bölgesinde kanaat getirildiğini savunmaktadır. Hükümete göre bu koꢀullar çerçevesinde, adil
tatmin için belirlenecek meblağın tam olarak ne olacağını gösterir kesin bir yüzölçümü mevcut
değildir. Hükümet ayrıca AĐHM tarafından tayin edilecek bilirkiꢀi incelemesinin bu meseleyi
çözümleyeceği kanısındadır.
Öte yandan, mezkur arazi kamulaꢀtırılmadığından ve baꢀvuran halen maliki olduğundan adil
tatminin mali unsuru taꢀınmazın gerçek satıꢀ değerini oluꢀturamamaktadır.
Hükümet ayrıca gelir kaybını ortaya koyacak hiçbir dayanağın bulunmadığını savunmakta ve
son olarak manevi tazminat baꢀlığı altında bir meblağ ödenmesine yer olmadığını ifade
etmektedir.
AĐHM, ihlalin tespit edildiği bir baꢀvuruda Savunmacı Hükümetin ihlali gidermek ve ihlalden
önceki duruma mümkün olduğunca dönülmesini sağlayacak ꢀekilde ihlalin sonuçlarını ortadan
kaldırmak yükümlüğünün bulunduğunu hatırlatmaktadır (Yunanistan aleyhine Iatridis davası
(adil tatmin) [GC], no 31107/96, prg. 32, CEDH 2000-XI). Bir davaya taraf sözleꢀmeci
devletlerin, prensip olarak, ihlale hükmedilen bir kararın gereklerini yerine getirmek için
baꢀvuracakları yolları seçme serbestliği bulunmaktadır. Bir kararın nasıl icra edileceğine iliꢀkin
takdir yetkisi ile sözleꢀmeci devletlerin AĐHS’nin temel yükümlülüğü olan “güvence altına
alınan hak ve özgürlükleri tanıma” (1. madde) yükümlülüğü ile uyumlu bir seçme hakkı
kastedilmektedir. Đhlalin doğası bir restitutio in integrum’a müsaitse, bunu yerine getirmek
Savunmacı Devlete düꢀer, zira AĐHM’nin bunu bizzat yapmaya ne yetkisi ne imkânı
bulunmaktadır. Buna karꢀılık ulusal hukuk ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya olanak
tanımıyor ve/veya ancak kısmen giderebiliyorsa, bu durumda AĐHS’nin 41. maddesi AĐHM’ye,
mağdura uygun göreceği bir telafiyi sağlama yetkisi vermektedir (Romanya aleyhine
Brumărescu davası (adil tatmin) [GC], no 28342/95, prg. 20, CEDH 2001-I).
AĐHM, ana kararında, iç hukuktaki mahkemelerin anayasal gerekçelerle baꢀvuranın mülkünün
bir bölümüne tahdit getirdiğini ve bu mahrumiyetin amacının doğanın ve çevrenin korunması
gibi kamu yararı kapsamına girdiğini ve dolayısıyla hukuka aykırı ve keyfi hiçbir iꢀlem
bulunmadığını tespit etmiꢀtir.
AĐHM, aꢀağıdaki değerlendirmelere dayanarak Ek 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlâl
edildiği sonucuna varmıꢀtır:
«AĐHM, kararının, orman tahdidine iliꢀkin bir sınıflandırmanın, davaya iliꢀkin koꢀullardan bağımsız
olarak Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk cümlesi uyarınca mülkiyet hakkına yönelik bir
müdahale oluꢀturduğu ꢀeklinde bir ilke kararı olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin ve sözkonusu
dava olayları ile sınırlı olduğunun altını çizer. Mevcut davada ihtilaflı taꢀınmazın orman tahdidine
dahil edilmesi baꢀvuranın yasal yoldan edindiği mülkiyet hakkının içini boꢀaltmıꢀtır (...)
Baꢀvuranın, 28 Eylül 2007 tarihli ihtiyati tedbir kararına kadar, sözkonusu taꢀınmazı üçüncü kiꢀilere
satabileceği hususundaki argüman sözkonusu tespiti hiçbir ꢀekilde etkilememektedir, zira bir yandan
sözkonusu satıꢀ imkanı tamamen teoriktir diğer yandan ise tapu senedinin iptaline ve taꢀınmazın
Orman Müdürlüğü lehine devrine iliꢀkin süreç baꢀlamıꢀtır.
Bundan sonra artık ihtilaflı tedbirin istenilen adil dengeye riayet edip etmediğinin özellikle de
baꢀvuranı orantısız bir yüke katlanmak zorunda bırakıp bırakmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda, ulusal hukuk tarafından belirlenen tazminat usullerinin göz önüne alınması
gerekmektedir. AĐHM, bu konuda mevcut davada etkili iç hukuk yolunun bulunmadığını tespit
etmiꢀtir (...) Davanın koꢀulları, özellikle de tahdidin nihai oluꢀu, dava konusu durumu telafi
edebilecek nitelikte etkili iç hukuk yolunun bulunmayıꢀı, baꢀvuranın mülkiyet hakkından
yararlanması karꢀısındaki engel ve tazminat ödenmemiꢀ olması, AĐHM’yi, baꢀvuranın, kamu
3