CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KOP -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 12728/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (12728/05) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Hasan Kop’un (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 2 Mart 2005  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından F. A. Tamer, M. Filorinalı ve Y. Baar tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1962 yılında doğmutur ve Đstanbul’da ikâmet etmektedir. Bavuran, Đstanbul  
barosunda avukattır.  
NATO zirvesi, 28 ve 29 Haziran 2004 tarihlerinde Đstanbul’da yapılmıtır. Bu zirveye karı  
düzenlenen çok sayıda protesto gösterileri sırasında birçok araç imha edilmive otuz dört  
polis memuru ile yirmi iki gösterici yaralanmıtır.  
29 Haziran 2004 tarihinde, Beyoğlu’nda (Đstanbul) bir gösteri düzenlenmitir. Đstanbul  
Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polislerin düzenlediği tutanaklara göre, Đstanbul Valisi, 29  
Haziran 2004 tarihinde Đstanbul’da Galatasaray Lisesi önünde yasadıı bir gösteri  
düzenleneceği yönünde bir istihbarat almıve güvenlik güçlerine talimat vererek saat 11’den  
itibaren olay yerinde güvenlik önlemleri almıtır. Saat 11:30’da, yaklaık 700 kii Galatasaray  
postanesinin önünde toplanmıtır. Bu grubun sözcüsü halkın önünde NATO zirvesi karıtı bir  
protesto bildirisi okumutur. Polisin uyardığı göstericiler dağılmı, ancak 100 kiilik bir grup  
pankartlar açarak ve sloganlar atarak semtin ana caddesine doğru yürüyüe geçmilerdir. Bu  
grup, güvenlik güçlerinin uyarılarına kulak asmamıve mağazalara saldırmılardır. Bu durum  
karısında polis, grubu dağıtmak için güç kullanmıtır. Bu olay sırasında altı gösterici  
tutuklantır.  
Yine 29 Haziran 2004 tarihinde, polisin kendisine iddet uyguladığını ileri süren bavuran, ilk  
yardım hizmeti ve sağlık raporu almak için önce Đnsan Hakları Derneği’nin Đstanbul ubesine  
gitmitir. Doktorlar tarafından düzenlenen raporda ilgili ahsın sol gözünün altında 1  
santimetre (cm) çapında ödemli bir lezyon ve 4x2 cm boyutunda bir ekimoz görüldüğü  
belirtilmitir.  
Aynı gün, bavuran kendisine karı aırı güç kullandıklarını ileri sürdüğü polisler hakkında  
Beyoğlu savcılığına suç duyurusunda bulunmutur. Yine aynı gün Cumhuriyet savcısı  
tarafından kayda alınan ifadesinde bavuran özellikle iddialarını dile getirmitir.  
Savcı, bavuranı muayene olması için Adli Tıp Kurumu Beyoğlu ube Müdürlüğü’ne  
göndermitir. 29 Haziran 2004 tarihinde verilen Adli Tıp raporu aağıdaki bilgileri  
içermektedir:  
“Sol göz çevresinde ekimoz, ödem, aynı gözün altında kanamalı yara bulunmaktadır.  
Sözkonusu lezyonlar hayati tehlike yaratacak nitelikte değildir.”  
2
Doktor, bavurana begün igöremez raporu vermitir.  
Dosyadaki unsurlara göre, Cumhuriyet savcısı 30 Haziran 2004 tarihinde toplantı ve gösteri  
yürüyüleri kanununa aykırı davrandıkları gerekçesiyle 18 kii hakkında bir iddianame  
hazırlatır. Bavuran sanıklar arasında yer almamıtır.  
Beyoğlu Cumhuriyet savcısı, 2 Temmuz 2004 tarihinde takipsizlik kararı almıtır. Güvenlik  
güçlerinin düzenlediği tutanaklara atıfta bulunan Cumhuriyet savcısı açıklama yapmıtır.  
Bavuran, 24 Ağustos 2004 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde takipsizlik  
kararına itiraz etmitir. Bavuran, özellikle güvenlik güçlerinin bir gösteriyi dağıtmak için güç  
kullanımına bavurma artlarını hükme bağlayan 2911 sayılı yasanın 24. maddesi bakımından  
kendisinin güvenlik güçlerinin keyfi ve orantısız güç kullanımına maruz kaldığını ileri  
sürmütür. Bavuran öte yandan, polisin dağıtma giriiminden önce kalabalığı uyarmadığını  
savunmutur.  
Ağır ceza mahkemesi, 20 Eylül 2004 tarihinde takipsizlik kararındaki gerekçelere atıfta  
bulunarak, bavuranın itirazını reddetmitir.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN  
Hükümet, her eyden önce bavuranın ikâyetinde, sadece güvenlik güçlerinin olay sırasında  
güç kullandığı konusu üzerinde durduğunu ve ancak kendisinin iç hukuk yollarını  
tüketmediğini savunmaktadır. Hükümet ayrıca, ilgili ahsın AĐHS’nin 3. maddesine aykırı  
uygulamalara maruz kaldığını hiçbir zaman dile getirmediğini kaydetmektedir.  
Bavuran, Hükümetin bu savına karı çıkmaktadır.  
AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilme zorunluluğunun etkili, yeterli ve eriilebilir itiraz  
yollarının normal olarak kullanılmasıyla sınırlı olduğunu hatırlatmaktadır (San Marino  
aleyhine Buscarini ve diğerleri [GC], no 24645/94, CEDH 1999-I, ve Bulgaristan aleyhine  
Assenov ve diğerleri, 28 Ekim 1998, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-VIII). Mevcut  
davada, Hükümetin ileri sürdüğü savın aksine, dosyadan anlaıldığına göre bavuran 29  
Haziran 2004 tarihli ikâyetinde hem göstericilere karı aırı güç kullanıldığını ve hem de  
polisin kendisine karı aırı sert davrandığını belirtmitir. Bu itibarla, Hükümetin iç hukuk  
yollarının kullanılmadığı yönündeki iddiasını reddetmek uygun olacaktır.  
AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM, diğer taraftan bavurunun baka bir  
kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan  
edilmesi uygun olacaktır.  
3
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, bir gösteri dağıtılırken polislerin iddetine maruz kaldığını iddia etmektedir.  
Bavuran ayrıca, iddialarıyla ilgili derin bir soruturma yapılmadığından ikâyetçi olmaktadır.  
Bu konuda bavuran, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, bavuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ve güvenlik güçlerinin  
müdahalesinin orantılı olduğunu ve yasadıı gösteri düzenlemek için toplanan ve polise  
saldırmaya hazırlanan bir grubu dağıtmayı amaçladığını savunmaktadır. Hükümet, diğer  
taraftan güvenlik güçlerinin ulusal yasalar çerçevesinde, yani 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri  
Yürüleri Kanunu’nun 24. maddesine, 2559 sayılı Polis vazife ve Selahiyet Kanunu’nun Ek  
6. maddesine ve yine Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin 4 ve 25. maddelerine uygun  
hareket ettiğini ileri sürmektedir.  
AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. AĐHS’nin 3. maddesinin esasa ilikin bölümü hakkında  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre, kötü muamelenin 3.madde kapsamına girmesi için asgari  
seviyede bir iddete ulaması gerekmektedir. Bu asgarinin değerlendirilmesi ise görecelidir.  
Muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal sonuçları, bazı davalarda mağdurun cinsiyeti, yaı ve  
sağlık durumu gibi o davanın tüm koullarıyla bağlantılıdır (bakınız, diğerleri arasından,  
Almanya aleyhine Jalloh davası [GC], no 54810/00, prg. 67, CEDH 2006-...).  
AĐHM, güvenlik güçleriyle karı karıya gelen ve kendi hareketleriyle güç kullanımına sebep  
olmamıbir kiiye karı fiziki güç kullanmanın insan onurunu zedelediğini ve bunun prensip  
olarak 3.maddeyle getirilen hakkın ihlalini tekil edeceğini daha önce de kaydetmitir  
(bakınız, özellikle, Türkiye aleyhine Tekin davası, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme  
1998-IV, prg. 52 ve 53, ve Türkiye aleyhine Güzel ahin ve diğerleri davası, no 68263/01,  
prg. 46, 21 Aralık 2006).  
AĐHM, bavuranın sol gözünün etrafında ödemli bir ekimoz ve aynı gözün altında kanayan  
bir yara bulunduğunu ihtilaflı olaylardan birkaç saat sonra düzenlenen tıbbi raporların da  
doğruladığını kaydetmektedir. Öte yandan, doktor yaraların ciddiyetine ve ilgili ahsın sağlık  
durumuna bakarak begünlük igöremez raporu vermitir.  
Hükümet, bu yaralanmalara güvenlik güçlerinin sebep olduğunu inkâr etmemektedir.  
Bu artlarda, 3. madde kapsamına girmek için yeteri kadar ciddi nitelik taıyan tüm bu  
yaralanmaların, göstericileri dağıtırken polislerin uyguladığı baskı neticesinde meydana  
geldiği kabul edilebilir.  
Hükümet, güvenlik güçlerinin müdahalesinin orantılı olduğunu ve yasadıı gösteri  
düzenlemek için toplanan ve polise saldırmaya hazırlanan bir grubu dağıtmayı amaçladığını  
savunmaktadır. Hükümetin gözünde güç kullanımı gerekliydi ve dağıtma ilemi güç  
kullanımından çok daha fazla hasara yol açabilecek olayların önlenmesine ve kalabalığın  
korunmasına yönelikti. Öte yandan, söz konusu yaralanmalar, Hükümetin gözünde meru  
sayılan ve ana caddedeki kalabalığı kontrol altında tutmak ve olası takınlıkları engellemek  
için gerekli olan güç kullanımının kaçınılmaz bir sonucu olarak meydana gelmitir.  
4
Bavuran, hem verdiği ifadede, hem 29 Haziran 2004 tarihli ikâyetinde ve hem de savcı  
tarafından yapılan sorgulamasında polisleri kendisine karı gereksiz yere keyfi güç  
kullanmakla suçlamıtır.  
AĐHM’ye göre, bavuranın yasadıı olarak bir araya gelen kalabalıkta taraf tuttuğu ve  
güvenlik güçlerinin müdahalesine direndiği farz edilse dahi, dava dosyasında yer alan hiçbir  
delil bu denli yoğun ve iddetli bir güç kullanımının gerekli olduğunu kanıtlamamaktadır.  
AĐHM ayrıca, kamu düzenini bozan ve hakkında dava açılan göstericiler arasında bavuranın  
adının yer almadığını kaydetmektedir. Öte yandan, ilgili ahsın gösteriye katıldığı kabul edilse  
bile, AĐHM’nin nezdinde, yasadıı toplanan göstericilerin dağıtılması, bir göstericiye bu kadar  
sert darbelerin vurulmasını, mevcut davada özellikle bavuranın yüzüne gelen bazı darbeleri  
açıklamaya yetmemektedir (Türkiye aleyhine Güler davası, no 49391/99, prg. 46, 10 Ocak  
2006).  
AĐHM, üstelik dosyada bavuranın keyfi bir güç kullanımına maruz kalıp kalmadığına dair  
hiçbir unsurun bulunmadığını not etmektedir. Hükümet, bavuranın göz yaartıcı gazdan  
korunmak için bir kafeye sığındığı halde polisin kendisine iddet uyguladığı yönündeki  
iddiaları hakkında hiçbir açıklama yapmamaktadır.  
Yapılan değerlendirmeler ıığında AĐHM, yukarıda sözü edilen ve bavurana uygulanan güç  
kullanımının yasadıı kabul edilen grubun dağıtılması için mutlak gerekli olmadığı kanısına  
varmaktadır. Dolayısıyla bu koullarda güç kullanımı aırı ve haksızdır. Bu nedenle AĐHS’nin  
3. maddesinin esasa ilikin bölümü ihlal edilmitir.  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usule ilikin bölümü hakkında  
AĐHM, mevcut davada gereken ceza soruturmasının yetkili ulusal makamlar tarafından  
yürütülğünü tespit etmektedir. AĐHM’ne göre, bu soruturmanın özenle ve etkili bir  
ekilde yürütülüp yürütülmediğinin belirlenmesi gerekmektedir.  
Bu konuda AĐHM, bavuranın suç duyurusunun takipsizlikle sonuçlandığını ve Cumhuriyet  
savcısının güvenlik güçlerinin bir gösteriyi dağıtmak için kullandığı gücün meru olduğunu  
vurgulamaya çalığını kaydetmektedir. AĐHM’ne göre, böylesi bir varsayım AĐHS’nin 3.  
maddesi kapsamında dile getirilen iddiaların ciddiyeti karısında açıkça yetersiz kalmaktadır.  
Üstelik bu tespit bavuranın nasıl yaralandığına bir açıklık getirmemektedir.  
Öte yandan AĐHM, güvenlik güçlerinin bir gösteriyi dağıtırken güç kullanmalarını düzenleyen  
ana metnin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüleri Kanunu’nun 24. maddesi olduğunu  
hatırlatmaktadır. Bu hükümde güvenlik güçlerinin hangi artlarda güç kullanabileceği  
maddeler halinde sıralanmaktadır. Burada güç kullanımının derece ve cinsi belirtilmemekle  
beraber, hem polis vazife ve selahiyet kanununda ve hem de çevik kuvvet yönetmeliğinde  
« kademeli ve orantılı bir ekilde » deyimi kullanılarak güç kullanımı sınırlanmaya  
çalıılmıtır. Tüm bunlara rağmen, Cumhuriyet savcısının 2 Temmuz 2004 tarihinde aldığı  
takipsizlik kararı gerekçesini yalnızca 2911 sayılı kanunun 24. maddesine dayandırdığını  
tespit etmek gerekir (yukarıdaki ilgili paragraf ; bakınız, aynı yönde, Tüekiye aleyhine  
Karatepe ve diğerleri davası, no 33112/04, 36110/04, 40190/04, 41469/04 ve 41471/04, prg.  
32, 7 Nisan 2009).  
AĐHM’nin kanaatine göre, madem ki bir davanın açılmasında savcıların rolü çok büyüktür, o  
halde onlardan haklı olarak ihtilaflı müdahalenin uygun olup olmadığını Hükümetin dile  
getirdiği diğer gereksinimler cihetiyle (örneğin Polis vazife ve Selahiyet Kanunu’nun Ek 6.  
5
maddesi veya Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin 25. maddesi ya da ihtilaflı olay vuku bulmadan  
önce Đçileri Bakanlığı’nın konuyla ilgili gönderdiği iki yönerge) denetlemeleri beklenir.  
Aynı ekilde, bavuranın güvenlik güçleri tarafından yasadıı kabul edilen bu gösteri  
toplantısına katılıp katılmadığını soruturmak ve eğer katılmadıysa kendisine uygulanan güç  
kullanımının gerekliliğini değerlendirmek yine savcıya dümektedir. Savcı ayrıca ilgili ahsın  
tutumunun güvenlik güçlerinin böylesi bir güç kullanımını gerekli kılacak derecede bir tehdit  
oluturup oluturmağını da aratırmalıydı. Oysa, soruturma yalnızca gösterinin hangi  
artlarda yapıldığı üzerine kurulmuve hiçbir zaman tek baına yakalanan bavurana karı  
kullanılan gücün gerekli olup olmadığı aratırılmatır (bakınız, aynı yönde, Güzel ahin ve  
diğerleri, ilgili bölüm, prg. 58).  
Bu artlarda AĐHM, bavurana karı kullanılan gücün gerekliliği konusunda bir soruturma  
yapılmamaması nedeniyle Türk adli makamlarının AĐHS’nin 3. maddesinde öngörülen  
pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varmaktadır. Bu itibarla, 3. maddenin  
usule ilikin bölümü de ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunan bavuran, AĐHS’ne dayalı ikâyetlerini ulusal  
mahkemeler önünde dile getirmeye imkan verecek etkili bir itiraz yolunun bulunmadığını ileri  
sürmektedir. Đlgili ahsın argümanları ile 3. maddenin usule ilikin bölümünün ihlal edildiği  
hükmünün gerekçelerini dikkate alan AĐHM, mevcut davada AĐHS’nin 13. maddesi  
bakımından belirgin bir sorun bulunmadığı kanaatine varmaktadır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, doktorun yazdığı begünlük igöremez raporundan kaynaklanan gelir kaybına  
tekabül eden ve maruz kaldığı maddi zarar karılığı olarak 1 000 Euro (EUR) tazminat talep  
etmektedir. Bavuran ayrıca, manevi tazminat olarak 15 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet bu taleplere karı çıkmaktadır.  
Gelir kaybı iddiasıyla ilgili olarak AĐHM, bavuranın kazanç kaybını kesin rakamlarla  
belirlemeye yetecek nitelikte kanıt belgesi bulunmadığı, talep edilen maddi tazminat ile tespit  
edilen ihlal arasında illiyet bağı görülmediği kanaatine varmakta ve bu talebi reddetmektedir  
(Türkiye aleyhine Karakoç ve diğerleri davası, no 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, prg. 69,  
15 Ekim 2002).  
Manevi tazminatla ilgili olarak ise AĐHM, ilgili ahsın mevcut dava koullarında korku ve  
akınlık yaadığı kanaatine varmakta ve AĐHS’nin 41. maddesinde istenildiği gibi  
hakkaniyete uygun olarak bavurana 8.500 Euro manevi tazminat ödenmesine karar  
vermektedir.  
6
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca, iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama giderleri için 2.932  
Euro talep etmektedir. Bavuran, kanıtlayıcı belge olarak, avukatlık ücretine ilikin bir dekont  
ve masraflarla ilgili diğer bir dekont sunmutur.  
Hükümet, dayanaksız ve abartılı bulduğu bu taleplere karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar  
ıığında tüm yargılama masraf ve giderleri için bavurana 1.500 Euro ödenmesine karar  
vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında belirgin bir sorun olmadığına;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine:  
i) her türlü vergiden muaf tutularak 8.500 Euro (sekiz bin beyüz Euro) manevi tazminat  
ii) her türlü vergiden muaf tutularak 1.500 Euro (bin beyüz Euro) yargılama masraf ve gideri  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7