CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KIZIL - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 29098/03 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
17 Temmuz 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup bazı  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (29098/03) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Yunus Kızıl’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 3 Temmuz 2003  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözlemesi’nin (AĐHS)  
34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Batman Barosu avukatlarından S. Özevin ve M.T. Kuyumcu  
tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
1974 doğumlu olan bavuran Batman’da ikamet etmektedir.  
Bavuran 9 Eylül 2002 tarihinde polislerle yaadığı bir münakaanın ardından yakalanmıtır.  
Olay tutanağında, bavuranla birlikte baka bir kiinin plakasız mobilet kullandıkları sırada  
bir polis uygulama noktasında durduruldukları belirtilmitir. Yapılan incelemenin ardından  
polisler sürücülerin ehliyet ve ruhsatlarının olmadığını tespit etmilerdir. Mobiletler trafikten  
men edilerek sürücülere gerekli ilemleri tamamladıktan sonra mobiletlerini trafik bölge  
müdürğünden alabilecekleri bildirilmitir. Bavuran saat 12:30 sularında polis uygulama  
noktasına dönerek polislerin izni olmadan mobiletini almaya kalkıtır. Polis memuru  
Hasan’ın idari ilemleri tamamlamadan mobiletini geri alamayacağını söylemesi üzerine  
bavuran küfür ederek polis memuru Hasan’a yakla, yakasından tutarak sarsmıve  
vurmaya balamıtır. Olay yerinde bulunan polisler bavuranı etkisiz hale getirmek için zor  
kullanlardır. Daha sonra ilgili, karakoldan çağrılan polislere teslim edilmitir.  
Sözkonusu tutanak dört polis memuru ve iki ahit tarafından imzalanmıtır. Bu ahitler egzoz  
gazı emisyon ölçümü yapmak üzere orada bulunan teknisyenlerdi. Bavuran ise bu tutanağı  
imzalamamıtır.  
Aynı gün bavuran kendisini gözaltına alan polislerle birlikte sağlık kontrolünden  
geçirilmitir.  
Bavuranla ilgili olarak düzenlenen raporda sağ omuz-kol üzerinde ekimozik alanlar, sol  
omuz arka tarafında 5x10 cm.’lik ekimoz, sağ el bileğinde 3x3 cm. ekimoz ile sol ön kolda  
5x5 cm. çapında ekimoza, sağ ayak bileğinde ekimozlara ve sağ kulak ve çevresinde ekimozik  
alanlara rastlandığı belirtilmitir. Bavurana üç gün igöremezlik raporu verilmitir.  
Polis memuru Hasan ile ilgili olarak düzenlenen raporda ise göğüste ve sol ön kol iç tarafında  
3x3 cm. çapında ekimotik bölgelere ve sol kol iç tarafında sıyrıklara rastlandığı belirtilmitir.  
Diğer polislerin vücutlarında ise hiçbir darp ya da cebir izine rastlanmamıtır.  
Yine aynı gün bavuranın, polis memurlarının ve diğer motosikletlinin ifadeleri alınmıtır.  
Bavuran, evinde sıhhi tesisat ileri yaptığı polis Murat ile arasında bir anlamazlık  
olduğundan ve adıgeçen polisin kendisini tehdit ettiğinden söz ederek olay günü arkadaıyla  
birlikte motosikletleriyle uygulama noktasına doğru gittikleri esnada polis Murat’ın  
kendilerini fark etmesi üzerine cep telefonuyla bir arama yaptığını belirtmitir. Bavuran ve  
arkadaı uygulama noktasında durdurulmuve orada bulunan bir polis memuru  
motosikletlilerden hangisinin bavuran olduğunu öğrenmek için polis Murat’a telefon  
etmitir. Yine aynı polis memuru bavuran ve arkadaına mahkemeye çıkmaktan kurtulmaları  
için polis Murat’a gitmelerini tavsiye etmitir. Bavuran ve arkadaı polis Murat’ı bulmak için  
bir baka polis uygulama noktasına gitmilerdir. Uygulama noktasına vardıklarında, bir polis  
memuru telefonla polis Murat’ı aramıtır. Polis Murat kısa bir süre sonra yanlarına gelmitir.  
Polis Murat, mobiletlere el konulmasıyla bir ilgisinin bulunmadığını iddia etmitir. Bavuran  
daha sonra emniyet müdürlüğüne gitmitir. Emniyet müdürü, trafik bölge müdürü ve polis  
Murat ile görütükten sonra bavurana mobiletini polis uygulama noktasından almasını fakat  
en kısa zamanda ehliyet ve ruhsat çıkartmasını söylemitir. Polisler, uygulama noktasında,  
emniyet müdürlüğünden kendilerine bilgi verilmediği gerekçesiyle bavurana mobiletini iade  
etmeyi reddetmilerdir. Yaanan münakaanın ardından polisler bavuranı bir kulübeye  
sokarak yumruk ve tekmelerle dövmülerdir.  
Polis Hasan, bavuranın plakasız mobilet kullandığı gerekçesiyle yakalandığını, mobiletinin  
trafikten men edildiğini ancak mobiletini trafik bölge müdürlüğünden alabileceğinin kendisine  
söylendiğini ifade etmitir. Saat 12:30 sularında bavuran uygulama noktasına dönmüve  
trafik müdürünün mobiletini alabileceği yönünde izin verdiğini bildirmitir. Polis Hasan bu  
yönde kendisine bir bilgi verilmediği gerekçesiyle mobileti iade etmeyi reddetmitir. Bunun  
üzerine bavuran Polis Hasan’a küfrederek yakasını toplamıve müessir fiilde bulunmutur.  
Polis memurları Savave Lütfü duruma müdahale etmiler ve bavuranı zor kullanarak etkisiz  
hale getirmilerdir.  
Polis memurları Savave Lütfü polis memuru Hasan ile aynı yönde ifade vermilerdir.  
Polis memuru Murat bavuran ve bavuranın kardeiyle evinde yapılan sıhhi tesisat ileri  
nedeniyle bir ihtilaf olduğundan söz ederek olay günü bavuranı ve bavuranın arkadaını  
mobiletle ehir merkezine doğru seyir halindeyken gördüğünü, yaklaık bir saat sonra  
meslektalarının telefonla kendisini aradıklarını ve bavuranın kendisiyle konumak istediğini  
söylediklerini, bilahare olay yerine gittiğini, bavuranın mobiletinin trafikten men edildiğini  
söyleyerek kendisinden yardım talep ettiğini, kendinin ise bu talebi reddettiğini, bavuranın  
emniyet müdürü nezdinde ikayette bulunması üzerine emniyet müdürlüğüne gittiğini,  
bavuranı tehdit etmediğini ve mobiletine el koydurtmadığını belirtmitir.  
Diğer motosikletli erefhan Kayra ise bavuranın kendisinden kısa bir süre sonra  
yakalanğını, polis uygulama noktasında bulunan bir polis memurunun telefonla birini  
arayarak aralarından hangisinin bavuran olduğunu sorduğunu ve kendilerine polis memuru  
Murat ile görümelerini tavsiye ettiğini, polis memuru Murat’ı bir benzin istasyonunda  
bulduklarını ve ondan yardım etmesi için ricada bulunduklarını, polis Murat’ın mobiletlerine  
el konulmasına engel olamayacağını söylediğini, uygulama noktasına geri döndüklerinde  
bavuran ile polisler arasında ağız dalaı çıktığını, bavuranın nüfus cüzdanını polislere  
fırlatarak olay yerini terk ettiğini, mobiletini almak için saat 13 sularında oraya geri  
döndüğünde ise uzaktan bavuranın ve polislerin el kol hareketlerinde bulunduğunu  
gördüğünü ancak müessir fiilleri kimin gerçekletirdiğini ayırt edemediğini belirtmitir.  
10 Eylül 2002 günü bavuran yeniden muayene olmutur. Düzenlenen raporda, sağ omuzda  
ekimozik alanlar, sol omuz arka tarafta 5x10 cm’lik ekimoz alanı, sağ el bileğinde 3x3 cm’lik  
ekimozik alan, sağ kolda dirsek ve bilek hizasında ekimozik alanlar, sol ön kolda 5x5 cm’lik  
ekimozik alan olduğu belirtilmitir. Bavurana üç gün igöremezlik raporu verilmitir.  
Aynı gün Cumhuriyet Savcısı bavuranı, diğer motosikletliyi ve polisleri dinlemitir.  
A. Polisler aleyhindeki süreç  
22 Ekim 2002 tarihinde bavuran Cumhuriyet Savcılığı’na dört polis memuru aleyhinde kötü  
muamele yaptıkları ve görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla suç duyurusunda  
bulunmutur.  
Cumhuriyet Savcılığı 23 Ekim 2002 tarihinde Batman Valiliği’nden soruturma izni talep  
etmitir.  
Batman Valiliği olayla ilgili olarak 6 Kasım 2002 tarihinde bir emniyet müdürünü  
görevlendirmitir. Emniyet müdürü daha önce ifadeleri alınan ahısların yeniden ifadelerini  
almıtır. Bu ahıslar evvelce vermioldukları ifadeleri teyit etmilerdir. Sözkonusu emniyet  
müdürü ayrıca tanık sıfatıyla baka bir polis uygulama noktasında bulunan iki polis  
memurunun, trafik ube müdürünün ve olay yerinde bulunan iki teknisyenin ifadelerine  
bavurmutur. Polislerle aynı yönde ifade veren teknisyenler karakoldan gelecek polislerin  
beklendiği sırada bavuranın kelepçelenerek bir kulübeye götürüldüğünü belirtmilerdir.  
Ön incelemeci yaptığı inceleme sonucunda polis memurları aleyhinde bir ceza soruturması  
açılmasına yer olmadığı sonucuna varmıtır.  
Vali, 2 Aralık 2002 tarihinde ön incelemecinin vardığı sonuçları onaylayarak ceza  
soruturması açılması izni vermemitir. Bölge Đdare Mahkemesi bavuran tarafından bu karara  
karı yapılan itirazı reddetmitir.  
Cumhuriyet Savcısı valilik kararına istinaden takipsizlik kararı vermitir. Midyat Ağır Ceza  
Mahkemesi 8 Temmuz 2003 tarihinde bavuranın yaptığı itirazı reddetmitir.  
Bu arada Bölge Disiplin Kurulu haklarında iddiada bulunulan polislere disiplin cezası  
verilmesine yer olmadığı kanaatine varmıtır.  
B. Bavuranlar aleyhindeki süreç  
Cumhuriyet Savcısı 21 Kasım 2002 tarihinde bavuranı görevli memura hakaret ve müessir  
fiil suçuyla itham etmitir.  
Dava, 6 Ekim 2005 tarihinde Batman Asliye Ceza Mahkemesi önünde halen devam  
etmekteydi.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran polislerce dövüldüğünden ve bu eylemlerle ilgili olarak iç hukukta etkili bavuru  
yolları bulunmamasından ikayetçi olmaktadır. Bavuran AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerinin  
ihlal edildiğini düünmektedir.  
AĐHM bu ikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi açısından incelenmesinin uygun olacağı  
kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranın, bir tazminat elde etmek amacıyla iç hukuktaki idari ve medeni hukuk  
yollarına bavurmadığı cihetle bavuru yollarının tamamını tüketme artını yerine  
getirmediğini savunmaktadır.  
Mevcut davada bavuran Cumhuriyet Savcılığı’na bir suç duyurusunda bulunmutur. AĐHM,  
bir suç duyurusunda bulunan ve Türkiye’deki cezai yargı sisteminin sunduğu tüm imkanları  
kullanan bavuranın bir hukuk mahkemesinde yeniden tazminat davası açmak ya da idare  
mahkemeleri önünde tam yargı davası açmak suretiyle tazminat elde etmeyi denemesinin  
zorunlu olmadığı kanısındadır (mutatis mutandis, Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28  
Ekim 1998 tarihli karar, prg. 86, ve Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri – Türkiye, no: 19028/02,  
prg. 75, 24 Temmuz 2007).  
Tarafların tüm argümanlarını göz önünde bulunduran AĐHM, sözkonusu ikayetin olaylara ve  
hukuka ilikin olarak bavurunun incelenmesinin bu aamasında çözümü mümkün olmayan  
ciddi sorular gündeme getirdiği bu nedenle de esastan incelenmesi gerektiği kanaatindedir.  
Dolayısıyla bu ikayet AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olarak ilan edilemez. Bu ikayete ilikin olarak baka herhangi bir kabuledilemezlik  
gerekçesi tespit edilmemitir.  
B. Esasa ilikin  
Bavuran polislerin kendisini bir kulübeye götürdüklerini ve yumruk ve tekmeyle dövmeye  
baladıklarını iddia etmektedir. Bavuran polis memuru Hasan’ın vücudundaki yaraların  
kendini savunmaya çalıması nedeniyle meydana geldiğini belirterek iddialarını  
yinelemektedir. Bavuran, her halükarda polisler tarafından kullanılan gücün orantısız  
olduğunu ifade etmektedir. Bavuran, tıbbi muayenenin ikayet konusu olayların meydana  
gelmesinden altı saat sonra gerçekletirildiğini ve vali tarafından olayı aratırmakla  
görevlendirilen ön incelemecinin emniyet mensubu olduğunu belirtmektedir.  
Hükümet, bavuranın iddialarının dosya unsurlarıyla ve tanıkların ifadeleriyle örtümediğini  
savunmaktadır. Hükümete göre bavuranın vücudunda gözlemlenen izler, diğer polis  
memurlarının polis Hasan’a saldırılmasını engellemek amacıyla güç kullanmalarına bağlı  
olarak meydana gelmitir. Hükümet bavuranın iddialarıyla ilgili olarak etkili bir soruturma  
yürütülğünü eklemektedir.  
1. Kötü muamele iddialarına dair  
AĐHM kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini  
anımsatır (Klaas – Almanya, 22 Eylül 1993, prg. 30). Olayların tespit edilmesi için AĐHM  
‘her türlü makul üphenin ötesinde’ delil kıstasına bavurur. Böylesi bir delil, itiraza mahal  
bırakmayacak derecede ciddi, belirgin ve tutarlı birtakım emare ya da karinelerden doğabilir  
(Đrlanda – Birleik Krallık, 18 Ocak 1978, prg. 161, ve Selmouni – Fransa, no: 25803/94, prg.  
88).  
Mevcut davada, bavuranla polis memurları arasında bir münakaa meydana geldiği ve  
polislerin olay esnasında güç kullandıkları hususlarında taraflar arasında bir ihtilaf yoktur. Bu  
çerçevede AĐHM bavuranın yakalandıktan kısa bir süre sonra tıbbi muayeneye tabi tutulduğu  
ve bu muayene neticesinde sağ omuzda ekimozik alanlar, sol omuz arka tarafta 5x10 cm’lik  
ekimoz alanı, sağ el bileğinde 3x3 cm’lik ekimozik alan, sol ön kolda 5x5 cm’lik ekimoz, sağ  
ayak bileğinde ekimozlar, sağ kulak ve çevresinde ekimoz alanlar tespit edildiğini  
kaydetmektedir. Bavurana üç gün igöremezlik raporu verilmitir. Aynı ekilde polis  
memuru Hasan’a yapılan tıbbi muayene sonucunda, göğsünde ekimozik alanlar, ön sağ kol iç  
yüzünde 3x3 cm’lik ekimozik alanlar ve sol kol iç yüzünde sıyrıklar tespit edilmitir.  
Olayların meydana gelii ile ilgili olarak tarafların anlatımları birbirinden farklılık arz  
etmektedir. Bavurana göre polisler kendisini bir kulübeye götürerek tekme ve yumrukla  
dövmeye balamılardır. Bavuran polis memuru Hasan’ın vücudundaki yaraların kendisini  
savunmak istemesi nedeniyle meydana gelmiolabileceğini belirtmektedir. Hükümet ise,  
bavuranın saldırgan tutumu nedeniyle güç kullanılmasının zorunlu hale geldiğini  
savunmaktadır.  
AĐHM, olay tutanağına ve polislerin ifadelerine göre bavuranın mobiletinin bağlanmasından  
birkaç saat sonra polis uygulama noktasına geri döndüğünü gözlemlemektedir. Polislerin  
mobileti vermeye yanamaması sonucunda bir münakaa çıktığı, bavuranın polis memuru  
Hasan’ın yakasını topladığı, sarstığı ve vurmaya baladığı, bunun üzerine diğer polislerin  
ilgiliyi etkisiz hale getirmek için güç kullanmak zorunda kaldığı iddia edilmitir.  
Bununla birlikte bavuran olay tutanağını imzalamaktan imtina etmitir. Bavuran polise,  
Cumhuriyet Savcısı’na ve polis müfettiine verdiği ifadelerde, olay tutanağındaki anlatıma  
itiraz ederek iddialarını tekrar etmitir.  
Olay yerinde bulunan teknisyenler ise emniyet müdürü tarafından yapılan ön inceleme  
çerçevesinde tanık sıfatıyla dinlenmilerdir. Teknisyenler, olay tutanağının içeriğini teyit  
ederek polislerin bavuranı kelepçeledikten sonra bir kulübeye götürdüklerini belirtmilerdir.  
Bu koullarda AĐHM, bavuranın iddialarının elinde bulunan kanıt unsurlarıyla yeterince  
desteklenmediği kanaatine varmaktadır. AĐHM, bavuranın ikayetine konu olan muameleler  
nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesinin esası bakımından ihlal edildiği hükmüne varabilmesi için  
olayların yeterince kanıtlanmamıolduğunu değerlendirmektedir.  
2. Soruturmanın etkililiğine dair  
AĐHM, bir kimsenin, polisin elinde 3. maddeye aykırı ağır ikencelere maruz kaldığı yönünde  
savunulabilir bir iddiada bulunması halinde sözkonusu AĐHS hükmünün etkili bir resmi  
soruturma yürütülmesini gerekli kıldığını hatırlatır (Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28  
Ekim 1998 tarihli karar, prg. 102). Bu soruturma sorumluların tespit edilerek  
cezalandırılmasını sağlamalıdır. Aksi takdirde taıdığı temel öneme rağmen insanlık dıı ve  
onur kırıcı her türlü ikence ve cezanın yasaklanması yönündeki genel hukuki yasak  
uygulamada etkisiz hale gelir ki bazı durumlarda kamu görevlilerinin neredeyse tam bir  
dokunulmazlık içinde denetimleri altındaki kimselerin haklarını ayaklar altına alması  
mümkün olur (Caloc – Fransa, no: 33951/96, prg. 89, ve Batı ve diğerleri – Türkiye, no:  
33097/96 ve 57834/00, prg. 134).  
Mevcut davada AĐHM bavuran tarafından yapılan ikayeti müteakip Cumhuriyet Savcısı’nın  
Batman Valiliği’nden soruturma izni talebinde bulunduğunu gözlemlemektedir. Vali,  
haklarında aratırma yaptığı polis memurlarıyla aynı hiyerariye bağlı olan bir emniyet  
müdürünü olayı aratırmakla görevli ön incelemeci olarak atamıtır. Ön incelemecinin vardığı  
neticeye uygun olarak vali haklarında suç isnadı bulunan polisler aleyhinde soruturma  
açılmasına izin verilmemesini kararlatırmıtır. Bunun üzerine Cumhuriyet Savcısı takipsizlik  
kararı vermek durumunda kalmıtır. Bu nedenle hiçbir ceza soruturması yapılmamıtır.  
AĐHM, ilgili idari organların AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerinde istenildiği gibi bağımsız  
soruturma yürütme kapasitesine sahip oldukları konusunda ciddi üpheler taıdığını daha  
evvel de beyan etmitir (Sunal – Türkiye, no: 43918/98, prg. 60, 25 Ocak 2005, ve Nazif  
Yavuz – Türkiye, no: 69912/0, prg. 49, 12 Ocak 2006). Bu nedenle valinin müdahalesi, ihtilaf  
konusu münakaanın hangi koullarda gerçekletiğinin tespitine mahsus etkili bir ceza  
soruturması açılması ve yürütülmesine mani olmutur.  
Bu itibarla mevcut davada yürütülen soruturma AĐHS’nin 3. maddesi anlamında etkili olarak  
addedilemez. Bu nedenle AĐHM sözkonusu AĐHS hükmünün usulü bakımından ihlal edildiği  
sonucuna varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, makul bir neden olmadan yakalandığından ve gözlem altına alındığından, derhal bir  
hakim karısına çıkarılmadığından ve yakalanma nedenleri hakkında kendisine geç bilgi  
verilmesinden ikayetçi olmaktadır. Bavuran bu hususlarda AĐHS’nin 5. maddesinin 1.  
fıkrasının c) bendinin ve 2. ve 3. fıkralarının ihlal edildiğini düünmektedir.  
AĐHM, bavuru yolu bulunmadığı hallerde ya da mevcut bavuru yollarının etkili olmadığı  
hallerde AĐHS’nin 35/1 maddesinde sözü edilen altı ay süresinin, normalde, ikayet konusu  
eylem veya olayların gerçekletiği tarihten itibaren ilemeye baladığını anımsatır (Bayram ve  
Yıldırım – Türkiye, no: 38587/97). AĐHM bavuranın ihtilaf konusu gözaltı süresine itiraz  
edebilmesi için Türk Hukuku’nda etkili bir bavuru yolu bulunmadığını gözlemlemektedir  
(bkz., mutatis mutandis, Sakık ve diğerleri – Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, prg. 53, ve  
daha yakın tarihli, Yiğit ve diğerleri – Türkiye, no: 4218/02, 4260/02, 4262/02 ve 4271/02,  
prg. 27, 20 Kasım 2007 tarihli karar).  
Mevcut davada, bavuranın gözaltı süresi 10 Eylül 2002 tarihinde serbest bırakılmasıyla sona  
ermitir. Oysa bavuran altı ayı geçkin bir süre sonra 3 Temmuz 2003 tarihinde bavuruda  
bulunmutur. Davanın incelenmesi sonucunda altı ay süresinin ilemesini kesintiye uğratan ya  
da durduran herhangi bir duruma rastlanmamıtır. Dolayısıyla bavurunun bu bölümü geç  
sunulmuolup AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bir rakam belirtmeksizin maddi tazminat talebinde bulunan bavuran bu konuyu AĐHM’nin  
takdirine bırakmaktadır. Bavuran maruz kaldığı manevi zararın tazmini için 30.000 Euro  
talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM maddi tazminat talebinin mesnetsiz olduğunu tespit etmektedir. Bu yönde bir  
tazminata hükmedilmesine yer yoktur.  
Buna karın AĐHM manevi tazminat olarak bavurana 3.000 Euro ödenmesinin yerinde  
olacağına hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraf ve giderler için 3.800  
Euro talep etmektedir. Belge olarak bavuran, avukatının çalıma süresi dökümünü gösterir  
bir belge, bir avukatlık ücret sözlemesi ve toplam 650 YTL (yaklaık 350 Euro) tutarında iki  
adet tercüme makbuzu sunmaktadır.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavurana masraf ve giderlerinin iade edilmesi ancak bu masraf  
ve giderlerin gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu takdirde  
mümkündür.  
Elindeki bilgilere ve yukarıda anılan kıstaslara istinaden AĐHM tüm masrafları için bavurana  
1.500 Euro ödenmesinin makul olacağına hükmetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun AĐHS’nin 3. maddesi yönünden yapılan ikayete ilikin olarak kabuledilebilir,  
geriye kalanının ise kabuledilemez ilan edilmesine ;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine ;  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine ;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek  
her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından bavurana manevi  
tazminat için 3.000 Euro (üç bin Euro) yargılama masraf ve giderleri için ise 1.500 Euro  
(bin beyüz Euro) ödenmesine ;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 17 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.