yukarıda anılan Kaya, § 105). Bu bağlamda, AİHM, bu yükümlülüğün, öldürmenin, bir
Devlet görevlisi tarafından gerçekleştirildiğinin görüldüğü davalarla sınırlı olmadığına dikkat
çeker (bkz. Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93, § 105, AİHM 2000-VII).
150. Soruşturma aynı zamanda, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasına
imkan sağlayacak şekilde etkili olmalıdır (bkz Oğur – Türkiye [BD], no. 21954/93, § 88,
AİHM 1999-III). Bu, sonuca değil, yönteme dair bir yükümlülüktür. Yetkililerin, olaya ilişkin
olarak, inter alia, görgü tanığı ifadeleri dahil olmak üzere, kanıtları sağlamlaştırmak için,
imkanları dahilinde olan uygun adımları atmaları gerekli idi (bkz. yukarıda anılan Tanrıkulu,
§ 109). Soruşturmada, soruşturmanın ölüm sebebini veya sorumluyu belirleme kabiliyetine
zarar verecek herhangi bir eksiklik, bu standardın yerine getirilememesi riskini doğuracaktır.
151. Bu bağlamda, bir süratlilik ve makul ivedilik gereği de bulunmaktadır (bkz. Yaşa
– Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-IV, §§ 102-104; Çakıcı – Türkiye [BD], no.
23657/94, § 80, 87, 106, AİHM 1999-IV; yukarıda anılan Tanrıkulu, § 109). Belirli bir
durumda, bir soruşturmada, ilerlemeyi engelleyen durumlar veya zorluklar olabileceği kabul
edilmelidir. Ancak, yetkililerin, ölümcül güç kullanımını soruşturmada süratli davranmaları,
hukukun üstünlüğüne dair kamu güvenini muhafaza etmede ve kanunsuz işlere karışmış olma
veya bu tür işlere müsamaha gösterme görüntüsünü önlemede esastır (bkz McKerr – İngiltere,
no. 25657/94, § 390-395, AİHM, 2001-VII (bölümler)).
152. Davanın kendine özgü şartlarını göz önüne alarak, AİHM, ulusal yetkililerin – ve
özellikle Hüseyin Koku’nu kaçırıldığı yer olan Elbistan’da görev yapan Cumhuriyet
Savcısının – Hüseyin Koku’nun hayatına yönelik tehlikeyi önlemek için yetkileri dahilindeki
önlemleri alıp almadığını halihazırda incelemiştir. Bu bağlamda, AİHM, yetkililerin, Hüseyin
Koku’nun kaybolmasına yönelik bir soruşturma yapmadığı sonucuna varmıştır (bkz
yukarıdaki 143.-146. paragraflar). AİHM’ye göre, bu, - cesedin kendi yetki alanlarına girdiği -
Pötürge ilçesindeki yetkililerin, cinayetin fail(ler)ini belirleme olasılığına zarar vermiştir. Her
halükarda, aşağıda (153.-159. paragraflarda) ortaya konulmuş olan gerekçelerden ötürü,
Pötürge’deki yetkililerce yürütülen soruşturma da noksan idi.
153. AİHM, başlangıçta Adli Tıp Kurumu’nca hazırlanan raporda Hüseyin Koku’nun
ne zaman öldüğüne dair hiçbir bilgi bulunmadığını; aslında, bu rapordan, Adli Tıp
Kurumu’nun ölümün ne zaman gerçekleştiğini belirlemeye yönelik herhangi bir çabanın
olduğunun görülmediğini gözlemler (bkz yukarıdaki 78. paragraf). Bu bağlamda, AİHM,
Pötürge Cumhuriyet Savcısı Zeki Polat’ın 26 Mayıs 1995 tarihli yazısında, Hüseyin
Koku’nun ölüm tarihini neden “Ekim 1994” olarak belirttiğine dair AİHM’ye hiçbir bilginin
iletilmediğini vurgular (bkz. yukarıdaki 74. paragraf).
154. AİHM’ye göre, Adli Tıp Kurumu’nun ölüm tarihini belirleyememesi ve
soruşturma savcılarının bu konuyu araştırmaması veya takip etmemesi, soruşturma
makamlarının, en başından, soruşturmaları için gerekli itina ve ciddiyeti sarf etmediğinin
göstergesidir.
155. Akabinde soruşturma makamları tarafından atılan adımlara ilişkin olarak, AİHM,
bu adımların, daha çok, Hüseyin Koku’nun C.E. ile olan evlilik dışı ilişkisi ile ilgili olduğunu
gözlemler.
156. Cumhuriyet Savcısı tarafından, Dalkılıç’ın, Hüseyin Koku’nun cesedinin
bulunduğu yere çok yakın bir bölgede, bir cesetle birlikte gördüğünü söylediği kişileri