CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
HÜSEYĐN ERTÜRK - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 54672/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Eylül 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup,.  
ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (54672/00) bavuru no’lu davanın nedeni  
T.C. vatandaı Hüseyin Ertürk’ün (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 8 Aralık  
1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin Temel Đnsan Haklarını güvence altına  
alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
OLAYLAR  
Bavuran 1957 doğumlu olup, Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, 19 Ekim 1981 yılından bu yana çalığı T. Đꢀ Bankası’ndaki iinden Đꢀ Kanunu’nun  
13. ve 14. maddelerinin uygulanması doğrultusunda 5 Nisan 1993 tarihinde çıkarılmı, kıdem  
tazminatı ve yazılı bildirim kendisine iletilmitir.  
Bavuran 11 Ocak 1994 tarihinde, 10 Ocak 1985 tarihli ikazası sonucu oluan zararın tazmin  
edilmesi istemiyle Đstanbul Đꢀ Mahkemesi’nde (Mahkeme) tazminat davası açmıtır. O tarihte  
sol dizini çalıma masasındaki metal çekmeceye çarptığını, bu yaralanma nedeniyle  
«sinoviyal düğümü»’nün meydana geldiğini ileri süren bavuran, sağlık durumunun giderek  
kötületiğini ve aynı zamanda iitme yetisini kısmen yitirdiğini, iten çıkarılmasının zımni  
olarak % 45 oranında iitme kaybına yol açtığını iddia etmitir. Bavuran, bununla birlikte  
görme bozukluğu, kronik depresyon ve endie halini belirtir bir sağlık raporunu sunmutur.  
Mahkeme, 22 Mart 1994 tarihinde ilk durumayı gerçekletirmive bavurandan SSK’ya  
giderek iddia ettiği sağlık sorunlarının ikazası sonucu oluup olumadığını tetkik ettirmesini  
talep etmitir.  
Mahkeme, 22 Mart 1994’ten 4 Ekim 1995’e kadar sekiz duruma yapmı, durumalar  
boyunca SSK raporunun alınmadığını tespit ederek bu yönde çağrı yapılması gerektiğini  
kaydetmitir. Bu son tarihte sözkonusu raporun dosyaya eklendiğini belirten Mahkeme,  
tanıkları dinlemi, vakıf senedinin dosyaya eklenmesini kararlatırmıtır.  
Mahkeme, 7 Aralık 1995, 7 Mart ve 23 Mayıs 1996 tarihlerindeki durumalar sırasında görgü  
tanıklarını dinlemitir.  
Mahkeme, 10 Eylül 1996 tarihinden 13 Nisan 1999’a kadar on beduruma  
gerçekletirmitir.  
Bavuranın avukatı 19 Kasım 1996 tarihinde mesleki gerekçelerle duruma tutanağını ve 30  
Ocak 1997 tarihinde bavuranın sağlık raporlarına yer verilen ara kararı talep etmitir.  
Bavuranın temsilcisi, 8 Nisan 1997 tarihinde Mahkeme’ye yazılı olarak müvekkili ile ilgili  
besağlık kurumunun dosyalarını gönderdiğini, bunlardan üç tanesinin belgelerin olmadığı  
yanıtını verdiğini ifade etmitir. Avukat, dosyanın Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesini talep  
etmi, durumada bulunmama gerekçesini mesleki zorunluluklara bağlamıtır.  
Bankanın hukuki temsilcisi, 17 Haziran 1997 tarihinde mesleki gerekçelerle duruma  
tutanağını istemitir.  
Bavuranın avukatı, 16 Eylül 1997 Mahkeme’ye davadan çekildiği bilgisini iletmitir.  
2
Bavuran 18 Aralık 1997 tarihindeki durumada hazır bulunmu, avukat tutma imkânının  
bulunmadığını belirterek Mahkeme’ye Barodan tayin edilecek bir avukat aracılığıyla temsil  
edilmek istediğini beyan etmitir.  
Mahkeme tarafından igüvenliği koulları ve sağlık sorunları hakkında görevlendirilen  
uzman 23 Mart 1998 tarihinde raporunu hazırlamı, buna göre 506 sayılı Kanun’un 11/A-a-b  
maddesine uygun olarak iyerinde ve çalıma sırasında meydana gelmesi doğrultusunda  
bavuranın kazasının ikazası olarak sayılabileceğini ifade etmitir.  
Bununla birlikte, Mahkeme tarafından talep edilen ve 11 Mayıs 1998 tarihinde hazırlanan  
tamamlayıcı bilirkii raporunda kazanın tamamen tesadüfi olduğu ve kusurun ne bankaya ne  
de bavurana yüklenebileceği sonucu çıkmıtır.  
Mahkeme, 16 Temmuz 1998 tarihinde bir adli tıp uzmanının görevlendirilmesini ve  
bavuranın sağlık durumu derecesinin mağdur olduğunu iddia ettiği kaza ile ilintili olup  
olmadığının tespit edilmesini talep etmitir.  
Bavuran Mahkeme’ye göndermiolduğu 4 Kasım 1998 tarihli yazıda Mahkeme tarafından  
istenilen doğrultuda bağımsız uzman doktorların bulunmaması nedeniyle bu talebi reddetme  
gerekçesini belirtmitir. Bavuran 12 Nisan 1999 tarihinde Mahkeme’nin dosyada yer alan  
raporlara dayalı olarak karara hükmetmesini istemitir.  
Mahkeme, 13 Nisan 1999 tarihinde almıolduğu kararla, sunulan unsurlar ıığında sözü  
edilen kaza ile sağlık yetersizliği arasında hiçbir illiyet bağı bulunmadığını dikkate alarak  
bavuranın tazminat talebini reddetmitir.  
Yargıtay 22 Haziran 1999 tarihinde Đlk derece mahkemesi’nin kararını onamıtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
AĐHS’nin 6., 4., ve 18. maddelerine atıfta bulunan bavuran hakkaniyete uygun olarak  
yargılanmadığından ve yargı süresinin uzunluğundan ikayetçi olmaktadır.  
AĐHM, bavuran tarafından öne sürülen iddiaların daha ziyade Sözleme’nin 6. maddesinin  
uygulama alanına girdiğini, bu nedenle yapılan ikayetleri bu çerçevede inceleyeceğini  
kaydetmektedir.  
A. Yargı sürecinin uzunluğu hakkında  
Bavuran, yargı sürecinin uzunluğu ile AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde öngörülen «makul süre»  
ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmakta ve davanın karmaık bir yapısının olduğunun bilinmesi  
gerektiğini ve her eyden önce avukatının birçok defa duruma tutanağını talep etmesi  
nedeniyle gecikmenin bavurandan kaynaklandığını ifade etmektedir.  
Dikkate alınacak dönem 11 Ocak 1994’te balamakta ve 22 Haziran 1999’da sona ermektedir.  
Bu süreç iki mahkeme için yaklaık beyıl beay sürmütür.  
3
1. Kabuledilebilirlik hakkında  
AĐHM, bu ikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca temelden yoksun olmadığı tespitinde  
bulunmaktadır. Baka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilmemitir.  
2. Esas hakkında  
AĐHM, yargı sürecinin makul yapısının dava koullarını takiben ve mahkeme yerleik  
içtihatları, özellikle davanın karmaıklığı, bavuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve  
ilgililerin sözü edilen davadaki giriimleri ıığında değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz.  
diğerleri arasında Frydlender-Fransa kararı, no: 30979/96, § 43, AĐHM 2000-VII). Mahkeme  
ayrıca gösterilecek özel ihtimamın itilaflı durum için önem arz ettiğini eklemektedir (Bkz.  
Ruotolo-Đtalya kararı, 27 ubat 1992, seri: A no:230-D, s. 39, § 17).  
AĐHM, daha önce de mevcut bavurudakine benzer sorunların AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin  
ihlaline yol açtığını kaydetmektedir (Bkz. sözü edilen Frydlender kararı).  
AĐHM, Mahkemeye sunulan unsurları incelenmesinden, davanın özel bir karmaık yapısı  
bulunmadığı ve sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun bavuranın tutumu ile  
açıklanamayacağı tespitinde bulunmaktadır. Sosyal Sigortalar Kurumu’nun raporunun  
beklenmesi on sekiz aydan fazla sürmütür. Ulusal yargı makamlarına yüklenebilecek böylesi  
bir yavalık AĐHS’ye aykırı olan makul süre aımı tespitine götürmektedir.  
Ayrıca, davaya olan yaklaım ilgili bakımından dikkate alınması gereken unsurlar arasındadır.  
(Bkz. diğerleri arasında, Zimmermann ve Steiner-Đsviçre kararı, 13 Temmuz 1983, seri: A no:  
66, § 24, ve Alenet de Ribemont-Fransa kararı, 10 ubat 1995, seri: A no: 308, § 47). Mevcut  
bavuruda, ialanında bir itilaf sözkonusu olduğundan özel bir itina göstermek gerekir (Sözü  
edilen Ruotolo, kararı s. 39, § 17).  
Bu nedenle, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi bu bakımdan ihlal edilmitir.  
B. Yargılamanın adilliği hakkında  
Bavuran, aynı zamanda yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığından ikayetçi olmaktadır.  
AĐHM, bavuranın iç hukuktaki mahkemelerin yapmıolduğu ikayetin gerekçelerini dikkate  
almadan verdikleri karara itiraz ettiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, her eyden önce ulusal  
yetkililere ve özellikle yargı organlarına iç hukuku yorumlama ve uygulama yükümlülüğünün  
ğünü hatırlatmaktadır (Bkz. Schenk-Đsviçre kararı 12 Temmuz 1988, seri: A no:140, s.  
29, § 45).  
Bu bağlamda, AĐHM ulusal yargının bavuranın davasını rahatça dile getirme imkânının  
bulunduğu yargı sürecinin sonunda kararını verdiğini hatırlatmaktadır. Bavuranın Đꢀ  
Mahkemesi’nin almıolduğu karardan memnun olmaması AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali  
için yeterli değildir. Bu artlarda, dava dosyasının incelenmesinden görüldüğü üzere izlenen  
sürecin bütünü bakımından AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine dair hiçbir sonuç  
çıkmamaktadır (Bkz. diğerleri arasında Dambreville-Fransa kararı, no: 51866/99, 13 Mayıs  
2001).  
Bu ikayetin dayanaktan yoksun olması nedeniyle AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri  
bakımından reddedilmesi gerekmektedir.  
4
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Bavuran, uğradığı maddi ve manevi zarar için 50.000.000.000 TL. talep etmektedir.  
Hükümet, bu miktara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, mevcut davada sadece yargı sürecinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6. maddesinin  
ihlal edildiğini hatırlatmaktadır. Yalnızca bu ihlalden kaynaklanan zararlar sonucu itibariyle  
tazmin edilir.  
AĐHM, yargı sürecinin uzunluğunun «makul süreyi» aması ile bavuranın manevi zararının  
giderilmesi için bir tazminatın ödenmesini haklı çıkardığına itibar etmektedir.  
AĐHS’nin 41. maddesinde yer aldığı ekliyle hakkaniyete uygun olarak bavurana 3.000 Euro  
ödenmesi kararlatırılmıtır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran, AĐHM nezdinde yapmıolduğu masraf ve harcamalar için 295.400.000 TL. talep  
etmektedir.  
Mahkemenin bu yöndeki yerleik içtihadına göre bir bavuran yapmıolduğu masraf ve  
harcamaların gerçekliğini ve gerekliliğini makul oranlarda ortaya koyduğu ölçüde bu yönde  
bir tazminat elde edebilir. Mevcut durumda sunulan deliller ve görüler ıığında AĐHM, talep  
edilen miktarın bütünü üzerinde uzlamak gerektiği kanısındadır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Yargı sürecinin uzunluğuna dair ikayetin kabuledilebilir, bunun dıındakilerin  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden  
Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle, Savunmacı Hükümetin bavurana;  
i.  
manevi zarar için 3.000 (üç bin) Euro;  
ii.  
iii.  
masraf ve harcamalar için 180 (yüz seksen) Euro ödemesine;  
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
5
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 22 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
6