Öte taraftan baꢀvuranın haberleꢀme hakkına müdahele edildiği yönündeki bütün iddiaları
reddeden Hükümet baꢀvuranın herhangi bir engelle karꢀılaꢀmaksızın mektup ve faks
gönderebildiğini savunmaktadır. Bu bakımdan Hükümet istenildiği takdirde bu hakkın yasal
olarak sınırlandırılabileceğini ancak bu durumda disiplin kurulu kararı gerekeceğini
belirtmektedir. Ancak 2001 yılı Mart ayında bu yönde herhangi bir karar alınmamıꢀtır.
Hükümet ayrıca tartıꢀmalı mektubun varlığı hususunda itirazda bulunarak 2001 yılı Kasım ayı
ile 2003 yılı Temmuz ayı arasındaki dönemde gönderilen ve alınan mektup ve faksların
dökümünü gösteren belgenin bir nüshasını sunmaktadır. Hükümet, bir müdahale tespit
edilmesi durumunda AĐHM’nin bu müdahaleyi yasayla öngörülmüꢀ, meꢀru ve zorunlu bir
müdahale olarak değerlendirmesi gerektiği kanaatindedir.
Avukat ꢀikayetine iliꢀkin olarak ulusal makamlara etkili bir baꢀvuruda bulunduğunu ve
baꢀvuran tarafından kendisine gönderilen zarfın üzerinde bulunan «görülmüꢀtür» damgasının
tartıꢀmalı mektubun cezaevi idaresi tarafından kontrol edildiğini ortaya koymak bakımından
yeterli olduğunu savunmaktadır.
Tarafların görüꢀlerinin ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın haberleꢀme dokunulmazlığına saygı
hakkına yönelik olarak «kamu otoritesinin müdahalesinin» varlığının mevcut davada
tartıꢀmaya konu olduğunu gözlemlemektedir. Elindeki dosya temelinde AĐHM bu türden
tartıꢀmalı bir meselede hukuki bir sorundan ziyade kesin dava koꢀullarıyla ilgili olarak bir
yargıya varmalıdır (Messina – Đtalya, 26 ꢁubat 1993 tarihli karar).
Bu bakımdan AĐHM, baꢀvuranın, üzerinde PTT kaꢀesi bulunan 28 Mart 2001 tarihli mektubu
gönderdiğine iliꢀkin belgeler sunduğunu tespit etmektedir. Baꢀvuranın avukatı sözkonusu
tarihte Tekirdağ Cezaevi Müdürlüğü’ne ve Cumhuriyet Savcılığı’na tartıꢀmalı mektuba sansür
uygulanması hakkında ꢀikayet baꢀvurusunda bulunmuꢀtur.
AĐHM ayrıca, Sözleꢀmeci bir Devlet’in bir tutukluya gönderilen ve cezaevine gelen
cezaevinden mektupların dökümünü sunmakla yetinerek 8. madde anlamında üstüne düꢀen
sorumlulukları yerine getirdiğini ifade edemeyeceğini hatırlatmaktadır (Messina, adıgeçen, §
31). AĐHM aynı ꢀekilde bir tutuklu tarafından gönderilen mektup ve faksların dökümünü
sunmakla da yetinilemeyeceği kanaatindedir. Ayrıca mevcut davada kanıt olarak ileri sürülen
dökümler tartıꢀmalı mektubun yazıldığı tarihten sonraki döneme aittir.
Aksini ispatlayacak kanıt ya da baꢀka herhangi bir unsur bulunmadığından AĐHM dosya
unsurlarının ıꢀığında baꢀvuran tarafından sunulan kanıtların yapılan ꢀikayete iliꢀkin yeterli bir
delil baꢀlangıcı teꢀkil ettiğini takdir etmektedir.
K. Bayraktar’ın avukat sıfatına iliꢀkin olarak ise adıgeçenin baꢀvuran aleyhinde yürütülen
cezai takibat çerçevesinde baꢀvuranın talebi üzerine baꢀvuranın avukatı sıfatıyla müdahil
olduğu gözükmektedir. Ancak bir tutuklunun avukatıyla haberleꢀmesinin denetlenmesine
iliꢀkin ilkelerin ıꢀığında AĐHM, yerleꢀik içtihadı uyarınca, bir avukatla haberleꢀmenin ne
amaçla olursa olsun AĐHS’nin 8. maddesi uyarınca ayrıcalıklı bir statüye sahip olduğunun
altını çizmektedir. (bkz. Campbell – Birleꢀik Krallık, 25 Mart 1992 tarihli karar, ve Golder –
Birleꢀik Krallık, 21 ꢁubat 1975 tarihli karar). Bu nedenle bir avukata gönderilen yahut bir
avukattan gelen bir mektubun okunmasına, yalnızca yetkili makamların mektubun
muhteviyatının cezaevi kurumunun veya bir baꢀkasının güvenliğini tehdit ettiği ya da baꢀka
bakımlardan suç teꢀkil eden bir niteliği haiz olduğu kanaatine vardıkları sözkonusu ayrıcalığın
suistimal edildiği istisnai hallerde izin verilmelidir. Ancak mevcut davada bu türden
koꢀulların oluꢀtuğunu gösteren herhangi bir dosya unsuru bulunmamaktadır.
4