106. Başvuran, sorumlu Hükümet’in, gözaltına aldığı oğlunun hayatını korumakla yükümlü
olduğunu öne sürmüştür. Aydın’ın tıbbi tedaviye ihtiyacı olduysa, bunu temin etmek
Hükümet’in göreviydi. Başvurana göre, Hükümet, oğluna bu tür bir koruma sağlamamış; bu,
Hükümet’in, bireyi gerçek ve spesifik bir tehlikeden koruma yükümlülüğünü ihlal etmiştir.
107. Hükümet, bu hususu özel olarak ele almamıştır.
108. AİHM, yukarıdaki 2. madde ihlali tespitini dikkate alarak, bu davanın koşulları içinde,
bu hususa ilişkin ayrı bir tespitte bulunmayı gerekli görmemiştir.
C.Soruşturmanın yetersiz olduğu iddiası
109. Başvuran, AİHM’den, oğlunun ölümüne yönelik soruşturmanın etkili olmadığı
gerekçesiyle AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmesini talep etmiştir.
110. Hükümet, Diyarbakır Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın, başvuranın oğlunun şüpheli
ölümünden hemen sonra harekete geçtiğini ve mümkün olan her girişimde bulunduğunu ileri
sürmüştür. Adli Tıp tarafından bir otopsi yapılmış ve daha sonra yapılacak soruşturmalara
faydalı olması için gerekli tedbirler alınmıştır.
111. AİHM, AİHS’nin 2. maddesi bağlamında yaşam hakkının korunması yükümlülüğünün,
Devlet’in AİHS’nin 1. maddesi bağlamında daha genel nitelikte olan “içtihadına tabi herkese
AİHS’de tanımlanmış hak ve özgürlükleri tanınmasını temin etmek” görevi ile birlikte
okunduğunda, bireyler güç kullanımı sonucunda öldürüldüğünde, etkili bir resmi soruşturma
yapılması gerektiği anlamına geldiğini tekrarlar (bkz. mutatis mutandis, yukarıda anılan
McCann ve Diğerleri, s. 49, § 161; Kaya – Türkiye, 19 Şubat 1998 kararı, Report of
Judgments and Decisions 1998-I, s. 329, § 105). Bu bağlamda, AİHM, bu yükümlülüğünün,
öldürmeye bir Devlet görevlisinin sebep olduğunun görüldüğü davalara mahsus olmadığına
işaret eder (bkz. yukarıda anılan Salman, § 105).
112. Devlet görevlilerince kanunsuzca yapıldığı iddia edilen bir ölüme yönelik soruşturmayla
ilgili olarak, genel itibarıyla, soruşturmadan sorumlu olan ve soruşturmayı yürütenlerin,
olaylarda adı geçenlerden bağımsız olmaları gerektiği düşünülebilir (27 Temmuz 1998 tarihli
Güleç – İngiltere kararı, Reports 1998-IV, §§ 81-82 ve Oğur – Türkiye [BD], no. 21954/93,
§§ 91-92, AİHM 1999-III). Soruşturmanın aynı zamanda, bu tür davalarda kullanılan gücün
koşullar dahilinde haklı olup olmadığına (bkz. örneğin yukarıda anılan Kaya, § 87) ve
sorumluların tanımlanması ve cezalandırılmasının belirlenmesine muktedir olması açısından
da etkili olması gereklidir (yukarıda anılan Oğur, § 88). Bu, sonuca değil, yöntemlere dair bir
yükümlülüktür. Yetkililerin, inter alia, görgü tanıklarının ifadesi dahil olmak üzere, olayla
ilgili kanıtları güvence altına almak için imkanları dahilindeki makul adımları atmış olmaları
gerekliydi (yukarıda anılan Tanrıkulu, § 109). Soruşturmada, bu soruşturmanın ölüm sebebini
belirlemesi ehliyetine zarar veren herhangi bir eksiklik, bu standarda uymama riskini
taşıyacaktır.
113. Bu bağlamda, kesin olan bir ivedilik ve süratlilik gereği de bulunmaktadır (Yaşa –
Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-IV, § 102-104, Çakıcı – Türkiye, 8 Temmuz 1999
kararı, Reports 1999-IV, §§ 80, 87, 106 ve yukarıda anılan Tanrıkulu, § 109). Belirli bir
durumda, bir soruşturmada ilerlemeyi engelleyen unsurlar ve zorlukların olabileceği kabul
edilmelidir. Ancak, ölümcül güç kullanımının soruşturulmasında yetkililerce yapılacak süratli
bir girişim, genel itibarıyla, yetkililerin hukukun üstünlüğünü korumalarına dair kamu