yapılıꢀ ꢀekline ve içeriğine göre değerlendirerek bunların AĐHS’nin 6/1 ve 3 c) maddesi
bakımından incelenmesine karar vermektedir.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki ꢀikayet ile
ilgili olarak AĐHM, daha önce de müteaddit kez mevcut baꢀvurudakine benzer sorunların dile
getirildiğini ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü
edilen Özel ve Özdemir kararı no: 59659/00, 6 ꢁubat 2003). AĐHM kendisine sunulan bütün
unsurları incelemiꢀ ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici
hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir (Bkz. Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998 ).
AĐHM, baꢀvuranı yargılayıp mahkum eden Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin AĐHS’nin
6/1 maddesi bakımından bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
AĐHM, gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanılmadığı ꢀikayetine iliꢀkin daha önce
de baꢀvuranın öne sürdüğüne benzer ꢀikayetlerin dile getirildiğini ve gözaltı sırasında avukat
bulundurma hakkından yararlanılmaması nedeniyle AĐHS’nin 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği
sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Salduz-Türkiye kararı). Mevcut baꢀvuruyu
Salduz kararında benimsenen prensipler ıꢀığında inceleyen AĐHM, Hükümetin bu davada
farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat
getirmektedir.
Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği
sonucuna varmaktadır.
II. ÖNE SÜRÜLEN DĐĞER ĐDDĐALAR HAKKINDA
AĐHS’nin 3. ve 13. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran gözaltında iꢀkence gördüğünden ve bu
ꢀikayetini iç hukukta dile getirebileceği etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmadığından ꢀikayetçi
olmaktadır.
Hükümet altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır.
AĐHM, 3. madde hakkındaki ꢀikayetler ile ilgili olarak savcılık önünde yapılan ꢀikayetin ve
savcılığın yetkisizlik kararına karꢀılık ağır ceza mahkemesinde dile getirilecek itirazın
AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca etkili ve tüketilebilecek bir baꢀvuru yolunu teꢀkil edeceğini
hatırlatır (Bkz. Nuray ꢁen kararı, no: 41478/98, 30 Nisan 2002 ve Muzaffer Sünük-Türkiye
kararı, no: 9610/03, 27 Kasım 2007). Fakat bu baꢀvuruda AĐHM baꢀvuranın savcılık önünde
herhangi bir ꢀikayeti dile getirmediğini saptamaktadır. Baꢀvuranın öne sürdüğü ꢀekliyle iç
hukukta etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmadığı farz edilse bile, AĐHM bu konudaki yerleꢀik
içtihadına uygun olarak AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralının bu baꢀvuruda
meydana geldiği öne sürülen eylemler ve/veya olaylardan itibaren baꢀladığına itibar etmektedir
(Bkz. Osman Hazar vd.-Türkiye no: 62566/00-62577/00 ve 62579-62581/00, 10 Ocak 2002 ve
sözü edilen içtihat).
Mevcut baꢀvuruda, baꢀvuranın suç unsurunu oluꢀturan eylemi müteakip altı ay içinde
baꢀvurusunu yapması veyahut bu sürenin iꢀlemesini askıya alacak istisnai koꢀulları öne sürmesi
gerekmekteydi. Bununla birlikte, bu baꢀvurunun incelenmesine veya sözü edilen sürenin
durdurulmasına mahal verecek herhangi bir özel durum bulunmamaktadır. Baꢀvuranın gözaltı
süresi 21 ꢁubat 1997 tarihinde sona ermiꢀ ve baꢀvuru 2 Mayıs 2000 tarihinde yapılmıꢀtır. Bu
ꢀikayetler gecikmeli olarak yapılmıꢀtır ve AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. paragraflarına
uygun olarak reddedilmelidir.
3