COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
K.Ö./TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 71795/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
11 Aralık 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 71795/01 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaı K.Ö.’nün (“bavuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 23 ubat 2001  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından E. Keskin ve F. Karakatarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1950 doğumludur ve Adana’da yaamaktadır.  
A. 19 ve 28 Kasım 1999 tarihli olaylar ve bavuranın kötü muamele gördüğü iddialarına  
ilikin sağlık raporları  
1995 senesinde bavuranın kızı yasadıı bir örgüt olan PKK’ya katılmıtır. Bavuran,  
o zamandan bu yana polisin evine baskın yaptığını ve onu tehdit ettiğini ileri sürmektedir.  
Bavuran 19 Kasım 1999’da, gece yarısı kendilerini Adana Emniyet Müdürlüğü  
terörle mücadele ubesinden polis memurları olarak tanıtan üç kiinin evine girdiklerini,  
kendisini dövdüklerini, tehdit ve cinsel olarak taciz ettiklerini iddia etmitir. Bavuran, polis  
memurlarının son olarak vajinasına cop sokarak kendisine tecavüz ettiklerini ve tecavüz  
ardından bayıldığını ileri sürmütür.  
22 Kasım 1999’da bavuran, Türkiye Đnsan Hakları Vakfı’na gitmi, polis  
memurlarınca maruz bırakıldığı kötü muameleyi anlatmıve genital bölgesinde ağrıdan ve  
vajinal kanamadan ikayet etmitir. Ancak kadın doğum uzmanının müsait olmaması  
nedeniyle kendisine 30 Kasım 1999 tarihi için randevu verilmitir. Bununla birlikte,  
bavuranın karın bölgesinde aırı hassasiyet olduğunu kaydeden bir doktor tarafından  
muayene edilmitir.  
Bavuran, 28 Kasım 1999’da evine polis memurları tarafından bir kez daha baskın  
yapıldığını belirtmitir. Kendisine, önceki olay hakkında ikayette bulunduğu takdirde,  
kendisinin ve çocuklarının öldürüleceği söylenmitir. Bavuran daha sonra kızının resminin  
bulunduğu çerçeveyi kırdıklarını ve polislerden birinin baına silah dayayarak parasını  
aldığını iddia etmitir.  
30 Kasım 1999 ve 2 Aralık 1999’da bavuran, Dr. A.Ö. tarafından muayene edilmitir.  
Doktor, bavuranın genital organlarında perineal fıtık ve sistorektostomi gözlemlemitir.  
Ayrıca bavuranın rahminin normalden genive sert olduğunu gözlemlemitir. Belirli bir  
zaman sonra vücudunda tecavüz izleri görmenin mümkün olmayacağını kaydetmitir. Ayrıca,  
bu tür izlerin bulunmadığını belirtmitir.  
30 Kasım 1999’da bavuran vakıfta kendisine iddetli stres sendromu ve majör  
depresyon tehisi koyan bir psikiyatrist tarafından muayene edilmitir. Doktor, bavuranın  
psikolojik problemlerinin, geçirdiğini iddia ettiği travmaya bağlı olduğu kanısına varmıtır.  
B. Bavuranın kötü muamele iddiasına ilikin soruturma  
3 Aralık 1999’da bavuran Adana Cumhuriyet Savcılığı’na ikayette bulunarak Adana  
Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ubesinden üç sivil polis hakkında soruturma  
balatılmasını talep etmitir. Aynı polis memurlarının yol açtığını iddia ettiği 19 ve 28 Kasım  
1999 tarihli olayları anlatmıtır. Söz konusu üç polis memurundan birinin kendisiyle Kürtçe  
konutuğunu ve Urfalı olduğunu söylediğini kaydetmitir. Ayrıca karnına silah doğrultan  
polis memurunun, uzun, ince ve saçlarının dökülmüolduğunu belirtmitir. Son olarak  
1995’ten bu yana polis memurları tarafından taciz edildiğini ancak ikayette bulunamayacak  
kadar korktuğunu ileri sürmütür.  
Aynı gün Adana Cumhuriyet Savcısı bavuranın ifadesini almıtır. Bavuran kötü  
muamele iddialarını yinelemive terörle mücadele ubesi polis memurlarından ikayetçi  
olmutur.  
7 Aralık 1999’da bavuran, Çukurova Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve  
Doğum Bölümü’nden, genital organlarında fiziksel iddetten kaynaklanan yaralanma izleri  
bulunmadığı sonucuna varan üç doktor tarafından muayene edilmitir.  
8 Aralık 1999’da Adana Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ubesinden kıdemli bir  
polis memuru, bavuranın ifadesini almıtır.  
9 Aralık 1999’da bavuran, Adana Adli Tıp Kurumu doktoru B.S. tarafından muayene  
edilmitir. Doktor, bavuranın rahminin vulvanın dıına çıktığını ve kızlık zarında bazı eski  
yırtıkların bulunduğunu belirtmitir. Ancak, bavuranın genital organlarında hiçbir yeni  
travmatik lezyon görülmemitir.  
27 Aralık 1999’da bavuran, tercümanlığını yapan oğlunun yardımı ile ifade verdiği  
Adana Emniyet Müdürlüğü’ne bavurmutur. Đfadesinde polis memuru olduklarını iddia eden  
iki kiinin 18.00 sularında evine geldiğini ve haklarında ikayette bulunduğunu bildiklerini  
söylediklerini ileri sürmütür. Kendilerini daha önce hiç görmediğini belirtmitir. Evine  
girmiler, sağlık raporlarını yırtmılar, kızının resminin bulunduğu çerçeveyi kırmılar ve  
“yeil kartını” yırtmılardır. Daha sonra kendisini tehdit etmiler ve dövmülerdir. Bavuran,  
kendisine gösterilen resimlerden hiçbirinin olayın faillerine ait olmadığını belirtmitir. Ayrıca,  
iki adamı kısaca tarif etmive sakalları olduğunu ifade etmitir. Bir tanesi kendisi ile Kürtçe  
konumuve bavuran, bu kiinin Urfalı olabileceğini düünmütür. Son olarak, bu kiilerin  
kendisine kimliklerini göstermediklerini ve gerçekten polis memuru oldukları hususunda  
üpheli olduğunu belirtmitir. Bu adamların bulunmasını istemitir.  
3 ubat 2000’de bavuran, kendisi için tercümanlık yapan avukatının yardımı ile  
Adana Cumhuriyet Savcısı önünde ifade vermitir. Kasım 1999 tarihli olaylardan önce, evine  
gelen ve kızı hakkında sorular soran polis memurlarının hiçbir zaman fiziksel güç  
kullanmadıklarını ancak, kendisine kızıyla ilgili yanlıbilgiler verdiklerini belirtmitir.  
21 ve 22 ubat 2000 tarihleri arasında Cumhuriyet Savcısı, Emniyet Müdürlüğü’nün  
terörle mücadele ubesinden iki kıdemli polis memurunu ve 27 Aralık 1999’da bavuranın  
ifadesini alan polis memurunu sorguya çekmitir. Kıdemli polis memurları, terörle mücadele  
ubesi hakkındaki suçlamaları reddetmive personelin, kimlik tespit ilemlerinden geçmeye  
hazır olduğunu belirtmitir.  
31 Mart 2000’de bavuran, kimlik tespit ilemleri için Adana Emniyet Müdürlüğü’ne  
çağrılmıtır. Adana Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ubesinden 108 polis memuru, on  
kiilik gruplar halinde tehis odasına girmitir. Cumhuriyet Savcısı, bavuran ve oğlu,  
bavuranın avukatı, kıdemli bir polis memuru, bir yardımcı hukukçu ve yeminli çevirmenlik  
yapan polis memuru M.R.C. mevcut bulunmutur. Tehis tutanağına göre, bavuran ve oğlu  
R.G.’yi evlerine giren kiilerden biri olarak tehis etmitir. Ancak, bu noktada telalı  
davralar sergilediği için bavuranın oğlunun tehis odasından çıkarılması gerekmitir.  
Bavuran bir kez daha R.G.’nin 28 Kasım 1999’da evlerine giren kiilerden biri olduğunu  
belirtmitir. R.G. ve diğer iki polis memuru gazeteci olduklarını iddia ettikleri için kapıyı  
açtığını belirtmitir. Ayrıca R.G.’yi gördüğünü ancak diğerlerinin yüzlerini görmediğini de  
belirtmitir. R.G.’nin yatak minderinin altındaki parayı aldığını ileri sürmütür. Đfadesinin,  
daha önce verdiği ifade ile çelitiği söylendiğinde, aklının karıolabileceğini belirtmitir.  
R.G.’nin 28 Kasım 1999’da parasını çaldığını, ancak, kendisine kötü muamelede  
bulunmadığını yinelemitir.  
3 Nisan 2000’de Adana Cumhuriyet Savcısı Đstanbul Üniversitesi Hastanesi’ne bir  
yazı göndererek bavuranın sağlık durumu hakkında bilgi istemitir.  
7 Nisan 2000’de Cumhuriyet Savcısı, aleyhinde yapılan suçlamaları reddeden R.G.’yi  
sorgulamıtır. R.G., bavuranı tanımadığını, evini bilmediğini ve onu ilk kez tehis ilemleri  
sırasında gördüğünü belirtmitir. Bavurana, kendisini tehis etmesini oğlunun söylediğini  
belirtmitir. Kürtçeyi biraz anlayabildiğini ve bavuranın oğlunu altı ay önce yakaladığı için  
intikam almayı planlayarak annesinden polisi tehis etmesini istemiolabileceğini belirtmitir.  
Son üç buçuk yıldır bu semtte çalığını ve kendisini seven fazla kimsenin olmadığını  
eklemitir. Son olarak, bavuranın kimlik tespiti sırasında verdiği ifadelerin, daha önceki  
ifadeleri ile çelitiğini ifade etmitir.  
17 Nisan 2000’de Đstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölüm Bakanı Dr.  
.Y., Tıp Fakültesi’ne bavuranın 26 ubat ve 24 Mart 2000 tarihlerinde muayene edildiğini  
bildirmitir. Bavuranın travma sonrası stres sendromu tehisi konduğunu ve tedavi edildiğini  
söylemitir. Tutanağın da bu bağlamda hazırlandığını belirtmitir.  
25 Nisan 2000’de Tıp Fakültesi dekan yardımcısı, 17 Nisan 2000 tarihli yazıyı Adana  
Cumhuriyet Savcısı’na göndermitir.  
23 Mayıs 2000’de Adana Cumhuriyet Savcısı, R.G. hakkında takipsizlik kararı  
yayımlamıtır. Kararında bavuranın iddialarının ve görülerinin tutarsız ve çeliik olduğunu  
belirtmitir. Ayrıca, sağlık raporlarında, bavuranın vücudunda kötü muamele izlerinin  
bulunmadığının kaydedildiğini ifade etmitir. Son olarak, 31 Mart 2000’deki kimlik tespiti  
sırasında bavuranın, oğlunun etkisi altında kalmıolduğu sonucuna varmıtır.  
Bavuran, Cumhuriyet Savcısı’nın yukarıda kaydedilen kararına itiraz etmitir.  
3 Temmuz 2000’de Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın itirazını reddetmitir.  
Bu karar, 31 Ağustos 2000’de bavurana tebliğ edilmitir.  
C. Müteakip olaylar  
Bavuran, evinde polis memurları tarafından tacize uğramaya devam ettiğini ileri  
sürmütür. Bu hususta, 26 Mayıs 2000’de, 1 Nisan 2001’de ve 10 Haziran 2001’de  
dövülğünü ve tehdit edildiğini ileri sürmütür. Bavuran ilk olaya ilikin olarak 27 ubat  
2001’de bavuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğu gerekçesi ile cezai takibat  
balatmamaya karar veren Cumhuriyet Savcısı hakkında ikayette bulunmutur. Cumhuriyet  
Savcısı bavuranın doktora görünmeyi sürekli olarak reddettiğini kaydetmitir. Bavuran,  
ikinci olaya ilikin olarak, vakfa bavurmutur. Kendisini muayene eden doktor, fiziksel  
ağrılarının psikosomatik olduğunu söyleyerek kendisini antidepresan kullanmasını öngören  
bir psikiyatriste havale etmitir. Son olaya ilikin olarak bavuran, hem vakfa hem de bir  
devlet hastanesine bavurmutur. Bu kurumlarca yayımlanan sağlık raporlarında bavuranın  
vücudunda çok sayıda çürük olduğu, halen iddetli bir travma sonrası stres sendromu  
bulunduğu ve bu tehisin, bavuranın kötü muamele ve ikence iddialarına uyduğu  
kaydedilmitir.  
29 Nisan 2003’te bavuran Adana Cumhuriyet Savcılığı’na bir dilekçe yazarak polis  
tarafından taciz edildiği hakkında ikayette bulunmutur. 23 Nisan 2003’te bir grup polis  
memurunun evine girdiğini ve Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı bavuruyu geri  
almazsa kendisini öldürmekle tehdit ettiğini ileri sürmütür. Belge imzalamayı reddettiğinde  
dövülğünü belirtmitir. Ayrıca 28 Nisan 2003’te bir grup polis memurunun, kendisini iki  
saat süren bir araba yolculuğuna çıkardığını ve bu yolculuk sırasında AĐHM’ye yaptığı  
bavuruyu geri almasını istediklerini ileri sürmütür.  
3 Ocak 2005’te bavuran, yasadıı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık etmekten  
yakalanmıve polis tarafından alıkonmutur. 5 Ocak 2005’te tutuklanmıtır. 14 Ocak 2005’te  
bavuran aleyhinde cezai takibat balatılmıtır. 7 Mart 2005’te mahkeme, bavuranın tutuksuz  
yargılanmasına karar vermitir. Belirsiz bir tarihte Adana Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranı  
yasaı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık etmekten suçlu bulmuve üç yıl dokuz ay hapis  
cezasına çarptırmıtır.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK  
AĐHM, bavurunun AĐHS çerçevesinde, karara bağlanması için esasın incelenmesini  
gerekli kılan, olaylara ve hukuka ilikin ciddi hususları ortaya çıkardığı kanısındadır. Bu  
nedenle, bavurunun AĐHS’nin 35/3. maddesi bağlamında dayanaktan yoksun olmadığı  
sonucuna varmaktadır. Bavurunun baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
taımadığını tespit etmektedir. Bu nedenle bavuru, kabuledilebilir niteliktedir.  
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, polis memurları tarafından ikence gördüğüne dair ikayette bulunmutur.  
Bu hususta, AĐHS’nin 3. maddesini ihlal edecek ekilde dövüldüğü, boğazının sıkıldığı, tehdit  
edildiği ve kendisine cop ile tecavüz edildiğine ilikin ikayette bulunmutur.  
A. Tarafların görüleri  
Hükümet, çeitli sağlık raporlarının sonuçlarına, bavuranın iddialarında görülen  
tutarsızlıklara ve suç ilediğini iddia ettiği kiileri tehis edememesine değinerek, bavuranın  
iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu iddia etmitir. Bu bağlamda, Cumhuriyet  
Savcısı’nın bavuranın ikayetlerine ilikin titiz bir soruturma yürüttüğünü ileri sürmütür.  
Bavuran, Cumhuriyet Savcısı’nın Türkiye Đnsan Hakları Vakfı’nın ve Đstanbul Tıp  
Fakültesi’nin sağlık raporlarını göz önüne almadığını ileri sürmütür. Halen tedavi gördüğünü  
iddia etmitir. Feodal değerlerle büyütülen yaı ileri bir kadının, yalandan tecavüze uğradığı  
iddiasında bulunmayacağını ima etmitir.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. Bavuranın kötü muamele gördüğü iddiası  
AĐHM, 3. maddede demokratik toplumların en temel değerlerinden birine  
değinildiğini yinelemektedir. AĐHS, terörle ve organize suçlarla mücadele gibi en zor koullar  
altında bile ikenceyi, insanlık dıı ve alçaltıcı muamele ve cezalandırmayı yasaklamaktadır.  
AĐHS’nin esas maddelerinin çoğunun ve AĐHS’ye ek 1 ve 4 nolu Protokollerin aksine, 3.  
madde, hiçbir sınırlamaya tabi değildir ve kamu alanında ulusal yaamı tehdit eden olağanüstü  
olayların görülmesi halinde bile 15/2. madde uyarınca hiçbir koulda istisnası  
bulunmamaktadır.  
AĐHM, bu tür kanıtları değerlendirirken genellikle “makul üphenin ötesinde” kanıt  
standardını uygulamaktadır. Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı  
çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilmektedir.  
AĐHM görevinin ikame niteliğinin hassasiyet arz ettiğinin bilincindedir ve belirli bir  
davanın koulları bu rolü üstlenmesini kaçınılmaz hale getirmediği sürece, ilk derece  
mahkemesi rolünü üstlenirken ihtiyatlı olması gerektiğini kabul etmektedir. Bununla birlikte,  
mevcut davada görüldüğü gibi, AĐHS’nin 3. maddesine dayanılarak iddiada bulunulduğu  
durumlarda, AĐHM özellikle dikkatli bir incelemede bulunmalıdır.  
AĐHM ilk olarak, taraflarca sunulan yazılı kanıtlar incelendiğinde makul üphenin  
ötesinde, 3. madde yasakladığı halde resmi makamların, Kasım 1999 olaylarının öncesinde ya  
da sonrasında, bavuranı kötü muameleye maruz bıraktığı sonucuna varılmadığını  
gözlemlemektedir. Bavuranın bu bağlamda devamlı olarak tacize maruz kaldığı iddialarını  
destekleyecek yeterli kanıt bulunmamaktadır.  
Söz konusu davada bavuran, ilk bavuru formunda, 19 Kasım 1999’da polis memuru  
olduğunu iddia ettiği üç kii tarafından kendi evinde dövüldüğünden, boğazının sıkıldığından,  
tehdit edildiğinden ve copla tecavüze uğradığından ikayetçi olmutur. Ayrıca 28 Kasım  
1999’da evine, resim çerçevesini kıran, parasını çalan ve kafasına silah dayanan polis  
memurlarınca baskın yapıldığını belirtmitir.  
Ancak AĐHM bavuranın, bu iddiaları destekleyen ikna edici veya inandırıcı hiçbir  
delil sunmadığını belirtmektedir. Đddia ettiği ekilde 19 Kasım 1999’da maruz kaldığı kötü  
muamelenin, bavuranın vücudunda, kendisini üç gün sonra 22 Kasım 1999’da muayene eden  
doktorun göreceği izler bırakması gerektiğini ancak bu tür izlerin bulunmadığını  
gözlemlemektedir. Sağlık raporunda kaydedilen göstergelerse, bavuranın tarif ettiği kötü  
muameleyi kanıtlamak için yeterli değildir. AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıığında, 30 Kasım  
1999 ve 17 Nisan 2000 tarihli sağlık raporlarında kaydedilen psikolojik problemlerin,  
bavuranın 19 Kasım 1999’da üç polis memurunun uyguladığını iddia ettiği muamele sonucu  
ortaya çıktığı görüünü destekleyen yeterli delil bulunmadığı kanısındadır.  
Aynı zamanda 28 Kasım 1999 tarihli olaya ilikin olarak, bavuranın endie veya  
tedirginlik hissetmesine neden olan iddialarının somut temelleri olduğu kabul edilse bile,  
AĐHM bu tür hislerin balıbaına, bavuranın AĐHS’nin 3. maddesinde kaydedilen küçük  
ürücü muameleye maruz kaldığını göstermek için yeterli olmadığını hatırlatmaktadır.  
Sonuç olarak, bavuran tarafından sunulan deliller, AĐHM’nin makul üphenin  
ötesinde, bavuranın resmi makamlar tarafından 22 ve 29 Kasım 1999 tarihlerinde, AĐHS’nin  
3. maddesini ihlal edecek bir muameleye maruz bırakıldığı sonucuna varması için yeterli  
değildir.  
Dolayısıyla, 3. maddenin esas yönünden ihlal edildiği ispat edilmemitir.  
2. Etkili bir soruturma yapılmaması  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin aynı zamanda, bu tür bir muamele özel ahıslarca  
yapılolsa bile yetkili makamların, “savunulabilir” olduklarında ve “makul bir üphe  
uyandırdıklarında” kötü muamele iddialarını soruturmalarını gerektirdiğini yinelemektedir.  
AĐHM içtihadında tanımlandığı gibi uygulanabilen minimum standartlar, soruturmanın  
bağımsız ve tarafsız olması, kamu denetimine tabi tutulması ve yetkili makamların örnek  
tekil edecek bir itina ve çabuklukla hareket etmesi gereğini kapsamaktadır. Ayrıca bir  
soruturmanın etkili olduğu sonucuna varmak için yetkili makamlar, diğer hususlar  
meyanında, mağdurun iddialarına ilikin detaylı bir ifadeyi, tanıkların ahitliğini, adli delilleri  
ve uygun olduğunda, ilave sağlık raporlarını kapsayan olay hakkındaki delilleri güvence altına  
almak amacıyla atabilecekleri tüm makul adımları atmalıdır.  
AĐHM, olayın iddia edilen faillerinin durumuna bakılmaksızın, bavuranın ruhsal  
sağğının göstergeleri olarak sunduğu kanıtların, iddialarının ciddiyetinin, yaının ve sağlık  
raporlarının bütünüyle makul bir üphe uyandırdığı kanısındadır. Bu nedenle soruturma  
yapılması gereklidir.  
Söz konusu davada AĐHM, Cumhuriyet Savcılığı’nın ivedilikle bavuranın iddialarına  
ilikin soruturma balattığını gözlemlemektedir. Soruturma, Cumhuriyet Savcısı’nın,  
bavuranın 28 Kasım 1999’da, evine giren polis memurlarından biri olarak tehis ettiği R.G.  
hakkında verdiği takipsizlik kararını Ağır Ceza Mahkemesi’nin onaylaması ile sona ermitir.  
Soruturma sırasında Cumhuriyet Savcısı, bavuranın ifadesini dinlemive iddialarının  
doğruluğunun tespit edilmesi için sağlık raporlarına bavurulmutur. Cumhuriyet Savcısı,  
örnek tekil eden bir titizlikle, önce polis kayıtlarını kontrol ederek ve sonra kimlik tespit  
ilemleri aracılığı ile olayın faili olduğunu iddia ettiği kiileri tehis etmesini isteyerek  
bavuranı ön soruturmaya dahil etmitir.  
Bununla birlikte AĐHM, Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruturmada  
eksiklikler olduğunu ve bunun, soruturmanın etkinliği üzerinde üphelere yol açtığını  
gözlemlemektedir. AĐHM bu bağlamda öncelikle Cumhuriyet Savcısı’nın, hiçbir zaman  
bavuranın olaylara ilikin iddialarının doğruluğunu tespit etmek amacıyla komuları ve  
yakınları gibi olası görgü tanıklarının ifadelerini alma yoluna gitmediğini gözlemlemektedir.  
Đkinci olarak, bavuran resmi bir tercüman görevi yapan üçüncü bir kiinin yardımı  
alınmaksızın iki kere sorgulanmıtır. Bavuranın avukatı ve oğlu, çevirmen rolü üstlenmek  
durumunda kalmıtır. Cumhuriyet Savcısı hiçbir zaman bavuranın ifadelerindeki tutarsızlığın  
ve ruhsal sağğının bozuk olduğu sonucuna varılmasının, yetersiz tercümeden  
kaynaklanabileceği ihtimalini göz önüne almamıtır. Üçüncü olarak, bavuranın oğlunun  
neden kimlik tespit ilemlerine dahil olduğu ve sürece müdahale etmesinin, soruturma  
açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği hakkında uyarılıp uyarılmadığına ilikin açıklama  
yapılmamıtır. Son olarak, AĐHM bavuranın polis memuru olduklarını iddia eden kiilerce  
kötü muameleye maruz kalmıolabileceğinin göz önüne alınmaması ve soruturmanın, bu  
olasılık ıığında yürütülmemesi nedeniyle Cumhuriyet Savcısı’nın bavuranın iddiaları  
hakkındaki soruturmasının oldukça sınırlı kaldığı kanısındadır.  
Yukarıda kaydedilenler ıığında AĐHM, bavuranın savunulabilir nitelikteki kötü  
muamele iddialarına ilikin soruturmanın yetersiz olduğu ve bu nedenle, devletin AĐHS’nin  
3. maddesi bağlamındaki usuli yükümlülüklerini ihlaline sebebiyet verdiği sonucuna  
varmıtır.  
Dolayısıyla 3. madde usul yönünden ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 8., 14. VE 34. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, evine yapılan polis baskınının, özel hayatına ve konutuna saygı gösterilmesi  
hakkına adil olmayan bir müdahale tekil ettiği hususunda ikayette bulunmutur. Polisin  
evine girdiğini, parasını çaldığını ve kızının resmini yere fırlattığını belirtmitir. Aynı  
zamanda, etnik kökeni nedeniyle AĐHS’nin 14. maddesini ihlal edecek ekilde ayrımcılığa  
maruz kaldığına ilikin ikayette bulunmutur. Son olarak, polis memurları tarafından sürekli  
olarak taciz edilmesinin ve aleyhinde balatılan cezai takibatın, bavurusunu geri alması için  
üzerinde baskı oluturduğuna ve kiisel bavuru hakkının uygulanmasına müdahale tekil  
ettiğine ilikin ikayette bulunmutur.  
Dava olaylarını, tarafların görülerini ve 3. maddenin usul yönünden ihlal edildiği  
yönünde vardığı sonucu göz önüne alan AĐHM, söz konusu bavuruda ortaya konan esas  
hukuki meseleyi daha önce de incelemiolduğu kanısındadır. Bu nedenle, bavuranın  
AĐHS’nin 8., 14. ve 34. maddeleri çerçevesindeki diğer ikayetleri hususunda ayrıca bir karar  
vermenin gerekli olmadığı sonucuna varmıtır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”  
AĐHM, Đç Tüzüğü’nün 60. maddesi uyarınca herhangi bir adil tatmin talebinin,  
ayrıntılarının belirtilmesi ve talebi kanıtlayan ilgili belgeler veya makbuzlarla birlikte yazılı  
olarak sunulması gerektiğini, “aksi takdirde Daire’nin talebi bütünüyle veya kısmen  
reddedebileceğini” belirtmektedir.  
AĐHM, söz konusu davada 29 Eylül 2005’te bavuranı, 10 Kasım 2005 tarihinde adil  
tatmin talebini sunmak üzere davet etmitir. Ancak bavuran, belirtilen süre içerisinde bu tür  
bir talepte bulunmamıtır.  
Yukarıda kaydedilenler ıığında AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi bağlamında tazminat  
ödenmemesine karar vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Bavuranın resmi makamlarca kötü muameleye maruz kaldığı iddiaları hususunda  
AĐHS’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;  
3. Bavuranın kötü muamele iddialarına ilikin etkili bir soruturma yapılmaması hususunda  
AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 8., 14. ve 34. maddeleri bağlamındaki ikayetleri ayrıca inceleme gereği  
bulunmadığına karar vermitir.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragrafları gereğince 11 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.