COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KEMAL KAHRAMAN/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 39857/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
22 Temmuz 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 39857/03 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Ali Kahraman ve Kemal Kahraman’ın (“bavuranlar”), Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 17 Kasım 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler  
Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, Đstanbul Barosu avukatlarından H. Tuna tarafından temsil edilmitir.  
Bavuranlar AĐHS’nin 3. ve 6. maddeleri çerçevesinde gözaltında iken kötü muamele  
gördükleri ve Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde adil yargılanmadıklarını ileri  
sürmülerdir.  
3 Ekim 2006’da AĐHM bavuruyu kısmen kabuledilemez bulmu, Ali Kahraman’ın  
ikayetlerini reddetmi, Kemal Kahraman’ın kötü muamele iddialarını Hükümet’e tebliğ  
etmitir. Bundan sonra bu davayla ilgili Kemal Kahraman tek bavurandır.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran Kemal Kahraman, 1972 doğumludur ve Đstanbul’da yaamaktadır.  
10 Haziran 1999’da IBDA-C (Đslami Büyükdoğu Akıncılar Cephesi) üyesi olduğundan  
üphe edilmesi nedeniyle Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi polis  
memurları tarafından yakalanmıtır. Đstanbul’da barların ve kulüplerin bombalandığı ve zarara  
neden olan üç farklı olaya dahil olduğuna inanılmaktadır. Polis, bavuranın ikamet ettiği  
yerde bomba yapımına ilikin talimatlar, gerekli malzemeler ve patlayıcılar ve bavuranı,  
Kalanikof tüfek taırken örgütün bayrağına sarılmıolarak gösteren fotoğraflar bulmutur.  
Bavuran, polis tarafından sorgulanırken gözlerinin bağlandığını ve kötü muameleye maruz  
bırakılğını ileri sürmütür. Özellikle, polis memurları tarafından kollarından asılmı(ters  
askı), üzerine hortumla soğuk su tutulmuve dövülmütür. Bu nedenle, aleyhinde yapılan  
suçlamaları kabul ettiği ifadeleri imzalamak durumunda bırakılmıtır.  
14 Haziran 1999’da Đstanbul DGM önüne çıkarılmıtır. Polis gözetiminde verdiği  
ifadeleri inkar etmive bu ifadelerin kendisinden ikence altındayken alındığını ileri  
sürmütür.  
Aynı gün, Đstanbul Adli Tıp Kurumu doktoru tarafından muayene edilmitir. Sağlık  
raporunda; sol üst kolunda 2 cmlik bir çürük, sağ üst kolunun üst kısmında 1.5 cmlik bir  
çürük, sağ dirseğinde 2 cmlik hiperemik, sol üst kolunun iç kısmında 1.5 cmlik bir çürük, sol  
dirseğinde 1 cmlik kabul bağlamıyara, sırtta ve kollarda ağikayetleri kaydedilmektedir.  
Doktor, raporunda bavuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kollarından  
asıldığına, dövüldüğüne ve tehdit edildiğine ilikin ikayetlerini kaydetmitir. Bu nedenle,  
bavuranın, iki gün süresince iinden alıkonulacak ekilde fiziksel iddet gördüğü sonucuna  
varmıtır. Bavuran daha sonra, sorgu hakimi önüne çıkarılmıve hakim tutuklanmasına karar  
vermitir.  
18 Eylül 1999’da Cumhuriyet Basavcısı, Đstanbul DGM’ye bir iddianame sunmuve  
bavuranı, IBDA-C üyesi olmakla suçlamıtır. Basavcı, bavuranın örgüt aktivitelerine dahil  
2
olmasını ve Devlet’in Anayasal düzenini bozma ve yerine teokratik rejimi getirme amacı  
gütmesini gerekçe göstererek Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca ölüm cezası talep  
etmitir.  
Cezai kovuturma sürecinde bavuran, Đstanbul DGM’ye bavurarak polis tarafından  
gözaltında tutulduğu süre içerisinde ikence gördüğünü ileri sürmütür. Masum olduğunu  
iddia etmive ikence görerek, evinin aranmasına ilikin tutanak da dahil olmak üzere daha  
önce görmediği ifadeleri imzalamak durumunda bırakıldığını ve evinde bulunduğu iddia  
edilen materyallerin kendisine ait olmadığını belirtmitir.  
21 Mayıs 2002 tarihli savunmalarında bavuranın avukatı, kötü muamele izlerinin  
kaydedildiği 14 Haziran 1999 tarihli sağlık raporuna değinmitir. Đstanbul DGM’den,  
müvekkilini delil yetersizliği sebebi ile serbest bırakmasını talep etmitir.  
1 Ekim 2002’de DGM, bavuranı suçlu bulmutur. Gerekçe olarak; polisin bavuranın  
ikamet ettiği yerden topladığı delilleri göstermitir. Bu deliller; bavuranı silah taırken  
IBDA-C bayrağına sarılmıolarak gösteren fotoğraflar, kriminal uzman raporunca tetkik  
edildiği ekliyle bomba yapımında kullanılan malzemeler, bavuranın bir takım kağıtlar  
üzerinde bulunan ve bomba yapımına ilikin talimatlar verdiğini gösteren el yazısı ve  
bavuranla birlikte suçlanan kiinin ifadelerinden olumaktadır. Bu nedenle bavuranın suçlu  
olduğuna ve müebbet hapis cezasına çarptırılmasına karar vermitir.  
7 Kasım 2002’de bavuranın avukatı, Yargıtay’a temyiz bavurusunda bulunmutur.  
DGM’nin, savunmalarını göz ardı ettiğini ileri sürmütür. 14 Haziran 1999 tarihli sağlık  
raporunu gerekçe göstermive birinci derece mahkemesinin bavuranı suçlu bulurken, polisin  
ikence altında aldığı ifadelere dayandığını ve ilgili ifadeler, dava dosyasına dahil edilmeden  
önce iddialarına ilikin soruturma yapılmadığını ileri sürmütür. Bu nedenle mahkemeden,  
birinci derece mahkemesinin kararını iptal etmesini ve davayı yeniden görülmek üzere birinci  
derece mahkemesine göndermesini talep etmitir.  
23 Eylül 2003’de Yargıtay, temyizi reddetmive Đstanbul DGM’nin kararını  
onaylamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu süre içerisinde ikence gördüğü ve bu  
nedenle, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği hususunda ikayette bulunmutur  
A. Kabuledilebilirlik  
1. Tarafların görüleri  
(a) Hükümet  
Hükümet, sözkonusu ikayetin AĐHS’nin 35. maddesi bağlamındaki altı aylık süre ve  
iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına uyulmamıolması nedeniyle kabuledilemez olduğunu  
belirtmitir.  
3
AĐHM’nin, ilk bavuran Ali Kahraman’ın 3. madde bağlamındaki ikayetini, altı ay  
kuralına uymaması nedeniyle reddettiği 3 Ekim 2006 tarihli kabuledilebilirlik kararına atıfta  
bulunan Hükümet, mevcut bavuran Kemal Kahraman’ın ikayetlerinin de altı ay kuralına  
uyulmaması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtmitir. Bu bağlamda, iddia edildiği gibi  
tüketilecek hiçbir iç hukuk yolu bulunmadığı kabul edilse dahi bavuranın, bunu en geç  
Đstanbul DGM’nin kararını verdiği 1 Ekim 2002 tarihine kadar anlamıolması ve bavurunun,  
1 Nisan 2003’ten önce AĐHM’ye yapılmıolması gerektiğini ileri sürmütür. Bavuran, 17  
Kasım 2003’te ikayette bulunmutur ve bu tarih, altı aylık zaman limiti dıındadır.  
Hükümet ayrıca bavuranın, ilgili medeni ve idari hukuk yollarına bavurmaması  
nedeniyle iç hukuk yollarını da tüketmemiolduğunu ileri sürmütür. Bavuranın, kötü  
muamele iddialarına ilikin Ankara Đdare Mahkemesi’ne bavurarak Đçileri Bakanlığı  
aleyhinde tam yargı davası açma fırsatı olduğunu belirtmitir.  
(b) Bavuran  
Bavuran, AĐHS’nin 35/1 maddesi bağlamındaki altı aylık süre ve iç hukuk yollarının  
tüketilmesi kuralına uymuolduğunu iddia etmitir. Yerel makamlar olan DGM ve Yargıtay  
önünde ikence iddialarını sunduğunu ancak, iddialarının soruturulması için adım  
atılmağını belirtmitir. Bu nedenle, temyiz mahkemesinin kararını müteakiben, diğer bir  
deyile, tüm iç hukuk yollarını tükettikten sonra ve altı aylık zaman içerisinde bavuruda  
bulunduğunu ileri sürmütür.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM, Hükümet’in itirazlarının birinci bölümüne ilikin, Ali Kahraman’ın 3. madde  
bağlamındaki ikayetlerinin altı aylık süre kuralına uyulmadığı için reddettiğini, Kemal  
Kahraman’ın ikayetlerini ise Hükümet’e bildirmeye karar verdiğini belirtmektedir. 3 Ekim  
2006 tarihli kararda açıklandığı gibi, Ali Kahraman’ın birinci derece mahkemesi ve Yargıtay  
önündeki yargılamalarda ikayetlerini yinelememesi, AĐHM’nin, Ali Kahraman’ın iç hukuk  
yollarının etkili olmadığına ilikin iddiasında haklı olduğu kabul edilse dahi, Đstanbul  
DGM’nin kararını verdiği tarihte sözkonusu yolların etkinliğini yitirmiolduğunun farkında  
olması gerektiği kanısına varmasına yol açmıtır. Dolayısıyla, Ali Kahraman davasında, altı  
aylık süre Đstanbul DGM’nin kararını verdiği tarihten itibaren ilemeye balamıtır. Bunun  
nedeni, kötü muameleye ilikin ikayetlerini itirazında belirtmemesi ve bu nedenle  
Yargıtay’ın sözkonusu ikayetleri incelememiolmasıdır.  
Ancak, mevcut bavuran Kemal Kahraman adli makamların tekrar tekrar kendisini  
kötü muameleye maruz bırakan polis memurları aleyhinde harekete geçmelerini ve polisin  
kendisinden aldığı ifadeyi göz önüne almamalarını talep etmitir. Ayrıca, ikayetlerini  
Yargıtay önünde yinelemive bavurusunu, Yargıtay kararından itibaren altı ay içerisinde  
yapmıtır. Bu koullar altında AĐHM, Kemal Kahraman’ın AĐHS’nin 35/1 maddesi  
bağlamındaki altı aylık zaman limitine uyduğu kanısındadır.  
AĐHM, Hükümet’in itirazlarının medeni ve idari hukuk yollarının tüketilmemesi  
hususundaki ikinci bölümüne ilikin, benzer davalarda daha önce de Hükümet’in ön  
itirazlarını incelemive reddetmiolduğunu yinelemektedir (bkz., Karayiğit/Türkiye (karar),  
no. 63181/00, 5 Ekim 2004, ve Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar  
Raporları 1996-VI, paragraflar 51-52). Mevcut davada, yukarıda kaydedilen bavurularda  
vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.  
4
Bu koullar altında AĐHM, Hükümet’in ön itirazlarını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35/3 maddesi gereğince bavurunun dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da bavuruda kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle bavuru, kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Bavuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu süre içerisinde kollarından asıldığını  
(“ters askı”), üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu ve dövüldüğünü ileri sürmütür.  
Hükümet, bavuranın ikayetlerinin dayanaktan yoksun olduğunu belirtmitir.  
AĐHM öncelikle AĐHS’nin 3. maddesinin demokratik bir toplumun en temel  
değerlerini muhafaza ettiğini hatırlatır. Bu madde, koullar ve kurbanın tutumuna  
bakılmaksızın insanlık dıı ve onur kırıcı muamele veya cezayı mutlak ifadelerle yasaklar.  
Ayrıca AĐHM, bir kiinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp tahliye olduğunda yaralanmıꢀ  
olduğu görüldüğünde sözkonusu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine dair makul bir  
açıklama getirmenin ve bavuranın iddialarına, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla  
desteklenmise, üphe getirecek deliller ortaya koymanın, devletin görevi olduğunu yineler.  
Ayrıca, kötü muamele iddiaları uygun delillerle desteklenmelidir. AĐHM, kanıtları  
değerlendirirken “makul üphenin ötesinde” kanıt standardını uygulamaktadır. Ancak bu tür  
kanıtlar yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin  
varlığı ile ortaya konabilir. Ayrıca, 3. madde kapsamında iddiada bulunulduğu durumlarda  
AĐHM, titiz bir inceleme yapmalıdır.  
Bavuran, polis tarafından gözaltında tutulmasının sona ermesini müteakiben Đstanbul  
Adli Tıp Kurumu doktorunca muayene edilmitir. Doktor, raporunda bavuranın ikayetlerini  
kaydetmive bavuranın vücudunda hiperemi, zedelenme, kabuk bağlamıyara ve kollarda  
ağrı gibi yaralanmalar tespit etmitir. Bavuranın fiziksel iddete maruz kaldığı ve bunun,  
kendisini çalımaktan iki gün alıkoyduğu sonucuna varmıtır. AĐHM, sözkonusu  
yaralanmaların, bavuranın polis memurları tarafından kollarından asıldığına ve dövüldüğüne  
ilikin iddialarını doğruladığı kanısındadır. Bu nedenle, 3. madde kapsamında incelenecek  
kadar ciddi niteliktedirler.  
Hükümet, bavuranın vücudunda gözlemlenen yaralanmalar için açıklamada  
bulunmamıtır. Ayrıca sağlık raporuna itiraz etmemiveya sözkonusu yaralanmaların,  
bavuranın yakalanmasından önceki döneme tekabül ettiğini ileri sürmemitir.  
AĐHM, sözkonusu muamelenin ciddiyeti hususunda, bu alandaki içtihadı bağlamında,  
kötü muamelenin eklinin ikence olarak kabul edilip edilemeyeceğine karar vermek için, bu  
kavram ile insanlık dıı ya da alçaltıcı muamele arasında 3. maddede ortaya konan ayrıma  
dikkat etmesi gerektiğini yinelemektedir. AĐHS’nin, kavramlar arasında ayrım yaparak, çok  
ciddi ve acımasız sıkıntıya yol açan kasıtlı insanlık dıı muameleye özellikle dikkat  
çekmesinin hedeflendiği anlaılmaktadır.  
5
Bu bağlamda AĐHM, bavuranın polis memurlarınca ikayet konusu muameleye  
kendisinden ifade alınması amacı güdülerek maruz bırakıldığı kanısındadır. Bu koullar  
altında AĐHM, bu eylemin özellikle ciddi, zalimce ve acı ve sıkıntı yaanmasına neden  
olabilecek kadar ileri derecede olduğu sonucuna varmaktadır. Bu nedenle, sözkonusu kötü  
muamele eklinin, AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında ancak ikence olarak tanımlanabileceği  
sonucuna varmaktadır.  
Dava koullarını bütün olarak göz önünde tutan ve bavuranın gözaltında tutulduğu  
sırada maruz kaldığı sıkıntıların nedenine ilikin Hükümet’in makul bir açıklama  
yapmamasını dikkate alan AĐHM, bu yaralanmaların sorumluluğu Hükümet’e ait olan ikence  
sonucu olutuğu kanısına varmıtır.  
Sonuç olarak AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmitir.  
VII. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, meblağ belirtmeksizin AĐHM’den kendisine manevi tazminat ödenmesine  
karar vermesini talep etmitir. Ayrıca, yerel davalarda maruz kaldığı maddi zarar için 2,000  
Türk Lirası (TRY – yaklaık 1,000 Euro (EUR)) talep etmitir.  
Hükümet, manevi tazminat için meblağ belirtmemiolması nedeniyle bavurana  
tazminat ödenmemesi gerektiğini belirtmitir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ve talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı  
bulunmadığını kaydetmektedir. Ancak, 3. maddenin bavuranın mağdur olmasına yol açacak  
ekilde ciddi biçimde ihlal edildiğini göz önüne alarak ve hakkaniyet temelinde, bavurana  
manevi tazminat olarak 15,000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca AĐHM önünde temsil edilmek üzere kendisi ve Ali Kahraman’ın  
ödedikleri avukat ücretleri için 5,500 EUR talep etmitir. Bu bağlamda, yasal temsilcisinin  
hazırlağı 12.5 saatlik yasal çalımayı gösteren bir tarife ve masraf ve harcama listesi  
sunmutur. Ayrıca kırtasiye, posta ve çeviri ücretleri için 394 YTL (yaklaık 200 EUR) talep  
etmitir.  
Hükümet, talep edilen meblağın haklı görülemeyeceğini ve masrafların gerekli  
oldukları için yapılmadıklarını ileri sürmütür.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre, bir bavuran gerçekliğini ve gerekliğini  
kanıtlağı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut davada, kendisine  
6
sunulan bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önüne alan AĐHM, önünde görülen  
davalar için 1,500 EUR tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM  
1. Bavurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere  
Savunmacı Hükümet tarafından bavuran Kemal Kahraman’a aağıda kaydedilen meblağların  
ödenmesine;  
(i) Manevi tazminat olarak 15,000 EUR (on bebin Euro) ve ödenebilecek her tür  
vergi;  
(ii) Yargılama masraf ve giderleri için 1,500 EUR (bin beyüz Euro) ve bavurana  
uygulanabilecek her tür vergi;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının  
üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 22 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7