COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
KESER VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE  
(Bavurular no. 33238/96 ve no. 32965/96)  
KARAR  
STRAZBURG  
2 ubat 2006  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ekle  
ilikin değiiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Keser ve Diğerleri – Türkiye davasında,  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),  
Bakan B. M. ZUPANČIČ  
Yargıçlar J. HEDIGAN,  
R. TÜRMEN,  
C. BÎRSAN,  
M. TSATSA – NIKOLOVSKA,  
R. JAEGER  
E. MYJER ve  
Bölüm Yazı Đꢀleri Müdürü V. BERGER’in katılımı ile kapalı oturumda 12 Ocak 2006  
tarihinde toplanmıve anılan tarihte izleyen kararı vermitir:  
USUL  
1. Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) eski 25.  
maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na  
(“Komisyon”) yapılan iki bavurudan (no. 33238/96 ve no. 32965/96) kaynaklanmaktadır.  
33238/96 sayılı bavuru, Zeliha Keser, Kerem Keser, Mehmet Leylekoğlu, Nurali Çılgın,  
Emirali Çılgın, Saycan Keskin, Emirali Keskin, Hüseyin Güloğlu, Diyap Çılgın, Paa Çılgın,  
Pirsultan Emre, Musa Cila, Seydo Cila (25 Mart 2005 tarihinde vefatı üzerine yerine varisi  
Kıymet Cila geçmitir), Haydar Çılgın, Halim Çılgın, Teslim Keser, Veysel Leylekoğlu, Beze  
Keser (12 Aralık 1999 tarihinde vefatı üzerine yerine Songül Ayrılmaz (Keser), Turabi Keser,  
Hadice Çetin (Keser), Sultan Keser, Hıdır Güleçli, Fayime Güleçli, Süleyman Güleçli, Aslı  
Güleçli, Nihat Güleçli ve Erim Güleçli geçmitir), Gazi Keskin, Mustafa Rakip, Sultan Çılgın  
ve Cemal Cila tarafından 5 Eylül 1996 tarihinde balatılmıve 30 Eylül 1996 tarihinde  
kaydedilmitir. 32965/96 sayılı bavuru, Mahmut Özkanlı ( 17 Mayıs 1999 tarihinde vefatı  
üzerine yerine yakınları Hüri Özkanlı, Kemal Özkanlı ve Kenan Özkanlı geçmitir), Hıdır  
Güleçli, Süleyman Güleçli ve Eref Coan tarafından 6 Ağustos 1996 tarihinde balatılmıve  
13 Eylül 1996 tarihinde kaydedilmitir.  
2. Kendilerine adli yardım tanınmıolan bavuranlar, Đstanbul Barosu’na bağlı  
avukatlar Özcan Kılıç ve M. Ali Kırdök tarafından temsil edilmitir. Türk Hükümeti  
(“Hükümet”) Sözleme kurumları huzurundaki ilemler için bir Ajan tayin etmemitir.  
3. Mahmut Özkanlı, Devlet güvenlik güçlerinin, Gözeler köyünde, ailesini zorla  
evinden çıkarmıolduğunu iddia etmitir. Bavuranların kalanı, güvenlik güçlerinin,  
Cevizlidere köyünde, evlerini ve eyalarını tahrip ettiklerini ve onları köylerini terk etmeye  
zorladıklarını iddia etmitir. Bavuranlar, AĐHS’nin 3, 5, 6, 8, 13, 14 ve 18. maddelerine ve 1  
No.’lu Protokol’ün 1. maddesine istinat etmitir.  
4. Bavurular, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin 11 No.’lu Protokol’ünün yürürlüğe girdiği tarih olan, 1 Kasım 1998’de  
iletilmitir (11 No.’lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).  
5. Bavurular, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nin Birinci Daire’sine tevzi edilmitir  
(Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 52 § 1. maddesi). Bu Daire içinde davaya bakacak olan Bölüm  
2
(AĐHS’nin 27 § 1. maddesi), Đç Tüzük’ün 26 § 1. maddesinin gerektirdiği gibi  
oluturulmutur.  
6. Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi, 15 Mayıs 2003 tarihli kararlar ile bavuruların  
kabuledilebilir olduğunu açıklamıtır.  
7. Bavuranlar ve Hükümet, esaslara ilikin görübildirmilerdir (Đç Tüzük 59 § 1.  
madde). Bölüm, esaslar üzerine bir durumanın gerekli olmadığı kararını vermitir (Đç Tüzük  
59 § 3. madde in fine). Taraflar birbirlerinin görülerine yazılı olarak cevap vermilerdir.  
8. 1 Kasım 2004 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi, Daire’lerinin yapısını  
değitirmitir ( Đç Tüzük 25 § 1. madde). Bu davalar, yeni oluturulmuÜçüncü Daire’ye  
verilmitir (Đç Tüzük 52 § 1. madde).  
9. 12 Ocak 2006 tarihinde, Bölüm, bavurulardaki ilemleri birletirmeye karar  
vermitir (Đç Tüzük 42 § 1. madde).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
10. Bavuranların hepsi Türk vatandaıdır. Bavurulara yol açan iddia olunan olaylara  
kadar Özkanlı ailesi Gözeler’de ve bavuranların kalanı Cevizlidere’de ikamet etmekteydi.  
Mahmut Özkanlı, Beze Keser ve Seydo Cila isimli bavuranlar, sırasıyla, 17 Mayıs 1999, 12  
Aralık 1999 ve 25 Mart 2005 tarihlerinde vefat etmiler ve yakınları bavurularını takip  
etmitir. 1 Aralık 2002 tarihinde, Zeliha Keser isimli diğer bir bavuran vefat etmi, ancak,  
yakınları onun bavurusunu takip etmek istediklerini bildirmemilerdir.  
A. Olaylar  
11. Davanın olayları taraflar arasında ihtilaf halindedir ve olaylar u ekilde  
özetlenebilir.  
1. Bavuranların olayları anlatıꢀ ꢀekli  
12. Özkanlı ailesi, 20 Eylül 1994 tarihine kadar, Tunceli ili Ovacık ilçesi’nin bir köyü  
olan Gözeler’de ikamet etmekteydi. Bavuranların kalanı, 4 Ekim 1994 tarihine kadar, aynı  
ilçenin Cevizlidere köyünde ikamet etmekteydi.  
13. 1980’li yıllardan beri, güvenlik güçleri, bavuranları sürekli olarak tehdit etmitir,  
zira, teröristlere lojistik destek sağlama konusunda köylülerden üpheleniliyordu.  
Bavuranların köyleri de dahil olmak üzere Ovacık’ın ta yer alan on yedi köyü, bölgedeki  
teröristlere gıda tedarik eden yerler olarak değerlendirilmitir. Sonuç olarak, köylülerin gıdası  
bölge Jandarma Komutanlığı tarafından karneye bağlanmıtı. Köyler asker kontrolü altındaydı  
ve köylere giri, bölge Jandarma Karakolu’nun ön iznine tabiydi.  
14. Güvenlik güçleri, Gözeler’e 20 Eylül 1994 tarihinde ve Cevizlidere’ye 4 Ekim  
1994 tarihinde gelmilerdir. Her iki köyde de, köyde oturanları köy meydanında toplamıve  
3
onlara köyleri hemen terk etmeleri talimatını vermilerdir. Köy sakinlerine, ayrıca, evlerinin  
yakılacağını bildirmilerdir. Bavuranlar, hayvanlarını ve taıyabilecekleri kadar eya alarak  
köyü terk etmilerdir. Güvenlik güçleri, sonrasında, Cevizlidere’yi atee vermilerdir. Gözeler  
yakılmamıtır.  
15. Gözeler’in boaltılmasından kısa bir süre sonra, belirli olmayan bir tarihte,  
Mahmut Özkanlı, Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’na, kendisinin ve ailesinin köylerini terk etmek  
zorunda bırakılmıolduklarına dair ikayette bulunan bir dilekçe vermitir. Yetkililer  
dilekçeye göre hareket etmemilerdir ve Özkanlı herhangi bir yanıt almamıtır.  
16. 5 Ekim 1994 tarihinde, Cevizlidere’den gelen bavuranlar, Ovacık Cumhuriyet  
Savcılığı’na, Devlet güvenlik güçleri tarafından tehdit edildiklerine ve evlerinin yakıldığına  
dair ikayette bulunan bavurularda bulunmutur. Dava, güvenlik güçlerinin iddia olunan  
hareketlerine yönelik bir soruturmaya ilikin olduğu için, Savcı, Memurun Muhakematı  
Kanunu’na uygun olarak, bavuruları Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’na göndermitir.  
17. Bavuranlar ilk olarak Ovacık’ta yer alan Ziyaret köyüne taınmılar, burada,  
Hükümet, onlara, felakete uğrayanlara yardım amacı ile ayrılmıtoplu konut imkanı  
sağlamıtır. Bir süre sonra, bavuranlar geçimlerini sağlamak amacı ile hayvanlarını ve  
eyalarını satmılardır. En sonunda, Türkiye’nin çeitli illerindeki akrabalarının yanlarında  
yaamak üzere taınmılardır.  
18. 25 Ekim 1995 tarihinde, Ovacık Kaymakamı, Cevizlidere’den gelen bavuranlara  
ahsi mektuplar yoluyla yanıt vermitir. Ovacık Jandarma Komutanı’ndan gelen 1 Kasım  
1994 tarihli bir yazıya istinaden, Kaymakam, güvenlik güçleri tarafından hiçbir evin  
yakılmamıolduğunu ve failler tehis edilemediği için kovuturmanın balatılmaꢀ  
olduğunu ifade etmitir. O zamana kadar bavuranlar köylerini terk etmioldukları için  
Kaymakam’ın mektupları 15 ubat 1996 tarihinde, Cevizlidere köyünün muhtarına  
iletilmitir.  
2. Hükümet’in olayları anlatıꢀ ꢀekli  
19. 1993 Ekim balarında, PKK terör örgütü üyeleri, Ovacık’ta bulunan köylere  
gelmeye balamılardır. PKK için propaganda yapmılar ve örgüte zorla katmak için gençleri  
kaçırlardır.  
20. Ancak, bir süre sonra, bu gençler örgütten kaçmılardır. PKK, ayrıca, gıda ve  
malzeme tedarik etmeyi reddeden köylüleri tehdit etmeye balamıtır. Sonuç olarak, PKK  
misillemesinden korktukları için köyde yaayanların çoğu köylerini terk etmilerdir.  
21. Ekim 1994’te, güvenlik güçleri kılığına giren PKK militanları Cevizlidere’ye ve  
Iıkvuran isimli bir civar köye saldırmı, evleri yakmıve ürünleri yok etmitir. Evlerdeki her  
eyi talan etmilerdir.  
22. Bavuranlar da dahil olmak üzere Cevizlidere’den altmıüç köylü, teröristlerin  
baskısıyla, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na ikayetlerde bulunmu, bölgede askeri  
operasyonlar yürüten güvenlik güçleri tarafından evlerinin yakılmıolduğunu iddia  
etmilerdir. ikayetler devlet memurları hakkında olduğu için Savcı ilgili yasalara uygun  
olarak görevsizlik kararı almıve davayı Ovacık Đlçe Kaymakamlığı Ovacık Đdare Kurulu’na  
devretmitir.  
4
23. Kurul, köylüleri iddiaları hakkında sorgulaması için bir soruturmacı tayin  
etmitir. Ancak, Cevizlidere, terör saldırılarını izleyen günlerde tamamen terk edilmiolduğu  
için soruturmacı köylüleri bulamamıveya ifadelerini alamamıtır. Dolayısıyla, civar  
köylerde yaayanlardan ifadeler almıtır. Tanıklardan biri Ovacık’ta bulunan Çat köyünün  
muhtarı Rahmi Kızılçayır’dır. 17 Ekim 1994 tarihinde unları ifade etmitir:  
“Ben Ovacık ilçesi Çat köyü muhtarıyım. (…) Ekim 1994 ayı balarında köyümüz evleri PKK  
terör örgütü mensuplarınca cezalandırma sebebiyle yakıldı. Daha sonra da güvenlik güçleri yakıyor diye  
propaganda yaptılar. Terörist örgütün köyümüzü ve evlerimizi yakarak bizleri perian etmesinin tek  
amacı vardı. Đlçe merkezine gelen güvenlik güçlerinin çok ve kalabalık olması onların gözünü korkuttu.  
Köylülerden örgüte yardım etmelerini, erzak getirmelerini ve hatta kendilerine katılıp savamalarını  
istediler. Köylüden gerekli destek ve yardımı göremeyince zaten buradan kaçmak istiyordunuz imdi  
iyice gidin diyerek evlerimizi yaktılar. Ben bu konuyu köy muhtarı olarak televizyon kameralarında  
Ovacık ilçe merkezi çarı içerisinde tüm halkın ortasında bağırarak söyledim. imdi ise ben Ovacık  
halkından PKK örgüt sempatizanı olanlar tarafından rahatsız edilmekteyim. (…)”  
24. Gözeler’den Maksut anlı, diğer hususlar meyanında, unları ifade etmitir:  
“Ekim balarında, TKP/TIKKO ve PKK üyeleri, köylülerin örgüte yardım, bilgi ve üye  
sağlamayı reddetmesine misilleme olarak ilçedeki köyleri yakmaya baladılar ve köylülerin köylerden  
kaçma çabalarına öfkelenerek (…), bazı köylülerin evlerini yaktılar. Güvenlik güçlerinin olayların  
failleri olduğu hakkındaki dedikoduyu yaymaları için yandalarını ehir merkezine gönderdiler.”  
25. Iıkvuran köyünden Mahmut Atlı, diğer hususlar meyanında, unları ifade etmitir:  
“Civar köylerinin hepsinde bizim köyün baına gelen olaylar geldi eğer o köyleri ve mezraları  
terörist yakmıise bizim köyü de onlar yakmıtır. Gelenler de elleri silahlı gruptu asker elbiseli idiler  
teröristler de askeri elbise giyiyorlar. Biz bundan dolayı köyümüzü terk ettik.”  
26. Bu ifadeler karısında, soruturmacı, Cevizlidere’de bulunan evlerin, güvenlik  
güçleri tarafından değil teröristler tarafından yakılmıolduğu kararına varmıtır. Dolayısıyla,  
23 Haziran 1995 tarihinde, Ovacık Đdare Kurulu, güvenlik güçleri hakkında cezai ilemler  
balatmamaya karar vermitir.  
B. Taraflarca sunulan belgeler  
1. Bavuranlar tarafından sunulan belgeler  
a) Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın 9 Aralık 1994 tarihli görevsizlik kararının bir sureti  
27. Cevizlidere köyünde yaayan altmıüç kiinin bavurusu üzerine, Ovacık  
Cumhuriyet Savcısı, 9 Aralık 1994 tarihinde görevsizlik kararı vermive Memurun  
Muhakematı Kanunu’na uygun olarak soruturma dosyasını Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’na  
devretmitir.  
b) Bavuranların yerine Cevizlidere köyünün muhtarına tebliğde bulunmaya ilikin  
kararın bir sureti  
28. O zamana kadar bavuranlar köylerini terk etmioldukları için Đlçe Kaymakamlığı  
25 Ekim 1995 tarihli yanıtını, 15 ubat 1996 tarihinde, Cevizlidere köyünün muhtarına  
iletmitir.  
5
c) Ovacık Đlçe Kaymakamlığı tarafından Cevizlidere’deki bavuranlara gönderilen 25  
Ekim 1995 tarihli mektupların suretleri  
29. Bu mektuplar, Cevizlidere’deki bavuranlara, aynı dille, onların bavuruları  
üzerine balamıolan soruturmaların delil sunulmamıolduğu için devam etmeyeceğini ve  
iddia edilen faillerin tehis edilemediğini bildirmitir.  
d) Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ekim 1996 tarihli Tunceli Raporu  
30. Bu rapor, 22 Ekim ve 24 Ekim 1996 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi  
(CHP) temsilcisi dört milletvekili tarafından, Tunceli’nin Ovacık, Pertek ve Hozat ilçelerine  
yapılan ziyareti anlatmıtır. Rapor, Ekim 1994’ten itibaren çok sayıda zorunlu boaltmanın  
yapılolduğunu kaydetmitir. Rapora göre, bu, Tunceli’de 420 köyden 184’ünün ve 1.179  
mezradan 652’sinin boaltılmasıyla sonuçlanmıtır. Ovacık’taki durumun bilhassa ciddi  
olduğu iddia edilmitir, zira, toplam 62 köyden 51’i zorla boaltılmıtır. Hükümet tarafından  
sağlanan geçici konutlar yetersizdir. Dolayısıyla, “köye dönü” projelerinin hızlandırılması ve  
Devlet’in yerlerinden edilmikiilerin yerleim ve sosyoekonomik gereksinimlerine cevap  
vermesi tavsiye edilmitir.  
e) Mazlum-Der’in Eylül 1996 tarihli Tunceli Raporu  
31. Bu rapor, Türkiye’de bir insan hakları derneği olan Mazlum-Der’in bir  
temsilcisinin 11 Eylül ve 13 Eylül 1996 tarihleri arasında Tunceli’ye ziyareti sırasındaki  
tespitlerini yansıtmıtır. Rapor, 1995 itibarıyla, Tunceli’nin, 51 tanesi Ovacık’ta olan, toplam  
168 köyünün boaltılmıolduğunu belirtmitir.  
f) Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da boaltılan yerleim birimleri nedeniyle göç eden  
yurttaların sorunlarının aratırılarak alınması gereken tedbirlere ilikin Türkiye Büyük Millet Meclisi  
Meclis Aratırması Komisyonu’nun 14 Ocak 1998 tarihli raporu  
32. Bu rapor, on milletvekilinden oluan bir Aratırma Komisyonu tarafından  
hazırlanmıtır. Rapora göre, 1993 ve 1994 yıllarında, 905 köy ve 2.923 mezrada yer alan  
nüfus tahliye edilmive ülkenin diğer bölgelerine taınmaya zorlanmıtır (s.13). Suçıktı  
köyünün bulunduğu Diyarbakır ilinde 90 köy ve 225 mezradan tahliye edilen insanların sayısı  
50.371 civarında olarak hesaplanmıtır (s.12).  
33. Rapor, eski Diyarbakır Valisi Doğan Hatipoğlu’nun bir beyanını içermitir.  
Hatipoğlu, görev yaptığı dönemde, askeri makamlar tarafından zaman zaman gerçekletirilen  
köy boaltmalarının dikkatini çektiğini açıklamıtır. Çok nadiren de olsa köy yakılmaları  
hakkında ikayetler almıolduğunu ifade etmitir. Hatipoğlu’na göre, tüm köylerin PKK  
tehdidi dolayısıyla boaltıldığını iddia etmek imkansızdır. Hükümet’in, yerinden edilen  
kiilerin iyi ekilde yeniden yerletirilmesi için gerekli önlemleri almamıolduğunu iddia  
etmitir (s.13).  
34. Rapor, ayrıca, Đnsan Hakları Vakfı Bakanı Yavuz Önen tarafından hazırlanan ve  
1995 yılında Aratırma Komisyonu’na sunulan “Türkiye – Đnsan Hakları Raporu”na atıfta  
bulunmutur. Bu son belirtilen rapor, bir bölümünü göçmenlere ve boaltılmıköylere  
ayırtır. Rapor, 1995 yılında, köylerin ve mezraların boaltılması uygulamasının yaygın  
olduğunu ileri sürmütür. Köylerdeki birçok ev ya yıkılmıya da oturulamaz hale  
getirilmitir. Đnsanlar bölgeden göç etmeye zorlanmıve orada yaayanlara köylerini terk  
6
edene kadar baskı yapılmıtır. 1995 yılı balarında, yaayanlarının köy korucuları olmayı  
kabul ettiği köylerin ve mezraların dıında içinde yaanan hemen hemen hiçbir köy veya  
mezra yoktu (s.19).  
35. Aratırma Komisyonu’nun raporu, ayrıca, boaltılmıköyler mevzusu hakkında 3  
Haziran 1997 tarihinde ırnak milletvekili Salih Yıldırım tarafından Türkiye Büyük Millet  
Meclisi’nde yapılan konumaya atıfta bulunmutur. Yıldırım, köylerin, karı koyanları tehdit  
etmek amacıyla ya PKK tarafından ya da köyleri koruyamadıkları veya o köylerde yaayanlar  
köy korucuları olmayı reddettikleri veya onların PKK’ya yardım ettiklerinden üphelenildiği  
için yetkililer tarafından boaltıldığını ifade etmitir (s.20).  
36. Sonuç olarak, raporda, yerleim birimlerinde oturanların mezralar yerine daha önce  
yaadıkları alana yakın iller, ilçeler veya merkez köylerde yeniden yerletirilmesi gerektiği ve  
öncelik göçmenlere verilerek bölge sakinlerine itemin etmek amacıyla gerekli ekonomik  
tedbirler alınması gerektiği tavsiye edilmitir.  
g) Tunceli ili’nin Hozat, Ovacık ve Pertek ilçelerindeki bazı köylerin muhtarları  
tarafından Babakanğa sunulan Mayıs 1995 tarihli dilekçe  
37. Bu dilekçe, muhtarların, Devlet güvenlik güçleri tarafından yürütülen zorunlu  
tahliyeler ve köy yıkımları hakkında toplu ikayetlerini içermitir. Muhtarlar, güvenlik  
güçlerinin bölgede gıda maddelerine ve temel mallara geniambargo uyguladığını iddia  
etmitir. Babakan’dan, köylülerin evlerine ve topraklarına dönmesini sağlayacak gerekli  
önlemleri almasını talep etmilerdir. Ayrıca, ev yıkımı ve zorunlu yerinden edilmenin  
sonucunda maruz kalmıoldukları zararın tazmin edilmesini ve bir çeit ekonomik yardımın  
sağlanmasını talep etmilerdir.  
h) Mahmut Özkanlı tarafından doldurulan sualname  
38. Mahmut Özkanlı -görünüe göre avukatı tarafından hazırlanan- bir sualname  
doldurmu, bu ankette, ailesinin güvenlik güçlerinin baskısı üzerine göç etmiolduğunu ifade  
etmitir. Güvenlik güçlerinin hiçbir ekilde ikence veya kötü muamele yapmamı, ancak,  
evlerini yakmakla tehdit etmiolduğunu ve onların evlerini boaltmalarını talep ettiğini  
belirtmitir. Özkanlı, mallarını satmıve Đstanbul’a gitmiolduğunu ancak sonra Ovacık’a  
döndüğünü açıklamıtır.  
2. Hükümet tarafından sunulan belgeler  
a) Cevizlidere’den gelen bavuranlar da dahil olmak üzere altmıüç dilekçe sahibi  
tarafından sunulan 11 Ekim 1994 tarihli toplu ikayetlerin suretleri  
39. Cevizlidere’den gelen bavuranlar, hemerileriyle birlikte, Ovacık Cumhuriyet  
Savcılığı’na ikayetlerde bulunmulardır. Güvenlik güçlerinin onlardan hemen evlerini  
boaltmalarını istediğini ifade etmilerdir. Ayrıca, güvenlik güçleri evlerini ve ürünlerini  
yakmadan önce çok az eyalarını kurtarabilmioldukları konusunda ikayetçi olmulardır.  
b) Mahmut Atlı’nın 17 Ekim 1994 tarihli tanık ifadesi  
40. Tanık, Ovacık ilçesine bağlı Iıkvuran köyünün bir sakiniydi. Ona göre, 2 Ekim  
1993 tarihinde, bir grup PKK militanı, köylülere, örgüte katılmalarına ve gıda ve malzeme  
sağlamalarına yönelik baskı yapmak için köylerine baskın yapmıtır. Aynı tarihte, militanlar,  
7
örgüte katmak amacıyla altı genci kaçırmılardır. Đki veya üç gün sonra, o gençler PKK’dan  
kaçmıve sonunda Türk ordusuna katılmılardır. Misilleme yapmak için, PKK militanları, 6  
Ekim 1994 tarihinde, jandarma üniformaları içinde Iıkvuran köyüne geri gelmiler ve bazı  
evleri yakmılardır. Tanık, Ovacık’ta bulunan civar köylerin çoğunda benzer olayların yer  
almıolduğunu eklemitir.  
c) Maksut anlı’nın 17 Ekim 1994 tarihli tanık ifadesi  
41. Gözeler’de yaayan tanık, Ekim 1994 balarından beri, TKP/TĐKKO ve PKK’nın  
Ovacık sakinlerini gıda ve malzeme temin etmeye, ehir çarısındaki ilerini kapatmaya ve  
bölücü gösteriler düzenlemeye zorlamıolduğunu ifade etmitir. Ovacık sakinlerinin bu  
artlara uymaması üzerine, teröristlerin köyleri yakmaya balamıolduklarını eklemitir.  
d) Rahmi Kızılçayır’ın 17 Ekim 1994 tarihli tanık ifadesi  
42. Tanık, ifadesini verdiği dönemde, Ovacık’ta bulunan Çat köyünün muhtarıydı.  
Kızılçayır, özellikle, Ekim 1994 balarında, PKK’nın onları, örgüte katılmayı ve lojistik  
destek sağlamayı reddetmelerinden dolayı cezalandırmak için köyündeki evleri yakmıꢀ  
olduğunu ifade etmitir. Onları köylerinden gitmeye zorlamıolanların teröristler olduğunu  
eklemitir.  
e) 5 Haziran 1995 tarihli soruturma raporunun bir sureti  
43. Rapor, Ovacık Đlçe Kaymakamlığı tarafından görevlendirilen polis müdürü  
tarafından, Cevizlidere’den gelen altmıüç köylünün ikayetleri üzerine hazırlanmıtır.  
Soruturmasının ardından, polis müdürü, köyün, jandarma üniformaları giyen PKK teröristleri  
tarafından yakılmıolduğu kararına varmıtır. Rapor, ayrıca, faillerin, köylüleri, olay için  
güvenlik güçlerini suçlamaya zorlamıolduğunu ifade etmitir.  
f) Memurun Muhakematı Komisyonu’nun 23 Haziran 1995 tarihli kararı  
44. Đddia edilen failler tehis edilemediği için ve 5 Haziran 1995 tarihli soruturma  
raporunun ıığında, Ovacık Memurun Muhakematı Komisyonu, güvenlik güçlerinin herhangi  
bir mensubu hakkında cezai ilemler balatmamaya karar vermitir.  
g) 1993 ve 1996 yılları arasındaki terör olaylarına ilikin olarak Ovacık Cumhuriyet  
Savcısı tarafından verilen yirmi sekiz görevsizlik kararının suretleri  
45. Bu kararlar, Ovacık sakinlerinin bildirmiolduğu çeitli terör vahetlerine ilikin  
olarak Ovacık Cumhuriyet Savcılığı tarafından alınmıtır. Davaların her birinde Ovacık  
Cumhuriyet Savcısı’nın, ilgili kanunlar hususunda yetkisizlik kararı çıkarmıolduğu ve  
dosyaları, yetkili Cumhuriyet Savcısı’na devrettiği anlaılmaktadır. ikayette bulunulan  
olaylar, Iıkvuran Köyü’nün PKK tarafından baskına uğratılmasını ve altı genç adamın,  
PKK’ya katılmak üzere zorla kaçırılmasını kapsamıtır. Daha sonra bir diğer dikeçe ile  
Cumhuriyet Savcısı’na, sözkonusu adamların kaçtığı PKK’nın ve intikam almak için  
Iıkvuran’a bir kez daha baskın yaparak kaçakların köydeki evlerini yakıp yıktığı  
bildirilmitir.  
46. Bir diğer davada Cumhuriyet Savcısı’na, bir grup PKK militanının, Ovacık’ın  
Ağaçpınar Köyü’nden Cemal Cingöz ve ükrü Cingöz isimli iki köylünün evini yaktığı ve  
daha sonra da bu iki kiiyi öldürdüğü bildirilmitir. Dilekçe sahipleri, sözkonusu terörist  
8
saldırıların, örgütten kaçan kiilerin ailelerini cezalandırmak üzere düzenlenmiolduğunu ileri  
sürmütür.  
47. Bir baka davada köylüler, Ovacık’a bağlı Tatusağı, Çakmaklı ve Arel isimli üç  
köydeki okulların PKK tarafından yakıldığını bildirmitir.  
48. Tüm diğer kararlarda Cumhuriyet Savcısı, örgüte katılmayı reddetmeleri veya  
yemek ve erzak temin etmemeleri nedeniyle Ovacık’ta bulunan köylüleri cezalandırmak için  
PKK tarafından gerçekletirildiği bildirilen benzer tazminat, sabotaj, yakma, kaçırma ve  
öldürme olaylarını tanımlamıtır.  
h) Ankara’da bulunan Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı Askeri Savcı tarafından  
yayınlanan yetkisizlik kararı  
49. 29 Temmuz 1997 tarihli bir kararla Ankara’da bulunan Askeri Savcı, Tunceli’deki  
güvenlik güçleri tarafından gerçekletirildiği iddia edilen ortadan kaybolma ve adam  
öldürmelere ilikin ikayetler üzerine yetkisizlik kararı vermitir. Olağanüstü Hal Bölge Valisi  
tarafından gönderilen bir mektuba değinen Cumhuriyet Savcısı, Bolu Tugayı’ndan  
komandolarla birlikte jandarma güçlerinin, 29 Eylül ve 31 Ekim 1994 tarihleri arasında  
Ovacık ve Hozat civarlarında askeri operasyonlar düzenlediklerini belirtmitir. Ancak,  
güvenlik güçlerinin iddia edilen suçları ilemioldukları sonucuna varmak için delil olmadığı  
kanısına varmıtır.  
(i) Teröristlerce köyleri yakıp yıkılan köylülere tazminat verilmesini öngören 8 Mayıs 1998 tarihli  
Đdari Mahkeme kararları  
50. Hükümet, Malatya’da bulunan Đdari Mahkeme’nin ilgili tarihte Bingöl’de acil  
durum yönetimine tabi olan Doludere köylülerine tazminat ödenmesi hususunda verdiği kırk  
kararın nüshalarını sunmutur. Kararlarda, davacıların evlerinin ve eyalarının, PKK  
tarafından yağmalanmıolduğu görülmektedir. “Sosyal risk” doktrinine dayanan Đdari  
Mahkeme, Hükümet’in sözkonusu terörist saldırıları önceden görüp engelleme  
yükümlülüğünü yerine getiremediğine ve davacılara, tazminat ödenmesine karar vermitir.  
(j) Ovacık Bölge Valisi’nin, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdiği mektup  
51. Cumhuriyet Savcısının bir bilgi talebine cevaben Vali, askeri makamların Gözeler  
Köyü’nde hiçbir mülke zarar vermediklerini veya kimseyi zorla yerlerinden çıkarmamıꢀ  
olduklarını açıklamıtır. Mektupta ayrıca Gözeler Köyü’nde, kesintisiz olarak ikamet  
edildiğini ve köylülerin, yakıp yıkma veya yerlerinden edilme hususunda ikayette  
bulunmadığını belirtmektedir.  
(k) Zeliha Keser’le ilgili doğum kaydının ilgili bir sayfasının nüshası  
52. Nüsha, bavuranlardan biri olan Zeliha Keser’in, 1 Aralık 2002 tarihinde vefat  
etmiolduğunu göstermektedir.  
(l) Cevizlidere’deki ikamete ilikin 28 Temmuz 2003 tarihli resmi kaydın nüshası  
53. 24 Temmuz 2003 tarihinde jandarma görevlileri, ikamet koullarını incelemek  
üzere Cevizlidere’yi ziyaret etmitir. Bavuranlardan biri olan Cemal Cila’nın ve ailesinin,  
devamlı olarak orada yaamakta olduğunu gözlemlemilerdir. Ayrıca Cansa Özgül, Diyap  
9
Çılgın, Munzur Al, Saycan Keskin, Kerem Keser ve Emirali Keskin isimli bebavuranın,  
geçici olarak Cevizlidere’de ikamet etmekte olduklarını tespit etmilerdir.  
54. Đçeriğini onaylamak için sözkonusu bavuranlarca imzalanmıolan kayıt,  
Cevizlidere’nin yeninden ikamet edilmeye açık olduğunu ve bavuranların, oraya dönmeleri  
için engel olmadığını göstermitir. Ayrıca, herkesin jandarma karakoluna haber vererek  
Cevizlidere’ye kolayca girip çıkabileceğini de göstermitir.  
m) Altı bavuranın, 30 Temmuz 2003 tarihli ifadeleri  
55. 30 Temmuz 2003 tarihinde, Cevizlidere’den bavuranlardan altı kii, Diyap  
Çılgın, Saycan Keskin, Kerem Keser, Cansa Özgül, Cemal Cila ve Munzur Al, sözkonusu  
olayların gerçekletiği tarihte Mahmut Keser’in nerede olduğuna ilikin güvenlik güçlerine  
ifade vermitir. Birbiriyle bağdaan ifadelerinde 1994 olaylarından uzun süre önce Mahmut  
Keser’in, Almanya’ya gitmek üzere Cevizlidere’den ayrılmıolduğunu belirtmilerdir. Ayrıca  
Mahmut Keser’in annesi ve kız kardeinin, terörist eylemlerden dolayı 1994 senesinde köyü  
terkederek Ovacık’a yerletiklerini belirtmilerdir. Köylülerin köye girmek, köyden ayrılmak  
ve topraklarını ilemek için engellerinin bulunmadığını açıklamılardır.  
n) Bavuranlardan bazılarının, Hükümet yardımını reddettiğine ilikin resmi kaydın nüshası  
56. Sözkonusu kayıt, güvenlik güçleri tarafından, 11 Ağustos 2003 tarihinde  
Cevizlidere’den bavuranlardan Diyap Çılgın, Saycan Keskin, Kerem Keser, Cansa Özgül,  
Cemal Cila ve Munzur Al isimli altı kiiye, Hükümet’in “Köye Dönüve Rehabilitasyon  
Projesi” çerçevesinde inaat malzemesi ve para yardımı teklif edilmiolduğunu göstermek  
üzere tutulmutur. Kayda göre, bavuranlar yardımı kabul etmemive kaydı imzalayarak  
itirazlarını yazılı hale getirmemilerdir.  
o) Kali Türenmez’in 28 Ağustos 2003 tarihli ifadesi  
57. Tanık, Gözeler Köyü’nde ikamet etmektedir. Özkanlı Ailesi’nin de dahil olduğu  
Gözeler sakinlerinin, 1994 senesinde güvenlik güçlerince değil, PKK tarafından uygulanan  
baskı üzerine Gözeler’den ayrılmıolduklarını belirtmitir. Ayrıca, Mahmut Özkanlı’nın  
ölümünü müteakiben varisleri Hüri Özkanlı ve çocuklarının, Gözeler’deki aile evine  
döndüklerini, evi onardıklarını ve oturmaya devam ettiklerini eklemitir.  
p) Ali Kadir Türenmez’in 29 Ağustos 2003 tarihli ifadesi  
58. Tanık, Gözeler Köyü’nde ikamet etmektedir. Kali Türemez’in ifadesini tümüyle  
doğrulayan bir ifade vermitir.  
r) Ali Çakmaz’ın 1 Eylül 2003 tarihli ifadesi  
59. Tanık, Ovacık’ta bulunan Havuzlu Köyü’nde ikamet etmektedir. Özkanlı Ailesi’ni  
tanıdığını ve kendi köyü, daha önce Gözeler’e bağlı bulunduğu için Gözeler’de meydana  
gelen olayları bildiğini belirtmitir. Mahmut Özkanlı ve ailesinin de dahil olduğu Gözeler  
sakinlerinin köylerini, PKK eylemleri sonucu terketmiolduklarını açıklamıtır. Ayrıca  
Mahmut Özkanlı’nın varislerinin, Gözeler’deki aile evlerine dönmüolduklarını belirtmitir.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK  
10  
60. Đlgili iç hukukun tam bir tanımı, Yöyler/Türkiye (no. 26973/95, §§ 37-49, 24  
Temmuz 2003) ve Matyar/Türkiye (no. 23423/94, §§ 93-106, 21 ubat 2002) kararlarında  
bulunabilir.  
HUKUK  
I. HÜKÜMET’ĐN ĐLK ĐTĐRAZLARI  
61. 24 Kasım 2003 tarihli ek görülerinde Hükümet, Zeliha Keser, Mehmet  
Leyrekoğlu ve Diyap Çılgın isimli üç bavuran tarafından iç hukuk yollarının tüketilmesine  
ve bavuranların mağdur durumlarına ilikin ilk itirazlarını sunmutur. Hükümet, sözkonusu  
bavuranların, yerel makamlara ikayetlerini sunmamıolduklarını belirtmitir.  
62. AĐHM, yerel ikayetler sunmanın veya sunmamanın, mağdur olma durumu  
nosyonu ile bağlantılı olmadığını belirtir. Đç hukuk yollarının tüketilmesi hususunda AĐHM,  
15 Mayıs 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında bavuranların, iç hukukta ayrıca bir iç  
hukuk yolu izlemelerinin gerekmediğine karar vermiolduğunu yineler. Sözkonusu itirazın,  
bavurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi ardından sunulmuolduğunu belirtir. Bu  
bağlamda Hükümet’in, ilke olarak, sözkonusu aamada kabuledilebilirliğe itiraz etmelerinin  
engellenmiolduğu kabul edilebilir (AĐHM Đç Tüzüğü-Madde 55, bkz. inter alia,  
Amrollahi/Danimarka, no. 56811/00, § 22, 11 Temmuz 2002, ve Nikolova/Bulgaristan [BD],  
no. 31195/96, § 44, ECHR 1999-II). Bu nedenle, Hükümet’in itirazları, davanın sözkonusu  
aamasında gözönüne alınamaz.  
63. Hükümet, ek görülerinde ayrıca, Zeliha Keser’in 1 Aralık 2002’de ölmüꢀ  
olduğunu ve varislerinin, bavurusunu takip etmediğini belirtmitir. Bu nedenle AĐHM’den,  
Keser’in bavurusunun AĐHM’nin kayıtlarından düürülmesini istemilerdir.  
64. AĐHM, Zeliha Keser’in ölümünü müteakiben varisleri tarafından davanın  
incelenmesinin takibi için hiçbir talepte bulunulmamıolduğunu belirtir. Vekilleri de  
Hükümet’in, bavurusunun kayıttan düürülmesine ilikin görülerine cevap vermemitir. Bu  
koullar altında AĐHM, bavuruyu AĐHS’nin 37 § 1. (c) maddesi bağlamında Zeliha Keser’in  
sunmuolduğu ekliyle incelemeye devam etmenin adil olmadığı sonucuna varmıtır. Ayrıca  
AĐHM, 37 § 1. maddede in fine tanımlanğı gibi, bavurunun sözkonusu bölümünün, bu  
madde bağlamında incelenmesini gerektirecek genel bir gerekçe görmemektedir. Bu nedenle  
bavuruyu, Zeliha Keser bakımından, dava kayıtlarından düürmeye karar vermitir.  
II. AĐHS’NĐN 3. VE 8. MADDELERĐ ĐLE 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN  
ĐHLAL EDĐLMĐꢁ OLDUĞU ĐDDĐASI  
65. Diğer bavuranlar, güvenlik güçlerinin, Cevizlidere Köyü’ndeki evlerini ve  
eyalarını imha ettiklerini ileri sürerken Özkanlı Ailesi mensupları, Devlet güvenlik güçlerinin  
kendilerini, Gözeler1 Köyü’ndeki evlerinden çıkardıklarını iddia etmitir. Bu bağlamda  
bavuranlar, AĐHS’nin ilgili kısımları aağıda kayıtlı 3. ve 8. maddeleri ile 1 No.lu  
Protokol’ün ilgili kısmı aağıda kayıtlı 1. maddesinin ihlal edilmiolduğunu ileri sürmütür:  
1 Aağıda değinileceği gibi, Özkanlı Ailesi ilk olarak, güvenlik güçlerinin evlerini yakmıolduğu hususunda  
ikayette bulunmutur. Daha sonra ikayetlerini, zorla evlerinden çıkarıldıkları yönünde değitirmilerdir, ancak  
mallarının güvenlik güçlerince kasıtlı olarak tahrip edilmiolması sözkonusu değildir.  
11  
Madde 3  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
Madde 8  
“1. Herkes özel ve aile hayatına, [ve] konutuna ... saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.  
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu  
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç ilenmesinin önlenmesi,  
sağğın veya ahlakın veya bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir  
toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüolmak kouluyla söz konusu olabilir.”  
1 No.lu Protokol – Madde 1  
“Her gerçek ve tüzel kiinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı  
vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koullara ve  
uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını  
düzenlemek veya vergilerin ya da baka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için  
gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”  
A. Tarafların Görüleri  
66. Bavuranlar, Devlet güvenlik güçlerinin faaliyetlerinin, mal ve mülk  
dokunulmazlığına ve aile hayatına saygı gösterilmesi haklarını ihlal etmiolduğunu  
belirtmitir. Ayrıca, olayları çevreleyen koulların, insanlık dıı ve alçaltıcı bir muameleye  
denk olduğunu ileri sürmütür.  
67. Hükümet, her iki köy hususunda da bavuranların ikayetlerinin temelsiz olduğunu  
belirtmitir. Özkanlı Ailesi’nin yaamıolduğu Gözeler Köyü’nün, hiçbir zaman güvenlik  
güçleri tarafından boaltılmaolduğunu ileri sürmütür. Özkanlı Ailesi, bölgede  
gerçekleen yoğun terörist eylemlerden ötürü köylerinden ayrılmıtır. Gözeler Köyü,  
yerleime açık kalmıtır ve Özkanlı Ailesi’nin de dahil olduğu birçok aile köyde ikamet  
etmitir. Hükümet ayrıca Özkanlı Ailesi mensuplarınca öne sürülen iddiaların, tutarlı  
olmadığını iddia etmitir. Bu bağlamda Hükümet, Mahmut Özkanlı’nın 6 Ağustos 1996 tarihli  
bavuru formunda Gözeler’in, boaltılması ardından güvenlik güçlerince yakıldığını iddia  
ettiğini, 4 Kasım 1999 tarihinde sunduğu görülerinde ise Gözeler’in boaltıldığını fakat  
yakılıp yıkılmadığını ileri sürerek ifadesini değitirdiğini belirtmitir. Ancak, adil tazmine  
ilikin 30 Haziran 2003 tarihlin Özkanlı Ailesi, bir kez daha “yakılmıve tahrip edilmi”  
malları için talepte bulunmutur.  
68. Özkanlı Ailesi’nin vekilleri cevaben ilk ifadelerinde bavuranların yanlılıkla bu  
tür bir iddiada bulunduğunu, 1999 senesinde AĐHM Sekretaryası’na gönderdikleri bir  
mektupla ifadelerini düzelttiklerini açıklamıtır. Ayrıca 30 Haziran 2003 tarihli görülerinin  
neden olduğu karııklığın, bir çeviri hatasından kaynaklanmıolduğunu açıklamılardır.  
Yakılma ve yıkılmaeklindeki iki Türkçe kelimedeki ses benzerliğinden dolayı çevirlen  
görülerde, “yıkılmı” mülkler yerine “yakılmı” mülklere değinilmitir. Bu hususta,  
Gözeler’deki evlerinin doğal aınımlar ve zorla köyden çıkarılmalarından sonra bakımsızlık  
nedeniyle zarar görmüolduğunu açıklamılardır.  
12  
69. Cevizlidere’ye ilikin Hükümet, birçok görgü tanığının ifadesine ve soruturmadan  
sorumlu makamların bulgularına dayanarak Cevizlidere’nin güvenlik güçlerince yakılmıꢀ  
olduğu sonucuna varmak için delil bulunmadığını ileri sürmütür (bkz. paragraf 41-50). 1994  
senesinde bölgede yaanan yoğun terörist eylemler gözönüne alınırsa köyün, teröristlerce  
tahrip edilmiolması gerektiğini belirtmitir.  
70. Cevizlidere’deki ikamet koullarına ilikin Hükümet, 2003 senesi Temmuz ayında  
bir incelemede bulunmutur. Soruturma, Cevizlidere’de sürekli ya da mevsimlik oturan yedi  
aile bulunduğunu ortaya çıkarmıtır. Bu ailelerin altısı, sözkonusu davada bavuranlar  
arasındadır. Đncelemeye göre, güvenlik nedeniyle yakında bulunan jandarma karakoluna  
bildirilmesi kouluyla köye girive köyden çıkıyapmak hususunda bir kısıtlama  
bulunmamaktadır (bkz. paragraf 54-55).  
71. Sundukları itirazlarında Cevizlidere’den bavuruda bulunanlar, Askeri Savcı’nın,  
sözkonusu tarihte Bolu Tugayından jandarma ve komandoların, bölgede askeri operasyonlar  
gerçekletirdiğine dair 29 Temmuz 1997 tarihli bulgularına dikkat çekmitir (bkz. paragraf  
50). Olayları icra edenlerin tugay mensupları olması gerektiği sonucuna varmılardır. Ayrıca  
bavuranlar, Devlet güvenlik güçlerinin, olağanüstü hal bölgesinde terörist eylemleri en aza  
indirmeyi amaçlayan nüfus azaltma politikasının bir parçası olarak birçok köyü boalttıklarını  
ve yakıp yıktıklarını ileri sürmütür.  
72. Köylerine ulaım konusunda bavuranlar, eriimin jandarmalarca sıkı ekilde  
kontrol altında tutulduğuna ve izinlerine bağlı olduğuna değinmitir (bkz. paragraf 55).  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
73. AĐHM, sözkonusu bavuruya yol açan olayların asıl nedenine ilikin bir  
uyumazlıkla karı karıya kalmıtır. Dolayısıyla öncelikle, sözkonusu olaylar sırasında  
bölgede hüküm süren genel durum gözönüne alınmalıdır. AĐHM ilgili tarihte Türkiye’nin  
olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ve PKK üyeleri arasında iddetli çatımaların  
görülğünü gözlemler. Bu ikiye katlanmıꢀ ꢀiddet, birçok insanı evlerini terkederek daha  
güvenli yerlere yerlemek zorunda bırakmıtır. AĐHM benzer davalarda yerel makamların,  
bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak için bir grup yerleim bölgesini boaltmıolduğunu  
tespit etmitir (bkz., Doğan ve Diğerleri/Türkiye, no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-  
8819/02, § 142, ECHR 2004- ... (özetler)). AĐHM ayrıca birçok davada, güvenlik güçlerinin  
belli bavuranların evlerini ve mallarını kasıtlı olarak tahrip ettiğini, onları geçimlerinden  
mahrum bıraktığını ve köylerini terketmek zorunda bıraktığını tespit etmitir (bkz., Akdivar ve  
Diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1996-IV, Selçuk ve  
Asker/Türkiye, 24 Nisan 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-II, Menteve Diğerleri/Türkiye, 28  
Kasım 1997 tarihli karar, Raporlar 1997-VIII, Bilgin/Türkiye, no. 23819/94, 16 Kasım 2000,  
ve Dula/Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).  
74. Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu ve AĐHM’nin, daha önce, Devlet güvenlik  
güçlerinin, malların adil olmayan ekilde tahrip edilmesinin sorumluları olduğu iddia edilen  
benzer Türkiye davalarında bilirkii heyetleri üzerine yoğunlaolduğuna dikkat  
çekilmelidir (bkz., Akdivar ve Diğerleri ve Yöyler kararları ve Đpek/Türkiye, no. 25760/94,  
ECHR 2004- ...). Sözkonusu davalarda, AĐHS organlarının bu tür bir uygulamaya  
bavurmasını tevik eden temel neden, etkin bir yerel soruturmanın mevcut olmamasından  
dolayı olayları tespit edememeleri olmutur.  
13  
75. Sözkonusu davada, olay mahallerini ziyaret ederek ve görgü tanıklarını  
Mahkeme’ye çağırarak delil tespit uygulamasında bulunup olayları tespit etme teebbüsünde  
bulunamamak, AĐHM için bir üzüntü kaynağı olmutur. Bu tür bir uygulamanın, kayda değer  
bir sürenin geçmiolmasının – sözkonusu davada yaklaık on bir sene – ifade verecek tanık  
bulunmasını ve tanığın, olayları detaylı ve doğru olarak hatırlamasını zorlatırması gözönüne  
alındığında, dava koullarını doğru olarak tespit edilmesini sağlayacak yeterli delili  
sağlamadığı kanısındadır (bkz. Đpek, § 116). Dolayısıyla AĐHM, taraflarca sunulan mevcut  
delilleri temel alarak kararını vermelidir (bkz. Pardo/Fransa, 20 Eylül 1993 tarihli karar, A  
Serisi no. 261-B, sayfa 31, § 28, Çaçan/Türkiye, no. 33646/96, § 61, 26 Ekim 2004).AĐHM,  
taraflarca sağlanan yazılı delilin, özellikle ifadelerin, taraflarca yeterince incelenmemiꢀ  
olduğunun ve bu nedenle, varılabilecek sonuç hususunda yanlıyönlendirme olasılığı bulunan  
bir temel tekil edebileceğinin farkındadır.  
76. Bu bağlamda AĐHM, AĐHS hakları ihlallerine ilikin iddiaların gerekli delili tekil  
eden kanıt standardının, “makul üphenin ötesinde” olduğunu ve bu tür bir kanıtın, yeterli  
derecede güçlü, açık ve uygun neticeler veya reddedilmemibenzer maddi karinelerin  
birarada yer almasından kaynaklanabileceğini yineler (bkz. Đrlanda/Đngiltere, 18 Ocak 1978  
tarihli karar, A Serisi no. 25, sayfa 65, § 161).  
77. AĐHM, her iki köye ilikin olayları ayrı ayrı inceleyecektir.  
1. Gözeler bavuranlarının iddialarına ilikin  
78. AĐHM, Gözeler hususunda, Özkanlı Ailesi’nin iddialarına ilikin soruturma  
balatılmağını belirtir. Merhum Mahmut Özkanlı’nın, Ovacık Bölge Valiliği’ne, evlerinin  
güvenlik güçlerince yakıldığına ilikin ikayette bulunduğu bir mektup sunmuolduğu ileri  
sürültür. Hükümet’in, Gözeler’de, güvenlik güçlerince veya teröristlerce hiçbir evin  
yakılmamıolduğunu tespit etmesi üzerine, iddialarını değitirmiler ve köylerini terketmeye  
zorlandıklarını fakat evlerinin, güvenlik güçlerince kasıtlı olarak tahrip edilmediğini  
açıklalardır. Özkanlı, 6 Ağustos 1996 tarihli ilk bavuru formunda, ailesinin köyün  
boaltılması sırasında aağılayıcı ve insanlık dıı bir muameleye maruz bırakıldığını ileri  
sürmütür. Ancak daha sonra yapılan bir sorgulamada, güvenlik güçlerinin hiçbir ekilde  
kendilerine kötü muamelede bulunmadığını açıklamıtır (bkz. paragraf 39).  
79. Hükümet, Özkanlı Ailesi’nin, hiçbir zaman yetkili makamlar hususunda ikayette  
bulunmadığını, bu nedenle, soruturma açılmadığını belirtmitir.  
80. AĐHM, Özkanlı Ailesi’nin önceki ve sonraki ifadeleri arasındaki belirgin  
karıtlığın, iddialarının temelden yoksun olduğuna karar verilerek reddedilmesi için tek baına  
(bizatihi) yeterli olmadığı kanısındadır. Bu tutarsızlıkların, bavuranların güvenirliğini  
azalttığı da bir gerçektir. Yanlıifadelerinin nedeni olarak çeviri hatalarını göstermilerdir.  
AĐHM bavuranların, ifadelerinin doğru olarak çevrilmesini sağlamak hususunda zorluklarla  
karılaabileceklerinin farkındadır. Ancak, bavuranların 1996 senesinde ana dillerinde, neden  
evlerinin güvenlik güçlerince yakılmıolduğunu ileri sürüp, üç yıl sonra Hükümet,  
Gözeler’de yakılıp yıkılmıbir ev bulunmadığını tespit ettiğinde ifadelerini düzeltmiꢀ  
oldukları da açık değildir.  
81. Dava dosyası, Özkanlı’nın Ovacık Valiliği’ne sunmuolduğunun iddia edildiği  
ikayet mektubunun bir nüshasını içermemektedir. Bavuranlar, ikayetlerinin bir nüshasını  
saklamamıolduklarını ileri sürmütür. Gerçekten bir ikayet mektubu sunup sunmadıkları bir  
14  
yana, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na veya yargı yetkisi bulunan herhangi bir makam  
ikayette bulunmadıkları açıktır. Yetkili makamların, Cevizlidere’den veya benzer davalarda  
diğer köylerden sunulan ikayetleri incelediğini gözönünde bulunduran AĐHM, gerçekten bir  
ikayet almıolsalardı güvenlik güçlerinin, Gözeler’den yapılan ikayet üzerine harekete  
geçmiolacaklarına ilikin itiraz edilebilecek bir varsayım bulunduğu kanısındadır. Özkanlı  
ailesinin AĐHM’ye iddia edilen yazıyı sunmamalarından, ve ayet varsa bu ikayetlerini takip  
etmemeleri sebebiyle, AĐHM, bu karineyi çürütemediklerini tespit etmitir. Dolayısıyla,  
AĐHM, Özkanlı ailesinin ulusal makamlara bir ikayette bulunduğunu ispatlayamadıklarını  
tespit etmitir. Savunulabilir olması gerekli olan bu tür bir iddianın yokluğunda, hiçbir  
soruturma yapılmamıtır.  
82.Özkanlı ailesinin iddialarının doğruluğuna yönelik yerel bir soruturma ya da  
Gözeler’i terör olayları sebebiyle terk ettiklerine dair Hükümet görüleri ve tanık ifadelerini  
(bkz. 57., 58. ve 59. paragraflar) çürütebilecek herhangi bir ikna edici kanıtın yokluğunda,  
AĐHM, onların Devlet güvenlik güçleri tarafından zorla yerlerinden çıkarıldıklarının, gerekli  
olan kanıt standardı seviyesinde kesin olduğunu tespit etmemitir.  
83.Buna göre, AĐHM, Gözeler bağlamında AĐHS’nin 3. ve 8. maddeleri ile 1 no’lu  
Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıtır.  
2.Cevizlidere bavuranlarının iddialarına ilikin olarak  
84.Gözeler bavuranlarından farklı olarak, Cevizlidere bavuranlarının ulusal  
makamlara ikayette bulunduklarına ilikin ihtilaf bulunmamaktadır. Sözkonusu tarihte  
Türkiye’nin güneydoğusundaki köylerin boaltılması ve tahrip edilmesine ilikin bağımsız  
raporlar dikkate alındığında (bkz. 31-38. paragraflar), bu bavuranların iddiaları, ilk bakıta  
temelsiz olarak değerlendirilip göz ardı edilemez.  
85.Ancak, AĐHM, bavuranların, bu davanın sonuçlarına dair kiisel çıkarı olmayan  
bağımsız görgü tanıklarına ait hiçbir ifade sunmadığını not eder. Faillerin güvenlik güçleri  
olduğunu ortaya koyan hiçbir spesifik detay sunmamılardır. Đlettikleri kanıtlayıcı belgeler  
insan hakları raporlarını kapsamaktaydı. Olağanüstü hal bölgesinde yaygın olarak görülen  
köylerin boaltılması ve tahrip edilmesi sorununa iaret etmelerine rağmen, bu raporlar  
AĐHM’nin 4 Ekim 1994 tarihinde Cevizlidere’de meydana geldiği iddia edilen olayların asıl  
koullarının belirlenmesine yardımcı olmamaktadır. Ayrıca, bavuranların, Ovacık  
Cumhuriyet Savcılığı tarafından balatılan ilemlere müdahil oldukları veya daha sonra  
bavurularını takip ettikleri görünmemektedir. Bavuranlar, yetkililerce yürütülen  
soruturmayı takip etmemelerine dair hiçbir açıklama getirmemilerdir. Üstelik, AĐHM,  
dosyada Hükümet’in görülerini ve insanların köylerini terk etmelerine sebep olan ciddi bir  
terörist kampanya olduğundan bahseden çeitli Ovacık köyü sakinlerinin ifadelerini çürütecek  
hiçbir kanıt tespit etmemitir.  
86.Yukarıda anlatılanlar ıığında ve bavuranların iddialarını doğrulayamamalarını  
dikkate alarak AĐHM, bavuranların evlerinin yakıldığını veya bavuranların Devlet güvenlik  
güçleri tarafından zorla köylerinden çıkarıldıklarının, gerekli olan kanıt standardı seviyesinde  
kesinletiğini tespit etmemitir.  
87.Bu anlatılanlar temelinde, AĐHM, AĐHS’nin 3. ve 8. maddelerinin veya 1 no’lu  
Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıtır.  
15  
III.AĐHS’NĐN 5 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
88.Bavuranlar, dava koullarının, AĐHS’nin 5 § 1. maddesinden yer alan bireyin  
özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edilmesini de kapsadığını iddia etmitir. Bu maddeye  
göre:  
“Herkesin kii özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aağıda belirtilen haller ve  
yasada belirlenen yollar dıında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”  
89.Hükümet, bu ikayetlerin temeline itiraz etmitir.  
90.AĐHM, 5 § 1. maddenin öncelikli maksadının, özgürlüğün Devlet tarafından keyfi  
olarak elden alınmasından korumak olduğunu hatırlatır.  
91.Bu davada bavuranlar, ne yakalanmıne tutuklanmı, ne de baka ekilde  
özgürlükleri ellerinden alınmıtır. Bavuranların, evleri ve mallarına ilikin iddia edilen  
kayıplardan kaynaklanan güvenden yoksun kiisel koulları, 5 § 1. maddede yer alan birey  
güvenliği kavramına girmemektedir (bkz. yukarıdan anılan Çaçan, § 70; ve Kıbrıs – Türkiye  
[BD], no. 25781/94, § 228, AĐHM 2001-IV).  
92.Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediği  
sonucuna varmıtır.  
IV.AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
93.Bavuranlar, güvenlik güçleri tarafından zorla yerlerinden çıkarılmaları ve evlerinin  
tahrip edilmesi konularında medeni haklarını arayabilmeleri için mahkemeye bavurma  
haklarını arayabilecekleri etkili bir hukuk yolundan yoksun bırakıldıklarını ileri sürerek  
ikayetçi olmulardır. AĐHS’nin 6 § 1. maddesine ve 13. maddesine atıfta bulunmulardır. 6 §  
1. maddenin ilgili bölümlerine göre:  
“Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili … […] bir mahkeme tarafından  
davasının … hakkaniyete uygun … görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
13. maddeye göre:  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi  
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir  
makama etkili bir bavuru yapabilme hakkına sahiptir.  
A.AĐHS’nin 6 § 1. maddesi  
94.Bavuranlar, medeni haklarını aramak için mahkemeye bavurma haklarının,  
yetkililerin, bavuranların iddialarına yönelik etkili bir soruturma yapmamalarından dolayı  
ellerinden alındığını ifade etmitir. Bavuranlara göre, bu tür bir soruturmanın yokluğunda,  
hukuk ilemlerinde tazminat alabilme ansları olmayacaktı.  
16  
95.Hükümet, bavuranların iç hukukta kullanabilecekleri etkili hukuk yollarından  
faydalanmadıklarını ileri sürmütür. Bavuranlar bir hukuk davası açmıolsaydı, mahkemeye  
bavurma haklarından etkili olarak faydalanabileceklerdi.  
96.AĐHM, bavuranların, 15 Mayıs 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararlarında ortaya  
konulmuolan gerekçelerden ötürü hukuk mahkemelerinde dava açmadıklarını not eder.  
Dolayısıyla, ayet ilem balatmıolsalardı, ulusal mahkemelerin bavuranların iddiaları  
hakkında hüküm verip veremeyeceklerini belirlemek imkansızdır. AĐHM’ye göre,  
bavuranların ikayetleri, temelde iddialarına yönelik etkili soruturma yürütülmemiolması  
ile ilgilidir. Dolayısıyla, AĐHM, bu ikayeti, Devletlere, iddia edilen AĐHS ihlallerine ilikin  
olarak, etkili hukuk yolu sunmaktan ibaret daha genel nitelikli bir yükümlülük getiren 13.  
madde bağlamında inceleyecektir (bkz. yukarıda anılan Selçuk ve Asker, § 92).  
97.Buna göre, AĐHM, AĐHS’nin 6 § 11. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin  
belirlenmesinin gerekli olmadığı sonucuna varmıtır.  
B.AĐHS’nin 13. maddesi  
98.Bavuranlar, AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında maruz kaldıkları AĐHS ihlalleri  
bağlamında etkili hukuk yollarının bulunmadığını ileri sürerek ikayetçi olmulardır.  
99.Hükümet, Cevizlidere’ye ilikin soruturmada hiçbir noksanlık olmadığını ve  
yetkililerin Cevizlidere bavuranlarının bavurularına ilikin olarak etkili soruturma  
yürütğünü belirtmitir.  
100.AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, ulusal hukuk sisteminde her ne ekilde güvence  
altına alınmıolursa olsun, AĐHS hak ve özgürlüklerinin özünün uygulanması için, ulusal  
düzeyde etkili bir hukuk yolunun bulunmasını teminat altına aldığını tekrarlar. Buna göre,  
Sözlemeci Devletlere bu madde bağlamında AĐHS yükümlülüklerini yerine getirmede bir  
takdir yetkisi tanınmıolmasına rağmen, 13. maddenin maksadı, AĐHS kapsamında  
“savunulabilir bir iddia”nın konusuna eğilmek ve uygun bir tazmin sağlamak için yerel bir iç  
hukuk yolunun sağlanmasını art komaktır. 13. madde kapsamındaki yükümlülüğün  
kapsamı, bavuranın AĐHS kapsamında yaptığı ikayetin niteliğine göre değiir. Ancak yine  
de, 13. maddenin art kotuğu hukuk yolu, hem uygulamada hem de hukukta “etkili” olmalı  
ve bilhassa uygulanması, sorumlu Devlet yetkililerinin davranıları veya ihmalleriyle temelsiz  
olarak engellenmemelidir (bkz. yukarıda anılan Dulave Söyler, sırasıyla §§ 65 ve 87).  
101.AĐHM, bu davada elde edilen kanıtlar temelinde, bavuranlarının evlerinin tahrip  
edildiğinin veya iddia edildiği gibi Devlet güvenlik güçleri tarafından zorla evlerinden  
çıkarıldıklarının, gerekli olan kanıt standardı seviyesinde ispatlanmadığını hatırlatır (bkz. 82.  
ve 86. paragraflar). Ancak, bu, 13. maddenin maksadı bağlamında, bavuranların  
ikayetlerinin, 13. maddenin koruduğu unsurlar kapsamının dıında olduğu anlamına  
gelmemektedir (bkz. D.P. ve J.C. – Đngiltere, no. 38719/97, 10 Ekim 2002, § 136). Bu  
ikayetlerin, temelsiz olduğu ilan edilmemitir, dolayısıyla esaslarının incelenmesi gereklidir.  
Ayrıca, 15 Mayıs 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararlarında, AĐHM, yetkililerin  
bavuranların ikayetlerine yönelik yürüttükleri soruturmanın etkili olmamasının varlığında,  
bavuranların iç hukukta baka bir hukuk yolu aramaktan muaf oldukları sonucuna  
halihazırda varmıtı.  
17  
102.Bunun üzerine, AĐHM, 13. maddenin artlarının kelimesi kelimesine  
yorumlanmasına karın, baka bir madde ihlalinin bulunmasının bu maddenin uygulanması  
için bir ön art olmadığını tekrarlar (Boyle ve Rice – Đngiltere, 27 Nisan 1988 kararı, Seri A  
no. 131, § 52).  
103. Davanın kendine özgü koullarına dönüldüğünde, AĐHM, iki köyde meydana  
geldiği iddia edilen olayların ayrı ayrı incelenmesi gerektiğini not der.  
1.Cevizlidere bavuranlarının iddialarına ilikin olarak  
104.Cevizlidere ile ilgili olarak, AĐHM, kabuledilebilirlik kararlarındaki tespitlerini ve  
bavuranların iddialarının, prima facie temelsiz olarak değerlendirilip göz ardı edilemeyeceği  
eklindeki vardığı sonucu hatırlatır (bkz. 84. paragraf). Buna göre, bavuranların  
ikayetlerinin, AĐHS’nin 13. maddesinın maksadı bağlamında, savunulabilir AĐHS ihlalleri  
iddiaları ortaya koyduğu kanısındadır (bkz. mutatis mutandis, AĐHS’nin 6. maddesinin  
uygulanmasının risk altında olmasıyla ile olarak, Mennitto – Đtalya, [BD], no. 33804/96, § 27,  
AĐHM 2000-X).  
105.Bu tür savunulabilir iddialar, kapsamlı ve etkili bir soruturma yapılmasını  
gerektirmekteydi. Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın yetkisizlik kararını takiben, Ovacık Đlçe  
Đdare Kurulu idari yetkilileri, bavuranın iddialarına yönelik soruturma balatmıtır.  
Soruturma, bavuranların iddiaları ile ilgili olarak Ovacık Jandarma Komutanlığı’na  
bavurulması ve bir soruturmacı tayin edilmesini kapsamaktaydı. Bunu müteakip  
soruturmanın, Cevizlidere’de ikamet etmeyen köylülerden ifade alınması ile sınırlandığı  
görülmektedir.  
106.Soruturmacının, güvenlik güçleri ile görümek doğrultusunda herhangi bir adım  
attığı görülmemektedir. Bu, bavuranların özellikle jandarmaları failler olarak gösterip  
suçlaması ve sözkonusu tarihte Bolu Tugayı’nın bölgede operasyon yaptığı gerçeğine rağmen  
böyleydi. Soruturmacı yetkililerin, meydana geldiği iddia edilen olayların mahalline gitmeyi  
ündüğü de görülmemektedir. Bunun yerine, bavuranlara geçici olarak Hükümet  
tarafından barınma sağlanmıve dolayısıyla nerede olduklarının yetkililerce bilinmemesi  
sözkonusu değilken, soruturmacı yetkililer kendilerine güvenlik güçleri ve civar köylerden  
tanıkların verdiği bilgilere dayanmılardır. Son olarak, jandarma yetkililerinin bavuranların  
iddialarını ve bu tür tanıkların ifadelerini reddetmesinin ardından, yetkililerce hiçbir ileri  
soruturma yapılmamıtır. Bu bağlamda, AĐHM’nin sürekli olarak, yetkililerde, güvenlik  
güçlerine mensup kiilerin bu tür faaliyetlerde bulunmuolabileceği ihtimalini düünmeye  
ilikin genel bir isteksizlik olduğunu tespit etmesi dikkate değerdir (bkz. yukarıda anılan  
Selçuk ve Asker, § 68, Đpek, § 206; Yöyler, § 92). Aslında, Ovacık Kaymakamı’nın bu  
davadaki tutumu, AĐHM’nin geçmiteki tespitlerini teyit etmektedir (bkz. 18. paragraf).  
107.Her halükarda, AĐHM, hiyerarik olarak bir valiye bağlı memurlardan olumaları  
ve soruturmanın güvenlik güçleriyle bağlantılı bir üst düzey bir görevli tarafından  
yürütülmesi ıığında, Türkiye’nin güneydoğusundaki idare kurullarının bağımsız bir  
soruturma yapabilmelerine ilikin ciddi kukularını daha önce ifade etmitir (bkz.  
diğerlerinin yanı sıra, Güleç – Türkiye, no.21593/93, § 80, Reports 1998-IV; yukarıda anılan  
Yöyler ve Đpek, sırasıyla §§ 93 ve 207). Soruturmada belirlenen ciddi eksiklikler, AĐHM’nin  
bu davada farklı bir sonuca varmasına izin vermemektedir.  
18  
108.Bu artlarda, yetkililerin, bavuranların Cevizlidere’deki mülklerin tahrip  
edilmesine ilikin iddialarına yönelik kapsamlı ve etkili bir soruturma yaptığı söylenemez.  
109.Buna göre, Cevizlidere bağlamında, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
2.Gözeler bavuranlarının iddialarına ilikin olarak  
110.AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesi ile tanınan hakkın yalnızca bir “savunulabilir  
iddia” açısından uygulanabileceğini tekrarlar. Savunulabilir bir iddianın, davanın kendine  
özgü olayları ve ortaya çıkan hukuki konuların niteliği ile belirlenmesi gereklidir. Buna göre,  
bu davada, savunulabilir nitelikte olmak öyle dursun, Özkanlı ailesi, ulusal makamlara bir  
iddia sunduklarını kanıtlayamamıtır (bkz. 81. paragraf). Ayrıca, bavuranın, AĐHS’nin 3. ve  
8. maddesi ile 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki ikayetlerine ilikin yukarıdaki  
tespitlerini dikkate alarak, AĐHM, bavuranların, güvenlik güçlerine ilikin olarak, bir yanlıꢀ  
davraın temelini ortaya koyduğu sonucuna varamaz (bkz. 82. paragraf).  
111.Buna göre, Gözeler bavuranlarının “savunulabilir bir iddiası”nın yokluğunda,  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edilmediği kanısına varmıtır.  
V.AĐHS’NĐN 6., 8. VE 13. MADDELERĐ ĐLE 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ  
BAĞLAMINDA AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
112.Bavuranlar, Kürt kökenleri sebebiyle, ayrımcılığa maruz kaldıklarını ve bunun  
AĐHS’nin 6., 8. ve 13. maddeleri ile 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi bağlamında AĐHS’nin 14.  
maddesini ihlal ettiğini ileri sürmütür. 14. maddeye göre:  
“Bu Sözlemede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil,  
din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa  
mensupluk, servet, doğum veya herhangi baka bir durum bakımından hiçbir  
ayırımcılık  
yapılmadan  
sağlanır.”  
113.Bavuranlar, evlerinin ve mallarının tahrip edilmesinin resmi bir politikanın  
sonucu olduğunu ve bunun Kürt kökenleri sebebiyle ayrımcılık tekil ettiğini ifade  
etmilerdir.  
114.Hükümet bavuranların iddialarına itiraz etmitir.  
115.AĐHM, bavuranların iddialarını kendisine sunulan kanıt temelinde incelemitir  
ancak temelden yoksun olduğu kanısına varmıtır. Dolayısıyla, AĐHS’nin 14. maddesi ihlal  
edilmemitir.  
VI.AĐHS’NĐN 18. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
116.Bavuranlar, ikayet konusu müdahale ve kısıtlamaların, AĐHS’ye uygun olmayan  
maksatlar için uygulandığını iddia etmitir. AĐHS’nin 18. maddesine atıfta bulunmulardır. Bu  
maddeye göre:  
“Bu Sözlemenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar  
ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”  
19  
117.AĐHM, bu iddiayı elindeki kanıtlar temelinde incelemiolduğuna ve iddianın  
temelden yoksun olduğunu tespit ettiğine iaret eder. Dolayısıyla, bir 18. madde ihlali  
belirlenmemitir.  
VII.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
118.AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A.Tazminat  
119.Bu kararda ele alınan iki bavuruda, bavuranlar, evlerinin tahrip edilmesi ve iddia  
edilen olaylardan bu yana ekonomik faaliyetlerine dönememeleri sonucunda maruz kaldıkları  
maddi zarar için toplam 5.301.280.000.000 TL2 talep etmitir.  
120.Hükümet, AĐHS ihlali bulunmadığı için bavuranlara hiçbir adil tazminat  
ödenmemesi gerektiğini belirtmitir. Alternatif olarak, ayet AĐHM herhangi bir AĐHS ihlali  
tespit ederse, bavuranların talep ettiği miktarların spekülatif olduğunu ve bölgenin ekonomik  
gerçeklerini yansıtmadığını ifade etmitir.  
121.AĐHM, bavuranların iddia ettiği zararla, AĐHS ihlali arasında bir sebep sonuç  
bağı olması ve bunun uygun hallerde kazanç kaybına yönelik bir tazminatı kapsaması  
gerektiğini tekrarlar (bkz. diğerlerinin yanı sıra, 13 Haziran 1994 tarihli Barbéra, Messegué ve  
Jabardo – Đspanya kararı, Seri A no. 285-C, ss.57-58, §§ 16-20). Ancak, bu davada,  
bavuranların evlerinin yakıldığının ya da onların Devlet güvenlik güçleri tarafından zorla  
köylerinden çıkarıldıklarının, gerekli olan kanıt standardı seviyesinde belirlenmediğini  
hatırlatır (bkz. 55. paragraf). Buna göre, AĐHS ihlali tekil edecek konu – etkili bir  
soruturmanın yokluğu – ile bavuranlarca iddia edilen maddi zarar arasında sebep sonuç bağı  
yoktur. Dolayısıyla, bavuranların bu balık altındaki taleplerini reddeder.  
B.Manevi tazminat  
122.Bavuranların her biri, 20.000 Euro manevi tazminat talep etmitir. Bu bağlamda,  
iddia edilen olaylar sırasında maruz kaldıkları acı ve yoksulluğa atıfta bulunmulardır.  
123.Hükümet, bu meblağın aırı ve haksız olduğunu ileri sürmütür.  
124.Cevizlidere bavuranları ile ilgili olarak AĐHM, yerel makamların bavuranların  
ikayetlerine yönelik kapsamlı ve etkili bir soruturma yapmadığını ve bunun AĐHS’nin 13.  
maddesini ihlal ettiğini tespit etmitir (bkz. 104-109 paragraflar). Dolayısıyla, bir manevi  
tazminat ödenmesi gerekmektedir. Ancak, bavuranların talep ettikleri meblağlar aırıdır.  
Đddiaların ciddiyetini dikkate alarak eitlik temelinde bir değerlendirme yaparak AĐHM,  
bavurusu kayıttan düürülen Zeliha Keser hariç (bkz. 64. paragraf), Cevizlidere  
2 Yaklaık 3.300.000 Euro.  
20  
bavuranlarının her birine ödeme günüde geçerli kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek  
üzere 4.000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
125.Gözeler bavuranları, yani Özkanlı ailesi ile ilgili olarak, AĐHM hiçbir AĐHS  
maddesi ihlali tespit etmemitir. Dolayısıyla, bu balık altındaki taleplerini reddeder.  
C.Mahkeme masrafları  
126.Bavuranlar, davalarının AĐHS kurumlarında hazırlanması ve sunulmasındaki  
masraf ve ücretler için toplam 101.140 Euro talep etmitir. Bu meblağa avukatlarının ücretleri  
dahildir (her bir bavuran için 62 saat 20 dakika çalıma saati ve telefon görümeleri, posta,  
çeviri ve kırtasiye masrafları).  
127.Hükümet, bu talebin aırı ve temelden yoksun olduğunu ileri sürmütür.  
Bavuranların iddialarını ispatlamak için hiçbir makbuz veya baka herhangi bir belge ortaya  
koyamadıklarını öne sürmütür.  
128.AĐHM, bavuranların AĐHS kapsamındaki ikayetlerini ancak kısmen ortaya  
koyabildiklerine iaret eder. Ancak, bu dava, detaylı inceleme gerektiren karmaık olgusal  
konular içermekteydi. Bu bakımdan, AĐHM, yalnızca gerektiği için ve gerçekten yapılmıadli  
masrafların AĐHS’nin 41. maddesi bağlamında ödenebileceğini hatırlatır. Bavuranlar  
tarafından sunulan taleplerin detaylarını dikkate alarak, AĐHM, uygulanabilecek her türlü  
vergi hariç ve Avrupa Konseyi’nden yasal yardım olarak alınmı1.468,47 Euro çıkarılmak  
üzere bavuranlara toplam 4.400 Euro ödenmesine karar vermitir.  
D.Gecikme faizi  
129.AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM  
1.Bavuruları birletirmeye,  
2.Zeliha Keser isimli bavuran tarafından yapılan bavuruyu kayıttan düürmeye,  
3.Hükümet’in ön itirazının reddine,  
4.AĐHS’nin 3. ve 8. maddeleri ile 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediğine,  
5.AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine,  
6. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesinin gerekli olmadığına,  
7.Cevizlidere bavuranları ile ilgili olarak AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine,  
8. Gözeler bavuranları ile ilgili olarak AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edilmediğine,  
21  
9.AĐHS’nin 3., 6., 8. ve 13.maddeleri ve 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile birlikte ele  
alındığında AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine,  
10.AĐHS’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine,  
11. (a)Sorumlu Devlet’in, Cevizlidere bavuranlarına, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca  
kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden  
Yeni Türk Lirası’na çevrilmek ve bavuranların Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak üzere  
(i)her bir Cevizlidere bavuranına (Zeliha keser hariç) 4,000 Euro (dört bin Euro) –  
toplamda 96.000 Euro (doksan altı bin Euro) – manevi tazminat;  
(ii)mahkeme masrafları için, 1.468,47 Euro (bin dört yüz altmısekiz Euro kırk yedi  
Cent) düülmek üzere 4.500 Euro (dört bin beyüz Euro); ve  
(iii)bu meblağlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;  
(b)yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
12.Bavuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đngilizce hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddelerin uyarınca 2 ubat  
2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Vincent BERGER  
Bostjan ZUPANCIC  
Yazı Đꢀleri Müdürü  
Bakan  
22