CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
KÖK - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 1855/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
19 Ekim 2006  
Đꢀbu karar AĐHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir,  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (1855/02) bavuru no'lu davanın nedeni, bu ülke vatandaı  
Mualla Kök'ün (bavuran) 10 Ekim 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi'nin (AĐHS) 34.  
maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Haklan Mahkemesi'ne (Mahkeme) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından B. Đstanbullu tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVA ARTLARĐ  
Bavuran, 1962 Bulgaristan doğumlu olup Đstanbul'da ikamet etmektedir.  
Bavuran tıp eğitimini tamamladıktan sonra 20 Aralık 1989 tarihnde Bulgaristan'ın Adrino  
Hastanesi'nde kadın hastalıkları ve doğum uzmanlık eğitimine balamıtır. Bavuran, uzmanlık  
eğitimini Türkiye'ye zorunlu göçe tabi tutulması nedeniyle 1990 yılında yanda bırakmak durumunda  
kalmıtır.  
Bavuran, 24 Temmuz 1990 tarihinde kendisine verilen denklik belgesi uyarınca Haseki Hastanesi  
{Sağlık Bakanlığı Haseki Hastanesi)''ııde sözlemeli doktor olarak çalımaya balamıtır.  
18 Mart 1994 tarihinde tıp diplomasının tescil edilmesi ve ihtisasını Türkiye'de sürdürebilmek için  
Bulgaristan'da ki staj süresinin tanınması amacıyla Sağlık Bakanlığı'na bir dilekçe sunmutur.  
26 Mayıs 1994 tarihinde verilen kararla üniversite diploması tescil edilmitir.  
Buna karın uzrfıanlık stajı süresinin geçerli saydması talebi Tababet Uzmanlık Tüzüğünün 26.  
maddesi uyarınca 17 Ocak 1995 tarihinde verilen bir kararla reddedilmitir. 12 Nisan 1993 tarihinde  
değitirilen ve 30 Nisan 1993 tarihinde yürürlüğe giren bu tüzük tıpta uzmanlık eğitimine yurtdıında  
balamıkimselerin Türkiye'de aynı dalda eğitimlerine devam edebilmeleri için tıpta Uzmanlık  
Sınavına (TUS) katılarak bu sınavda baarılı olmalarını öngörmekteydi,  
Bavuran, Ankara îdare Mahkemcsi'ne Sağlık Bakanlığı'nın 17 Ocak 1995 tarihli kararının iptali  
talebiyle bavuruda bulunmutur. Bavuran ayrıca, bu kararın yürütmesinin durdurul mas ı m da talep  
etmitir.  
îdare Mahkemesi, bavuranın yürütmeyi durdurma talebi hakkında hüküm vermeden önce aldığı 13  
Nisan 1995 tarihli ara kararla, dosyanın tekemmül etmesine ve Sağlık Bakarilığı'ndan cevabi görüꢀ  
talep edilmesine karar vermitir.  
Đdare Mahkemesi, 7 Temmuz 1995 tarihli ara kararında Sağlık Bakanlığı'nın esasa ilikin görülerini  
sunmak için süre uzatma talebini kabui etmitir.  
Đdare Mahkemesi 28 Temmuz 1995 tarihinde verdiği kararla yürütmeyi durdurma talebini  
redddetmitir.  
1 ubat 19% tarihinde Đdare Mahkemesi, bavuranın Sağlık Bakanhğı'nm kararıma iptali  
talebini, tartımalı kararın yürürlükteki tüzüğe uygun olduğu gerekçesiyle reddetmitir.  
Mahkeme ayrıca sözkonusu talebin iç tüzükte öngörülen artları taımadığı kanaatine  
varmıtır.  
Bavuran, 1 ubat 1996 tarihli kararın temyizi için Danıtay'a bavuruda bulunmutur.  
Danıtay 5 Mart 1999 tarihinde, Sağlık Bakanlığı'ndan ek bilgi talebinde bulunarak, karara  
varmak için sözkonusu bilgileri beklemeyi kararlatırmıtır.  
17 Kasım 1999 tarihinde Danıtay, idarenin belirlenen süre Đçerisinde cevap vermemesi  
üzerine 5 Mart 1999 tarihli karanın yinelemeye karar vermitir.  
5 Ocak 2000 tarihinde Sağlık Bakanlığı, Danıtay'ın sorusuna cevap vererek talep edilen  
bilgileri sunmutur.  
8 ubat 2000 tarihinde Danıtay Đlk derece mahkemesinin kararını onamıtır.  
4 Mayıs 2000 tarihinde bavuran Danıtay'a karar düzeltme istemiyle bavuruda bulunmutur.  
Danıtay'ın 19 Aralık 2000 tarihinde aldığı karar aağıdaki gibidir:  
" (...) Sağlık Bakanlığı'nın aağıda belirtilen hususlarda her türlü bilgiyi mevcut kararın tebliğinden itibaren otuz  
gün içinde sunmaya davet edilmesine idari yargılama usulü kanununun 20. maddesi uyarınca oybirliğiyle karar  
verilmitir.  
- Bulgaristan'dan zorunlu göç nedeniyle Türkiye'ye gelenler hakkında özel düzenlemeler yapılmımıdır?  
- Davacının emsali durumunda olan kiiler için ne gibi ilemler tesis edilmitir?  
- Bu kiilere kolaylık sağlanmımıdır?  
Dava dosyası incelemesinden bu kararın aynı gün bavurana tebliğ edildiği anlaılmaktadır.  
Bununla birlikte, yine aynı taı-ihte Danıtay, bavuran tarafından yapiĐan yürütmenin  
durdurulması istemi hakkında karar vermeden Önce Sağlık Bakanlığı'nın cevabının  
beklenilmesine karar vermitir. Bu karar bavurana tebliğ edilmitir.  
Sağlık Bakanlığı 16 Mart 2001 tarihli bir mektupla, Danıtay tarafından Đstenen bilgileri  
iletmitir. Sağlık Bakanlığı, asistanlık eğitimine dört yi! ara vermiolması sebebiyle  
bavuranın sözkonusu alanm gerekli kıldığı koulları yerine getirmemiolduğunu bildirmitir.  
Bakanlık ayrıca, Tababet Uzmanlık Tüzüğünün 26. maddesi uyarınca tıpta uzmanlık  
eğitimlerine yurtdıında balamıkimselerin Tıpta Uzmanlık Sınavına (TUS) girmeleri ve  
Türkiye'de aynı dalda eğitimlerine devam edebilmek için bu sınavda baarılı olmalarının  
öngörüldüğünü belirtmitir.  
Dosyadaki unsurlardan 16 Mart 2001 tarihli mektubun bavurana tebliğ edilmediği  
anlaılmaktadır. Bavuran 9 Nisan 200 i tarihinde verdiği bir dilekçeyle, 19 Aralık 2000  
tarihli kararın ihlali sebebiyle karar düzeltme isteminin kabulünü talep etmitir.  
Danıtay, 26 Nisan 2001 tarihinde karar düzeltme istemini reddetmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLÎK  
AÎHM, bavurunun, AĐHS'nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğunun ilan  
edilemeyeceğini tespit etmektedir. Baka hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır. Bu  
nedenle bavuru, kabuledilebilirdir.  
II. AĐHS'NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, mevcut davada idari mahkemeler önünde geçen sürenin AĐHS'nin 6 § 1. maddesi anlamında  
makul süreyi ağım iddia etmektedir. Bavuran ayrıca, Danıtay önündeki hukuki ilemin aynı  
düzenlemeyle garanti altına alınmıhakkaniyete uygun bir dava hakkının ayrlmaz bir parçası olan  
silahların eitliği ilkesini ihlal ettiği iddiasında bulunmaktadır.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
A. 6 § 1. maddenin uygulanabilirliği hakkında  
Hükümet, ilke bağlamında, 6 § 1. maddenin mevcut davada uygulanamaz olduğunu ileri sürerek, idari  
mahkemelere taman ihtilafın medeni hak ve yükümlülüklere ilikin bir Đhtilaf olmadığını ifade  
etmitir. Hükümet, tıp ihtisasının Türk Hukukunca güvence altına alınmıbir hak olmadığının altını  
çizmektedir. Bavuran, yurtdıında baladığı Đhtisasını devam ettirebilmek için bir dava açmıtır.  
Halbuki Türk Hukuku ihtisas eğitimine kabulü belli artlara bağlamıtır. Bavuran bu artları  
taımamaktaydı. Öte yandan Hükümet'e göre, bir devlet hastanesinde çalıan bavuranın bu talebi  
mesleki hayatına Đlikin bir talep olarak değerlendirilebilir.  
Bavuran, 6. maddenin bu davada uygulanabilir olduğunun altını çizmekledir.  
AĐHMVın yerleik içtihadına göre, " medeni hak ve yükümlülüklere Đlikin itirazlar" terimleri,  
sonuçları bu türden hak ve yükümlülükler için belirleyici olan yargılama usullerinin tamamını kapsar  
(Ringeisen -Avusturya, 16 Temmuz 1971 tarihli karar). Bu noktada 6 § 1. madde, ne daha sonra ortaya  
çıkan sonuçlarla ne de zayıf bir bağla yetinmez. Medeni hak ve yükümlülükler Đtirazın konusunu ya da  
konularından birini tekil etmelidir. Aynı zamanda, tartımalı hukuki ilemin sonucu bu türden bir hak  
için belirleyici olmalıdır (Le Compte, Van Leuven ve De Meyere - Belçika, 23 Haziran 1981 tarihli  
karar). Bu düzenleme, bir yargılama sonucunda ortaya çıkan karar ilgilinin medeni hak ve  
yükümlülükleri üzerinde dolaylı ve tesadüfi bir etki yaptığında değil, ancak doğrudan bir etki  
yaptığında uygulanır ( Frank Surmont ve Helana De Meurechy ve diğerleri - Belçika 6 Temmuz 1989  
tarihli Komisyon kararı). Diğer taraftan, AĐHM, bir mesleğe kabulün bir tüzükle belli artlara  
bağlanabileceğini ve ilgilinin bu artları haiz olması halinde sözkonusu mesleğe girme hakkını elde  
etmiolacağına hükmetmitir (De Moor - Belçika, 22 Haziran 1994). Ayrıca AÎHM, bir devlet, hukuki  
bavuru yolu açık haklar tanıdığında, sözkonusu hakların ilkece 6 § Đ. madde anlamında, medeni  
haklar olarak kabul edilebileceği kanaatine varmı(Tinnelly & Sons Ltd. Ve diğerleri ve McElduffve  
diğerleri -- Birleik Krallık, 10 Temmuz 1998 talihli karar).  
Mevcut davada, sözkonusu "itiraz"m Sağlık Bakanlığı tarafından 17 Ocak 1995 tarihinde alınmıꢀ  
karardan sonra gerçekletiği açıktır. Bavuranın gerçek ve ciddi olan itirazı, özel  
sektör yahut kamu sektöründe uzman doktor olarak çalımak amacıyla yurtdıında baladığı tıp  
ihtisasını sürdürme hakkını elde etme amacına yönelikti. Tartımalı hukuki ilem, itiraz edilen kararın  
iptaline yol açabilirdi. Sözgelimi, uzmanlık stajı süresini geçerli saydırmaya yönelik talebinin reddi, bu  
yüzden sözkonusu hak için doğrudan belirleyici nitelikte olmutur.  
Sonuç olarak Mualla Kök'ün ihtisasını devam ettirmesi konusunun 6 § 1. madde anlamında medeni bir  
hak niteliği taıyıp taımadığını belirlemek gerekmektedir.  
AÎHM, "medeni nitelikli hâk ve yükümlülükler" kavramının özerkliğine hükmetmise de, bu alanda  
ilgili devletin mevzuatının önemsiz addedilemeyeceğine hükmettiğini de hatırlatmaktadır (König -  
Almanya, 28 Haziran 1978 larihli karar). Sonuç olarak bir hakkjn AĐHS'de ifade edilen anlamıyla  
medeni nitelikli bir hak olarak kabul edilip edilmeyeceğine karar verilirken yalnızca hukuki niteliğe  
değil, aynı zamanda maddi içerik ve sözkonusu devletin içhukukutıun maddi içeriğe yaptığı etkilere de  
bakılmalıdır. Bunun dıında, kontrol ileminin Đcrası sırasında AĐHS'nin konu ve amacını gozöııünde  
tutmak AĐHM'nin görevidir {Perez- Fransa, no: 47287/99, § 57).  
Sözkonusu hakkin medeni niteliğiyle ilgili olarak AÎHM, tıp mesleğine ilikin içtihadına atıfta  
bulunmaktadır (KönĐg, adıgeçcn, §§ 91-92, Le Compte, Van Leuven ve De Meyere, adıgeçen, §§ 44-  
45, Âlherl ve Le Compte - Belçika, 10 ubat 1983 tarihli karar, § 27 ve Kraika -Đsviçre 19 Nisan 1993  
tarihli karar, § 25). Türk Hukukunda doktorluk mesleği serbest meslekler arasında yer almaktadır.  
Gerekli izni aldıktan soma doktor, mesleğini yapıp yapmamakta özgürdür ve ister bir devlet  
hastanesinde isterse özel bir hastanede çalıabilir. Diğer taraftan. Sağlık sektörü kapsamında yeralan  
hizmetler genelde kamu idaresine özgü faaliyetlerden uzaklatır. Zira bu tür hizmetler, Devlet'in ya  
da diğer kamusal idarelerin genel menfaatlerinin korunması amacını taıyan faaliyetlere, kamu  
gücünün icrasının doğrudan ya da dolaylı olarak katılımını gerektirmemektedir ( bkz. Pellegrin -  
Fransa, no: 28541/95, § 41).  
Tıp doktoru olan bavuran idare mahkemesine bavurmakla, doktorluk ihtisasına kabul talebini  
reddeden idari kararın iptalini amaçlamaktaydı. Bavuran, yürürlükteki düzenlemelerin bazı istisnalar  
öngörğünü ileri sürerek sözkonusu kararın hukuka aykın nitelikte olduğunu iddia etmiti ( kıyas için  
Van Mark ve diğerleri - Hollanda, 26 Haziran 1986 tarihli karar). Buna karın, bavuranın istenen  
artları yerine getirmediği ortaya çıkmıtır. Bu arada bavuranın ihtisasını sürdürme talebine ilikin  
düzenli olarak yapılan bir sınava girme hakkı vardı (bkz. mutalis mutandis, AFatiere - Fransa, no:  
39615/99, 28 Mart 2000 tarihli karar ve mutalis mutandis, Kraska, adıgeçen, § 26).  
Yukarıda belirtilenlerin ıığında, medeni nitelikli bir hakka ilikin bir yargılamanın kurallara uygun  
olması için hukuki bavuru yoluna gitmek gerekir. Zaten bavuran bu hukuki yola bavurmutur. Bu  
nedenle mevcut durumda, medeni nitelikte bir hakka ilikin bir "itirazın" ortaya çıktığı ve idari  
mahkeme tarafından hükme bağlandığı sonucuna varmak uygun düecektir.  
Bu nedenle 6 § ). madde mevcut davada uygulanabilir.  
B. 6 § 1. maddeye ilikin değerlendirme  
1. Yargılama süresi  
AĐHM, her iki tarafın da değerlendirmeye alınacak sürecin balangıcının Ankara Đdare Mahkemesi'ne  
davanın intikal ettiği tarih olan 10 Nisan 1995 tarihi olduğu noktasında birletiğini gözlemlemektedir.  
Aynı ekilde, Danıtay'ın bavuranın karar düzeltme talebini reddettiği 26 Nisan 2001 tarihînin de  
sürecin sona erdiği tarih olduğu noktasında taraflar aynı görütedirler.  
AĐHM ise, AĐHS organlarının, maddi bir hatanın düzeltilmesi Đçin yapılan bir yargılamanın, medeni  
nitelikte bir hakka ilikin bir itirazı çözüme kavuturmaya ya da ceza alanına ait bir suçlamanın esasına  
ilikin hüküm vermeye yönelik olmadığı sürece, AĐHS'nin 6. maddesinin uygulama alanma girmediği  
yönünde bir içtihatta bulunduğunu anımsatmaktadır (Wiot - Fransa, 43722/98, § 22, 7 ocak 2003).  
Sözkonusu düzeltme yargılamasının ilke olarak, yargılama süresi hesaplanırken gözönünde  
bulundurulan döneme dahil edilmemesi gerekirdi (bkz. aynı yönde, Mehmet özel ve diğerleri - Türkiye,  
no: 50913/99, § 34, 26 Nisan 2005). Buna karın AĐHM, mevcut davada bavuran tarafından yapılmıꢀ  
karar düzeltme bavurusunun maddi bir hatayı düzeltmeye matuf olmadığını; ancak, idarenin itiraza  
konu olan uygulamasının iptalini amaçladığım tespit etmektedir. Diğer yandan Danıtay, bazı hukuki  
sorunları aydmhğa kavuturmak amacıyla savunmacı tarafa esasa ilikin sorular yönelterek davayı  
esastan incelemitir. Sonuç olarak, AĐHM, düzeltmeye ilikin dönemin de hesaba katılması gerektiği  
kanaatindedir (bkz. Wiot, adıgeçen, § 22, ve Erdokovy - Đtalya, no: 40982/98, 30 Mart 1999).  
AĐHM, yargılama sürecinin 10 Nisan 1995 tarihinde balayıp 26 Nisan 2001 tarihinde sona ererek  
yaklaık altı yıl sürdüğü noktasında taraflarla mutabıktır. Yargılama, ön idari yargılamadan sonra üç  
dereceden mahkemede görülmütür.  
AĐHM, bir yargılamanın süresinin, dava koullan, konuya ilikin içtihatlar, özellikle de davanın  
karmaıklığı ve bavuranın ve yetkili mercilerin tutumlarının gözönünde bulundurularak  
değerlendirilebileceğini anımsatmaktadır (bkz. diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi - Fransa, no:  
25444/94, § 67).  
AĐHM, Danıtay'ın temyiz incelemesinde aırı derecede yavahareket ettiğini kaydetmektedir.  
Mahkeme'nĐn dava dosyasının eksik olduğunu farkederek 5 Mart 1999 tarihinde ek soruturma  
talebinde bulunması için yaklaık üç yıl geçmesi gerekmitir. Üstelik, temyiz bavurusunun karara  
bağlanması için bavuranın on bir ay beklemesi gerekmitir.  
AUlM'nin bavuranın talebine makul süre içerisinde cevap verilmediği sonucuna varması içĐıl bu  
unsurlar yeterlidir. Bu nedenlerle AĐHS'nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmitir.  
2. Silahların eitliği  
a) Uygun ilkeler  
AĐHM'ye göre, hakkaniyete uygun dava kavramı davalı tarafların, sunulmuher türden delil ve görüꢀ  
hakkında apriori haberdar olabilmelerini, bu delil ve görüleri tartıabilmelerini de içermektedir ( bkz.,  
diğerleri arasında, Vermelileri - Belçika, 20 ubat 1996 tarihli karar, Lobo  
Machado - Portekiz, 20 ubat 1996 tarihli karar, Kress - Fransa no:39594/98, § 74, Yvon -Fransa, no:  
44962/98, § 38).  
AĐHM'ye göre, hakkaniyete uygun dava kavramı tarafların, iddialarını amacıyla gerekli olan unsurları  
ortaya koyabilmelerini ve yargıcın kararına etki etmek amacıyla sunulmuher türlü delil ve görüten  
haberdar olmalarını ve bunları müzakere edebilmelerini sağlayan vicahi yargılama hakkını da  
içermektedir ( Nideröst- Huber - Đsviçre 18 ubat 1997 tarihli karar, § 24).  
Bu ilke, taraflarca sunulmudelil ve görüler için geçerli olabildiği gibi bağımsız bir yargıç, bir  
hükümet temsilcisi ( Kress, adıgeçen, ve APBP - Fransa, no: 38436/97, 21 Mart 2002), bir idare (  
Krcmâf ve diğerleri - Çek Cumhuriyeti, no: 35376/97, § 44, 3Mart 2000) yahut alınan karan veren  
mahkeme tarafından sunulmudelil ve görüler ( Nideröst - Huber adıgeçen) için de geçerlidir.  
DĐğer yandan, bizzat yargıç, bilhassa bir temyiz talebini reddettiğinde veya re'sen kabul edilmibir  
gerekçeye istinaden bir uyumazlık hakkında hükme vardığında vĐGahilik ilkesine riayet etmelidir (  
Skondrianos - Yunanistan, no: 63000/00, 74291/01, 74292/01, §§ 29-30, 18 Aralık 2003, ve Clinique  
des AcaCias ve diğerleri - Fransa, no: 65399/01, 65406/01, 65405/01 ve 65407/01, § 38, 13 Ekim  
2005).  
b) Bu ilkelerin uygulan in ası  
Mevcut davada Danıtay davanın tetkiki çerçevesinde, aynı zamanda davanın tarafı olan Sağlık  
Bakanğından 19 Aralık 2000 tarihinde davacının emsali durumunda olan kiilere ilikin mevzuat  
konusunda ve bu kiiler için ne gibi idari ilemler yapıldığı hususunda ayrıntılı bilgi talep etmitir.  
Bakanlık, 16 Mart 2001 tarihinde bavuranın hukuki durumunun incelenmesine ilikin bir mektup  
göndererek ilgilinin sözkonusu alana özgü artları yerine getirmediğini belirtmitir. Bu belgenin  
ilgiliye tebliğ edilmediği noktasında hiçbir itiraz mevcut değildir.  
Bavurana göre, bu bilgilerin kendisine tebliğ edilmemesi hakkaniyete uygun bir dava hakkına ilikin  
silahların eitliği ilkesiyle bağdamamaktadır.  
Hükümet, Danıtay tarafından re'sen talep edilmibilgilerin yalnızca bazı hukuki sorulara yanıt  
aramaya matuf olduğu takdirde, idari mahkemelerce re'sen yapılan bir incelemede davalı tarafların  
görülerinin tebliğ edilmesine gerek olmadığını değerlendirmektedir.  
AĐIfM, Hükümet'in savına katılmamaktadır. AĐ1IM, Yüksek Mahkememin sözkonusu yargılamada,  
aynı zamanda davanın tarafı olan Sağlık Bakanlığınca sunulmu, yargılamanın sonucunu belirleyen  
asıl unsur olan ve bavuranın talebini reddetmesine neden olan gerekçelere ilikin bilgilere dikkat  
etmemesinin pek muhtemel gözükmediği kanaatindedir.  
Diğer yandan, AĐHM, bavuran tarafından yapılan karar düzeltme bavurusunun incelenmesinde  
Danıtay tarafından usule dönük tek bir ilem yapıldığını gözlemlemektedir. Danıtay, Đdari Yargılama  
Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca, Sağlık Bakanlığı'nı kararda talep edilen her türlü bilgiyi sunmaya  
davet etmitir. Danıtay, sözkonusu bilgilerin ulamasından sonra bavuranın talebini reddetmitir.  
Sonuç olarak, Danıtay tarafından  
re'sen talep edilmibilgilerin, Yüksek Mahkeme'nin daha sonra benimseyeceği yaklaım açısından  
belirleyici etkide olduğu açıktır.  
AĐHM, sonuç olarak, bu türden belgelerin, Türk Yüksek Mahkemesi'nin karan açısından gerçek  
etkisinin büyük önem arzetmediğini anımsatmaktadır. Đhtilaflı taraflar, bir belge hakkında yorumda  
bulunmaları gerektiği kanaatini taıyorlarsa bunu belirtmek imkanına sahip olmalıdırlar. Burada  
yargılanabilĐrlerin adaletin ileyiine olan güveni sözkonusudur. Sözkonusu güven, bir dava  
dosyasında yer alan her türlü belge hakkında görübildirebilrne Özgürlüğü üzerine kuruludur  
(Nideröst - Huber, adıgeçen, §§ 27 ve 29, ve F.R. - Đsviçre, no: 37292/97, §§ 37 ve 39, 28 Haziran  
2001).  
AĐHM, AĐHS'nin 6 § 1. maddesiyle hereyden önce tarafların ve adaletin iyi idaresinin menfaatlerinin  
korunmasının amaçlandığının altını çizmektedir (bkz. mutatis mutandis, Acquaviva - Fransa, 21  
Kasım 1995 tarihli karar, § 66).  
Sonuç olarak, 6 § 1. maddeyle güvence altına alınmıhakkaniyete uygun dava hakkı, bavuranın  
Sağlık Bakanlığı tarafından 16 Mart 200 Đ tarihinde sunulmubilgiler hakkında yorum yapabilme  
salahiyetine sahip olmasını gerektirmekteydi. Oysa bu imkan bavurana tanınmamıtır.  
Bu tespit, AĐHS'nin 6 § 1. maddesinin bu bakımdan ihlal edildiği anlamına gelmektedir.  
Bunun" dıında bavuran 19 Aralık 2000 tarihli kararın kendisine tebliğ edilmemesinden de ikayetçi  
olmaktadır. Bana karın AĐHM, dava dosyasından kararın aynı gün bavurana tebliğ edildiğini tespit  
etmektedir.  
III i NO'LU EK PROTOKOL' ÜN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKĐNDA  
1 No Tu Ek Protokol'ün 2. maddesine atıfta bulunan bavuran eğilim hakkının engellendiğini iddia  
etmektedir.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
AĐHM, bavuranın, ihtisasını Türkiye'de sürdürebilmek amacıyla Bulgaristan'daki staj süresinin  
tanınması talebinde bulunduğunu müahade etmektedir. Bu istem, bavuranın yürürlükteki mevzuatın  
gereklerini yerine getirmediği gerekçesiyle reddedilmitir.  
AĐHM, bavuran tarafından yapılan bavurunun incelenmesine ilikin yagılamada AĐHS'nin 6 § 1.  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıolduğunu anımsatmaktadır. Bununla beraber AĐHM,  
AĐHS'nin 6 § 1. maddesinin gereklerine riayet edildiği takdirde yargılama sonucunda ortaya  
çakabilecek üzerinde tahmin yürütmek durumunda değildir.  
Sonuç olarak yetkili makamların, bavuranın Bulgaristan'da yaptığı ihtisas stajı süresini tanımayı  
reddetmeleri, ilgilinin eğitim hakkını kısıtlandığı anlamını taımamaktadır.  
Bu nedenle, 1 No'lu Ek Protokol'ün 2. maddesi ihlal edilmemitir.  
IV. AĐHS'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS'nin 41. maddesi;  
"Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın Đç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bîr surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder."  
A. Tazminat  
Bavuran, elde edemediği ücretler için maddi tazminat olarak 3 000 000 Euro talep etmektedir. Bunun  
ında bavuran, 2 000 000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu talebi, bavuranın davanın lehine sonuçlanması durumunda kendisine belli bir miktarda  
ödeme yapılmasına hak kazanacağı varsayımından hareket etttiği gerekçesiyle reddetmektedir.  
AÎHM, iddia edilen maddi zarar için ne idari mahkemeler önünde geçen yargılama süresi ne de  
adıgeçen mahkemelerde yapılan yargılamaların hakkaniyetten yoksun olmasının gerekçe olarak ileri  
sürülemeyeceği kanaatindedir. Bu nedenle AÎHM, yapılan yargılamanın AĐHS'nin 6 § 1. maddesinin  
gereklerine uygun yürütülmüolması durumunda ortaya çıkması muhtemel sonuç hakkında tahmin  
yürütmek durumunda değildir ( Bayrak- Almanya, no: 27937/95, § 38, 20 Aralık 2001, Perote Pellon -  
ispanya, no:45238/99, § 58, 25 Temmuz 2002, ve Storck -Almanya* ™>: 61603/00, § 176).  
Manevi tazminat konusunda ise AÎHM, AĐHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlali tespitinin bavuranın  
uğradığı manevi zararı tazmin için yeterli olmayacağı kanaatindedir. Öte taraftan AÎHM, bavuran  
tarafından talep edilen miktarın aırı olduğu kanaatindedir. Đhlal edildiğine hükmettiği AÎHS  
maddelerinin niteliğini gözönünde bulunduran AĐHM, hakkaniyete uygun olarak 41. madde uyarınca  
ilgiliye manevi tazminat olarak 3 000 Euro Ödenmesine karar vermitir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran, ulusal mahkemeler ya da AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamaların kendisine geri  
ödenmesi talebinde bulunmamıtır. Bu türden bir sorun res'en incelemeyi gerektirmemekledir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına  
üç puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALĐ OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;  
1. Bavurunun kabul edilebilir olduğuna;  
2. AĐHS'nin 6 § 1. maddesinin yargılama suresi bakımından ihlal edildiğine;  
3.  
îdare'den istenen bilgilerin bavurana tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS'nin 6 § 1  
maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AlHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere ve miktara yansı ti labilecek her türlü  
vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından bavurana manevi tazminat olarak  
3 000 Euro (Üç bin) ödenmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren Ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından,  
Avrupa Merkez Bankası'nm o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eit oranda faiz  
uygulanmasına;  
5. AdĐl tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 19 Ekim 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.