CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
IŞILDAK - TÜRKİYE  
(Başvuru no: 12863/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
30 Eylül 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı  
şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (12863/02) no’lu davanın nedeni Türk vatandaşı  
olan (başvuran) Sadi Işıldak’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 21 Aralık 2001  
tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (AİHS)  
34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Adli yardımdan yararlanan başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından H. Koralay tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran 1966 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayın geçtiği dönemde  
başvuran, Bostan Hamam sokak 39 numarada bulunan ve aynı zamanda konut olarak da  
kullandığı bir demir eşya imalat atölyesinin kiracısıydı.  
Başvuran, 8 Kasım 2000 tarihinde Fatih Savcılığı ile İstanbul Valiliği’ne suç duyurusunda  
bulunmuştur. Şikâyetinde, bir gün önce saat 19.00 ila 21.00 arasında iki polis memurunun  
atölyesine geldiğini ve içlerinden Yusuf isimli olanın kendisinden izin almaksızın açık olan  
kapıdan atölyeye ve daha sonra yatak odasına kadar girdiğini ifade etmiştir. Başvurana göre,  
bahsi geçen polis memuru, hakkında «kötü şeyler» söylendiğini ifade ederek kendisini esrar  
kullanmakla suçlamıştır. Bunun üzerine başvuran, konuyla ilgili bir rapor almak üzere  
kendisini Adli Tıp Kurumu’na götürebilecekleri cevabını vermiştir. Daha sonra, olayı örtbas  
etmek isteyen polis memurlarının tavırları «yumuşamış» ve kendisi için değil de komşuları  
için geldiklerini ifade etmişlerdir. Başvuran, yalnızca Yusuf adlı polis memuru hakkında  
şikâyetçi olmuştur.  
Başvuran Fatih Cumhuriyet Savcısı’na 27 Kasım 2000 tarihinde verdiği ifadesinde  
iddialarında ısrarcı olduğunu beyan etmiştir.  
Cumhuriyet Savcısı dosyayı, polis memuru hakkında cezai soruşturma açma izni verme  
yetkisine sahip olan Fatih Kaymakamı’na göndermiştir. Dava dosyasını alan Kaymakam,  
şikayeti soruşturmak üzere bir polis komiseri tayin etmiştir. Komiser yaptığı soruşturma  
çerçevesinde başvuran ve iki polis memurunun ifadelerini almıştır.  
Başvuran, daha önceki iddialarını tekrarlamıştır.  
Polis memuru Yusuf, başvuranın ikâmet ettiği semtte uyuşturucu bulundurmak veya  
kaçakçılığını yapmaktan birçok şahsın yakalandığını beyan etmiştir. Polis memuru Yusuf’un  
ifadelerine göre: Olayın meydana geldiği gün, mahalle esnafı, polis memuruna otopark  
bekçisi Eyüp’ün Bostan Hamam sokağı 37 numarada bulunan kulübede «esrar partileri»  
düzenlediğini söylemiştir. Polis memuru Yusuf, yanında bulunan ekip arkadaşıyla birlikte saat  
19 :15’e doğru bu adrese gittiklerini ve kulübenin kapısının kapalı olduğunu ifade etmiştir.  
Bunun üzerine, başvuranın demir eşya imalat atölyesine girmiştir. İçeride, başvuran ile  
birlikte üç kişinin bulunduğunu görmüştür. Aradıkları şahsı göremeyen polis memuru,  
atölyenin içerisinde bulunan açık konumdaki bir kapıdan içeri bakmıştır. Burada bir çek-yat  
kanape ile bazı giysilerin bulunduğunu tespit etmiştir. Daha sonra, verdiği rahatsızlık  
2
dolayısıyla özür dileyerek oradan uzaklaşmıştır. Polis memuru Yusuf, içeride arama yaptığı  
ve başvuranı esrar satmak ve kullanmakla suçladığı iddialarını reddetmiştir. Polis memuru  
Yusuf; başvuranın kendisinin soyadını öğrenmeye çalıştığını duyduğunda, onunla buluşmaya  
gittiğini, başvuranın, bu görüşmede kendisini rahat bıraktığı takdirde şikâyetini geri  
çekeceğini söylediğini ifade etmiştir.  
Polis memuru Mustafa, ekip arkadaşı Yusuf’un kapı ık olduğu için atölyeye girdiğini ve  
aradıkları kişinin orada olup olmadığına baktığını ve hemen sonra da orayı terk ettiğini ifade  
etmiştir. Bu zaman zarfında, kendisi dışarıda beklemiştir. Ekip arkadaşı ve kendisinin  
başvuranın yatak odasına girmediklerini ve orada arama yapmadıklarını beyan etmiştir.  
Komiser tarafından yürütülen soruşturma çerçevesinde atölyenin bir krokisi çıkarılmıştır. Bu  
krokiye göre, atölyede iki giriş kapısı bulunmaktadır. Atölyenin bir bölümü, atölyenin  
içerisinde bulunan bağımsız bir kapı vasıtasıyla girilen iki odalı bir konut olarak  
düzenlenmiştir.  
Soruşturmayı yapan komiser, raporunu 15 Aralık 2000 tarihinde sunmuştur. Bu raporda,  
başvuran tarafından ikâmet adresi olarak verilen atölyenin, elektrik abonesi ve kira sözleşmesi  
gibi belgelerde ticari bir mekan olarak geçtiğini ve ilgili şahsın burayı hem demir eşya imalat  
atölyesi hem konut olarak kullandığını, bu ticari mekanın kapılarının açık olduğunu ve  
herkesin rahatlıkla girip çıkabileceğini vurgulamıştır. Ayrıca raporda, polis memurlarının bir  
ihbar üzerine o mahalle gittikleri ve polislerden birinin açık konumdaki kapıdan atölyeye  
girerek, aradıkları şahsın orada olup olmadığına baktığı ve şahsın orada olmadığını görünce  
başka arama yapmadan o mahalli hemen terkettiği belirtilmiştir. Soruşturmayı yapan komiser,  
ilgili polis memuru hakkında cezai bir soruşturma yürütülmesine gerek olmadığı sonucuna  
varmıştır.  
22 Aralık 2000 tarihinde, Fatih Kaymakamı polis memuru Yusuf hakkında cezai soruşturma  
başlatılmasına izin vermemiştir.  
5 Şubat 2001 tarihinde başvuran, Bölge İdare Mahkemesi’nde dava açarak kaymakamın  
verdiği karara itiraz etmiştir. Başvuran Kaymakamın kararının yalnızca halka açık bir ticari  
mekana ilişkin olduğunu, oysa o mekanın, içeriden bağımsız bir kapı ile ayrılarak, kısmen  
konut olarak kullanıldığını ileri sürmüştür. Bunun da ötesinde soruşturmanın, ilgili polis  
memuru ile aynı emniyet müdürlüğüne bağlı ekipler tarafından gerçekleştirilmesi dolayısıyla,  
etkili ve bağımsız olamayacağını iddia etmiştir.  
8 Mayıs 2001 tarihinde Bölge İdare Mahkemesi, başvuran tarafından yapılan itirazı  
reddetmiştir. Mahkeme, başvuran tarafından konut olarak kullanılan mekanın aslında ticari bir  
mekan olduğunu ve atölye kapılarının açık olması dolayısıyla herkesin buraya rahatlıkla girip  
çıkabileceğini tespit etmiştir.  
Bu arada, 11 Ocak 2001 tarihinde, kaymakamın kararını esas alan Fatih Cumhuriyet Savcısı  
takipsizlik kararı vermiştir.  
3
HUKUK  
I. AİHS’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, polis memurlarının atölyesine girmek suretiyle AİHS’nin 8. maddesinde öngörülen  
konutuna saygı gösterilmesi hakkını ihlâl ettiklerini ileri sürmektedir :  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tamamen tüketmediğini ileri sürmektedir. Bu konuyla  
ilgili olarak Hükümet, Anayasa’nın 40. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlükleri kamu  
görevlileri tarafından haksız yere ihlâl edilen herkesin bunun telafisini isteyebileceğini ve  
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre idarenin kendi faaliyetleri yüzünden  
meydana gelen veya bünyesindeki görevlilerin sebep olduğu zararları telafi etmekle yükümlü  
olduğunu vurgulamaktadır.  
AİHM, başvuranın yapılan polis aramasının yasal olmadığı iddiasıyla Cumhuriyet Savcısı’na  
suç duyurusunda bulunduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla başvuran, Türk ceza hukuku  
sisteminin kendisine tanıdığı imkânları tüketmeye çalışmıştır. AİHM’ne göre, başvuranın  
tazminat davası açarak veya idari mahkemede tam yargı davası açarak gördüğü zararın telafisi  
için bir kez daha girişimde bulunması gerekmemektedir (mutatis mutandis, Bulgaristan  
aleyhine Assenov ve diğerleri davası, 28 Ekim1998 kararı, karar ve hükümlerin derlemesi  
1998-VIII, prg. 86, ve Türkiye aleyhine Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri davası, no 19028/02,  
prg. 75, 24 Temmuz 2007).  
Diğer taraftan, başvuranın şikâyeti yalnızca iddia ettiği yasa dışı polis aramasını değil, aynı  
zamanda bu uygulamadan şikayetçi olabilmek için etkili bir iç hukuk yolu olmamasını da  
içermektedir. Oysa, Hükümet tarafından ileri sürülen iç hukuk yolları, bu sorun için etkili bir  
çare niteliği taşımamaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Romanya aleyhine Varga davası,  
no 73957/01, prg. 60, 1 Nisan 2008).  
Buradan yola çıkarak AİHM, Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir.  
AİHM, şikâyetin AİHS’nin 35/3 maddesi kapsamında açıkça dayanaksız olmadığını ve başka  
hiçbir kabuledilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, bu şikâyeti  
kabuledilebilir olarak ilan etmek yerinde olacaktır.  
B. Esasa ilişkin  
1. Tarafların iddiaları  
a. Başvuran  
Başvuran, polis memurunun kimliğini belirtmeden, gerekçe göstermeden ve mahkeme kararı  
olmaksızın atölyesine girmiş olması dolayısıyla konutuna saygı gösterilmesi hakkının ihlâl  
edildiğini, ayrıca, polis memurunun, yatak odası da dahil tüm odalara baktıktan sonra gittiğini  
ileri sürmektedir.  
Başvuran, kaymakamın telebiyle soruşturma yapan komiserin tarafsızlık ilkesine uymadığını  
iddia etmekte ve eksik soruşturma yapıldığını, soruşturmanın sadece atölyeye bir polisin  
4
gelmesinden ibaret olduğunu ve bir tutanak bile tutulmadığını ileri sürmektedir. Ayrıca, polis  
memurunun ziyareti sırasında atölyede bulunan üç kişinin tanık olarak dinlenmediğini de  
vurgulamaktadır.  
Başvurana göre, amirlerinin izni olmadan cezai soruşturmaya tabi tutulamadıkları için polis  
memurları için neredeyse mutlak cezai muafiyet bulunmaktadır. Başvuran ayrıca,  
kaymakamın söz konusu mekanın ticari niteliği dolayısıyla cezai soruşturma başlatılmasına  
gerek görmediğini hatırlatmaktadır. Oysa, mekanın kendisi tarafından aynı zamanda konut  
olarak da kullanıldığını ileri sürmektedir. Bu varsayıma dayanarak, polis memurunun  
kimliğini belirtmeden ve mahkeme kararı olmadan içeri giremeyeceğini savunmaktadır.  
Kaymakamın verdiği kararın usule uygun olduğunu gerekçe gösteren Bölge İdare  
Mahkemesi’nin itirazını reddettiğini de iddialarına eklemektedir. Başvurana göre, burada  
yalnızca dosyadaki bilgilerle yetinilmiş ve konuyla ilgili herhangi bir ek soruşturma  
yapılmamıştır.  
b. Hükümet  
Hükümet’e göre, polis memurunun ilk bakışta ziyaret ettiği mekanın aynı zamanda konut  
olarak da kullanıldığını farketmesi oldukça zordu. Polis memurları, bir ihbarı değerlendirmek  
üzere oraya gitmişlerdi. Aldıkları istihbarata göre gidilmesi gereken yer, 37 numara ve  
çevresiydi ki başvuranın mekanı da burada bulunmaktaydı. Atölyenin kapısı ık olduğundan,  
polis memurlarından biri içeri girmiş ve aradıkları şahsın orada olup olmadığına bakmıştır.  
Başvuranın iddialarının aksine, polis memuru herhangi bir arama yapmamış ve ilgilinin yatak  
odasına girmemiştir. Bu konuyla ilgili olarak Hükümet, polis memurları ile başvuranın  
ifadelerine bakıldığında, mekana bir tek polis memurunun girdiği konusunda hemfikir  
olduklarını vurgulamaktadır. Buna ilaveten polis memuru, orada yatak odası görmediğini  
belirtmektedir. Dolayısıyla Hükümet, başvuranın AİHS’nin 8. maddesine istinaden ileri  
sürdüğü gibi konutuna saygı gösterilmesi hakkının ihlâl edilmediği kanaatindedir.  
Hükümet, AİHM’nin 8. maddenin ihlal edilmediğine itibar etmemesi halinde, özellikle de  
sözkonusu mekanın normal olarak herkese açık olması ve ilk bakışta konut da olduğunun  
anlaşılmaması muvacehesinde, bu kez müdahalenin 8. maddenin 2. paragrafına uygun  
olduğunu savunmaktadır. Hükümet’e göre, sözkonusu müdahale yasayla öngörülmüştü ve  
kamu güvenliğini sağlamak ve suç eylemlerini önlemek amacını gütmekteydi. Hükümet,  
polisin bir suç işlendiğine dair, bilhassa da bu davada olduğu gibi uyuşturucu kaçakçılığı  
konusunda bir istihbarat aldığında, vakit kaybetmeden harekete geçmesinin asli görevleri  
arasında olduğunu belirtmeketedir.  
Diğer taraftan Hükümet’e göre, olayın meydana geldiği dönemde yürürlükte olan Anayasa ve  
kanun hükümleri incelendiğinde, kişilerin Devlet görevlileri tarafından yasalara aykırı olarak  
yapılan müdahalelere karşı korunduğu görülecektir.  
Son olarak Hükümet, ulusal makamların başvuranın iddialarıyla ilgili olarak uygun ve etkili  
bir soruşturma yürüttüğünü savunmaktadır. Soruşturmacı, atölyede dolaşarak krokisini  
çıkarmış ve polis memurlarının ifadelerine başvurmuştur. Başvuran, iç hukukta şikâyetlerini  
dile getirme imkânı bulmuştur. Hükümet ayrıca, başvuranın, Bölge İdare Mahkemesi  
nezdinde karara itirazı sırasında soruşturmanın nesini eksik bulduğunu belirtmediğini de  
anımsatmaktadır.  
5
2. AİHM’nin değerlendirmeleri  
a. Bir müdahalenin mevcudiyeti hakkında  
AİHM, 8. maddede yeralan «konut» kavramının iç hukuka bağlı olmayan otonom bir kavram  
olduğunu anımsatmaktadır. Belli bir mekanın 8. maddenin koruması altındaki bir «konut»  
sıfatında olması, olayla ilgili şartlara ve özellikle belirli bir yer ile daimi ve yeterli bir  
bağlantının mevcudiyetine bağlıdır (Rusya aleyhine Prokopovitch davası, no 58255/00, prg.  
36, CEDH 2004-XI (alıntılar)). «Konut» terimi 8. maddenin ingilizce versiyonunda yeralan  
«ev» kelimesinden daha geniş bir anlam alanına sahiptir. Örneğin liberal bir meslek  
mensubunun büro veya kabinesi bu kapsamda değerlendirilebilir (Almanya aleyhine Niemietz  
davası, 16 Aralık 1992 tarihli karar, seri A no 251-B, sayfa 34, prg. 30).  
AİHM, ayrıca gerçek kişinin ikâmet ettiği ve aynı zamanda sahibi olduğu şirketin bürosu  
olarak kullandığı bir konutta gerçekleştirilen polis aramasını AİHS’nin 8. maddesinde  
belirtilen kişinin konutuna saygı gösterilmesi hakkına müdahale olarak değerlendirdiğini  
anımsatmaktadır (Birleşik Krallık aleyhine Chappell davası, 30 Mart 1989 tarihli karar, seri A  
no 152-A, sayfa 12-13, prg. 26, ve sayfa 26, prg. 63). Daha sonra AİHM, bazı şartlarda bir  
şirkete ait ticaret merkezi, büro veya mesleki mekanların da AİHS’nin 8. maddesinde güvence  
altına alınan hakların içerisine dahil edilebileceğini kabul etmektedir (Fransa aleyhine Colas  
Est Şirketi ve diğerleri davası, no 37971/97, prg. 40-41, CEDH 2002-III).  
Bu başvuruyla ilgili olarak AİHM, atölyenin kamuya ne kadar açık olduğundan bağımsız  
olarak, eğer başvuranın işyeri konumunda ise 8. maddenin her halükarda uygulanacağını  
vurgulamaktadır (bakınız Niemietz, ilgili paragraflar 30-31). Zaten, taraflar bahsi geçen  
atölyenin aynı zamanda konut olarak kullanıldığına itiraz etmemektedirler (bakınız, a  
contrario, Rusya aleyhine Khamidov davası, no 72118/01, prg. 131, CEDH 2007-...  
(alıntılar). AİHM, polis memurunun atölyeye başvuranın izni olmadan girmesi dolayısıyla  
(bakınız, a contrario, Fransa aleyhine R.L. ve M.-J.D. davası (karar), no 44568/98, 18 Eylül  
2003), konutuna saygı gösterilmesi hakkına müdahale edildiği kanaatindedir.  
Bu aşamadan sonra, sözkonusu müdahalenin, 8. maddenin 2. paragrafı kapsamında haklı olup  
olmadığının, yani yasayla öngörülüp öngörülmediğinin, bir veya daha fazla meşru amaç  
güdüp gütmediğinin ve demokratik bir toplumda bu amaçlara ulaşmak için müdahalenin  
gerekli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.  
b. Müdahalenin haklılığına ilişkin  
İhtilaflı müdahale, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun, gecikmenin sakıncaları  
olabileceği durumlarda polise mahkeme emri olmaksızın evde arama yapma yetkisi veren 97.  
maddesine dayanmaktadır. Mahalle esnafının uyuşturucu kullanımı ile ilgili olarak yaptığı  
ihbarın üzerine yapılmış olması muvacehesinde, arama eylemi toplum düzeninin korunması  
ve suç eylemlerinin önlenmesi meşru amaçlarını gütmektedir.  
Müdahalenin gerekliliği konusunda ise AİHM, «demokratik bir toplumda» bir müdahaleye  
gereklidir denebilmesi için, o müdahalenin toplum için zorlayıcı bir ihtiyaçtan kaynaklanması  
ve özellikle ulaşılmak istenen meşru amaç ile orantılı olması gerekmektedir. Sözleşmeyi  
imzalayan Devletler, bir müdahalenin gerekliliğine karar verirken belli bir takdir yetkileri  
bulunmaktadır, ancak bu AİHM’nin denetimine tabidir. AİHM, devletlerin suç eylemlerinin  
delillerini ele geçirmek amacıyla konutların aranmasını ve bazı malzemeye el konmasını  
gerekli görebileceklerini kabul etmektedir. Bununla birlikte mevzuatların ve uygulama  
şekillerinin suistimallere karşı yeterli ve uygun teminatları içermesi gerekmektedir. Özellikle,  
6
bu davada olduğu gibi, polisin mahkeme emri olmaksızın evlerde arama yapma yetkisinin  
bulunduğu durumlarda, AİHM’nin çok daha dikkâtli olması gerekmektedir çünkü kamu  
otoritelerinin keyfi muamelerine  
karşı kişilerin korunması için yasal bir çerçeve  
oluşturulması ve bu tür yetkilerin daha sıkı sınırlandırılması gerekmektedir. (İsviçre aleyhine  
Camenzind davası, 16 Aralık 1997 tarihli karar, Derleme 1997-VIII, paragraf 44-45, Fransa  
aleyhine Miailhe davası, 25 Şubat 1993 tarihli karar, seri A no 256-C, sayfa 89, prg. 36-37, ve  
Romanya aleyhine Varga davası, no 73957/01, prg. 70, 1 Nisan 2008).  
Oysa bu davada şartlar böyle gelişmemiştir. Olayın geçtiği dönemde – AİHM, kişilerin daha  
iyi korunması amacıyla daha sonra yapılan yasal ve anayasal reformlar hakkında yorum  
yapmaksızın – polis, gecikmenin sakıncalı olabileceği durumlarda, mahkeme emri olmadan  
arama yapabilmekteydi. Polis, aramanın gerekliliği ve kapsamı hakkında kendi başına karar  
verme yetkisine sahipti. Bu davada AİHM, a priori yargı denetiminin yokluğunu açıklayacak  
bir neden görmemektedir. Dolayısıyla, başvuranın konutuna saygı gösterilmesi hakkı, polisin  
takdirine bırakılarak ihlâl edilmiştir. (bakınız, mutatis mutandis, Varga, bahsi geçen  
paragraf 72).  
Üstelik AİHM, olayın geçtiği dönemde başvuranın, sözkonusu aramanın yasallığını ve  
haklılığını bir hakim kararıyla a posteriori denetletebileceği bir iç hukuk yolunun da  
bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu hususta, AİHM, başvuran tarafından yapılan suç  
duyurusu sonrasında Cumhuriyet Savcısı’nın, dava dosyasını, görevli memurlarla ilgili  
davaların takibini düzenleyen yasa çerçevesinde kaymakama gönderdiğini gözlemlemektedir.  
Kaymakam, şikâyetin incelenmesi için, soruşturması yapılacak polis memuru ile aynı  
hiyerarşiye tabi bir polis komiserini atamıştır. Soruşturmacının vardığı sonuca uygun olarak  
karar alan kaymakam, ilgili polis memuru hakkında cezai soruşturma başlatılmasına izin  
vermemiştir.  
AİHM, ilgili idari mercinin bağımsız bir soruşturma yürütme erki konusunda daha önce de  
ciddi tereddüt izhar ettiğini anımsatmaktadır. (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine  
Sunal davası, no 43918/98, prg. 60, 25 Ocak 2005, ve Türkiye aleyhine Nazif Yavuz davası, no  
69912/0, prg. 49, 12 Ocak 2006).  
Buna ilaveten, dosya içeriğinde, başvuranın soruşturmaya katılma imkânı bulduğunu veya  
yapılan soruşturma hakkında bilgilendirildiğini gösteren bir kanıt bulunmamaktadır. Bu  
noktada AİHM, ne yasanın ne İçişleri Bakanlığı yönergesinin başvuranın görevli memur  
hakkında yürütülen soruşturmayla ilgili olarak bilgilendirilmesini veya soruşturma raporunun  
bir nüshasının kendisine verilmesini öngördüğünü tespit etmektedir. Danıştay’ın istişari  
görüşü dosya unsurlarının yalnızca Cumhuriyet Savcısı’na iletilmesini önermektedir.  
Başvuran kaymakamın verdiği karara Bölge İdare Mahkemesi önünde itiraz etme imkânından  
yararlanmıştır. Ancak AİHM, itiraz davasında karar yetkisi verilen Bölge İdare  
Mahkemesi’nin yalnızca idari soruşturma dosyası üzerinden karar aldığını vurgulamaktadır.  
Yukarıdaki bilgiler ışığında AİHM, olayın geçtiği dönemde yürürlükte olan yasal  
düzenlemelerin, başvuranın konutuna saygı gösterilmesi hakkına yetkili makamların keyfi  
müdahalelerine karşı yeteri kadar koruyacak teminatlar içermediği kanaatine varmaktadır.  
Dolayısıyla, AİHS’nin 8. maddesi ihlâl edilmiştir.  
7
II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, AİHS’nin 13. maddesi kapsamında bir iç hukuk yolu olmadığından şikâyetçi  
olmaktadır.  
AİHM, bu şikâyetin yukarıda irdelenen şikâyetle bağlantılı olduğu ve dolayısıyla bunun da  
kabuledilebilir ilan edilmesi gerektiği kanaatindedir.  
AİHS’nin 8. maddesi yönünden yaptığı tespiti göz önünde bulunduran AİHM, bu şikâyeti  
ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir..  
III. AİHS’NİN 5., 6. VE 14. MADDELERİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran aynı zamanda, polis memurları tarafından gereksiz yere hırpalandığını ve sosyo-  
ekonomik durumu itibariyle farklı uygulamaya tabi tutulduğunu iddia etmekte ve AİHS’nin  
5., 6. ve 14. maddelerini ileri sürmektedir.  
AİHM, başvuranın ifade ettiği bu şikâyetleri incelemiştir. Elinde bulunan tüm bilgileri dikkâte  
alan AİHM, Sözleşme ve Ek Protokoller ile teminat altına alınan hak ve özgürlüklerden  
hiçbirinin ihlâl edilmediği kanaatine varmıştır ( yine bakınız Türkiye aleyhine Yavuz ve  
diğerleri davası, (karar), no 29870/96, 25 Mayıs 2000, ve Türkiye aleyhine Şenay Aksoy  
(Eroğlu) davası (karar), no 59741/00, 3 Kasım 2005).  
Sonuç olarak, bahsi geçen şikâyetler dayanaksız bulunduğundan, AİHS’nin 35. maddesinin 3.  
ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Manevi tazminat  
Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 10.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu miktara karşı çıkmaktadır.  
AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesine  
hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım olarak ödenen 850 Euro’nun yargılama  
masraf ve giderleri için yeterli olduğu kanaatindedir.  
Bu durumda AİHM, yargılama masraf ve giderleri için ek bir miktar ödenmesinin gerekli  
olmadığı kanaatindedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.  
8
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun AİHS’nin 8. ve 13. maddeleri kapsamında yapılan şikayetlerine ilişkin  
kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından başvurana 1.000 Euro (bin Euro) manevi  
tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 30 Eylül 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
9