COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KÖKLÜ – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 10262/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
14 Ekim 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir.  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 10262/04 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaı Turgut Köklü’nün (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 17  
ubat 2004 tarihinde Đnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Đlikin  
Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Đstanbul Barosu avukatlarından S. Akat tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
1977 doğumlu bavuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuran 10 Mart 1998 tarihinde yasadıı silahlı TĐKB (Türkiye Đhtilalci Komünistler  
Birliği) örgütüne mensup olduğu üphesiyle yakalanmıtır.  
Bavuran 13 Mart 1998 tarihinde önce Cumhuriyet Savcısı’nın, peinden Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi sorgu hakiminin huzuruna çıkarılmıtır. Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi sorgu hakimi aynı gün bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
Cumhuriyet Savcısı 17 Mart 1998 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bir  
iddianame sunmu, bavuranı Türk Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca yasadıı örgüte  
mensup olmakla suçlamıtır.  
Mahkeme 25 Mart 1998 ile 21 Mart 2001 tarihleri arasında on dokuz duruma görmütür.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi bu durumalar sırasında delil durumuna, suçun  
niteliğine ve tutukluluk süresine dayanarak bavuranı serbest bırakmayı reddetmitir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 21 Mart 2001 tarihinde kararını vermi, bavuranı  
mahkum edip, Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca on iki yıl altı ay hapis cezasına  
çarptırmıtır.  
Yargıtay 8 Ağustos 2001 tarihinde bu kararı bozmutur. Dava Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ne iade edilmitir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 17 Eylül 2001 tarihinde davaya yeniden balamıtır.  
Birbirini izleyen durumalar sırasında, mahkeme, delil durumunu göz önünde bulundurarak,  
bavuranın serbest bırakılma talebini reddetmitir.  
1 Haziran 2003 tarihli durumada, bavuranın avukatı mahkemeden bir kez daha  
bavuranın serbest bırakılmasını talep etmitir. Savunmasında, bavuranın ruhsal durumuna  
ve gördüğü tedavi görmesine de dikkat çekmitir. Mahkeme bu talebi reddetmitir. Bu karara  
karı baka bir mahkeme nezdinde yapılan itiraz 28 Ağustos 2003 tarihinde reddedilmitir.  
1
Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 5190 Sayılı Kanunla, 2004 yılının Haziran ayında  
kaldırıltır. Bunun ardından davayla ilgili yargı yetkisi Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
geçmitir.  
Bavuranın avukatı 25 Ekim 2004 tarihinde mahkemeden bavuranın serbest bırakılmasını  
talep etmitir. Bavuran 1 Kasım 2004 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest  
bırakıltır.  
Tarafların AĐHM’ye verdikleri bilgiye göre dava halen Đstanbul Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde görülmeye devam etmektedir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, tutuklu olarak yargılanmasının makul süre kuralını çiğnediğinden ikayetçi  
olmutur. Ayrıca, tutuklu olarak yargılanmasının kanuna aykırı olmasına ilikin itiraz  
edebilmesi için etkili bir bavuru yolunun bulunmadığını iddia etmitir. Bavuran  
ikayetleriyle ilgili olarak AĐHS’nin 5/3 ve 13. maddelerine dayanmıtır. AĐHM, bavuranın  
ikinci ikayetinin 13. madde yerine 5/4 madde açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır.  
A. AĐHS’nin 5/3 maddesi  
1. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranın ikayetini 17 ubat 2004 tarihinde AĐHS’nin 5/3 maddesi  
kapsamında sunduğundan, 10 Mart 1998 ile 21 Mart 2001 tarihleri arasında tutuklu  
bulunduğu sürenin, 35/1 madde çerçevesinde belirlenen altı aylık süre aımının dıında  
olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini savunmutur.  
AĐHM, Solmaz - Türkiye (27561/02) kararında belirtilen ilkelere atıfta bulunur. Bu  
kararda, bavuran gerçekten batan beri tutuklu kalmısa, birden fazla ve birbirini takip eder  
biçimde gerçekleen tutukluluk sürelerinin bütün olarak değerlendirilmesi ve altı aylık  
sürenin, yalnız en son sürenin bitiminden itibaren balaması gerektiği sonucuna varmıtır.  
Mevcut davada, bavuranın tutukluluk hali, yakalandığı tarih olan 10 Mart 1998 tarihinde  
balamıtır. 21 Mart 2001 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum  
edilene dek, AĐHS’nin 5/3 maddesi anlamında tutuklu kalmıtır. O tarihten, Yargıtay’ın ilk  
derece mahkemesinin kararını bozduğu 8 Ağustos 2001 tarihinde dek, “yetkili bir mahkeme  
tarafından mahkum edilmesinin ardından” 5/1(a) maddesi anlamında hapsedilmi, bu nedenle,  
hükümlü bulunduğu bu süre, 5/3 madde kapsamı dıında kaltır. Bavuran 8 Ağustos 2001  
tarihinden, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı 1 Kasım 2004 tarihinde dek, yine,  
AĐHS’nin 5/3 maddesi kapsamına girecek biçimde tutuklu yargılanmıtır. Sonuç olarak, bu  
değiik safhalar süresince bavuranın tutukluluğunun devam ettiği göz önünde  
bulundurulduğunda, altı aylık süre yalnızca, tutuklu yargılandığı en son döneminin bitiminden  
itibaren, 1 Kasım 2004 tarihinde balamaktadır (bkz. Akyol - Türkiye, 23438/02).  
2
Buna göre AĐHM Hükümet’in itirazını reddeder.  
Ayrıca AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ikayetin dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
2. Esas  
AĐHM, yukarıda açıklandığı üzere, sözkonusu sürenin 10 Mart 1998 tarihinde bavuranın  
yakalanmasıyla balayıp, 1 Kasım 2004 tarihinde bavuranın tutuksuz yargılanmak üzere  
serbest bırakılmasıyla bittiğini kaydeder. AĐHM’nin içtihadı doğrultusunda, AĐHS’nin 5/1(a)  
maddesi kapsamında, bavuranın mahkum olduktan sonra hükümlü bulunduğu 21 Mart 2001  
ile 8 Ağustos 2001 tarihleri arasındaki süreyi dütükten sonra, 5/3 maddesi kapsamında göz  
önünde bulundurulacak süre altı yıl dört ayın üzerindedir. Ulusal mahkemeler, bavuranın  
tutuklu yargılanmasını “suçun niteliği ve delil durumu” gibi birbirinin aynı ve basmakalıp  
ifadelerle sürekli olarak uzatmılardır.  
AĐHM, mevcut bavurudakine benzer meselelerle önüne gelen davalarda AĐHS’nin 5/3  
maddesinin ihlal edildiğini sıklıkla tespit etmitir (örneğin bkz. Atıcı - Türkiye, 19735/02;  
Solmaz; Dereci - Türkiye, 77845/01; Taciroğlu - Türkiye, 25324/02).  
AĐHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeler ıığında, Hükümet’in, mevcut davada  
farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak hiçbir delil veya savunma sunmadığı kanısındadır.  
Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulundurarak, bu davada bavuranın yargılama öncesi  
tutulu bulundurulma süresinin haddinden uzun ve AĐHS’nin 5/3 maddesine aykırı olduğu  
sonucuna varmıtır.  
Dolayısıyla bu madde ihlal edilmitir.  
B. AĐHS’nin 5/4 maddesi  
1. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, AĐHM’den, bavuranın AĐHS’nin 5/4 maddesi kapsamındaki ikayetini, 35/1  
madde kapsamında bavuranın iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle reddetmesini talep  
etmitir. Hükümet, AĐHM’nin Köse - Türkiye (50177/99) ve Batımar - Türkiye (74337/01)  
davalarındaki kararlarına atıfta bulunarak, bavuranın devam eden tutukluluk haline, Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 297-304. maddeleriyle uyumlu olarak itiraz etmediğini ileri  
sürmütür. Ancak AĐHM, Hükümet’in atıfta bulunduğu bu davaların, mevcut davadan, olaylar  
bakımından kolaylıkla ayrılabileceği kanısındadır.  
AĐHM, mevcut davadakine benzer davalarda Hükümet’in ön itirazını zaten inceleyip  
reddettiğini yineler (bkz. Koti - Türkiye, 74321/01). Mevcut davada, yargı içtihadından  
sapmasını gerektirecek özel koullar görememektedir. Sonuç olarak, Hükümet’in ön itirazını  
reddeder.  
AĐHM, bavurunun bu kısmının AĐHS’nin 35/3 maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun  
olmadığı kanısındadır. Ayrıca baka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
3
2. Esas  
Hükümet, iç hukukun, bavuranın tutuklu yargılanmasının yasallığına itiraz edebileceği  
etkili bir bavuru yolu sağladığını iddia etmitir.  
Bavuran, tutukluluğuna yaptığı itirazın ulusal mahkemeler tarafından ciddi biçimde  
değerlendirilmediğini ileri sürmütür.  
AĐHM, mevcut bavurudakine benzer meseleleri gündeme getiren pek çok davada,  
Hükümet’in yukarıda anılan iddialarını reddettiğini kaydeder. Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu’nun 298. maddesinin etkili bir bavuru yolu olarak değerlendirilemeyeceği ve  
AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır (bkz. mutatis mutandis, Koti ve  
Diğerleri; Nart - Türkiye, 20817/04; Öcalan - Türkiye [BD], 46221/99). AĐHM, mevcut  
davada, daha önce vardığı tespitlerden sapmasını gerektirecek özel koullar tespit  
edememitir.  
Sonuç olarak, AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine karar verir.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, yargılama sürecinin uzunluğunun AĐHS’nin 6/1 maddesinde belirtilen “makul  
süre” kuralıyla örtümediğinden ikayetçi olmutur.  
Hükümet bu sava itiraz etmitir.  
Göz önünde bulundurulacak süre 10 Mart 1998 tarihinde bavuranın yakalanmasıyla  
balar, dava dosyasında bulunan tarafların verdiği bilgilere göre bu kararın çıktığı tarihte ise  
henüz sona ermemitir. Bu nedenle bu süre iki yargı aamasında on yıl altı aydan uzun  
sürmütür.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bu ikayetin dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
AĐHM, bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının, davanın koullarına,  
bilhassa da davanın karmaıklığına, bavuranın ve yetkili makamların tutumuna ve davanın  
ilgililer açısından arz ettiği öneme bakılarak değerlendirildiğini hatırlatır (diğerlerinin yanı  
sıra bkz. Pélissier ve Sassi - Fransa [BD], 25444/94).  
AĐHM, mevcut davadakine benzer meseleleri içeren davalarda AĐHS’nin 6/1 maddesinin  
ihlal edildiği sonucuna sıklıkla varmıtır (bkz. Pélissier ve Sassi).  
AĐHM, kendisine sunulan tüm bilgi ve belgeleri göz önünde bulundurduğunda,  
Hükümet’in, mevcut davada farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak hiçbir delil veya  
savunma sunmadığı kanısındadır. Konuya ilikin içtihadını göz önünde bulundurarak,  
4
yargılama sürecinin haddinden uzun olduğu ve “makul süre” kuralıyla örtümediği kanısına  
varmıtır.  
Buna göre 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran manevi tazminat olarak 50.000 Euro (EUR) talep etmitir. Ayrıca maddi  
tazminat olarak 3.600 Yeni Türk Lirası (YTL) talep etmitir. Bavuran bu bağlamda,  
psikolojik sorunları olduğunu ve tedavi için hastaneye yatması gerektiğini belirtmitir.  
Hükümet bu talebe itiraz etmitir.  
AĐHM tespit edilen ihlal ile meydana geldiği iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı  
görememektedir. Bu nedenle bu talebi reddeder. Öte yandan AĐHM, bavuranın, tutukluluk  
hali ile cezai yargılamanın aırı uzun sürmesinden dolayı oluan ve yalnız ihlalin tespit  
edilmesiyle yeterince telafi edilemeyecek belirli bir manevi zarara uğradığı kanısındadır.  
AĐHM, hakkaniyete uygun surette bu balık altında bavurana 8.000 EUR ödenmesine karar  
vermitir.  
B. Yargılama gideri  
Bavuran AĐHM önünde meydana gelen yargılama giderleri için toplam 3.227.70 YTL  
talep etmitir. Bununla ilgili olarak, yaklaık 6 EUR değerindeki 11.60 YTL’lik posta  
masraflarını gösteren belgelerin fotokopilerini sunmutur.  
Hükümet bu talebe itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği kanıtlandığı  
ve makul bir meblağ olduğu takdirde bavurana geri ödenir. Mevcut davada bavuran talep  
ettiği harcamaların gerçekten meydana geldiğini belgelememitir. Buna göre AĐHM bu balık  
altında tazminat ödenmemesine karar verir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına  
üç puanlık bir artıın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermitir.  
5
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ile 4. fıkralarının ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. (a) AĐHS’nin 44. maddesi’nin 2. fıkrası gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ile birlikte Savunmacı  
Hükümet tarafından bavurana 8.000 EUR (sekiz bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı  
oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Bavuranın adil tatmine ilikin diğer taleplerinin reddedilmesine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. fıkraları uyarınca 14 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Sally Dollé  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Bakan  
6