Baꢀvuran, hem verdiği ifadede, hem 29 Haziran 2004 tarihli ꢀikâyetinde ve hem de savcı
tarafından yapılan sorgulamasında polisleri kendisine karꢀı gereksiz yere keyfi güç
kullanmakla suçlamıꢀtır.
AĐHM’ye göre, baꢀvuranın yasadıꢀı olarak bir araya gelen kalabalıkta taraf tuttuğu ve
güvenlik güçlerinin müdahalesine direndiği farz edilse dahi, dava dosyasında yer alan hiçbir
delil bu denli yoğun ve ꢀiddetli bir güç kullanımının gerekli olduğunu kanıtlamamaktadır.
AĐHM ayrıca, kamu düzenini bozan ve hakkında dava açılan göstericiler arasında baꢀvuranın
adının yer almadığını kaydetmektedir. Öte yandan, ilgili ꢀahsın gösteriye katıldığı kabul edilse
bile, AĐHM’nin nezdinde, yasadıꢀı toplanan göstericilerin dağıtılması, bir göstericiye bu kadar
sert darbelerin vurulmasını, mevcut davada özellikle baꢀvuranın yüzüne gelen bazı darbeleri
açıklamaya yetmemektedir (Türkiye aleyhine Güler davası, no 49391/99, prg. 46, 10 Ocak
2006).
AĐHM, üstelik dosyada baꢀvuranın keyfi bir güç kullanımına maruz kalıp kalmadığına dair
hiçbir unsurun bulunmadığını not etmektedir. Hükümet, baꢀvuranın göz yaꢀartıcı gazdan
korunmak için bir kafeye sığındığı halde polisin kendisine ꢀiddet uyguladığı yönündeki
iddiaları hakkında hiçbir açıklama yapmamaktadır.
Yapılan değerlendirmeler ıꢀığında AĐHM, yukarıda sözü edilen ve baꢀvurana uygulanan güç
kullanımının yasadıꢀı kabul edilen grubun dağıtılması için mutlak gerekli olmadığı kanısına
varmaktadır. Dolayısıyla bu koꢀullarda güç kullanımı aꢀırı ve haksızdır. Bu nedenle AĐHS’nin
3. maddesinin esasa iliꢀkin bölümü ihlal edilmiꢀtir.
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usule iliꢀkin bölümü hakkında
AĐHM, mevcut davada gereken ceza soruꢀturmasının yetkili ulusal makamlar tarafından
yürütüldüğünü tespit etmektedir. AĐHM’ne göre, bu soruꢀturmanın özenle ve etkili bir
ꢀekilde yürütülüp yürütülmediğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Bu konuda AĐHM, baꢀvuranın suç duyurusunun takipsizlikle sonuçlandığını ve Cumhuriyet
savcısının güvenlik güçlerinin bir gösteriyi dağıtmak için kullandığı gücün meꢀru olduğunu
vurgulamaya çalıꢀtığını kaydetmektedir. AĐHM’ne göre, böylesi bir varsayım AĐHS’nin 3.
maddesi kapsamında dile getirilen iddiaların ciddiyeti karꢀısında açıkça yetersiz kalmaktadır.
Üstelik bu tespit baꢀvuranın nasıl yaralandığına bir açıklık getirmemektedir.
Öte yandan AĐHM, güvenlik güçlerinin bir gösteriyi dağıtırken güç kullanmalarını düzenleyen
ana metnin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüꢀleri Kanunu’nun 24. maddesi olduğunu
hatırlatmaktadır. Bu hükümde güvenlik güçlerinin hangi ꢀartlarda güç kullanabileceği
maddeler halinde sıralanmaktadır. Burada güç kullanımının derece ve cinsi belirtilmemekle
beraber, hem polis vazife ve selahiyet kanununda ve hem de çevik kuvvet yönetmeliğinde
« kademeli ve orantılı bir ꢀekilde » deyimi kullanılarak güç kullanımı sınırlanmaya
çalıꢀılmıꢀtır. Tüm bunlara rağmen, Cumhuriyet savcısının 2 Temmuz 2004 tarihinde aldığı
takipsizlik kararı gerekçesini yalnızca 2911 sayılı kanunun 24. maddesine dayandırdığını
tespit etmek gerekir (yukarıdaki ilgili paragraf ; bakınız, aynı yönde, Tüekiye aleyhine
Karatepe ve diğerleri davası, no 33112/04, 36110/04, 40190/04, 41469/04 ve 41471/04, prg.
32, 7 Nisan 2009).
AĐHM’nin kanaatine göre, madem ki bir davanın açılmasında savcıların rolü çok büyüktür, o
halde onlardan haklı olarak ihtilaflı müdahalenin uygun olup olmadığını Hükümetin dile
getirdiği diğer gereksinimler cihetiyle (örneğin Polis vazife ve Selahiyet Kanunu’nun Ek 6.
5