bulmuꢀtur. Bununla birlikte, tutuklu yargılama süresi ile ilgili ꢀikayet, nihai tutuklama
kararından altı ay sonra 17 Eylül 2001 tarihinde yapılmıꢀtır (Graban-Polonya (karar), no:
13851/02, 5 Temmuz 2005).
Bu nedenle AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca altı ay kuralına uyulmaması nedeniyle
baꢀvurunun bu kısmının kabuledilemez ilan edilmesi ve 35 § 4. maddesi bakımından
reddedilmesi uygun olacaktır.
AĐHM tarafların sunduğu argümanların tümü ıꢀığında, baꢀvurunun geri kalan kısmının
bu aꢀamada çözüme kavuꢀturulamayacak ancak esastan incelemeyi gerektiren ciddi ve hukuki
sorunlara neden olduğu kanaatindedir. Bu nedenle bu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi
uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu ilan edilemez. Baꢀvuruda ayrıca baꢀka hiçbir
kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilmemiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, olayların meydana geldiği dönemde yaꢀının küçük olmasından dolayı cezai
sorumluluğunun bulunmadığını belirtmektedir. Baꢀvuran, yargılama süresince talep edilen
mahkumiyet cezası ve tutuklu olarak yargılandığı sırada kendisinden yaꢀça büyük kiꢀilerle
aynı cezaevinde kalması nedeniyle sıkıntı yaꢀadığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran ayrıca
mahkemeye 100 kilometrelik mesafede bulunan bir cezaevine konulduğundan ꢀikayetçi
olmaktadır. Bu nedenle tutuklu kaldığı süre içerisinde insanlık dıꢀı koꢀullarda elleri bağlı
olarak tamamen kapalı bir aracın içerisinde mahkemeye gidip gelmek zorunda kaldığını iddia
etmekte ve AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, ayrıca Türk Hukuku’nda cezai sorumluluk yaꢀının on beꢀ olarak tespit
edildiğini belirtmektedir. Hükümet, 6 Ekim 1995 tarihli sağlık raporuna atıfta bulunarak
baꢀvuranın yargılandığı sırada on dokuz yaꢀında olduğunu ve 5 Mayıs 1997 tarihli sağlık
raporundan, olayların meydana geldiği dönemde baꢀvuranın on altı yaꢀında olduğunun
anlaꢀıldığını ifade etmektedir. Hükümet’e göre, cezai sorumluluğun baꢀvurana yüklenmesi ve
yaꢀça büyük kiꢀilerle aynı cezaevine konulması, AĐHS’nin 3. maddesi ile güvence altına
alınan hakları ihlal etmemektedir.
AĐHM, 3. maddenin sınırları içerisinde kalabilmesi için kötü muamelenin en az ağrılık
düzeyinde olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu düzeyin değerlendirilmesi görecelidir;
özellikle muamelenin ya da cezanın cinsi ve bağlamı, süresi, fiziksel ya da ruhsal etkileri ve
bazı durumlarda da kurbanın cinsiyeti, yaꢀı ve sağlık durumu gibi davanın bütün koꢀullarına
bağlıdır (Bkz., diğerleri arasında, Soering-Birleꢀik Krallık, 7 Temmuz 1989 tarihli karar).
AĐHM, cezai sorumluluk yaꢀı ile ilgili olarak, Avrupa Konseyi üyesi Devlet’ler
bünyesinde asgari cezai sorumluluk yaꢀı hususunda kesin bir kuralın olmadığını
hatırlatmaktadır (T.-Birleꢀik Krallık, no: 24724/94, 16 Aralık 1999).AĐHM hazırlanan sağlık
raporlarında, olayların meydana geldiği sırada baꢀvuranın on altı yaꢀında olduğunun
belirtildiğini ifade etmektedir.6 Ekim 1995 tarihli sağlık raporunda bulunan fotoğrafla
belgelerde belirtilen yaꢀ arasında bir fark bulunmaktadır. Sonuç olarak cezai sorumluluğun
baꢀvurana yüklenmesi, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlalini teꢀkil etmemektedir.
Baꢀvuran aynı zamanda ölüm cezasına mahkum edilmesi nedeniyle sıkıntı
yaꢀadığından ꢀikayetçi olmaktadır. Hiç kuꢀkusuz AĐHM, adıgeçen Soering davasında,
özellikle de baꢀvuranın yaꢀı ile suçun iꢀlendiği tarihteki zihinsel durumu dikkate alındığında
4