CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEY
Đ
 
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KÖKTEPE - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 35785/03 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
(Adil Tazmin)  
STRAZBURG  
13 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup bazı  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan ve (35785/03) numaralı bavurunun nedeni T.C.  
vatandaı Halil Đbrahim Köktepe’nin (bavuran) 17 Ekim 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
22 Temmuz 2008 tarihli bir kararla AĐHM, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal  
edildiğine hükmetmitir (Köktepe ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 35785/03 22 Temmuz  
2008).  
AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması kapsamında bavuran maruz kaldığına kanaat getirdiği  
zararlar için bazı meblağlar talep etmitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunu saklı tutmuve Hükümet ve  
bavuranı, kararın tebliğinden itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki görülerini yazıyla  
kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlamadan kendisini haberdar  
etmeye davet etmitir. Bavuran ve Hükümet görülerini sunmular ancak dostane çözüm  
imkânı sağlayan bir uzlamaya varamamılardır.  
HUKUK  
A. Maddi zarar  
Bavuran maddi zarar karılığı olarak m2’si yaklaık 83 Euro’dan toplam yüzölçümü 21.200  
m2’lik arazi için 1.761.230 Euro talep etmektedir. Bavuran bu bağlamda yakın civardaki  
arazilerin değerine atıfla bir karılatırma yapmakta ve AĐHM’nin dikkatine iki satıꢀ  
sözlemesini sunmaktadır: buna göre 13.766,44 m2’lik arazinin değeri 4.217.500 Euro;  
12.026,56 m2’lik diğer arazinin değeri ise 2.078.050 Euro’dur. Bavuran tahdit yapılan arazinin  
tam yüzölçümünü belirtir bir belgeye dayanmadan arazinin toplam değeri için bir tazminat  
ödenmesini talep etmekte, tahdit nedeniyle arazinin yalnızca bir bölümü etkilense dahi (ki  
bavurana göre yaklaık 18.000 m2’dir) arazinin kalan kısmının kullanılabilirliğini yitirdiğini  
öne sürmektedir. Bavuran ayrıca bu on yıllık süre boyunca % 2 oranında değer kaybetmesiyle  
birlikte uğramıolduğu 352.246 Euro tutarındaki maddi kaybın tazmin edilmesini talep  
etmektedir.  
Bavuran manevi tazminat olarak ise 10.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet AĐHM’yi aırı ve dayanaktan yoksun nitelendirdiği bu meblağları reddetmeye  
çağırmaktadır. Hükümet ayrıca tahdidin kısmi yapıldığı dikkate alındığında bavuranın arazinin  
toplamı için öne sürdüğü talebin kabul edilemez olduğunu belirtmektedir.  
Hükümet iç hukuktaki yargılama boyunca mahkemeye sunulan çeitli bilirkii raporlarına  
göndermede bulunarak ihtilaf konusu taınmazın (13.625 m2) yalnızca bir bölümünün tahdit  
kapsamına alındığını hatırlatır. Hükümete göre bavuran 17 Ekim 2003 tarihli bavurusunda  
ihtilaf konusu arazisinin 13.625 m2’lik kısmının sözü edilen bu uygulamadan etkilendiğini ifade  
etmitir. Hükümet Çanakkale Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 16 Kasım 2000 tarihinde aldığı ve  
3 Temmuz 2004’te kesinleen hükmünde daha evvel düzenlenen bilirkii raporlarında görüꢀ  
ayrılıklarının olduğunun dile getirildiğini, dava dosyasına 30 Haziran 2000 tarihinde eklenen  
son raporda ihtilaf konusu taınmazın kısmen orman arazisinde yer aldığı tespitinin yapıldığını  
ve taınmazın hangi kısmının tahdit alanına gireceği tam olarak belirtilmeksizin krokide B  
2
bölgesinde kanaat getirildiğini savunmaktadır. Hükümete göre bu koullar çerçevesinde, adil  
tatmin için belirlenecek meblağın tam olarak ne olacağını gösterir kesin bir yüzölçümü mevcut  
değildir. Hükümet ayrıca AĐHM tarafından tayin edilecek bilirkii incelemesinin bu meseleyi  
çözümleyeceği kanısındadır.  
Öte yandan, mezkur arazi kamulatırılmadığından ve bavuran halen maliki olduğundan adil  
tatminin mali unsuru taınmazın gerçek satıdeğerini oluturamamaktadır.  
Hükümet ayrıca gelir kaybını ortaya koyacak hiçbir dayanağın bulunmadığını savunmakta ve  
son olarak manevi tazminat bağı altında bir meblağ ödenmesine yer olmadığını ifade  
etmektedir.  
AĐHM, ihlalin tespit edildiği bir bavuruda Savunmacı Hükümetin ihlali gidermek ve ihlalden  
önceki duruma mümkün olduğunca dönülmesini sağlayacak ekilde ihlalin sonuçlarını ortadan  
kaldırmak yükümlüğünün bulunduğunu hatırlatmaktadır (Yunanistan aleyhine Iatridis davası  
(adil tatmin) [GC], no 31107/96, prg. 32, CEDH 2000-XI). Bir davaya taraf sözlemeci  
devletlerin, prensip olarak, ihlale hükmedilen bir kararın gereklerini yerine getirmek için  
bavuracakları yolları seçme serbestliği bulunmaktadır. Bir kararın nasıl icra edileceğine ilikin  
takdir yetkisi ile sözlemeci devletlerin AĐHS’nin temel yükümlülüğü olan “güvence altına  
alınan hak ve özgürlükleri tanıma” (1. madde) yükümlülüğü ile uyumlu bir seçme hakkı  
kastedilmektedir. Đhlalin doğası bir restitutio in integrum’a müsaitse, bunu yerine getirmek  
Savunmacı Devlete düer, zira AĐHM’nin bunu bizzat yapmaya ne yetkisi ne imkânı  
bulunmaktadır. Buna karılık ulusal hukuk ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya olanak  
tanımıyor ve/veya ancak kısmen giderebiliyorsa, bu durumda AĐHS’nin 41. maddesi AĐHM’ye,  
mağdura uygun göreceği bir telafiyi sağlama yetkisi vermektedir (Romanya aleyhine  
Brumărescu davası (adil tatmin) [GC], no 28342/95, prg. 20, CEDH 2001-I).  
AĐHM, ana kararında, iç hukuktaki mahkemelerin anayasal gerekçelerle bavuranın mülkünün  
bir bölümüne tahdit getirdiğini ve bu mahrumiyetin amacının doğanın ve çevrenin korunması  
gibi kamu yararı kapsamına girdiğini ve dolayısıyla hukuka aykırı ve keyfi hiçbir ilem  
bulunmadığını tespit etmitir.  
AĐHM, aağıdaki değerlendirmelere dayanarak Ek 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlâl  
edildiği sonucuna varmıtır:  
«AĐHM, kararının, orman tahdidine ilikin bir sınıflandırmanın, davaya ilikin koullardan bağımsız  
olarak Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk cümlesi uyarınca mülkiyet hakkına yönelik bir  
müdahale oluturduğu eklinde bir ilke kararı olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin ve sözkonusu  
dava olayları ile sınırlı olduğunun altını çizer. Mevcut davada ihtilaflı taınmazın orman tahdidine  
dahil edilmesi bavuranın yasal yoldan edindiği mülkiyet hakkının içini boaltmıtır (...)  
Bavuranın, 28 Eylül 2007 tarihli ihtiyati tedbir kararına kadar, sözkonusu taınmazı üçüncü kiilere  
satabileceği hususundaki argüman sözkonusu tespiti hiçbir ekilde etkilememektedir, zira bir yandan  
sözkonusu satıimkanı tamamen teoriktir diğer yandan ise tapu senedinin iptaline ve taınmazın  
Orman Müdürlüğü lehine devrine ilikin süreç balamıtır.  
Bundan sonra artık ihtilaflı tedbirin istenilen adil dengeye riayet edip etmediğinin özellikle de  
bavuranı orantısız bir yüke katlanmak zorunda bırakıp bırakmadığının belirlenmesi gerekmektedir.  
Bu bağlamda, ulusal hukuk tarafından belirlenen tazminat usullerinin göz önüne alınması  
gerekmektedir. AĐHM, bu konuda mevcut davada etkili iç hukuk yolunun bulunmadığını tespit  
etmitir (...) Davanın koulları, özellikle de tahdidin nihai oluu, dava konusu durumu telafi  
edebilecek nitelikte etkili iç hukuk yolunun bulunmayıı, bavuranın mülkiyet hakkından  
yararlanması karısındaki engel ve tazminat ödenmemiolması, AĐHM’yi, bavuranın, kamu  
3
yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bozan alıılmıın  
ında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldığı yönünde düünmeye sevk etmektedir (Bkz,  
mutatis, mutandis, Terazzi S.r.l).  
AĐHM yukarıda bahse konu hususlar ıığında bavuranın zarara uğradığına itibar etmektedir.  
Bununla birlikte, AĐHS’ye aykırı ve Hükümete yüklenilebilecek bu durum Savunmacı Devletin  
üstlenmesi gereken tazminatı belirleyecek kıstasların kullanılmasına itici güç olarak  
yansımaktadır (Bkz, mutatis, mutandis, Terazzi S.r.l-Đtalya (adil tatmin) no:27265/95, 26 Ekim  
2004).  
Yukarıdaki değerlendirmeleri dikkate alan AĐHM, mevcut davada tespit edilen ihlalin  
niteliğinin, balangıç noktası olarak restitutio in integrum’un benimsenmesine müsait olmadığı  
ve öne sürülen zararın giderilmesinde bir telafi sağlamadığı kanaatine varmaktadır (Bkz.  
Beyeler-Đtalya (adil tatmin) kararı no: 33202/96, 28 Mayıs 2002 ve Eski Yunan Kralı ve  
diğerleri davası (adil tatmin) no: 25701/94, 28 Kasım 2002).  
Bu çerçevede tespit edilecek bir tazminatın ihtilaflı müdahalenin tüm sonuçlarını ortadan  
kaldırması gerektiği gibi bir anlayıa cevap vermek zorunluluğu bulunmamaktadır. (Bkz.  
Papamichalopoulos vd.-Yunanistan, 31 Ekim 1995 ve sözü edilen Eski Yunan Kralı vd.-  
Yunanistan kararı).  
AĐHM mevcut bavurudaki koulların belirgin bir maddi tazminata hükmetmeye el  
vermediğine itibar etmektedir. Đꢀbu davaya konu edilen zarar eklinin özü itibarıyla belirsiz  
oluu zararın tazmini için gerekli olan meblağın hesaplanmasını olanaksız kılmaktadır (Bkz.  
sözü edilen mutatis, mutandis, Terazzi S.r.l-Đtalya). AĐHM bunun yanı sıra, çeitli bilirkii  
raporları bu konuda genel bir fikir verse dahi, iç hukuktaki mahkemenin sözkonusu arazinin  
hangi bölümünün tam olarak tahdit sınırları içinde yer aldığını belirtmediğini saptamaktadır.  
Yine taraflar da aynı ekilde arazinin ne kadarlık bir bölümünün bu kapsama girdiği konusuna  
açıklık getirememiler ve sunulan bilirkii raporlarıyla tahdidin mezkur taınmaz üzerinde  
hangi ölçüde bir değer kaybına yol açtığını ortaya koyamamılardır. Bavuran tarafından  
sunulan bilirkii raporları ne arazinin tahdidden etkilenen kısmını ne de bu uygulamayla birlikte  
oluan muhtemel kaybı içermektedir. Bavuran bu tahditi müteakip arazinin kullanımının  
olanaksız oluuna bağlı olarak uğradığı muhtemel bir gelir kaybını dile getirebilecek herhangi  
bir unsur sunmamıtır. Öte yandan AĐHM, bavuranın tapu senedinin iptalini öngören  
yargılamanın iç hukuktaki mahkemelerde halen sürdüğünü gözlemlemektedir. Sonuç itibarıyla,  
AĐHM bu yargılamanın akıbetinin ne olacağı hususunda bir yargıya varamamaktadır.  
AĐHM, bu nedenle bavuranın belirli ölçüde maddi ve manevi zarara uğradığına itibar etmekte  
ve bu yönde olabildiğince bir rakam telaffuz etmeye çalımaktadır. Mahkemeye sunulan  
unsurlar ıığında, hakkaniyete uygun ve uğradığı tüm zararı karılayacak ekilde her türlü  
kesintiden muaf tutularak bavurana 100.000 Euro’nun ödenmesini uygun görmektedir.  
B. Yargılama masraf ve gideri  
Bavuran 10.000 Euro temsil gideri, 3.000 Euro yargılama gideri ve Strazburg’taki durumaya  
katılma masraflarının karılığı olarak 5.000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmakta ve bu iddialarının dayanaksız olduğunu savunmaktadır.  
AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca, bir bavuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir (Iatridis).  
4
AĐHM, bavuranın yargılama masraf ve giderleri kapsamındaki iddialarının desteklenmediği ve  
gerekli belgeler eliğinde sunulmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, sözkonusu talebi  
reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,  
1. Bire karı altı oyla,  
a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme  
tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf  
tutularak, Savunmacı Devlet tarafından bavurana uğradığı tüm zararın karılığı olarak 100.000  
(yüz bin) Euro tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından,  
Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eit  
oranda basit faiz uygulanmasına;  
2. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde, AĐHS’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve Đçtüzüğün 74. maddesinin 2.  
paragrafına uygun olarak Yargıç Cabral Barreto’nun ayrı oy görüü yer almaktadır  
YARGIÇ CABRAL BARRETO’NUN AYRI OY GÖRÜÜ  
Savunmacı Devletin adil tatmin bağı altında tazminat ödemeye mahkum edilmesine karı  
oy kullandım zira Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği kanısında değilim (ki bu  
üncem asıl karar ekinde de yer almaktadır).  
unu da eklemekte yarar görmekteyim ki bavurana bu davada ayet bir tazminat ödenmesi  
kararını vermek durumunda olsaydım, dairenin aynı gün Turgut vd. (bavuru no: 1411/03)  
(madde 41) bavurusunda benimsediği kararı ile tutarlı olması bakımından, ihlal tespitinin  
manevi tazminat açısından yeterli olacağını dile getirirdim.  
5