Başvuranlar bu makaleleri yayımlamaktan mahkum edilmelerinin demokratik bir
toplumda zorunlu olmadığını iddia etmişlerdir. Bu bakımdan, ilk iki makalenin, Kürt
sorununun barış çerçevesinde nasıl çözümleneceği hakkında yazarın değerlendirmesine ilişkin
olduğunu ve üçüncü makalenin de Devlet’in ve özellikle de Adalet Bakanı’nın o dönemdeki
cezaevi politikalarını eleştirdiğini belirtmişlerdir.
(ii) AİHM’nin değerlendirmesi
AİHM, 10. maddeye ilişkin kararlarında ortaya konan temel ilkeleri yineler (bkz.,
özellikle, Şener – Türkiye, no. 26680/95, §§ 39-43, 18 Temmuz 2000, yukarıda anılan,
İbrahim Aksoy §§ 51-53, Lingens – Avusturya, 8 Temmuz 1986 tarihli karar, Seri A no. 103,
s. 26, §§ 41-42 ve Fressoz ve Roire – Fransa [BD], no. 29183/95, § 45, AİHM 1999).
Sözkonusu davayı, bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
AİHM, tartışma konusu müdahaleyi, bütün olarak davanın ışığında değerlendirmelidir.
Buna makalelerin içerikleri ve dağıtıldıkları şartlar ve çevre de dahildir. Özellikle, sözkonusu
müdahalenin, “güdülen meşru amaçlarla orantılı” olup olmadığını ve müdahaleyi haklı
çıkarmak üzere ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup
olmadığını tespit etmelidir. AİHM, ayrıca, kendisine sunulan davaların, özellikle terörle
mücadele ile ilgili davaların, geçmişini dikkate alır (bkz. Karakaş – Türkiye [BD], no.
23168/94, § 54, AİHM 1999-IV).
AİHM, başvuranların, C.K. tarafından yazılmış olan üç makale yayımladığını
kaydeder. “Türkiye’de Kürt Sorunu ve Barış Süreci 2 ve 3” isimli makaleler, yazarın Kürt
sorunu ve barışçıl bir çözüme ulaşmanın olası yolları olarak addettiği konu hakkında
Cumhuriyet’in kurulmasından itibaren Türk politikalarının eleştirel bir değerlendirmesinden
oluşur. Öte yandan, üçüncü makale, Devlet tarafından izlenilen politikaları ve özellikle de
hapis koşullarına ilişkin olarak Adalet Bakanı’nı eleştirmiştir. AİHM, Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin, ilk iki makalenin bazı kısımlarını, “Devlet’in bölünmezliğine karşı bölücü
propaganda” olarak değerlendirdiğini gözlemler. Ayrıca, Adalet Bakanı’na “adalet kasabı”
olarak atıfta bulunan üçüncü makaleyi yayımlayarak başvuranların onu terör örgütlerinin
hedefi haline getirmiş olduğunu değerlendirmiştir.
AİHM, sözkonusu makaleleri incelemiştir. AİHM, makalelerin bilhassa sert bazı
bölümlerinin Türk Devleti ve Adalet Bakanı’nın son derece olumsuz bir resmini çizerek
yazılara düşmanca bir anlatım biçimi kazandırmasına rağmen, bütün olarak bakıldığında,
makalelerin, şiddet, silahlı direniş veya isyanı teşvik etmediğini ve nefret söylemi
oluşturmadığını değerlendirir (bkz. Birol – Türkiye, no. 44104/98, § 29, 1 Mart 2005,
karşılaştırınız Sürek – Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Gerger –
Türkiye [BD], no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999). Buna ek olarak, AİHM, Hükümet
tarafından altı çizilen bölüm gibi bilhassa kışkırtıcı olan bazı bölümlere ve kışkırtıcı başlığına
rağmen, bütün olarak bakıldığında, üçüncü makalenin, sözkonusu zamanda Adalet Bakanı’nı
şiddet riskine maruz bırakmış olarak yorumlanamayacağını değerlendirir (bkz., a contrario,
Gündüz – Türkiye (karar), no. 59745/00, AİHM 2003-XI (alıntılar)). AİHM’ye göre, bunlar,
tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesindeki esas faktörlerdir.
AİHM, ayrıca, başvuranlara verilen cezanın sonuçta ertelenmiş ve iptal edilmiş
olmasına rağmen yine de başvuranların üç yıl boyunca ceza tehdidi ile karşı karşıya
bulunduklarını gözlemler. AİHM’ye göre, sözkonusu durum, başvuranların mesleklerine
sansür etkisi olan bir yasağa varır ve kapsam açısından makul değildir zira bu tedbir
5