değerlendirilmesini istemekte ve bu davranıꢀların isyanı bastırmak ve cezaevinde görevli
gardiyanların hayatlarını korumak için « mutlak gerekli» olduğunu ve bu amaca göre
« oratılı » sayılacağını ileri sürmektedir (yukarıdaki ilgili paragraf – farklı olaylar için,
bakınız, örneğin, Ceyhan Demir ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 97 ve 100, ve Gömi ve
diğerleri, ilgili bölüm, prg. 77).
b) Birinci seri olaylar
Bu bağlamda AĐHM, mevcut dava dosyasında bulunan tek tıbbi kanıtın baꢀvuranlar furgonla
nakledildikten sonra Kocaeli cezaevinin üç doktoru tarafından düzenlenen 23 Aralık 2000
tarihli rapor olduğunu hatırlatarak, Hükümetin bu savına katılmadığını kaydetmektedir.
Hükümet, ilgili ꢀahısların isyan bastırma operasyonu bittikten hemen sonra doktor
muayenesinden geçirildiklerini kanıtlayamamaktadır. Dolayısıyla, yaraların söz konusu isyan
sırasında meydana geldiğini kesin dille söylemek mümkün değildir.
AĐHM, baꢀvuranların tutarlı ifadelerine ve dosyadaki unsurlara bakarak, ilgili ꢀahısların
Kocaeli F tipi cezaevi içerisinde Devletin sorumluluğunu taꢀıdığı ve AĐHS’nin 3. maddesinde
yasaklanan insanlık dıꢀı ve onur kırıcı sayılabilecek bir dizi ꢀiddete maruz kaldıkları kanaatine
varmaktadır.
Bunun akabinde, vakit kaybetmeden Keser’in cop yardımıyla tecavüze uğradığı, testislerinin
ezildiği ve falakaya yatırıldığı iddialarına yönelmek gerekmektedir.
Gerçekten de, bu baꢀvuranla ilgili yegâne tıbbi rapor bu tür iꢀkencelerin yapıldığını gösteren
herhangi bir bulgu içermediğinden, söz konusu iddialar bu haliyle dayanaktan yoksun gibi
görünmektedir. Bununla birlikte, aslında « savunulabilir » olan ve hem Kocaeli savcılığının
hem Sakarya Ağır Ceza Mahkemesi baꢀkanının bilgisine sunulan bu durumun, yetkili kiꢀilerin
kötü muamele iddialarına karꢀı atalet içinde kalmalarından kaynaklanmadığından emin olmak
gerekir (yukarıdaki ilgili paragraf – Türkiye aleyhine Gürü Toprak davası, no 39452/98, prg.
43, 20 ꢁubat 2007, ve Labita, ilgili bölüm, prg. 131).
Bu bakımdan AĐHM, 3. madde kapsamında savunulabilir olan kötü muamele iddiaları
karꢀısında, yetkili makamların pozitif yükümlülüklerin bir parçası olarak « resmi ve etkili bir
soruꢀturma » yürütmeleri gerektiğini kaydeden yerleꢀik içtihadına atıfta bulunmaktadır
(bakınız, diğer bir çok dava arasından, Fransa aleyhine Slimani davası, no 57671/00, prg. 30
ve 31, CEDH 2004-IX, Bulgaristan aleyhine Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim 1998, prg.
102, Derleme 1998-VIII, ve Aksoy, ilgili bölüm, prg. 95-98).
Bu bağlamda AĐHM, yetkili makamların söz konusu olaylarla ilgili delilleri elde etmek
amacıyla, mağdurun iddialarıyla ilgili detaylı ifadelerine, görgü tanıklarının beyanlarına,
bilirkiꢀi raporları ile yaraları detaylı bir ꢀekilde açıklayan ve nedenini ortaya koyan ek sağlık
raporlarına baꢀvurması gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktadır. Zira, yaraların nedenini veya
sorumlularını ortaya koyacak nitelikteki soruꢀturmalar yapılmadığı takdirde bu normlar yerine
getirilmemiꢀ olacaktır (bakınız, örneğin, mutatis mutandis, Batı ve diğerleri, ilgili bölüm, prg.
134 in fine, ve Türkiye aleyhine Kanlıbaꢀ davası, no 32444/96, prg. 40, 8 Aralık 2005)Bu
ilkeler ıꢀığında AĐHM, Kocaeli savcılığının Bay Keser’in yazılı suç duyurusunu 26 Aralık
2000 tarihinde, yani mevcut davada ꢀikâyet edilen üç olayın meydana geldiği tarihten üç gün
sonra aldığını kaydetmektedir Bu hassas noktada, baꢀvuranın tecavüz edildiği, testislerinin
ezildiği ve falakaya yatırıldığı iddialarının doğru olup olmadığını ortaya koymak amacıyla
tıbbi muayeneler yapılması gerekirdi, zira soruꢀturma makamları da gayet iyi bilirler ki,
12