CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KIZILYAPRAK (NO:2) - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 9844/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
4 Mart 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup,  
ekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 9844/02 bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaı Zeynal Abidin Kızılyaprak’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AĐHM) 19 Ekim 2001 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına  
Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu  
bavurudur. Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu  
avukatlarından D. Bayır, M. Tepe Avcı tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1960 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 2 ubat 2000 tarihinde  
Özgür Bakıgazetesinin yayımladığı 1900’den 2000’e Kürtler, Kronolojik Albüm balıklı  
özel ekinin toplatılmasını talep etmitir.  
Aynı gün DGM sözü edilen ekin özellikle dört makalesinde bölücülük propagandası yapıldığı  
gerekçesiyle toplatılmasını kararlatırmıtır.  
Cumhuriyet Savcısı 16 ubat 2000 tarihinde 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8.  
maddesine dayalı olarak gazetenin sahibi hakkında ceza davası açmıtır.  
12 Mayıs 2000 tarihinde 3 no’lu DGM bir duruma yapmı, bu esnada gazetenin sahibi  
bavuranın bahse konu ekin editörü olduğunu, ayrıca «12 Eylül [Darbesi] Kürtlere illallah  
dedirtti» ve «Yeniçağ» makalelerinin de bavuranın kaleminden çıktığını ifade etmitir.  
12 Temmuz 2000 tarihinde 3 no’lu DGM bavuranı tanık sıfatıyla dinlemi, adı geçen sözü  
edilen makaleleri yazdığını doğrulamıtır.  
21 Temmuz 2000 tarihinde Cumhuriyet Savcısı 3713 sayılı Kanun’un 8. maddesine istinaden  
bavuran hakkında ceza davası açmıtır. Bavuranın davası 2 no’lu DGM’de görülmütür.  
2 no’lu DGM 26 Ekim 2000’de bir duruma gerçekletirmive bu durumada bavuranın  
savunmasını dinlemitir. Bavuran mezkur yazıların içeriğinin ifade özgürlüğü kapsamını  
amadığını belirtmitir.  
2 no’lu DGM 21 Kasım 2000 tarihinde hali hazırda 3 no’lu DGM’de süren dava ile  
birletirilmesine karar vermitir.  
3 no’lu DGM 8 Aralık 2000 tarihinde bavuranın davasını almıve sanıkların hazır  
bulunmadıklarını tespit etmitir. Mahkeme Cumhuriyet Savcısının iddianamesini dinlemitir.  
Bavuran bu durumaya çağrılmatır.  
Bu durumanın sonunda DGM 3713 sayılı Kanun’un 8. maddesine dayanarak bavuranı bir  
yıl dört yıl hapis ve 1.622.400.000 TL (yaklaık 2.690 Euro) ağır para cezasına çarptırmıtır.  
Mahkeme dava konusu makalelerin ulusu ve toprak bütünlüğü ile Türkiye Cumhuriyeti  
Devleti’nin bölünmez bütünlüğünü yıkma amacını taıyan bölücülük propagandasını  
yaptığına itibar etmitir.  
2
Bavuran 17 Ocak 2001 tarihinde temyize gitmitir. Bavuran 3 no’lu Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin duruma konusunda kendisini bilgilendirmediğini ve sanık sıfatıyla bu  
mahkeme tarafından hiçbir surette dinlenmediğinden ikayetçi olmutur.  
Yargıtay 10 Nisan 2001 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıtır. Yargıtay kararı  
3 no’lu DGM’nin kalemine 7 Mayıs 2001’de iletilmitir.  
27 Haziran 2001 tarihinde bavuranın talebi üzerine kefaletin yatırılması karılığında  
cezasının infazı dört ay süreyle ertelenmitir. Bavuran firar olduğundan ifade özgürlüğünü  
kısıtlayıcı ceza hiçbir ekilde infaz edilmemitir.  
Bavuran para cezasını sırasıyla 10 Temmuz, 9 Ağustos ve 5 Eylül 2001 tarihlerinde  
ödemitir.  
19 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun Terörle Mücadeleye dair 3713 sayılı Kanun’un  
8. maddesini ilga etmitir.  
DGM 7 Ekim 2003 tarihinde bavuranı serbest bırakmıve mahkumiyet kararının infazının ve  
buna bağlı yasal sonuçlarının kaldırılmasına karar vermitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐNĐ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, kendisi hakkında mahkumiyet kararı veren 3 no’lu DGM huzuruna çıkarılmadığı  
cihetle yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğundan yakınmaktadır. Bavuran, bilhassa  
Cumhuriyet savcısının durumada sunduğu iddianamesine cevap veremediği gerekçesiyle  
savunma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bavuran ayrıca, oluumunda askeri  
hakim bulunmamasına rağmen Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlıktan  
yoksun olduğundan ikayetçi olmaktadır. Bavuran bu hususta AĐHS’nin 6. maddesinin 1.  
fıkrası ile 3. fıkrasının b) bendinin ihlal edildiğini düünmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasındaki güvencelerin genel olarak adil dava  
kavramının tüm veçhelerini tekil ettiğini anımsatır (bkz. Colozza – Đtalya, 12 ubat 1985  
tarihli karar, prg. 26).  
Mevcut davada AĐHM bavuranın ikayetlerinin AĐHS’nin 6.  
maddesinin 1. fıkrası açısından incelenmesinin yerinde olacağı kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
1. Mağdur niteliği  
Hükümet bavuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, 3713 sayılı Kanunun 8.  
maddesinin yürürlükten kaldırılmasını müteakip DGM’nin bavuran hakkında beraat kararı  
vererek yürütmenin durdurulması ve cezanın bütün yasal sonuçlarıyla birlikte ortadan  
kaldırılmasına hükmettiğine dikkat çekmektedir.  
Hükümet, Türk Hukukunda daha hafif bir ceza kanununun uygulanması sonucunda  
mahkumiyet kararının iptali durumunda ödenen para cezasının iade edilmesine imkan tanıyan  
bir hüküm bulunmadığını belirtmektedir. Bununla birlikte Hükümet bavuranın para  
cezasının kanundıı olduğu kanaatine varması durumunda genel hükümler uyarınca ödediği  
cezanın iadesini talep edebilme imkanının bulunduğunu ilave etmektedir. Hükümet temyiz  
3
neticesinde beraat eden bazı kimselere ödedikleri para cezalarının iadesine hükmedilen bir  
yargı kararını örnek olarak sunmaktadır.  
Bavuran öncelikle, ceza tutarını ödediğine dikkat çekmektedir. Bavuran ayrıca, Hükümet  
tarafından gösterilen örnek kararın yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 309.  
maddesinin uygulandığı bir vakaya ilikin olduğunu ve bu durumla kendi durumu arasında  
özdelik bulunmadığını belirtmektedir.  
AĐHM, bir bavuran hakkında lehte bir karar ya da tedbir alınmasının ilke olarak ilgilinin  
‘mağdur’ sıfatının ortadan kalkması için yeterli gelmeyeceği, bunun ancak ulusal makamların  
AĐHS’nin ihlalini özü itibarıyla yahut alenen kabul ederek telafi yoluna gitmeleri durumunda  
mümkün olabileceği yönündeki içtihadını anımsatır (Öztürk – Türkiye, no: 22479/93, prg. 73).  
Mevcut davada AĐHM, bavuranın 7 Ekim 2003 tarihli kararı verildiği sırada para cezasını  
ödemibulunduğunu tespit etmektedir. AĐHM, bu kararın hürriyeti kısıtlayıcı cezanın  
uygulanmasına engel olduğunu ve bavuranın adli sicil kaydının silinmesini sağladığını  
kaydetmektedir. Ancak bu karar bavuranın daha evvel ödediği para cezasının iadesini  
mümkün kılmamıtır. Hükümetin de dikkat çektiği üzere Türk Hukuku daha hafif bir ceza  
kanununun uygulanması sonrasında beraat eden kimselere ödedikleri para cezasının iade  
edilmesine imkan vermemektedir. Para cezası kanundıı bir nitelik taımadığından,  
bavuranın genel hükümler uyarınca ödediği paranın iadesini talep etmesi mümkün değildi.  
Hükümet tarafından sunulan örnek karar nihayetinde kanun lehine temyiz sonucu beraat eden  
kimseler hakkındadır. Mevcut davada ise durum böyle değildir. Bavuranın beraat etmesi  
daha hafif bir ceza kanununun yürürlüğe girmesinin yegane neticesi olup durumu Hükümet  
tarafından gösterilen örnek davadakinden farklıdır.  
Dolayısıyla Hükümetin bu itirazının reddedilmesi yerinde olacaktır.  
2. Altı ay süresi kuralına riayet edilmemesi  
Hükümet altı ay süresi kuralına riayet edilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet kesin iç  
hukuk kararının 10 Nisan 2001 tarihinde verilmiolmasına rağmen bavurunun 19 Ekim 2001  
tarihinde yapıldığına dikkat çekmektedir.  
AĐHM, bavuranın, kesin iç hukuk kararının bir nüshasının re’sen kendisine tebliğ edilmesi  
hakkının bulunduğu ve altı ay süresi kuralının karar örneğinin bavurana tebliğ edildiği  
tarihten itibaren iletilmeye balanmasının AĐHS’nin 35/1 maddesinin konu ve amacına daha  
uygun olduğu yönündeki içtihadını anımsatır (bkz. Worm – Avusturya, 29 Ağustos 1997  
tarihli karar, prg. 33). Đç hukukta kararın tebliği öngörülmediği takdirde AĐHM, tarafların  
kararın muhtevasından gerçek anlamda haberdar olabildikleri kararın kullanıma açıldığı  
tarihin dikkate alınması gerektiği kanaatindedir (bkz. mutatis mutandis, Papachelas –  
Yunanistan, no: 31423/96, prg. 30, ve Seher Karata– Türkiye, no: 33179/96, 9 Temmuz  
2002).  
AĐHM olayların meydana geldiği dönemde, ceza davalarında verilen Yargıtay kararlarının  
taraflara tebliğ edilmemekte olduğunu gözlemlemektedir. Taraflar sözkonusu kararın ilk  
derece mahkemesi kalemine konmasından ve/veya hükmedilen cezanın infaz edilmesi  
amacıyla bir belgenin tebliğ edilmesinden sonra karar hakkında bilgi sahibi olabilmekteydiler.  
Mevcut davada kesin iç hukuk kararı tekil eden 10 Nisan 2001 tarihli Yargıtay bavurana ya  
da avukatına tebliğ edilmemitir. Sözkonusu karar 7 Mayıs 2001 tarihinde DGM kaleminde  
4
dava dosyasına eklenerek tarafların kullanımına sunulmutur. Dolayısıyla altı ay süresi 7  
Mayıs 2001 tarihinden itibaren ilemeye balamıtır. Bavuru bu tarihten altı aydan daha az  
bir süre içinde yapılmıolduğundan Hükümetin itirazını reddetmek gerekir.  
3. Sonuç  
Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu yönünde yapılan  
ikayete ilikin olarak, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görev yapan hakimlerin  
faydalandıkları anayasal ve yasal güvenceleri ve bu hakimlerin bağımsızlık ve tarafsızlığını  
tartımalı hale sokacak nitelikte bir argüman ileri sürülemediğini göz önünde bulunduran  
AĐHM bavurunun bu bölümünün AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları anlamında  
açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği hükmüne varmaktadır  
(bkz. Đmrek – Türkiye, no: 57175/00, 28 Ocak 2003).  
DGM önünde yapılan yargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğu yönündeki ikayete ilikin  
olarak ise AĐHM bu ikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını ve baka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit  
etmektedir. Dolayısıyla bu ikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.  
B. Esas hakkında  
Hükümet bavuranın tanık sıfatıyla 3 no’lu DGM tarafından dinlendiğini savunmaktadır.  
Mahkeme huzurunda bavuran sözkonusu yayının yazı ileri sorumlusu ve iki makalenin  
yazarı olduğunu kabul etmitir. Hakkında açılan ceza davası kapsamında bavuranın  
savunması 2 no’lu DGM tarafından dinlenmitir. Bu iki dava daha sonra 3 no’lu DGM’de  
birletirilmitir. Hükümete göre 2 no’lu DGM tarafından dinlenilen bavuranın 3 no’lu DGM  
önüne çıkması gerekli değildi. Hükümet davaların birletirilmesinin ardından 3 no’lu  
DGM’de yapılan ilk durumaya bavuranın kendi rızasıyla katılmadığını eklemektedir.  
Bavuran Hükümetin savlarına karı çıkmaktadır.  
AĐHM bir sanığın durumaya katılma yetisinin AĐHS’nin 6. maddesinin bütününün  
konusundan ve amacından kaynaklandığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Colozza-Đtalya kararı  
ve Zana-Türkiye kararı 25 Kasım 1997).  
Bu bavuruda, hakkında 2 no’lu DGM’de açılan ceza davası ile ilgili olarak bavuran ilk  
durumada ifade vermitir. 21 Ekim 2000 tarihinde 2 no’lu DGM davanın 3 no’lu DGM’de  
devam eden diğer davayla birletirilmesini kararlatırmıtır. 3 no’lu DGM davaların  
birlemesinin ardından 8 Aralık 2000’de tek bir duruma yapmıtır. Bu duruma bavuran ve  
avukatı olmadan gerçeklemive Cumhuriyet Savcısı iddianamesini sunmutur. Bu duruma  
sonunda mahkeme bavuranı bir yıl dört ay hapis ve ağır para cezasına çarptırmıtır.  
AĐHM 3 no’lu DGM’nin bavuranı 8 Aralık 2000 tarihli durumaya çağrılmasına veya  
bavuranın dinlenmesine imkan tanımak üzere durumanın ertelenmesine gerek görmediğini  
hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, AĐHM bavuranın sanık sıfatıyla hiçbir zaman bu mahkemede  
dinlenmediğini gözlemlemektedir. Bavuran bu mahkeme önünde yalnızca bir kez sahibi  
olduğu gazete hakkında yürütülen ceza süreci kapsamında tanık olarak dinlenmitir.  
Hükümetin savunduğunun aksine, bavuran 3 numaralı DGM önünde zımnen de olsa kendini  
savunmaktan vazgeçmemitir. Bavuran durumalara düzenli olarak çağrılmağı için  
davaların birlemesinin ardından yapılan tek durumaya gelmemesi bu hakkından vazgeçtiği  
5
anlanıma gelmemektedir. Bu çerçevede AĐHM, AĐHS ile güvence altına alınan bir haktan  
feragat edilmesinin tereddüt yaratmayacak bir ekilde yapılması gerektiğini ifade etmektedir  
(Bkz. Sejdovic-Đtalya kararı no: 56581/00).  
Bir yıl dört ay hapis cezasına çarptırılmıolan bavuran açısından davanın önemi göz önünde  
bulundurulursa 3 No’lu DGM’nin bavuranı doğrudan dinlemeden karar vermesi davanın  
hakkaniyetine halel getirmitir. Bavuran ayet durumada hazır bulunmuolsaydı bilhassa  
suç unsurunu tekil eden makaleler ve bu yazıların kaleme alınıındaki niyeti dile getirme  
olanağına sahip olacaktı. Bu doğrultuda, iki davanın birlemesinden önce 2 numaralı DGM  
tarafından «dolaylı» olarak bavuranın durumasının gerçekletirilmesi adı geçeni mahkum  
eden 3 numaralı DGM’nin duruma yapmamasını dengeleyemez.  
AĐHM nezdinde adil yargılanma hakkının demokratik bir toplumda edindiği önemi ıığında  
savunma haklarına yönelik benzer bir müdahale meru sayılamamaktadır.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran mahkum edilmesi ile düünce ve ifade hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte,  
AĐHS’nin 9. ve 10. maddelerine göndermede bulunmaktadır.  
AĐHM bu ikayeti AĐHS’nin 10. maddesi bakımından ele alacaktır.  
AĐHM bavuranın mahkumiyetinin ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahaleyi  
oluturduğunu ve bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile öngörüldüğünü ve 10.  
maddenin 2. paragrafına uygun olarak ulusal güvenliğin sağlanması, toprak bütünlüğünün ve  
kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi gibi bir dizi meru amacı izlediğini not  
etmektedir (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, 4 Haziran 2002).  
AĐHM bu müdahalenin «demokratik bir toplum için» gereklilik arz edip etmediğini  
inceleyecektir. AĐHM bu bağlamda, özellikle Zana-Türkiye kararında (25 Kasım 1997 ve  
Sunday Times-Birleik Krallık (no1) kararı) yer alan ve 10. maddeye dair yerleik  
içtihadından ileri gelen temel ilkeleri hatırlatır.  
AĐHM, bavuranın, basın yoluyla bölücü propaganda yapmakla mahkum edildiğini tespit  
etmektedir. Sözkonusu müdahale, basın tarafından yapılan yayınların oynadığı balıca rol  
dikkate alınarak değerlendirilmelidir (Bkz. Okçuoğlu-Türkiye, bavuru no: 24246/94, 8  
Temmuz 1999; Sürek-Türkiye (no:4), bavuru no: 24762/94, 8 Temmuz 1999 ve Fressoz ve  
Roire- Fransa, bavuru no: 29183/95). Terör tehdidine karı milli güvenlik veya toprak  
bütünlüğü gibi devletin yaamsal çıkarlarının korunması veya kamu düzenin sağlanması,  
suçun engellenmesi amacıyla belirlenen sınırları amamak kaydıyla basının, kamuoyunda  
ikilik yaratanlar dahil olmak üzere siyasi meselelere ilikin bilgi vermek ve bunlar üzerinde  
fikir yürütmek yükümlülüğü bulunmaktadır Bilgi ve fikir edinme özgürlüğü, yönetenlerin  
fikir ve davranıları hakkında bilgi sahibi olmak ve bunlar hakkında değerlendirmede  
bulunmak için kamuoyuna sunulan en iyi yollardan biridir (Bkz, mutatis, mutandis, Lingens-  
Avusturya, 8 Temmuz 1986 tarihli karar).  
Mevcut davada AĐHM, makalelerde kullanılan terimlere ve yayımladıkları bağlama özellikle  
dikkat etmektedir. Bu bağlamda AĐHM, incelemekte olduğu davayı çevreleyen koulları,  
özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önüne almaktadır (Bkz. Đbrahim Aksoy-  
Türkiye, bavuru no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000).  
6
AĐHM, sözkonusu makaleler aracılığıyla, gazetenin, aralarında PKK eski lideri Abdullah  
Öcalan’ın da bulunduğu üç kiiye, PKK’nın silahlı direnie bavurması ile ilgili olarak  
görülerini sunma imkanı tanıdığını not etmektedir. Bu ifadeler kullanıldıkları bağlamdan  
bağımsız ele alındıklarında, sosyal, kültürel, tarihi olayların tespiti veya barıa ve Kürt  
sorununun çözümüne çağrıda bulunan ifadeler olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte,  
AĐHM, kullanılan bazı ifadelerde çatımanın diğer tarafını ağır bir ekilde damgalamaya  
yönelik açık bir niyet tespit etmektedir.  
Böylece bütün olarak ele alındığında, makalelerin içeriği, iddet kullanımına, silahlı direnie  
veya bakaldırıya tevik edebilecek nitelikte olup, AĐHM’ye göre bu durum dikkate alınacak  
temel unsurdur (Gündüz-Türkiye, bavuru no: 59745/00 ve Zana).  
Ayrıca, Abdullah Öcalan’ın silahlı direnie tekrar balama tehdidinde bulunarak, geçmite  
hüküm süren duruma hatırlatmada bulunduğunu kaydetmek uygun olacaktır.  
AĐHM için, ihtilaflı makalelerin, ölümcül iddeti savunduğu ve silahlı direnie veya en  
azından silahlı eylemlere balama çağrısında bulunduğu aikardır. Sözkonusu makaleler,  
PKK’nın fikirlerine katılmakta ve Türk Devleti’ne karı silahlı güç kullanma çağrısında  
bulunmaktadırlar. Dile getirilen söylemler, ilkel içgüdüleri uyandırmakta ve ölümcül iddet  
aracılığıyla ifade edilmiolan eski önyargıları güçlendirmektedir (Bkz, mevcut davadakine  
benzer olaylara dayanan Halis Doğan-Türkiye, bavuru no: 75946/01, 7 ubat 2006).  
AĐHM’ye göre, sözkonusu açıklamalar açıklamayı yapanın kiiliğinden bağımsız olarak  
değerlendirilemez. Aktarılan sözler PKK eski liderinin sözleri olduğundan bu sözlerin  
önemini tespit etmek gerekmektedir. Böyle bir durumda, sözkonusu ifadeler, okuyucular için  
özel bir önem taımakta ve silahlı direnii ve mücadeleyi merulatırma ve bunlara tevik  
etmeye çalımaktadır. Dolayısıyla okuyucu, iddete bavurmanın kendini savunmak için  
geçerli ve haklı bir tedbir olduğu izlenimine kapılmaktadır.  
Güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasında yaklaık 1985 yılından beri yaanan büyük  
sıkıntıları da not etmek uygun olacaktır. Güvenlik güçleri ve PKK mensupları arasındaki  
manlıklar, çok sayıda insanın ölümüne ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin büyük bir  
kısmında olağanüstü halin –halihazırda kalkmıtır- ilan edilmesine neden olmutur. AĐHM,  
bölgede hüküm süren güvenlik durumunu ağırlatıracak olası söz ve eylemler hususunda  
yetkililerin kaygılarının farkındadır (Bkz. Sürek- Türkiye (no:1), bavuru no: 26682/95;  
Sürek-Türkiye (no:3), bavuru no: 24735/94, 8 Temmuz 1999). Böyle bir bağlamda,  
sözkonusu makaleler iddeti destekler bir nitelik taımaktadırlar. AĐHM, bavuranın mahkum  
edilme gerekçelerinin, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahaleyi haklı kılmak  
için makul ve yeterli olduğuna hükmetmektedir.  
Bavuranın, “Yirminci yüzyıldan Yirmi birinci yüzyıla Kürtler” ve “Yirminci Yüzyılın özet  
bir analizi” balıklı makalelerde ahsi görülerini ifade etmediği doğru olsa bile bavuran,  
iddet ve dümanlık uyandırmak için bu ifadelerin sahibine fırsat tanımıtır. Yayımcı niteliği  
bavurana, bilginin toplanması ve kamuya iletilmesi sürecinde, gerginlik ve çatıma  
ortamlarında daha da önem kazanan “sorumluluklar ve ödevler” yüklemektedir. (Sürek  
(no:1)).  
Son olarak, müdahalenin orantılılığının belirlenmesinde verilen cezanın niteliği ve ağırlığı da  
göz önüne alınmalıdır. Mevcut davada bavuran, bir yıl dört ay hapis ve para cezasına  
çarptırılmıtır, ancak bavuranın hapis cezası infaz edilmemitir. Hiç kukusuz ağır bir ceza  
söz konusudur. Ancak AĐHM, açıklamaların iddet, silahlı direniveya bakaldırıya tevik  
7
oluturduğunda, caydırıcı cezaların iç hukukta yer almasının gerekli olabileceğini  
hatırlatmaktadır (Güzel-Türkiye, bavuru no: 54479/00, 20 Eylül 2005).  
Böylece, AĐHM, ulusal yetkililerin benzer durumda sahip olduğu takdir payını dikkate alarak,  
bavuranın mahkumiyetinin yasal amaçlarla orantısız olduğunun düünülemeyeceğine kanaat  
getirmektedir. Sözkonusu ikayetin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35/3 ve  
35/ 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaılmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ ĐLE BĐRLĐKTE 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 10. maddesi ile birleerek AĐHS’nin 14. maddesine atıfta bulunan bavuran, Kürt  
sorunu hakkında yayımladığı makalelerden dolayı mahkum edildiğini ileri sürmektedir.  
AĐHS’nin 10. maddesi ile ilgili olarak ulağı tespiti göz önüne alarak, AĐHM, sözkonusu  
ikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca  
reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine  
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi  
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil  
tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 60.000 Euro mesleğini sürdürememesi nedeniyle uğradığı gelir kaybı, 5.000 Euro  
yargı gideri ile para cezası ve 4.000 Euro avukatlık gideri olmak üzere uğradığı maddi zarar  
için 69.000 Euro talep etmektedir.  
Bavuran ayrıca 100.000.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM hakkaniyete uygun tazmin açısından dikkate alacağı tek dayanak noktasının  
bavuranın AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca öngörülen güvencelerden yararlanamaması  
olduğunu hatırlatarak, bu güvenceler yerine gelmiolsaydı davanın ne ekilde sonuçlanacağı  
konusunda spekülasyon yapamayacağını belirtmektedir.  
AĐHM bavuranın mevcut bavurudaki ihlal kararı ile giderilemeyecek belirli bir manevi  
zarara uğradığına itibar etmekte, 41. maddeye göre bu yönde hakkaniyete uygun bavurana  
2.000 Euro ödenmesine karar vermektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran AĐHM önünde yapmıolduğu yargı giderleri için 12.000 Euro talep etmektedir,  
bavuran bu yönde kanıtlayıcı herhangi bir belge sunmamıtır.  
Hükümet bu miktara karı çıkmaktadır.  
8
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre 41. madde uyarınca bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini  
kanıtlağı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mahkemeye sunulan deliller ve  
bu yöndeki yerleik içtihat ıığında AĐHM, yargı giderlerine ilikin talebi reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puanlık bir artıeklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,  
1. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 6. maddesine ilikin ikayetin kabuledilebilir olduğuna;  
2. Oyçokluğuyla, AĐHS’nin 10. maddesi hakkındaki ikayetin kabuledilemez olduğuna;  
3. Oybirliğiyle, bavurunun geri kalanının kabuledilemez olduğuna;  
4. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. Oybirliğiyle,  
a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf  
tutulmak üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana manevi tazminat olarak 2.000 (iki  
bin) Euro ödenmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara  
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit  
faizin uygulanmasına;  
6. Üçe karı dört oyla adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3,  
paragraflarına uygun olarak 19 ubat 2008 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
9