AĐHM, sözkonusu makaleler aracılığıyla, gazetenin, aralarında PKK eski lideri Abdullah
Öcalan’ın da bulunduğu üç kiꢀiye, PKK’nın silahlı direniꢀe baꢀvurması ile ilgili olarak
görüꢀlerini sunma imkanı tanıdığını not etmektedir. Bu ifadeler kullanıldıkları bağlamdan
bağımsız ele alındıklarında, sosyal, kültürel, tarihi olayların tespiti veya barıꢀa ve Kürt
sorununun çözümüne çağrıda bulunan ifadeler olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte,
AĐHM, kullanılan bazı ifadelerde çatıꢀmanın diğer tarafını ağır bir ꢀekilde damgalamaya
yönelik açık bir niyet tespit etmektedir.
Böylece bütün olarak ele alındığında, makalelerin içeriği, ꢀiddet kullanımına, silahlı direniꢀe
veya baꢀkaldırıya teꢀvik edebilecek nitelikte olup, AĐHM’ye göre bu durum dikkate alınacak
temel unsurdur (Gündüz-Türkiye, baꢀvuru no: 59745/00 ve Zana).
Ayrıca, Abdullah Öcalan’ın silahlı direniꢀe tekrar baꢀlama tehdidinde bulunarak, geçmiꢀte
hüküm süren duruma hatırlatmada bulunduğunu kaydetmek uygun olacaktır.
AĐHM için, ihtilaflı makalelerin, ölümcül ꢀiddeti savunduğu ve silahlı direniꢀe veya en
azından silahlı eylemlere baꢀlama çağrısında bulunduğu aꢀikardır. Sözkonusu makaleler,
PKK’nın fikirlerine katılmakta ve Türk Devleti’ne karꢀı silahlı güç kullanma çağrısında
bulunmaktadırlar. Dile getirilen söylemler, ilkel içgüdüleri uyandırmakta ve ölümcül ꢀiddet
aracılığıyla ifade edilmiꢀ olan eski önyargıları güçlendirmektedir (Bkz, mevcut davadakine
benzer olaylara dayanan Halis Doğan-Türkiye, baꢀvuru no: 75946/01, 7 ꢁubat 2006).
AĐHM’ye göre, sözkonusu açıklamalar açıklamayı yapanın kiꢀiliğinden bağımsız olarak
değerlendirilemez. Aktarılan sözler PKK eski liderinin sözleri olduğundan bu sözlerin
önemini tespit etmek gerekmektedir. Böyle bir durumda, sözkonusu ifadeler, okuyucular için
özel bir önem taꢀımakta ve silahlı direniꢀi ve mücadeleyi meꢀrulaꢀtırma ve bunlara teꢀvik
etmeye çalıꢀmaktadır. Dolayısıyla okuyucu, ꢀiddete baꢀvurmanın kendini savunmak için
geçerli ve haklı bir tedbir olduğu izlenimine kapılmaktadır.
Güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasında yaklaꢀık 1985 yılından beri yaꢀanan büyük
sıkıntıları da not etmek uygun olacaktır. Güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasındaki
düꢀmanlıklar, çok sayıda insanın ölümüne ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin büyük bir
kısmında olağanüstü halin –halihazırda kalkmıꢀtır- ilan edilmesine neden olmuꢀtur. AĐHM,
bölgede hüküm süren güvenlik durumunu ağırlaꢀtıracak olası söz ve eylemler hususunda
yetkililerin kaygılarının farkındadır (Bkz. Sürek- Türkiye (no:1), baꢀvuru no: 26682/95;
Sürek-Türkiye (no:3), baꢀvuru no: 24735/94, 8 Temmuz 1999). Böyle bir bağlamda,
sözkonusu makaleler ꢀiddeti destekler bir nitelik taꢀımaktadırlar. AĐHM, baꢀvuranın mahkum
edilme gerekçelerinin, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahaleyi haklı kılmak
için makul ve yeterli olduğuna hükmetmektedir.
Baꢀvuranın, “Yirminci yüzyıldan Yirmi birinci yüzyıla Kürtler” ve “Yirminci Yüzyılın özet
bir analizi” baꢀlıklı makalelerde ꢀahsi görüꢀlerini ifade etmediği doğru olsa bile baꢀvuran,
ꢀiddet ve düꢀmanlık uyandırmak için bu ifadelerin sahibine fırsat tanımıꢀtır. Yayımcı niteliği
baꢀvurana, bilginin toplanması ve kamuya iletilmesi sürecinde, gerginlik ve çatıꢀma
ortamlarında daha da önem kazanan “sorumluluklar ve ödevler” yüklemektedir. (Sürek
(no:1)).
Son olarak, müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde verilen cezanın niteliği ve ağırlığı da
göz önüne alınmalıdır. Mevcut davada baꢀvuran, bir yıl dört ay hapis ve para cezasına
çarptırılmıꢀtır, ancak baꢀvuranın hapis cezası infaz edilmemiꢀtir. Hiç kuꢀkusuz ağır bir ceza
söz konusudur. Ancak AĐHM, açıklamaların ꢀiddet, silahlı direniꢀ veya baꢀkaldırıya teꢀvik
7