incelemive reddetmiolduğunu yinelemektedir. AĐHM mevcut davada önceki  
içtihadından farklı yönde karar vermesini gerektirecek özel koullar tespit etmemektedir.  
Dolayısıyla, Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir.  
AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için gerekçe  
görmemektedir. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.  
II.AĐHS’NĐN 2., 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran AĐHS’nin 2. ve 3. maddeleri bağlamında sınır dıı edilmesi halinde, açık bir  
ölüm ya da kötü muamele riskine maruz kalacağını iddia ederek Đran’a ya da Irak’a sınır dıı  
edilmekle tehdit edildiğinden ikayetçi olmutur. Đran’a gönderilmesinin kendisini gerçek bir  
ölüm ya da kötü muamele riskine maruz bırakacağını iddia etmitir. Özellikle, eski bir PMOI  
üyesi olarak, Đran’da ölüm cezasına çarptırılma riskiyle karı karıyadır. Bavuran ayrıca  
Irak’ta yetkili makamlar tarafından eski Saddam Hüseyin rejiminin müttefiki olarak kabul  
edildiği için kötü muameleye maruz bırakılacağını kaydetmitir. Bavuran son olarak  
AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca AĐHS’nin 2. ve 3. maddeleri bağlamındaki ikayetleri  
hususunda etkili bir iç hukuk yolunun mevcut olmadığını kaydetmitir. Bu bağlamda, sınır  
ı emrinden haberdar edilmediğini ve Türkiye’deki iltica usulüne eriimine izin  
verilmediğini iddia etmitir.  
AĐHM, bavuranın 2.ve 3. maddeler kapsamındaki ikayetlerini, AĐHS’nin 3. maddesi  
açısından incelemenin daha uygun olduğu kanaatindedir.  
Hükümet bavuranın, Amerika Birleik Devletleri tarafından terörist bir örgüt olarak  
adlandırılan PMOI’nın üyesi olduğunu iddia etmitir. Bu nedenle, bavuranın da aralarında  
bulunduğu örgüt üyelerinin Türkiye’de kalmasına izin vermek ulusal güvenlik, kamu  
güvenliği ve düzeni için risk tekil edecektir. Bavuranın, ulusal mevzuata uygun olarak  
gelmiolduğu Irak’a geri gönderileceğini iddia etmitir. Ancak Hükümet, AĐHM Đç  
Tüzüğü’nün 39. maddesi bağlamında kendilerine gösterilen geçici tedbire uymaktaydı. Bu  
bağlamda, bavuranın Irak’a sınır dıı edilmesinin kendisi için risk tekil etmeyeceğini iddia  
etmitir.  
Hükümet ayrıca bavuranın, Türkiye’ye ilk geldiğinde 1994 Yönetmeliği’ne uygun  
olarak sığınma ve geçici sığınma bavurusunda bulunmadığını ileri sürmütür. Türkiye’ye  
yasaı yollardan gelen yabancıların, makul bir süre içerisinde ulusal makamlara  
bavurmaları ve sığınma ya da geçici sığınma talebinde bulunmaları gerektiğini;  
bulunmadıkları takdirde, Türkiye’de yasadıı göçmenler olarak kabul edileceklerini  
kaydetmitir. Bu nedenle Hükümet, bavuranın ulusal mevzuat uyarınca Türkiye’den sınır dıı  
edilebilecek yasadıı bir göçmen olduğu kanısına varmıtır. Hükümet ayrıca bavuranın, talep  
etmiolsaydı tutuklu olduğu süre içerisinde avukat yardımı alabileceğini kaydetmitir.  
AĐHM öncelikle Hükümet’in, kendilerine açık bir soru sorulmasına rağmen Đkinci  
Daire Bakanı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 39. maddesi bağlamındaki geçici tedbire iaret etmeye  
karar verdiğinde, bavuranın kendisini sınır dıı etmek amacıyla Van’a götürdüklerine ilikin  
iddiasının doğruluğuna itiraz etmediğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte, Hükümet  
bavuran hususunda sınır dıı emri bulunmadığını belirtmitir ancak bavuranın sınır dıı  
edilmesi iç hukuka uygun olan yasadıı bir göçmen olduğunu ve Türkiye’de bulunmasının  
ulusal güvenlik için risk tekil ettiğini de kaydetmitir. AĐHM ayrıca Hükümet’in,  
kendilerinden talep edildiği halde, bavuranın sığınma talebinin reddedildiğine, sınır dıı  
edilmekle tehdit edildiğine ve tutukluluğuna ilikin belgeler sunmadığını kaydetmektedir.  
AĐHM bu koullar altında bavuranın, sınır dıı edilmesi giriiminde bulunulmasını  
çevreleyen koulları doğru olarak yansıttığı sonucuna varmaktadır.  
AĐHM bu bağlamda, mevcut dava koullarının, eski PMOI üyeleri olan bavuranların  
Đran’a ya da Irak’a gönderilmeleri halinde AĐHS’nin 3. maddesine aykırı bir muameleye  
maruz bırakılmaları riskinin ortaya çıkacağı sonucuna vardığı Abdolkhani ve  
Karimnia/Türkiye davasındaki koullarla hemen hemen aynı olduğuna iaret etmektedir.  
AĐHM aynı zamanda Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye kararında, bavuranların Đran’da ve  
Irak’ta karı karıya kalabilecekleri risklerin ulusal makamlar tarafından hiçbir zaman  
incelenmemesi nedeniyle Đran’da ve Irak’ta kötü muamele ve ölüm riskiyle karı karıya  
kalacakları iddiaları hususunda kendileri için etkin ve eriilebilir bir iç hukuk yolunun mevcut  
olmadığı sonucuna varmıtır. AĐHM bu hususta sözkonusu bavuranların sınır dıı edilme  
kararlarından haberdar edilmediklerini göz önüne almıtır. AĐHM ayrıca sınır dıı kararlarının  
bozulmasını talep eden idari mahkemelere yapılan bavurunun, Türk hukuku kapsamında  
otomatik bir askıya alma etkisi bulunmadığını kaydetmitir.  
Mevcut dava olaylarının, Karimnia/Türkiye davasındaki koullarla hemen hemen aynı  
olduğunu göz önüne alan AĐHM, önceki kararından farklı bir karar vermesi için özel nedenler  
görmemektedir.  
Dolayısıyla AĐHM, bavuran Đran’a ya da Irak’a sınır dıı edilseydi, AĐHS’nin 3.  
maddesinin ihlal edilmiolacağı kanaatindedir. Ayrıca, AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna varmıtır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
Sözleme’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
Bavuran, adil tatmin talebinde bulunmamıtır. Dolayısıyla AĐHM bavurana bu balık  
altında tazminat ödenmesini gerekli görmemektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Bavuranın Đran’a ya da Irak’a sınır dıı edilmesinin AĐHS’nin 3. maddesinin ihlaline  
neden olacağına;  
3. Bavuranın 3. madde bağlamındaki ikayetleri hususunda AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal  
edildiğine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragrafları uyarınca 13 Nisan 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.