COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DÖRDÜNCÜ DAİRE  
KOÇ VE TAMBAŞ - TÜRKİYE  
(Başvuru no. 50934/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
21 Mart 2006  
Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,  
üzerinde şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Dava, Tayfun Koç ve Musa Tambaş (“başvuranlar”) isimli iki Türk vatandaşının, 3  
Ağustos 1999 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleşmesi’nin  
(“Sözleşme”) 34. maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM’ye yaptığı  
başvurudan (no. 50934/99) kaynaklanmaktadır. Başvuranlar, İstanbul Barosu’na bağlı O. E.  
Ataman isimli avukat tarafından temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
I.DAVA OLAYLARI  
Başvuranlar, sırasıyla 1974 ve 1972 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.  
Birinci başvuran, aylık “Eşitlik, Özgürlük ve Barış için Devrim” adlı derginin sahibi, ikinci  
başvuran ise başyazarıdır. Derginin beşinci ve altıncı sayısında, C. K. tarafından yazılmış olan  
üç makale yayınlanmıştır.  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, 24 Haziran ve 9 Eylül 1997 tarihli iki  
iddianameyle başvuranları “Devletin bölünmez bütünlüğüne” karşı propaganda yapmak bu üç  
makaleyi yayınlayarak bir kişiyi hedef olarak göstermekle suçlamıştır. Başvuranlar,  
makalelerin içeriklerinin ifade özgürlüğü dahilinde olduğunu belirtmiştir. 24 Ağustos 1998  
tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları sırasıyla, 150.000.000 TL  
(yaklaşık 500 Euro) ve 75.900.000 para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme ayrıca, derginin bir  
aylığına kapatılmasına ve beşinci ve altıncı sayılarına el konulmasına karar vermiştir.  
Mahkeme, ilk makaleyle başvuranların Devlet’in bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda  
yaptığına, üçüncü makalede Adalet Bakanı’nın “adalet kasabı” olarak tanımlanmasının,  
kendisinin terör örgütlerine hedef gösterilmesine sebep olduğuna karar vermiştir. 22 Haziran  
1999 tarihinde, Yargıtay Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onamıştır. Basın suçlarıyla  
ilgili dava ve cezaların ertelenmesine ilişkin 4454 sayılı Kanun 28 Ağustos 1999 tarihinde  
yürürlüğe girdiğinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranların mahkûmiyetlerini,  
sırasıyla, üç yıllık bir süre için, 24 Kasım 1999 ve 14 Ocak 2000 tarihlerinde ertelemiştir. 6  
Haziran 2003 tarihli bir ek kararla, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, erteleme tarihinden  
itibaren başvuranların herhangi bir kasti suç işlememiş olmalarını göz önüne alarak  
başvuranların mahkumiyet kararını iptal etmiştir. Başvuranlar, cezai yargılamanın hiçbir  
safhasında tutuklanmamıştır.  
II.İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI  
Sözkonusu tarihteki ilgili iç hukuk ve uygulamasına ilişkin izahat şu kararlarda  
bulunabilir: İbrahim Aksoy – Türkiye, no. 28635/95, 30171/76 ve 34535/97, §§ 41-42, 10  
Ekim 2000, Güneş ve Türkiye no. 53916/00, 13 Mayıs 2004, ve Koç ve Tambaş – Türkiye,  
46947/99, 24 Şubat 2005).  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde kendilerini yargılayan ve  
mahkum eden askeri bir hakimin bulunması nedeniyle adil şekilde yargılanmamış oldukları,  
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı görüşünden haberdar edilmedikleri ve dolayısıyla,  
karşı görüşlerini sunma fırsatından yoksun bırakıldıkları hususunda şikayette bulunmuşlardır.  
Ayrıca, 24 Kasım 2003 tarihli görüşlerinde, takibat sürelerinin uzunluğu hakkında şikayette  
2
bulunmuşlardır. Şikayetlerini, AİHS’nin ilgili kısmı aşağıda kaydedilmiş olan 6. maddesine  
dayandırmışlardır:  
“1.Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla  
kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ve açık olarak  
görülmesini istemek hakkına sahiptir.  
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:  
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak.”  
Başvuranların, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davalarının hakkaniyete  
uygun olarak görülmesini istemek hakkına dair şikayetlerine ilişkin AİHM, 4454 No.lu Kanun  
uyarınca mahkumiyetin iptal edilmesi ardından başvuranın, AİHS’nin 34. maddesi uyarınca  
AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edilmiş olduğu iddiasına ilişkin olarak mağdur  
sayılamayacağına karar vermiş olduğunu yineler (bkz., özellikle, Güneş ve Koç ve Tambaş).  
AİHM, başvuranın durumunun bu davadakine benzer olduğu kanısındadır. Başvurunun  
sözkonusu kısmı, AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca temelden yoksun olduğu için  
reddedilmelidir.  
Başvuranların takibatların uzunluğuna ilişkin şikayetleri hususunda AİHM, sözkonusu  
şikayet, Mahkeme’ye 24 Kasım 2003 tarihinde sunulmuş olduğu halde AİHS’nin 6. maddesi  
uyarınca başvuranlar aleyhine açılan cezai takibatların, Yargıtay’ın Asliye Hukuk  
Mahkemesi’nin kararını onamış olduğu 22 Haziran 1999 tarihinde sona ermiş olduğunu  
belirtir (bkz., özellikle, Koç ve Tambaş). Sözkonusu şikayet, zamanı dolduktan sonra  
sunulmuştur ve AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.  
II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLMİŞ OLDUĞU İDDİASI  
Başvuranlar, sözkonusu mahkumiyetin ifade özgürlüklerini ihlal etmiş olduğu  
hususunda şikayette bulunmuşlardır. Şikayetlerini, AİHS’nin ilgili kısmı aşağıda kaydedilmiş  
olan 10. maddesine dayandırmışlardır:  
“1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu  
otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü  
de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına  
engel değildir.  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu  
tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu  
düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının  
korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim  
koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”  
A. Kabuledilebilirlik  
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca temelden  
yoksun olmadığını belirtir. Ayrıca, kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için gerekçe  
bulunmadığını belirtir. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.  
B. Esaslar  
3
Hükümet, başvuranların ifade özgürlüklerine müdahalenin, 10. maddenin ikinci  
paragrafının hükümleri uyarınca haklı çıkarılmış olduğunu ileri sürmüştür.  
1. Müdahalenin Mevcudiyeti  
AİHM, başvuranların 3713 No.lu Kanun’un 6. ve 8. maddeleri bağlamında ifade  
özgürlüklerine müdahale edildiğinin, taraflar arasında açık ve ihtilafsız olduğunu kaydeder.  
2. Müdahalenin Haklılığı  
Sözkonusu müdahalenin, “kanunca öngörülmüş” olmadığı, 10. maddenin 2.  
paragrafında değinilen yasal amaçların birini ya da ikisini takip etmediği ve sözkonusu amacı  
veya amaçları gerçekleştirmek için “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sürece  
AİHS’nin 10. maddesini ihlal edecektir.  
(a) “Kanunca Öngörülmüş”  
AİHM, başvuranların mahkumiyetlerinin, 3713 No.lu Kanun’un 6. ve 8. maddelerine  
dayandırılması nedeniyle, sonuç olarak ortaya çıkan ifade özgürlüğüne müdahalenin,  
“kanunca öngörülmüş” olarak kabul edilebileceği kanısındadır.  
(b) Meşru Amaç  
Hükümet, sözkonusu müdahalenin, toprak bütünlüğünü, ulusal birliği muhafaza etmek  
ve kamu görevlilerini, terörist bir saldırının hedefi olarak teşhis edilme riskine karşı korumak  
gibi yasal bir amacı izlediğini belirtmiştir. Başvuran, Hükümet’in iddialarına itiraz etmiştir.  
AİHM, olayların gerçekleştiği tarihte güney-doğu Türkiye’deki güvenlik durumunun  
ciddiyetini (bkz., Zana/Türkiye, 25 Kasım 1997 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları  
1997-VII, sayfa 2539, § 10, ve Ceylan/Türkiye [BD], no. 23556/94, § 28, ECHR 1999-IV) ve  
yetkili makamların, ayrıca şiddet olaylarını körükleyen eylemlere karşı tetikte olma ihtiyacını  
gözönünde bulundurarak başvuranlara karşı alınan tedbirlerin, toprak bütünlüğünün  
korunmasına ve düzensizlik ve suçun engellenmesi gibi Hükümet tarafından belirtilen belirli  
amaçlara katkı bulunmuş olduklarının söylenebileceği kanısındadır. Bu durum, dava  
olaylarının görüldüğü sırada güneydoğu Türkiye’deki durumda olduğu gibi, ayrımcı hareketin  
şiddete başvuran yollar kullandığı durumlarda son derece doğrudur.  
(c) “Demokratik toplumda zorunlu”  
(i) Tarafların iddiaları  
Hükümet, başvuranların ifade özgürlüğü haklarına yapılan müdahalenin demokratik  
bir toplumda zorunlu olduğunu iddia etmiştir. Bu bakımdan, ilk iki makalede, Devlet’in,  
“baskı altındaki” Kürt topluluğuna karşı “kirli bir savaş” açmış olarak değerlendirildiğini ve  
üçüncü makalede, Adalet Bakanı’nın, cezaevlerindeki uygunsuzluklardan ve sorunlardan  
sorumlu kişi olarak gösterildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, makalenin, açlık grevi yapan iki  
tutuklunun ölümünden Bakan’ı sorumlu gösterdiğini belirtmiştir. Hükümet, son olarak,  
başvuranların cüzi miktarda para cezasına çarptırıldıklarını, bu cezanın hiçbir zaman  
uygulanmadığını ve sonunda mahkumiyet kararlarının iptal edildiğini ileri sürmüştür.  
4
Başvuranlar bu makaleleri yayımlamaktan mahkum edilmelerinin demokratik bir  
toplumda zorunlu olmadığını iddia etmişlerdir. Bu bakımdan, ilk iki makalenin, Kürt  
sorununun barış çerçevesinde nasıl çözümleneceği hakkında yazarın değerlendirmesine ilişkin  
olduğunu ve üçüncü makalenin de Devlet’in ve özellikle de Adalet Bakanı’nın o dönemdeki  
cezaevi politikalarını eleştirdiğini belirtmişlerdir.  
(ii) AİHM’nin değerlendirmesi  
AİHM, 10. maddeye ilişkin kararlarında ortaya konan temel ilkeleri yineler (bkz.,  
özellikle, Şener – Türkiye, no. 26680/95, §§ 39-43, 18 Temmuz 2000, yukarıda anılan,  
İbrahim Aksoy §§ 51-53, Lingens – Avusturya, 8 Temmuz 1986 tarihli karar, Seri A no. 103,  
s. 26, §§ 41-42 ve Fressoz ve Roire – Fransa [BD], no. 29183/95, § 45, AİHM 1999).  
Sözkonusu davayı, bu ilkeler ışığında inceleyecektir.  
AİHM, tartışma konusu müdahaleyi, bütün olarak davanın ışığında değerlendirmelidir.  
Buna makalelerin içerikleri ve dağıtıldıkları şartlar ve çevre de dahildir. Özellikle, sözkonusu  
müdahalenin, “güdülen meşru amaçlarla orantılı” olup olmadığını ve müdahaleyi haklı  
çıkarmak üzere ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup  
olmadığını tespit etmelidir. AİHM, ayrıca, kendisine sunulan davaların, özellikle terörle  
mücadele ile ilgili davaların, geçmişini dikkate alır (bkz. Karakaş – Türkiye [BD], no.  
23168/94, § 54, AİHM 1999-IV).  
AİHM, başvuranların, C.K. tarafından yazılmış olan üç makale yayımladığını  
kaydeder. “Türkiye’de Kürt Sorunu ve Barış Süreci 2 ve 3” isimli makaleler, yazarın Kürt  
sorunu ve barışçıl bir çözüme ulaşmanın olası yolları olarak addettiği konu hakkında  
Cumhuriyet’in kurulmasından itibaren Türk politikalarının eleştirel bir değerlendirmesinden  
oluşur. Öte yandan, üçüncü makale, Devlet tarafından izlenilen politikaları ve özellikle de  
hapis koşullarına ilişkin olarak Adalet Bakanı’nı eleştirmiştir. AİHM, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin, ilk iki makalenin bazı kısımlarını, “Devlet’in bölünmezliğine karşı bölücü  
propaganda” olarak değerlendirdiğini gözlemler. Ayrıca, Adalet Bakanı’na “adalet kasabı”  
olarak atıfta bulunan üçüncü makaleyi yayımlayarak başvuranların onu terör örgütlerinin  
hedefi haline getirmiş olduğunu değerlendirmiştir.  
AİHM, sözkonusu makaleleri incelemiştir. AİHM, makalelerin bilhassa sert bazı  
bölümlerinin Türk Devleti ve Adalet Bakanı’nın son derece olumsuz bir resmini çizerek  
yazılara düşmanca bir anlatım biçimi kazandırmasına rağmen, bütün olarak bakıldığında,  
makalelerin, şiddet, silahlı direniş veya isyanı teşvik etmediğini ve nefret söylemi  
oluşturmadığını değerlendirir (bkz. Birol – Türkiye, no. 44104/98, § 29, 1 Mart 2005,  
karşılaştırınız Sürek – Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Gerger –  
Türkiye [BD], no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999). Buna ek olarak, AİHM, Hükümet  
tarafından altı çizilen bölüm gibi bilhassa kışkırtıcı olan bazı bölümlere ve kışkırtıcı başlığına  
rağmen, bütün olarak bakıldığında, üçüncü makalenin, sözkonusu zamanda Adalet Bakanı’nı  
şiddet riskine maruz bırakmış olarak yorumlanamayacağını değerlendirir (bkz., a contrario,  
Gündüz – Türkiye (karar), no. 59745/00, AİHM 2003-XI (alıntılar)). AİHM’ye göre, bunlar,  
tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesindeki esas faktörlerdir.  
AİHM, ayrıca, başvuranlara verilen cezanın sonuçta ertelenmiş ve iptal edilmiş  
olmasına rağmen yine de başvuranların üç yıl boyunca ceza tehdidi ile karşı karşıya  
bulunduklarını gözlemler. AİHM’ye göre, sözkonusu durum, başvuranların mesleklerine  
sansür etkisi olan bir yasağa varır ve kapsam açısından makul değildir zira bu tedbir  
5
başvuranları, Devlet’in çıkarlarına aykırı olarak değerlendirilebilecek her şeyi yayımlamaktan  
kaçınmaya mecbur bırakmıştır (bkz., özellikle, Erdoğdu – Türkiye, no. 25723/94, § 72, AİHM  
2000-VI).  
Yukarıda belirtilen değerlendirmeleri gözönünde tutarak, AİHM, başvuranların  
mahkumiyetlerinin, güdülen amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle “demokratik bir  
toplumda zorunlu” olmadığı kararına varır. Dolayısıyla, AİHS’nin 10. maddesi ihlal  
edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
“ Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”  
A.Tazminat  
Başvuranlar, derginin bir aylığına kapatılması ve üç sayısına el koyulmasından  
kaynaklanan maddi zarar için 9.358,58 ABD Doları (yaklaşık 7.755 Euro) maddi tazminat  
talep etmiştir. Ayrıca 40.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.  
Hükümet, bu talepleri temelsiz ve aşırı bularak reddetmiştir.  
Herhangi bir belge ya da makbuzun yokluğunda, AİHM, başvuranların maddi tazminat  
talebinin spekülatif ve temelsiz olduğu kanısındadır. Öte yandan, AİHM, başvuranların dava  
şartları içinde belirli bir sıkıntı yaşamış olduklarının düşünülebileceği kanısındadır. AİHS’nin  
41. maddesinin gerektirdiği üzere eşitlik temelinde yaptığı değerlendirme ile AİHM  
başvuranlara toplam 4.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
B.Mahkeme Masrafları  
Başvuranlar, yerel mahkemelerde ve AİHM’deki masraflar için toplam 14.285,89  
Euro talep etmiştir. Başvuranlar, iddialarına kanıt olarak, temsilcileri tarafından İstanbul  
Barolar Birliği’nin tavsiye ettiği 2005 ücret listesi temelinde hazırlanan bir masraf çizelgesi  
sunmuştur. Ayrıca, posta masraflarının makbuzlarını da sunmuşlardır.  
Hükümet bu meblağlara itiraz etmiştir. Başvuranların iddialarına ilişkin olarak  
herhangi bir belge veya makbuz ortaya koymadığını ifade etmiştir.  
AİHM içtihadına göre, bir başvuran, gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarı açısından  
makul olduğu ortaya konulduğu sürece masraflarının geri ödenmesine hak kazanır. Bu  
davada, elindeki bilgiler ve yukarıdaki ölçütleri dikkate alarak AİHM, yerel yargılama  
masraflarına ilişkin iddiayı reddeder ve AİHM’deki yargılama için Avrupa Konseyi’nden  
alınmış olan 701 Euro adli yardım çıkarılmak üzere 3.000 Euro ödenmesinin uygun olduğu  
kanısındadır.  
C.Gecikme Faizi  
6
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz  
oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1.Başvuranların ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleye ilişkin şikayetin kabuledilebilir,  
başvurunun kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;  
2.AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3.(a)Sorumlu Devlet’in, başvuranlara AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilerek  
(i)4.000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat;  
(ii)2.299 Euro (iki bin iki yüz doksan dokuz Euro) mahkeme masrafı;  
(iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;  
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
4. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMİŞTİR.  
İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 21  
Mart 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Françoise ELENS-PASSOS  
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı  
Nicolas BRATZA  
Başkan  
7