gereği gibi saygı göstererek kiꢀi özgürlüğüne saygı kuralından ayrılmayı haklı kılan gerçek bir
kamu menfaatinin varlığının lehinde ve aleyhinde ileri sürülen bütün olayları incelemek ve
salıverilme taleplerine iliꢀkin kararlarında bu olayları belirtmek zorundadırlar. AĐHM
öncelikle adıgeçen kararlarda yer verilen gerekçeler ve ilgilinin baꢀvurularında iꢀaret ettiği
yalanlanmayan olaylar temelinde AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini
belirlemek durumundadır.
Tutulan kiꢀinin bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna iliꢀkin duyulan makul kuꢀkuların sürmesi o kiꢀinin
tutukluluğunun olmazsa olmaz bir koꢀuldur. Ancak bu koꢀul belli bir süreden sonra yeterli
olmaz. Bu durumlarda Mahkeme yargısal makamlar tarafından özgürlükten yoksun bırakmayı
haklı kılmak için belirtilen gerekçelerin devam edip etmediğine karar vermek durumundadır
(bkz. Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, prg. 154).
Mevcut davada AĐHM, baꢀvurana iliꢀkin ihtilaflı tutukluluk döneminin 28 Aralık 1991
tarihinde yakalanmasıyla birlikte baꢀladığını ve 21 Ekim 1998 tarihinde DGM tarafından
hakkında mahkumiyet kararı verilmesiyle sona erdiğini tespit etmektedir. Böylelikle
baꢀvuranın tutukluluğu yedi yıl yirmi üç gün sürmüꢀtür. 21 Ekim 1998 tarihinden Yargıtay’ın
karar verdiği 26 Mayıs 1999 tarihine kadar baꢀvuran AĐHS’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının a)
bendi anlamında ‘yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak
hapsedilmiꢀti’.
Bu dönem boyunca ulusal mahkemelerin baꢀvuran tarafından müteaddit defalar gündeme
getirilen salıverilme taleplerini reddederek tutukluluk halinin devamına hükmettikleri dosya
unsurlarından anlaꢀılmaktadır.
AĐHM, baꢀvurana isnat edilen suçun ağırlığını ve alabileceği muhtemel cezayı not etmektedir.
Bununla birlikte AĐHM, bir tutukluluk süresinin makul nitelikte olup olmadığı meselesinin
soyut bir değerlendirmeye konu olamayacağını anımsatır. Bir sanığın tutukluluğunun
devamının meꢀruluğu her olayda davanın özelliğine göre incelenmelidir. Belli bir davada
süregiden tutukluluk durumu yalnızca, masumiyet karinesine rağmen AĐHS’nin 5.
maddesinde hüküm altına alınan kiꢀi özgürlüğüne saygı kuralından ağır basan gerçek bir
kamu yararı bulunduğuna dair somut emarelerin varlığı halinde haklılık kazanır (Kudla –
Polonya, no: 30210/96, prg. 110).
AĐHM, bilhassa Smirnova – Rusya davasında, tutukluluğun devamının haklılık kazanması
için, sanığın duruꢀmaya gelmeme tehlikesinin varlığı (bkz. Stögmüller – Avusturya, 10 Kasım
1969 tarihli karar, prg. 15), sanığın salıverilmesi halinde adaletin iꢀleyiꢀine zarar verecek
faaliyetlerde bulunma tehlikesinin varlığı (bkz. Wemhoff – Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli
karar, prg. 14), baꢀka suçlar iꢀleme tehlikesinin varlığı (bkz. Matznetter – Avusturya, 10
Kasım 1969 tarihli karar, prg. 9) ya da kamu düzeninin bozulması tehlikesinin varlığı (bkz.
Letellier – Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar) olmak üzere kabul edilebilir temel dört
neden ortaya koymuꢀtur. Kaçma tehlikesi sadece sözkonusu cezanın ağırlığı temelinde
değerlendirilemez. Sanığın kiꢀiliği, alıꢀkanlıkları, mal varlığı, yargılandığı ülkedeki
bağlantıları ve uluslararası bağlantıları (bkz. özellikle, W – Đsviçre, prg. 33) gibi gerçek bir
kaçma tehlikesinin varlığını teyit eden yahut tamamen yalanlayan önemli sayıda birçok baꢀka
etken de dikkate alınmalıdır. Bu tür bir tehlikenin var olmaması durumunda tutukluluk
durumunun devamı haklılığını yitirir.
Mevcut davada DGM, herhangi bir izahat vermeksizin isnat edilen suçun niteliği, delil
durumu ve hakkında mahkumiyet kararı verilmesi halinde alabileceği cezanın sınırı gibi
4