CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
KEPENEKLĐOĞLU - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 73520/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
23 Ocak 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (73520/01) bavuru no’lu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaı Adem Kepeneklioğlu’nun (bavuran) 28 Mayıs 2001 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(Mahkeme) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Ankara Barosu avukatlarından K. Bayraktar tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVA KOULLARI  
Bavuran 1954 doğumlu olup Adana’da ikamet etmektedir.  
Bavuran 23 ubat 2001 tarihinde ömür boyu hapis cezası çektiği Gebze Cezaevi’nden  
Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne nakledilmitir.  
Bavuranın avukatı K. Bayraktar müvekkiliyle görümek üzere Tekirdağ Cezaevi’ne gitmitir.  
Ancak görüme talebi, bavuranın adıgeçenin temsil etmeyi arzu ettiği mahkumiyetten farklı  
bir suçtan cezaevinde yattığı gerekçesiyle geri çevirilmitir. Bu nedenle K. Bayraktar’ın  
müvekkilinin vasisi tarafından tayin edilmesi ve vekalet belgesi sunması istenmitir.  
Avukatına gönderdiği 19 Mart 2001 tarihli mektubunda bavuran, Tekirdağ Cezaevi’ne nakli  
sırasında maruz kaldığı onur kırıcı muamelelerden yakınmıtır. Bavuran, Đstanbul Devlet  
Mahkemesi önünde halen görülmekte olan aleyhinde açılmıbir davada kendisini temsil  
etmesi ve maruz kaldığı muamelelerden ikayetçi olması için gerekli bavuru yollarını  
kullanması amacıyla K. Bayraktar adına düzenlenmibir vekaletnameyi mektubuna  
eklemitir. Sözkonusu mektubun bazı bölümlerinin üzeri idare tarafından okunması imkansız  
hale gelecek ekilde çizilmitir.  
Bavuran K. Bayraktar’a gönderilmi, üzerinde 23 Mart 2001 tarihli PTT kaesi ve  
muhtemelen cezaevi yönetimi tarafından vurulmu‘görülmütür’ damgası bulunan zarfı  
sunmaktadır.  
Bavuranın avukatı, 28 Mart 2001 tarihinde bavuran tarafından kendisine gönderilen  
mektuba uygulanan sansüre itiraz etmek amacıyla Tekirdağ Cezaevi Müdürlüğü’ne  
bavurmutur. Bavuranın avukatı, bavuranın nakli esnasında meydana gelen olayları  
anlattığı mektubunun sansürsüz olarak kendisine gönderilmesini ve bavurana gönderdiği  
mektubun bavurana iletilmesini talep etmitir. Ayrıca bavuranla görüme olanağından  
faydalandırılma talebinde bulunmutur.  
30 Mart 2001 tarihinde bavuranın avukatı Đstanbul DGM önünde yapılan yargılamanın  
durumu hakkında bilgilendirilmitir. DGM, 30 Mart 2001 tarihli mektubunda, bavuranın 29  
Haziran 1992 tarihinde yakalandığını, 13 Temmuz 1992 tarihinde tutuklu yargılanmasına  
karar verildiğini ve bavuran hakkında yapılan yargılamanın halihazırda devam ettiğini  
bildirmitir.  
Cezaevi disisplin kurulu 10 Ocak ve 1 Mayıs 2002 tarihlerinde yaptığı toplantılarda Ceza  
Đnfaz Kurumları ve Tevkifevlerinin Yönetimine ve Cezaların Đnfazına Dair Tüzüğün 147.  
maddesi uyarınca, bavuran tarafından kaleme alınan mektubun «sakıncalı» bulunan bazı  
2
bölümlerine dair sansür uygulanmasını öngören on iki sansür kararı almıtır. Disiplin kurulu  
21 Ocak 2002 tarihinde bavuran tarafından yazılan bir mektubun imha edilmesini  
kararlatırılmıtır.  
Bavuranın avukatı 27 Ağustos 2003 tarihinde müvekkilinin bir ay önce sağlık nedeniyle  
serbest bırakıldığı hususunda AĐHM’yi bilgilendirmitir.  
Tekirdağ Cezaevi Müdürlüğü Adalet Bakanlığı’nın bilgi talebine cevabi yazısında bavuranın  
müvekkilinin 28 Mart 2001 tarihinde herhangi bir bavuruda bulunmadığını belirtmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
Bavuran, avukatına gönderdiği 19 Mart 2001 tarihli mektubunun bazı bölümlerinin  
çizilmesinin AĐHS’nin 8. maddesince öngörülen haberlemeye saygı hakkının ihlal edildiği  
iddiasında bulunmaktadır.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe dair  
Hükümet bavuranın Cumhuriyet Savcılığı’na ikayette bulunma hakkına sahip olmasına  
karın bu hakkını kullanmadığını savunmaktadır.  
Đddialarının aksine bavuran sözkonusu sorunla ilgili olarak savcılığa yahut cezaevi  
yönetimine herhangi bir bavuruda bulunmamıtır. Bu hususta Hükümet ilgili cezaevi  
kurumunun 9 Eylül 2003 tarihli mektubunu esaas almaktadır.  
Bavuran Hükümet’in argümanlarına itraz etmektedir.  
Dosyadaki belgeleri dikkate alan AĐHM, bavuranın avukatının 28 Mart 2001 tarihinde  
Cumhuriyet Savcılığı’na ve Cezaevi Müdürlüğü’ne gönderdiği mektupların posta gönderi  
makbuzlarını kanıt olarak sunduğunu gözlemlemektedir. Böylelikle bavuranın avukatının  
Cezaevi Müdürlüğüne ve Cumhuriyet Savcılığı’na sözkonusu ikayetle ilgili olarak bavuruda  
bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Hükümet’in itirazı kabul edilemeyecektir.  
AĐHM AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca bavuruya konu olan ikayetin dayanaktan yoksun  
olarak ilan edilemeyeceğini tespit etmektedir. Bavuru herhangi bir kabuledilemezlik  
gerkçesiyle karılamamaktadır. Bu nedenle bavuru kabuledilebilirdir.  
B. Esasa dair  
Hükümet daha önce hakkında bir mahkumiyet kararı bulunması sebebiyle bavuranın hukuki  
ehliyetten mahrum kiilerin bağlı olduğu vesayet rejimine tabi tutulduğunun altını  
çizmektedir. Yasal vasisi K. Bayraktar’la birlikte iki avukatı 28 Mart 2001 tarihinde yasal  
temsilci olarak tayin etmitir. Hükümet, K. Bayraktar’ın bu tarihten önce bavuranın yasal  
temsilcisi olmadığını savunmaktadır.  
3
Öte taraftan bavuranın haberleme hakkına müdahele edildiği yönündeki bütün iddiaları  
reddeden Hükümet bavuranın herhangi bir engelle karılamaksızın mektup ve faks  
gönderebildiğini savunmaktadır. Bu bakımdan Hükümet istenildiği takdirde bu hakkın yasal  
olarak sınırlandırılabileceğini ancak bu durumda disiplin kurulu kararı gerekeceğini  
belirtmektedir. Ancak 2001 yılı Mart ayında bu yönde herhangi bir karar alınmamıtır.  
Hükümet ayrıca tartımalı mektubun varlığı hususunda itirazda bulunarak 2001 yılı Kasım ayı  
ile 2003 yılı Temmuz ayı arasındaki dönemde gönderilen ve alınan mektup ve faksların  
dökümünü gösteren belgenin bir nüshasını sunmaktadır. Hükümet, bir müdahale tespit  
edilmesi durumunda AĐHM’nin bu müdahaleyi yasayla öngörülmü, meru ve zorunlu bir  
müdahale olarak değerlendirmesi gerektiği kanaatindedir.  
Avukat ikayetine ilikin olarak ulusal makamlara etkili bir bavuruda bulunduğunu ve  
bavuran tarafından kendisine gönderilen zarfın üzerinde bulunan «görülmütür» damgasının  
tartımalı mektubun cezaevi idaresi tarafından kontrol edildiğini ortaya koymak bakımından  
yeterli olduğunu savunmaktadır.  
Tarafların görülerinin ıığında AĐHM, bavuranın haberleme dokunulmazlığına saygı  
hakkına yönelik olarak «kamu otoritesinin müdahalesinin» varlığının mevcut davada  
tartımaya konu olduğunu gözlemlemektedir. Elindeki dosya temelinde AĐHM bu türden  
tartımalı bir meselede hukuki bir sorundan ziyade kesin dava koullarıyla ilgili olarak bir  
yargıya varmalıdır (Messina – Đtalya, 26 ubat 1993 tarihli karar).  
Bu bakımdan AĐHM, bavuranın, üzerinde PTT kaesi bulunan 28 Mart 2001 tarihli mektubu  
gönderdiğine ilikin belgeler sunduğunu tespit etmektedir. Bavuranın avukatı sözkonusu  
tarihte Tekirdağ Cezaevi Müdürlüğü’ne ve Cumhuriyet Savcılığı’na tartımalı mektuba sansür  
uygulanması hakkında ikayet bavurusunda bulunmutur.  
AĐHM ayrıca, Sözlemeci bir Devlet’in bir tutukluya gönderilen ve cezaevine gelen  
cezaevinden mektupların dökümünü sunmakla yetinerek 8. madde anlamında üstüne düen  
sorumlulukları yerine getirdiğini ifade edemeyeceğini hatırlatmaktadır (Messina, adıgeçen, §  
31). AĐHM aynı ekilde bir tutuklu tarafından gönderilen mektup ve faksların dökümünü  
sunmakla da yetinilemeyeceği kanaatindedir. Ayrıca mevcut davada kanıt olarak ileri sürülen  
dökümler tartımalı mektubun yazıldığı tarihten sonraki döneme aittir.  
Aksini ispatlayacak kanıt ya da baka herhangi bir unsur bulunmadığından AĐHM dosya  
unsurlarının ıığında bavuran tarafından sunulan kanıtların yapılan ikayete ilikin yeterli bir  
delil balangıcı tekil ettiğini takdir etmektedir.  
K. Bayraktar’ın avukat sıfatına ilikin olarak ise adıgeçenin bavuran aleyhinde yürütülen  
cezai takibat çerçevesinde bavuranın talebi üzerine bavuranın avukatı sıfatıyla müdahil  
olduğu gözükmektedir. Ancak bir tutuklunun avukatıyla haberlemesinin denetlenmesine  
ilikin ilkelerin ıığında AĐHM, yerleik içtihadı uyarınca, bir avukatla haberlemenin ne  
amaçla olursa olsun AĐHS’nin 8. maddesi uyarınca ayrıcalıklı bir statüye sahip olduğunun  
altını çizmektedir. (bkz. Campbell – Birleik Krallık, 25 Mart 1992 tarihli karar, ve Golder –  
Birleik Krallık, 21 ubat 1975 tarihli karar). Bu nedenle bir avukata gönderilen yahut bir  
avukattan gelen bir mektubun okunmasına, yalnızca yetkili makamların mektubun  
muhteviyatının cezaevi kurumunun veya bir bakasının güvenliğini tehdit ettiği ya da baka  
bakımlardan suç tekil eden bir niteliği haiz olduğu kanaatine vardıkları sözkonusu ayrıcalığın  
suistimal edildiği istisnai hallerde izin verilmelidir. Ancak mevcut davada bu türden  
koulların olutuğunu gösteren herhangi bir dosya unsuru bulunmamaktadır.  
4
Bu nedenlerle AĐHS’nin 8. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zararların tazmini için 20.000 Euro talep  
etmektedir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
Tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı tespit edemeyen  
AĐHM bu talebi reddetmektedir. Ayrıca AĐHM iddia edilen manevi zararın tazmini için ihlal  
tespitinin balı baına yeterli bir adil tatmin tekil ettiği kanaatindedir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 3.560 Euro talep etmektedir.  
Đddiasını desteklemek üzere bavuran Ankara Barosu tarafından hazırlanan referans avukatlık  
ücretlerini gösterir belgeyi sunmaktadır.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran yaptığı masraf ve harcamaların iadesini,  
ancak sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduğunu  
ispatlağı sürece elde edebilir. Mevcut davada elindeki unsurları dikkate alan AĐHM,  
yukarıda belirtilen kriterlerin ıığında, AĐHM önünde yaptığı masrafları için bavurana, 1.500  
Euro’dan, Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 715 Euro tutarındaki adli yardımın düülerek  
kalan meblağın ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmitir.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına üç puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun geriye kalanının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Đhlal tespitinin bavuranın maruz kaldığı manevi zararlar için balı baına yeterli bir adil  
tatmin tekil ettiğine;  
5
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü  
vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından bavurana, masraf ve  
harcamaları için 1.500 Euro’dan (bin beyüz), Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 715  
Euro (yedi yüz on be) tutarındaki adli yardımın düülerek kalan meblağın her türlü  
vergiden muaf tutularak ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 23 Ocak 2007 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
6