CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEY
Đ
 
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
KÖK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 20868/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
24 Kasım 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (20868/04) numaralı bavurunun nedeni on  
üç T.C. vatandaı Ömer Kök, Ali Tunç, Rafet Kök, Recep Kök, Zeynep enoğlu, Emine  
Gevren, ükriye Tezcan, Rukiye Yücetürk, Hüsniye Can, Nazmiye Yazar, Kerime Kök,  
Melek Makarnacı ve Necmiye Kök’ün (bavuranlar) 5 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca  
yaptığı bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Sakarya ve Kocaeli Barosu  
avukatlarından G. Çanga ve H.R. Arda tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1930, 1934, 1965, 1963, 1947, 1936, 1939, 1941, 1942, 1968, 1939,  
1959 ve 1961 doğumlu olup Sapanca’da ikamet etmektedir.  
1957 yılında Sapanca Uzunkum’da bulunan 5.037 ve 6.737 m2’lik araziler tarım alanı olarak  
vasıflandırılmıve tapu kadastro kayıtlarında bavuranların ailesi adına tescil ettirilmitir  
(sırasıyla 320 ve 414 numaralı parseller).  
25 Ocak 1993 tarihinde tapu kadastro çalımalarının sınırlandırılması vesilesiyle Tapu  
Kadastro 1 numaralı Tespit Komisyonu sözkonusu taınmazları orman arazisi sınırları içinde  
göstermitir.  
12 Ekim 2001 tarihinde bavuranlar (Ömer Kök, Ali Tunç, Zeynep enoğlu, Emine Gevren,  
ükriye Tezcan, Rukiye Yücetürk ve Hüsniye Can) taınmazların Tapu kadastro tespit  
komisyonu tarafından ormanlık arazi olarak vasıflandırılmasının iptali istemiyle Orman Genel  
Müdürğü aleyhinde Sapanca Asliye Hukuk Mahkemesi önünde dava açmılardır.  
Sapanca Tapu ve Kadastro Müdürlüğü 17 Ekim 2001 tarihinde dosyaya tapu kayıtlarının  
durumunu eklemitir. Bu belgelere göre, 9 Nisan 1993 tarihinde tapu kaydına sözü edilen bu  
parsellerin satıını engelleyen bir erh konulmutur. Bu kayıtlar aynı zamanda 13 Ağustos  
1957 yılından bu yana taınmazların maliklerinin değitiğini göstermektedir; 14 Mart 1998  
tarihinde bavuranlar Ömer Kök, Ali Tunç, Zeynep enoğlu, Emine Gevren, ükriye Tezcan,  
Rukiye Yücetürk, Hüsniye Can ve Đsmail Kök (18 ubat 2002’de vefat etmitir) bu iki  
parselin malikleri konumundaydı.  
Asliye hukuk mahkemesi 18 Temmuz 2002 tarihinde bavuranların bu talebini reddetmitir.  
Mahkeme, zilyetliğinde bulunması nedeniyle taınmazların o dönemde bavuranların ailesi  
adına tescil edildiğini, fakat 1993 yılında orman alanı sınırlandırması çalımalarının ve 10  
Nisan 2002 ve 24 Haziran 2002 tarihlerinde yapılan alan ekspertiz incelemelerinin, topografi  
haritalarının ve bilirkii raporlarının sözü edilen alanın orman arazisi olduğunu ortaya  
koyduğu saptamasını yapmıtır.  
Bavuranlar 10 Ocak 2003 tarihinde bu karara karı temyize gitmitir. Adı geçenler bu  
arazileri 1957 yılında edindiklerini ve otuz yıldan fazla bir süre kullandıklarını iddia ederek  
sürerek taınmazlar orman arazisi olarak nitelendirse bile, Devletin kendilerine tazminat  
ödemesi gerektiğini savunmulardır.  
2
Yargıtay 24 Mart 2003 tarihinde temyize gidilen kararı onamıtır.  
Yargıtay 6 Ekim 2003 tarihinde bavuranlar tarafından yapılan kararın düzeltme talebini  
reddetmitir. Yargıtay’ın bu kararı 5 Kasım 2003 tarihinde tebliğ edilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’YE EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar kendilerine tazminat vermeksizin tapu senetlerinin iptal edilmesinin Ek 1 no’lu  
Protokol’ün 1. maddesinde yer alan mülkiyet hakkına aykırı bir durumu tekil ettiğinden  
ikayetçidir.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet bavuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle AĐHM’yi bavuruyu  
kabuledilemez ilan etmeye çağırmaktadır.  
Hükümet öncelikli olarak, benzer koulları içeren ve Orman Genel Müdürlüğü’nün talebi  
üzerine tapusu yargı kararı ile iptal edilerek Hazine adına tescil edilen bir davada, davayı açan  
bir kimsenin tazminat elde ettiğine değinmekte, bu kararda, Đzmir Asliye Hukuk Mahkemesi  
Hazinenin bizzat bahse konu taınmazın niteliğini göz önünde bulundurmaksızın satıını  
gerçekletirmesi dolayısıyla ilgiliye tazminat ödemesi gerektiğine hükmettiğini ifade  
etmektedir.  
Hükümet ayrıca, bavuranların 25 Ocak 1993 tarihli tapu kadastro komisyonunun çalımalarına  
o dönemde yürürlükte bulunan hükümler çerçevesinde kendilerine tanınan sürede itiraz  
etmediklerini savunmaktadır.  
Hükümet son olarak, Đsmail Kök’ün mirasçıları (Rafet Kök, Recep Kök, Nazmiye Yazar,  
Kerime Kök, Melek Makarnacı ve Necmiye Kök) ile Orman Genel Müdürlüğü arasındaki  
davanın iç hukukta halen derdest olduğunu belirterek, bavuranların temsilcisinin bavuranlar  
açısından bu davanın sonucunu beklemelerinin yersiz olduğunu ileri sürdüğü sözlerine  
eklemektedir.  
Bavuranlar Hükümetin savına itiraz ederek sözkonusu bu mahrumiyet kararına karı iç  
hukukta herhangi bir bavuru yolunun mevcut olmadığını iddia etmekte, bu doğrultuda,  
kadastro komisyonunun arazinin niteliğine ilikin kararlarına itiraz etme ve mahrumiyet  
nedeniyle tazminat talep etme süresinin on yıl içinde mümkün olabileceği açıklamasını  
yapmaktadırlar. Kadastro komisyonunun kararları öncesinde herhangi bir tazminat bavurusuna  
gidilemediğinden bu bavuru yolları ancak teoride mümkün olabilmektedir. Her halükarda,  
Türk Hukuk’unda etkili bir bavuru yolunun mevcut olduğunu gösterir bir içtihat yer  
almamaktadır.  
3
25 Ocak 1993 tarihli kadastro komisyonunun kararlarına itiraz ile ilgili olarak bavuranlar  
yetkili bir mahkeme önünde açılan davanın on yıllık sürede uygulanabilir olduğunu iddia  
etmektedir.  
Bavuranlar Đsmail Kök’ün mirasçıları için açılan davanın sürdüğü konusuna itiraz ederek  
halen devam eden hiçbir davanın olmadığını iddia etmekte, bu doğrultudaki tek davanın 12  
Ekim 2001 tarihinde Ömer Kök, Ali Tunç, Zeynep enoğlu, Emine Gevren, ükriye Tezcan,  
Rukiye Yücetürk ve Hüsniye Can tarafından açıldığını dile getirmektedir. Davanın açıldığı  
dönemde Đsmail Kök halen hayattaydı ve sağlık durumu nedeniyle durumaya katılamamıtı.  
Đsmail Kök’ün 18 ubat 2002 tarihinde vefat etmesinin ardından her iki parsel üzerindeki  
mülkiyet hakkı mirasçılarına (Rafet Kök ve Recep Kök, Nazmiye Yazar, Kerime Kök, Melek  
Makarnacı ve Necmiye Kök) geçmitir. Bavuranlar ayrıca, bavuranların bir bölümü  
tarafından yapılan bavurunun ihtilaf konusu parseller üzerinde bütün bavuranların mülkiyet  
hakkını öne sürmek bakımından yeterli olacağını öne sürmektedir.  
AĐHM, Hükümetin ilk iki itirazına ilikin, daha önce de benzer itirazların dile getirildiğini ve  
bunların reddedildiğini hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında, Rimer vd.-Türkiye kararı, no:  
18257/04, 10 Mart 2009). Mevcut bavuruda benimsediği bu kararın dıına çıkılmasını  
gerektirecek herhangi bir özel durumun sözkonusu olmadığını belirtir. AĐHM bu nedenle  
Hükümetin ön itirazının her iki bölümünü de reddetmektedir.  
AĐHM, iç hukukta Đsmail Kök’ün mirasçılarının davalarının halen derdest olduğu hususunda  
ise dava dosyasından Hükümetin bu savı destekleyici bir kanıt unsurunu sunmadığını  
saptamaktadır. AĐHM sonuç itibarıyla, Hükümetin bu doğrultudaki itirazını da reddetmektedir.  
B. Esasa dair  
AĐHM, hâlihazırda Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk bendinin ikinci cümlesi  
anlamında bavuranların mülkiyet hakkına yönelik mülkten ‘yoksun bırakma’ olarak  
değerlendirilmesi gereken bir müdahalenin var olduğunu tespit etmektedir.  
Ulusal mahkemeler tarafından öne sürülen gerekçeler ıığında, AĐHM bavuranların  
mülkiyetinden yoksun bırakılması ileminin Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci  
bendinin ikinci paragrafı gereğince genel menfaatler çerçevesinde tabiatın ve ormanların  
korunması amacını güttüğü kanısındadır (Bkz. diğerleri arasında, atır-Türkiye kararı, no:  
36192/03, 10 Mart 2009).  
AĐHM, bavuranların dile getirdiği ikayete benzer bir ikayeti daha önce de incelediğini ve  
Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır. Bunun yanı  
sıra, taınmazın değeri ile uyumayan makul bir meblağ ödemeksizin mülkiyetten yoksun  
bırakmanın aırı bir müdahaleyi oluturduğunu ve istisnai koullarda toplam bir tazminatın  
yokluğunun Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağdamadığını dile getirmektedir (Bkz.  
sözü edilen Turgut vd-Türkiye no: 36192/03 ve özellikle söz edilen atır vd.). Mevcut  
bavuruda, bavuranlar taınmazlarının Orman Genel Müdürlüğüne devredilmesini müteakip  
herhangi bir tazminat elde edememitir. AĐHM, Hükümetin bu davanın farklı bir sonuca  
ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmitir (Bkz. sözü  
edilen Turgut vd.-Türkiye ve atır-Türkiye).  
Bu nedenle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
4
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGLANMASI HAKKINDA  
A. Maddi tazminat  
Bavuranlar maddi zarara uğradıklarını ileri sürerek 320 numaralı parsele değin 151.110 TL  
ve 414 numaralı parsel için 192.210 TL olmak üzere toplam 343.320 TL (yaklaık 216.880  
Euro) tazminat talep etmektedir. Bavuranlar bu bağlamda, Sapanca Asliye Hukuk  
Mahkemesine 4 Mayıs 2004 tarihinde iletilen bilirkii raporunu dayanak göstermektedir.  
Hükümet AĐHM’yi aırı ve dayanaktan yoksun olarak nitelendirdiği bu meblağları  
reddetmeye davet etmekte, sözü edilen bilirkii raporunun tek taraflı olarak bavuranların  
isteğiyle hazırlandığını savunmaktadır. Hükümete göre mezkur taınmazlar ormanlık alanın  
bir bölümünü oluturmaktadır ve özel bir mülkiyet konusunu tekil edemez. Bu nedenle  
taınmazların herhangi bir satıdeğeri yoktur.  
AĐHM, ihlalin tespit edildiği bir bavuruda Savunmacı Hükümetin ihlali gidermek ve ihlalden  
önceki duruma mümkün olduğunca dönülmesini sağlayacak ekilde ihlalin sonuçlarını  
ortadan kaldırmak yükümlüğünün bulunduğunu hatırlatır (Bkz. Iatridis-Yunanistan (adil  
tatmin) no: 31107/96). Bir davaya taraf Sözlemeci Devletlerin, prensip olarak, ihlale  
hükmedilen bir kararın gereklerini yerine getirmek için bavuracakları yolları seçme  
serbestliği bulunmaktadır. Bir kararın nasıl icra edileceğine ilikin takdir yetkisi ile,  
Sözlemeci Devletlerin, AĐHS’nin temel yükümlülüğü olan “güvence altına alınan hak ve  
özgürlükleri tanıma” (1. madde) yükümlülüğü ile uyumlu bir seçme hakkı kastedilmektedir.  
Đhlalin doğası restitutio in integrum’a müsaitse, bunu yerine getirmek Savunmacı Devlete  
er, zira AĐHM’nin bunu bizzat yapmaya ne yetkisi ne imkânı bulunmaktadır. Buna karılık  
ulusal hukuk ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya olanak tanımıyor ve/veya ancak kısmen  
giderebiliyorsa, bu durumda AĐHS’nin 41. maddesi AĐHM’yi, mağdura uygun göreceği bir  
telafiyi sağlama yetkisi vermektedir (Bkz. Brumarescu-Romanya (adil tatmin) no: 28342/95).  
AĐHM bununla birlikte, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin yalnızca tazminat ödenmemesi  
dolayısıyla ihlal edildiği sonucuna varmaktadır. Bu bavuruda, tespit edilen ihlalin doğası  
restitutio in intergrum’un uygulanmasına olanak tanımamaktadır. Benzer bir durumda geri  
verme ileminin meruluğu Savunmacı Devlet tarafından tazminin belirlenmesinde esas  
alınacak kıstasların uygulanmasına da yansımaktadır, meru yollardan yoksun bırakmanın  
mali sonuçları yasaya aykırı olarak el koyma ile bir tutulamaz (Bkz. Scordino-Đtalya (no1)  
no:36813/97 ve Eski Yunanistan Kralı vd.-Yunanistan (adil tatmin) no: 25701/94, 28 Kasım  
2002).  
AĐHM, aynı konuyu içeren benzer davalarda dile getirdiklerini bir kez daha hatırlatır (Bkz.  
sözü edilen Turgut vd.-Türkiye ve atır-Türkiye kararı):  
« Tabiatın ve ormanların ve daha genel olarak da çevrenin korunması, kamuoyunda ve dolayısıyla kamu  
makamları nezdinde sürekli ve desteklenen bir ilgiyle savunulan bir değerdir. Çevrenin korunmasına ilikin  
mülahazalar sözkonusu olduğunda, bilhassa da devlet konuyla ilgili olarak bir yasal düzenlemeye gitmise,  
ekonomik zorunluluklar ve hatta mülkiyet hakkı gibi bazı temel haklar öncelik arz etmemelidirler (…) ».  
AĐHM yerleik içtihadına göre taınmazın değeri ile uyuan makul bir meblağa  
hükmetmeksizin mülkten yoksun bırakmak aırı bir müdahaleyi oluturmaktadır. Bunun yanı  
sıra Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi her halükarda tam bir tazmini güvence altına  
almamaktadır. Bu itibarla, «kamu yararı» güden meru amaçlar doğrultusunda kamulatırılan  
taınmazların gerçek değerinin altında bir meblağa hükmedilebilir (Bkz. mutatis mutandis,  
5
Lithgow vd.-Birleik Krallık 8 Temmuz 1986, Broniowski-Polonya no: 31443/96 ve sözü  
edilen Scordino-Đtalya (no1) kararları).  
Yukarıda dile getirilenler ıığında, AĐHM uygun bir tazminata hükmetmek için taraflarca  
sunulan dosyada yer alan unsurların tamamını ve ilgili verileri dikkate alacaktır (Bkz. mutatis  
mutandis, N.A. vd.-Türkiye kararı (adil tatmin) no: 37451/97, 9 Ocak 2007). AĐHM bu  
bağlamda, tazminat konusunda belirleyeceği meblağ ile ilintili olmasa da ulusal yargı  
sürecinde gerçekletirilen bilirkii incelemelerini göz önünde bulunduracaktır (Bkz. aynı  
anlamda, Kozacıoğlu-Türkiye kararı no: 2334/03, 19 ubat 2009).  
AĐHM bavuranların mahkemenin tayin ettiği bilirkiinin raporunu sunduklarını not  
etmektedir. 4 Mayıs 2004 tarihli bu rapor taınmazların değerini 343.320 TL (yaklaık  
216.880 Euro) olarak belirlemitir.  
AĐHM, bu unsurları dikkate alarak, ki bunlara yapılan müdahalede izlenen kamu yararı  
amacı- da dahil ve hakkaniyete uygun olarak her türlü vergiden muaf tutulmak üzere  
bavuranlara ortaklaa 175.000 Euro maddi tazminat ödenmesini uygun görmektedir.  
B. Manevi tazminat  
Bavuranlar manevi tazminat bağı altında 10.000 TL (yaklaık 5.900 Euro) talep  
etmektedir.  
Hükümet bu yönde bir ödeme yapılmasının gerekli olmadığına, ihlal tespitinin kendisinin  
balı baına bir adil tatmini oluturacağına itibar etmektedir.  
AĐHM bu bavurunun koulları dikkate alındığında, ihlal tespitinin adil bir tatmini oluturmak  
bakımından yeterli olacağı kanısına varmaktadır (Bkz. a contrario, Belvedere Alberghiera  
S.R.l-Đtalya (adil tatmin) no: 31524/96, 30 Ekim 2003).  
C. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar iç hukuktaki mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıoldukları yargılama giderleri  
için 41.915 TL (yaklaık 19.490 Euro) talep etmektedir. Bu amaçla avukatları ile yapmıꢀ  
oldukları iki sözlemeyi sunmaktadırlar; 21 Eylül 2001 tarihli sözlemeye göre avukatlık  
ücreti 10.000 TL (olayların meydana geldiği dönemde yaklaık 7.080 Euro) 15 Nisan 2004  
tarihli sözlemeye göre ise avukatlık ücreti 25.000 TL (olayların meydana geldiği dönemde  
yaklaık 15.300 Euro) olup bunlara % 18 oranında KDV eklenmektedir. Bavuranlar buna 1  
Kasım 2007 tarihinde yapmıoldukları 5.900 TL tutarındaki ödemeyi de eklemektedir.  
Bavuranlar çeitli tarihlerde iç hukukta yapılan harcama ve giderlere ilikin toplam 615 TL  
(yaklaık 435 Euro) tutarındaki dokuz makbuzu sunmaktadır.  
Hükümet AĐHM’yi aırı olarak nitelendirdiği bu miktarları reddetmeye çağırmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu bavuruda, mahkemeye sunulan deliller ve  
sözü edilen kıstaslar ıığında AĐHM, yargılama giderleri için bavuranlara ortaklaa 5.000  
Euro’nun ödenmesini kararlatırmaktadır.  
6
D. Gecikme faizi  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavuranlara ortaklaa:  
i. 175.000 (yüz yetmibebin) Euro maddi tazminat ödenmesine;  
ii. yargılama masraf ve giderleri için 5.000 (bebin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 24 Kasım 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7