CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KEMAL BALIKÇI - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 20605/03 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
7 Ekim 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup bazı  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (20605/03) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Kemal Balıkçı’nın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 18 Nisan 2003  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözlemesi’nin (AĐHS)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Tunceli Barosu avukatlarından B. Yıldırım tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
1966 doğumlu olan bavuran Tunceli’de ikamet etmektedir. Bavuran Tunceli Barosu  
avukatlarından B. Yıldırım tarafından temsil edilmektedir.  
11 Mayıs 1987 tarihinde bavuranın babası Ali Balıkçı, Tunceli ehir merkezinde bulunan 15  
no’lu parsele ilikin olarak Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesi önünde kadastro planına itiraz  
etmitir.  
Ali Balıkçı’nın da hazır bulunduğu 22 Ekim 1987 tarihli ikinci durumada Asliye Hukuk  
Mahkemesi ratione materiae görevsizlik kararı vererek dosyayı Tunceli Kadastro  
Mahkemesi’ne havale etmitir.  
Kadastro Mahkemesi 6 Kasım 1987’de ilk duruma tarihini tayin etmitir. 1993, 1994 ve 1996  
yıllarında üç kii davaya müdahil taraf olarak katılmıtır.  
Ali Balıkçı’nın vefatının kayda geçirildiği 16 Nisan 1999 tarihli durumaya kadar mahkeme  
altmıdört duruma düzenlemitir. Bu durumaların yarısına yakını Ali Balıkçı’nın gıyabında  
yapıltır.  
Mahkeme 16 Nisan 1999 tarihli durumada Ali Balıkçı’nın varislerinin aranması talimatı  
vermitir.  
18 Haziran 1999 tarihli durumada mahkeme, varislere davayı takip etme niyetinde olup  
olmadıklarının sorulmasına karar vermitir.  
Mahkemece verilen bir ekspertiz emri 10 Ekim 2000 tarihinde gerçekletirilmitir.  
10 Kasım 2002 tarihinde bir ekspertiz daha yapılmıtır. Bu ekspertiz sonucunda jeoloji ve  
ziraat mühendisleri ile fen bilirkiisi tarafından üç rapor hazırlanmıtır.  
Mirasçıların avukatlarının da hazır bulunduğu 12 Mart 2003 tarihli durumada mahkeme,  
mahkemeye sunulan tapu kaydı örneğinin ihtilaf konusu taınmaz malları ihtiva etmediği  
gerekçesiyle bavuranın talebini reddetmitir.  
Hükmün açıklandığı tarihe kadar mahkeme yirmi yedi duruma düzenlemitir. Bu  
durumaların en az sekizinde Ali Balıkçı’nın varislerinden biri yahut avukatları hazır  
bulunmutur. Bavuran hiçbir durumaya ahsen katılmamıtır.  
2
Bavuran kadastro planının hatalı olduğu iddiasıyla 3 Nisan 2003 tarihinde temyize gitmitir.  
Yargıtay 12 Aralık 2003 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır. Bu karar  
bavurana 5 Ocak 2004 tarihinde tebliğ edilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen ‘makul süre’ ilkesine  
aykırı olduğunu iddia etmektedir.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
Dikkate alınması gereken dönem 11 Mayıs 1987 tarihinde balayarak 12 Aralık 2003  
tarihinde sona ermitir. Dolayısıyla yargılama iki dereceden mahkeme önünde yaklaık 16 yıl  
7 ay sürmütür.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet iç hukuktaki bavuru yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet  
bavuranın karar düzeltme isteminde bulunmadığını ve ikayetlerini ulusal makamların  
bilgisine sunmadığını iddia etmektedir.  
Bavuran bu sava itiraz etmektedir. Bavuran Türk Hukuku’nda yargılama süresi yönünden  
itirazda bulunmaya imkan sağlayan bir bavuru yolu bulunmadığını kaydetmektedir.  
AĐHM, ceza davalarının süresi yönünden yapılan ikayetlere ilikin olarak Hükümetin  
gündeme getirdiği benzer itirazları bavuranların iç hukuk düzleminde etkili bir bavuru  
yoluna sahip olduklarının kanıtlanamaması nedeniyle daha evvel de reddetmitir (Tendik ve  
diğerleri – Türkiye, no: 23188/02, prg. 36, 22 Aralık 2005, mutatis mutandis, Yağcı ve Sargın  
– Türkiye, 8 Haziran 1995, prg. 44). Mevcut davada Hükümet tarafından sunulan görüler bu  
içtihattan ayrılmaya imkan vermemektedir.  
Bu itibarla AĐHM Hükümetin itirazını reddeder.  
Hükümet ayrıca, bavuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, bavuranın, hiçbir  
durumaya katılmadığı, avukatının ise sadece birkaç durumaya katıldığı cihetle AĐHM  
önünde mağduriyet iddiasında bulunamayacağını savunmaktadır.  
Bavuran bu sava itiraz etmektedir. Bu çerçevede bavuran 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun  
29. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, bavuran bu durumalardan hiçbirine katılmasa da avukatının bazı durumalara  
katıldığını tespit etmektedir. Bu itibarla bavuran vekili vasıtasıyla davayı u ya da bu  
biçimde takip etmekteydi. Ayrıca ilgili yasada, davanın, tarafların gıyabında dahi devam  
edebilmesi öngörülmektedir. Dolayısıyla bavuran uzun yargılama süresi nedeniyle  
mağduriyet iddiasında bulunabilir.  
3
Dolayısıyla Hükümetin bu itirazı da reddedilmelidir. Ayrıca mevcut bavurunun baka  
herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin bulunmadığını belirleyen AĐHM bavuruyu  
kabuledilebilir ilan eder.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet taınmaz mallara ilikin davaların diğer davalardan daha karmaık olduğunu  
savunmaktadır. Hükümete göre bu tür davalar taınmaz malların cinsinin ve konumunun  
incelenmesini gerektirmektedir. Bunun için mahkemenin sürecin her aamasına ilikin  
belgeleri incelemesi gerekmektedir. Hükümet, bavuranın ya da babasının belgelerin  
toplanması konusunda katkı sağlamadığını dolayısıyla yargılamanın uzamasına neden  
olduklarını ileri sürmektedir.  
Bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığı, AĐHM içtihadıyla ortaya konulan  
kıstaslara ve davanın koullarına, bilhassa da davanın karmaıklığına, bavuranın ve yetkili  
makamların tutumuna ve davanın ilgililer açısından arz ettiği öneme bakılarak değerlendirilir  
(bkz., diğer birçokları arasında, Frydlender – Fransa, no: 30979/96, prg. 43).  
Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyen AĐHM bavuranın, babasının ve avukatının  
durumalarda hazır bulunmamasının mevcut dava koullarında yargılama süresinin  
uzamasının asıl nedeni olarak mütalaa edilemeyeceği kanaatindedir.  
Duruma tutanaklarından yargılama süresinin aslında davaya müdahil olan üçüncü ahısların  
katılımı, belgelerin toplanması, bilirkii raporlarının tanzim edilmesi gibi hususlara bağlı  
olduğu anlaılmaktadır. Bu nedenle davanın belli bir karmaıklık arz ettiğini kabul etmek  
gerekmektedir. Ancak bu karmaıklık yargılamanın on altı yıl altı ay sürmesini haklı  
çıkaracak düzeyde değildir.  
Konuyla ilgili içtihadını ve yukarıda ifade olunanları göz önünde bulunduran AĐHM mevcut  
davadaki ihtilaflı yargılama süresinin uzun olduğu ve “makul süre” koulunu karılamadığı  
hükmüne varmaktadır.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Maddi tazminata ilikin herhangi bir talepte bulunmayan bavuran maruz kaldığını iddia ettiği  
manevi zararın tazmini için 25.000 YTL (12092 Euro) talep etmektedir.  
Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.  
AĐHM bavuranın belli bir haksızlığa uğradığı kanaatindedir. Bu konuyla ilgili emsalleri göz  
önünde bulunduran AĐHM talep edilen meblağın makul olduğu kanaatindedir. Bu itibarla  
AĐHM talep ettiği meblağın tamamının bavurana ödenmesine hükmeder.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
4
Bavuran ayrıca, ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 3.000 YTL  
talep etmektedir. Bavuran AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için de 3.000 Euro  
talep etmektedir. Bavuran bu talepleriyle ilgili olarak herhangi bir belge sunmamıtır.  
Hükümet AĐHM’yi bu talepleri reddetmeye davet etmektedir.  
AĐHM içtihadına göre bir bavuran yaptığı masraf ve harcamaların iadesini ancak bu masraf  
ve harcamaların gerçekliğini, gerekliliğini ve makul nispette olduğunu ispatladığı müddetçe  
elde edebilir. Mevcut davada elindeki unsurları ve yukarıda anılan kıstasları göz önünde  
bulunduran AĐHM bavuranın yargılama masraf ve giderlerine ilikin taleplerini reddeder.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna ;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat  
bağı altında bavurana 12.092 Euro (on iki bin doksan iki Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına ;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine ;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 7 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5