CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
KEKĐL DEMĐREL - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:48581/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
11 NĐSAN 2006  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 48581/99 bavuru no’lu davanın nedeni, Türk  
vatandaı Kekil Demirel’in (Bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 14  
Mayıs 1999 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözlemesi’nin (AĐHS)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Adli yardımdan faydalanan bavuran,  
AĐHM önünde Đzmir Barosu avukatlarından N. Değirmenci tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1956 doğumlu bavuran Bergama’da ikamet etmektedir.  
A. Bavuranın Yakalanarak Gözaltına Alınması  
Bavuran, 17 Temmuz 1998 tarihinde, Đzmir polisi tarafından yürütülen operasyonlar  
çerçevesinde yakalanarak Đzmir Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmıtır. Bavuran,  
“Komünist Parti Đna Örgütü” adlı aırı sol silahlı örgüte mensup olmakla suçlanmıtır.  
Bavuran yakalandığı gün, öncelikle adli tabip tarafından muayene edilmitir. Doktor,  
düzenlediği raporunda, bavuranın vücudunda çeitli izlere yer vermitir. Bavuran daha  
sonra Bozkaya Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’ne götürülmüve burada  
hücreye konulmutur.  
Bavuran gözaltının sona erdiği 23 Temmuz 1998 tarihinde, Đzmir Adli Tıp Kurumu  
tabibi tarafından muayene edilmitir. Raporda çeitli izlere yer verilmitir. Ancak doktor,  
bavuranın gözaltında iken kendisine cinsel organlarından ve ayak parmaklarından elektrook  
uygulandığına dair beyanlarına rağmen, kaldırıldığı Đzmir Hastanesi’nde bu iddiayı  
doğrulayacak hiçbir izin tespit edilmediğini belirtmitir. Doktor benzeri izlerin tespit edilmesi  
için biyopsi yapılması gerektiğini eklemitir. Ayrıca doktor, bavuranın durumunun iꢀ  
göremezlik raporunun verilmesini gerektirmediğini not etmektedir.  
Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yedek hakimi 23 Temmuz 1998 tarihinde,  
bavuranı dinledikten sonra tutuklu yargılanmasına karar vermitir. Bavuran Bergama  
Cezaevi’ne konulmutur.  
25 Temmuz 1998 tarihinde bavuranı muayene eden cezaevi doktoru, bavuranın  
vücudunda çeitli izler tespit etmitir.  
B. Bavuran Aleyhinde Balatılan Cezai Usul Đꢀlemi  
Đzmir Cumhuriyet Basavcısı, 17 Ağustos 1998 tarihinde sunulan iddianameyle,  
bavuranı silahlı örgüte mensup olmakla itham etmitir. Cumhuriyet Basavcısı, silahlı çeteye  
mensup olma suçunu öngören Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 168§2 maddesi gereğince  
mahkum edilmesini istemitir.  
Đzmir DGM, 14 Aralık 2000 tarihli kararla bavuranı, üzerine atılı fiillerden suçlu  
bulmuve on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuran, açlık grevinin ardından Wernicke Korsakoff hastalığına yakalanmıve 1  
Ekim 2002 tarihinde sağlık nedeniyle artlı salıverilmitir.  
2
C. Güvenlik Güçleri Mensupları Aleyhinde Balatılan Cezai Usul Đꢀlemi  
Đzmir Savcığı, bavuran ve diğer tutukluların maruz kaldığı kötü muamelelere ilikin  
BirlemiMilletler Đnsan Hakları Komisyonu özel raportörünün ihbarı üzerine, 11 Eylül 1998  
tarihinde, dosyayı inceledikten sonra, olası mağdurlar tarafından ikayette bulunulmadığından  
hiçbir kanıt unsurunun var olmadığına kanaat getirerek muhakemenin men-i kararı vermitir.  
Bu karar bavurana tebliğ edilmemitir.  
Bavuranın avukatı, 22 Eylül 1998 tarihinde, gözaltında müvekkilinin  
sorgulanmasından sorumlu polis memurları aleyhinde Đzmir Cumhuriyet Basavcılığı’na  
ikayette bulunmutur. Avukat, polis memurlarını, itirafta bulunması için müvekkiline kötü  
muamele yapmakla itham etmitir. Bavuranın avukatı özellikle, gözaltında bavuranın  
dövülğünü, elektrook uygulandığını ve basınçlı su verildiğini savunmaktadır.  
Đzmir Savcılığı, 12 Ekim 1998 tarihinde, bavuranın vücudunda tespit edilen izlere  
sözkonusu polislerin neden olduğuna dair iddialara dayanak olarak yeterli kanıt bulunmadığı  
gerekçesiyle muhakemenin men-i kararı vermitir. Verilen bu karar, bavuranın avukatına 16  
Kasım 1998 tarihinde tebliğ edilmitir.  
Bavuranın avukatı, Karıyaka Ağır Ceza Mahkemesi Bakanı önünde muhakemenin  
men-i kararına itiraz etmitir. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Aralık 1998 tarihinde verilen ve  
bavuranın avukatına 25 Aralık 1998 tarihinde tebliğ edilen kararla, bu itirazı reddetmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, gözaltında kötü muameleye maruz kaldığından ikayetçi olmakta ve bu  
bağlamda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
Hükümet, AĐHS’nin 35§1 maddesinde öngörülen altı ay kuralına riayet edilmediğine  
dair kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet bu sürenin Đzmir Savcılığı  
tarafından ilk muhakemenin men-i kararının verildiği 11 Eylül 1998 tarihinden itibaren  
ilemeye baladığına kanaat getirmektedir.  
Bavuran bu itirazı reddetmektedir.  
AĐHM, bu itirazı kabul edemez. Zira, Hükümet tarafından ileri sürülen Savcılığın  
yapmıolduğu ilk soruturma, iki gerekçeden dolayı altı aylık süreyi balatabilecek nitelikte  
bir bavuruyu oluturmamaktadır. Bu gerekçelerden ilki, bu anketin etkili olmaktan uzak  
olmasıdır. Đkincisi ise aynı soruturmanın sonucunun bavurana tebliğ edilmemesidir (Bkz.  
mutatis mutandis Baghli-Fransa, no: 34374/97, § 31, AĐHM 1999-VIII).  
Ayrıca AĐHM, ikayetin AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ortaya  
koymatır. Dolayısıyla ikayetin geri kalan kısmını kabuledilebilir ilan etmek uygun  
olacaktır.  
3
B. Esas Hakkında  
Hükümet, bavuran tarafından dile getirilen kötü muamele ve ikence iddialarının  
dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır. Hükümet, 23 ve 25 Temmuz 1998 tarihli  
raporların sadece, 17 Temmuz 1998 tarihinde gözaltından hemen önce bavuranın vücudunda  
tespit edilen ufak yaraları doğruladıkları görüündedir.  
Bavuran, gözaltında polislerin kendisine basınçlı su verdiklerini, dövdüklerini ve  
kendisini tehdit ettiklerini savunmaktadır. Polisler, cinsel organlarından ve ayak  
parmaklarından bavurana elektrook uygulamılardır.  
AĐHM, bir kimse polis memurları kontrolü altında olduğu gözaltı sırasında  
yaralanğında, bu dönemde meydana gelen her yaralanma, güçlü maddi karinelerin  
doğmasına neden olmaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, no: 21986/93, § 100, AĐHM 2000-VII).  
Dolayısıyla sözkonusu yaraların kaynağı hakkında geçerli açıklama getirmek ve mağdurun  
iddiaları hakkında üphe uyandıracak olayları ortaya koyan ve özellikle sağlık belgeleri ile  
desteklenmiolan kanıtları sunmak Hükümet’in görevidir (Selmouni-Fransa, no: 25803/94, §  
87, AĐHM 1999-V, Berktay-Türkiye, no. 22493/93, § 167, 1 Mart 2001 ve Altay-Türkiye, no:  
22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).  
Đꢀbu davada AĐHM, gözaltından sonra bavuranın muayene edilmesinin ardından  
düzenlenen 23 ve 25 Temmuz tarihli raporlarda, gözaltından önce yapılan tıbbi muayenenin  
sonucuna yer veren 17 Temmuz 1998 tarihli sağlık raporunda yer verilen yaralardan daha  
farklı yaraların bulunduğunun belirtildiğini gözlemlemektedir. 23 ve 25 Temmuz 1998 tarihli  
raporlarda tespit edilen yaralar, büyük çoğunlukla bavuranın Savcılık ve Mahkeme önünde  
dile getirdiği muamelelerden kaynaklananlara benzemektedir. Elektrook iddialarını  
doğrulayan hiçbir izin sözkonusu raporlarda tespit edilmediği doğrudur. Ancak, dosyadan da,  
iddia edilen elektrookların olası izlerini tespit etmek amacıyla adli tabibin 23 Temmuz 1998  
tarihinde istediği biyopsi, daha sonra yapılmıve/veya sonuçlarının Savcılık tarafından  
gözönüne alındığı ortaya çıkmamaktadır.  
AĐHM, değerlendirmesine sunulan bu unsurların tümü gözönüne alındığında ve  
Hükümet’in geçerli hiçbir açıklama getirmemsinden dolayı, bu davada 23 ve 25 Temmuz  
1998 tarihli sağlık raporlarında ortaya konulan yaraların, Hükümet’in sorumluluğunu taıdığı  
insanlık dıı muameleden kaynaklandığının doğrulanğına karar vermitir.  
Dolayısıyla, AĐHM AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, bir yandan bu bavurunun konusunu tekil eden olaylardan ve diğer yandan  
mahkumiyet kararının ardından hapsedilmesine ilikin koullardan dolayı uğradığı manevi  
zarar adı altında 50.000 Euro istemektedir. Bavuran maddi zararının karılanmasını  
AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
4
AĐHM, maddi zarar konusunda, tespit edilen AĐHS’nin 3. maddesinin ihlali ile  
herhangi bir maddi zarar arasında nedensellik bağını ortaya çıkarmamaktadır. Dolayısıyla bu  
bakımdan tazminat ödemeye gerek yoktur.  
Manevi zarar konusunda ise AĐHM, manevi zararın sadece tespit edilen ihlale bağlı  
olduğuna kanaat getirmektedir. Bu noktada AĐHM, mağdurun AĐHS’nin bu ihlali sonucunda  
hiç kukusuz acı çekmiolabileceğini düünmektedir. AĐHM bu manevi zararı hakkaniyete  
uygun olarak 12.000 Euro olarak tespit etmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar  
için 3.000 Euro istemektedir.  
Hükümet kanıt bulunmadığından bu iddiaları aırı bulmaktadır.  
AĐHM’nin içtihadına göre bavuran, masraf ve harcamaların karılanmasını ancak  
gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduklarını ispatladığı sürece sağlayabilmektedir.  
Bu davada elinde bulunan unsurların tümünü ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönüne alarak  
AĐHM, yapılan bütün masraflar için 1.500 Euro’nun ödenmesinin makul olduğuna kanaat  
getirmektedir. Bu miktar bavurana, Avrupa Konseyi’nin adli yardım adı altında ödediği 630  
Euro düürülerek ödenecektir.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3.a) AĐHS’nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve Savunmacı  
Hükümet tarafından bavurana;  
i. manevi tazminat için 12.000 (on iki bin) Euro’nun;  
ii. masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beyüz) Euro’dan adli yardım adı altında  
alınan 630 Euro düürülerek kalan miktarın;  
iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Hükümet’in,  
Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eit  
oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77§§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 11 Nisan 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
5