Hükümet baꢀvurunun altı ay kuralına uygun olarak yapılmadığı ve dayanaktan yoksun
bulunduğu itirazını yapmaktadır.
AĐHM baꢀvuranların duruꢀmalara nakilleri sırasında kötü muameleye maruz kaldıkları
iddiaları ile ilgili olarak, adı geçenlerin AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olduğunu öne
sürdükleri bu iddialarını en azından asgari düzeyde ve ilgili kanıt unsuruyla
desteklemediklerini saptamaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Avcı-Türkiye, no: 52900/99, 30
Kasım 2004; Kılıçgedik-Türkiye kararı no: 5982/00, 1 Haziran 2004; Jeong-Çek Cumhuriyeti
no: 34140/03, 13 ꢁubat 2007). Dayanaktan yoksun bulunan bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35.
maddesinin 3. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekir.
Baꢀvuranların gözaltı süresinin uzunluğu konusunda AĐHM, gözaltının 2 Ocak 1993 tarihinde
baꢀlayıp 29 Ocak 1993 tarihinde tutukluluk kararı ile sona erdiğini tespit etmektedir. Baꢀvuru
AĐHM’ye gecikmeli olarak 27 Mayıs 2001 tarihinde yapılmıꢀ olup, AĐHS’nin 35. maddesinin
1. ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekir.
AĐHM, baꢀvuranların AĐHS’nin 6/1 maddesi çerçevesinde ꢀartla salıverilmeye ve dava ve
cezaların ertelenmesine dair 4616 sayılı Kanun’un kendi durumlarına uygulanmadığı
ꢀikayetlerine iliꢀkin ise, benzer ꢀikayetleri daha önce de incelediğini ve kabuledilemez ilan
ettiğini hatırlatır (Bkz. Gerger-Türkiye, no: 24919/94, 8 Temmuz 1999; Kalan-Türkiye kararı,
no: 3561/01, 2 Ekim 2001). Yapılan ꢀikayetin bu kısmının AĐHS’nin 35. maddenin 3.
paragrafı uyarınca dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle 35. maddenin 4. paragrafına
uygun olarak reddedilmesi gerekir.
Yargılama sürecinin uzunluğu hakkındaki ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı
çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan
bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru
kabuledilebilir niteliktedir.
Dikkate alınması gereken dönem 3 Mart 1993 tarihinde baꢀlayıp 9 Ekim 2001 tarihinde sona
ermektedir. Đki dereceli mahkemede görülen bu süreç yaklaꢀık sekiz yıl yedi aydır.
AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın ꢀartları ıꢀığında ve özellikle de
davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın baꢀvuran için arz ettiği
önem gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır
(Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94). AĐHM bu
baꢀvurudakine benzer ꢀikayetleri daha önce de incelediğini ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal
edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (sözü edilen Pelissier ve Sassi kararı).
AĐHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiꢀ ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca
ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir. Ayrıca,
davanın uzamasına baꢀvuranların tutumunun neden olduğuna iliꢀkin hiçbir unsur AĐHM’nin
değerlendirmesine sunulmamıꢀtır. AĐHM bu yöndeki yerleꢀik içtihadını dikkate alarak
sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun aꢀırı olduğu ve «makul süre» gereğini karꢀılamadığı
sonucuna varmaktadır. Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
Geriye 41. maddenin incelenmesi kalmaktadır. Taleplerini gerekçelendirmeyen baꢀvuranların
her biri 5.000 Euro maddi tazminat ve 50.000 Euro manevi tazminat istemektedir.
Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.
3