COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KOTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 74321/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
3 Mayıs 2007  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır.  
Ancak, ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
KOTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Osman Koti, Mehmet Koti ve Hıman Öngör  
(“bavuranlar”) adlı üç Türk vatandaı tarafından, 27 Mayıs 2001 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne yapılan bavurudan (no. 74321/01) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1981, 1983 ve 1981 doğumlu olup anlıurfa’da yaamaktadır.  
Çeitli kamu binalarına Molotof kokteyli atma eyleminde yer aldıkları üphesiyle 19 ve 20  
ubat 1999 tarihlerinde yakalanıp gözaltına alınmılardır. 23 ubat 1999 tarihinde Suruç Sulh  
Ceza Mahkemesi bavuranlar hakkında tutuklama kararı çıkarmıtır. Olayların meydana  
geldiği tarihte Mehmet Koti 16, diğer bavuranlar ise 18 yaındaydı.  
23 Mart 1999 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, hazırladığı  
iddianamede bavuranları yasadıı PKK örgütünün faaliyetlerini desteklemek amacıyla 18  
ubat 1999 tarihinde Suruç ilkokulu ve Suruç halk otoparkına Molotof kokteyli atmak ve  
Suruç Atatürk ilkokuluna Molotof kokteyli atma giriiminde bulunmakla suçlamıtır.  
Suçlamalar TCK’nın 168 § 2. maddesine dayanmaktadır.  
7 Nisan 1999 tarihinde bavuranlar ve dört diğer sanık hakkındaki kovuturma  
Diyarbakır DGM’de balamı, 12 Mayıs 1999 tarihinde yapılan durumada bavuranlar  
haklarındaki iddiaları ve polise, savcıya ve Sulh Ceza Mahkemesine verdikleri ifadeleri  
reddetmilerdir. Aynı zamanda yakalama tutanağı ve tatbikat raporlarının doğruluğunu  
reddetmilerdir. Mahkeme yakalamada ve tatbikatta yer alanların ve tutuksuz sanıkların  
ifadelerinin alınmasına karar vermitir. Ayrıca, aslında 1986 doğumlu olduklarını iddia  
ettiklerinden Hıman Öngör ve baka bir sanığın doğum tarihlerinin belirlenmesi talimatını  
vermitir.  
12 Mayıs ile 22 Aralık 2000 tarihleri arasında yapılan 15 durumada iki sanığın yaının  
henüz belirlenmemesi nedeniyle usule yönelik çeitli kararlar alınmıve durumalar  
ertelenmitir.  
22 Aralık 2000 ve 20 ubat 2001 tarihli durumalarda mahkeme sırasıyla iddia makamı  
ve savunmadan esas üzerine görülerini iletmelerini talep etmitir. 10 Nisan 2001 tarihinde  
bavuranların avukatı süre talep etmi, talep mahkeme tarafından kabul edilmitir.  
Yargılama boyunca bavuranların avukatı bavuranların tutuksuz yargılanmalarını talep  
etmitir. Diğer hususlar yanında bavuranların cezai ehliyete sahip olmadıkları ve  
eylemlerinin TCK’nın 168 § 2 maddesine göre suç sayılamayacağını ifade etmitir. Atılı  
suçun niteliğini dikkate alarak mahkeme 29 Mayıs 2001 tarihine kadar bavuranların  
taleplerini geri çevirmitir.  
29 Mayıs 2001 tarihinde mahkeme 4616 sayılı Kanun uyarınca bavuranlar ve diğer  
sanıkların cezalarının ertelenmesine karar vermitir. Bu nedenle bavuranlar serbest  
1
KOTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
bırakıltır. Savcı itiraz etmiancak Yargıtay 20 Eylül 2001 tarihinde birinci derece  
mahkemesi kararını onamıtır.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK  
Hükümet, iç hukuk yollarını tüketilmemiolması nedeniyle AĐHS’nin 35 § 1 maddesi  
uyarınca bavuruyu reddetmesini Mahkemeden talep etmitir. Bu bağlamda bavuranların  
CMUK’un 298. maddesi uyarınca devam eden tutukluluk hallerine itiraz etmemiolduklarını  
savunmutur. Ayrıca yargılama süresi ile ilgili ikâyetlerini ulusal mahkemeler önüne  
getirmediklerini ifade etmilerdir.  
Bavuranlar Hükümetin bu balık altındaki itirazlarını özel olarak ele almamılardır.  
Hükümetin itirazının ilk kısmına ilikin olarak Mahkeme, AĐHS’nin 35 § 1 maddesi  
hükümleri gereğince uluslararası hukukun genel olarak kabul görmükurallarına göre ancak  
tüm iç hukuk yolları tüketildikten sonra konuyu ele alabileceğini hatırlatır. Ancak sözkonusu  
maddeye göre sadece mevcut ve uygun durumda olan çareler denenmelidir. Böyle yolların  
mevcudiyeti hem teoride hem de pratikte yeterince kesin olmalıdır. Aksi takdirde bunlar  
gerekli olan eriilebilirlik ve etkinlikten uzak olacaktır. Uygun veya etkili olmayan çarelere  
bavurma zorunluluğu bulunmamaktadır (bkz. diğerleri yanında Cennet Ayhan ve Mehmet  
Salih Ayhan – Türkiye, no. 41964/98).  
Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi hususunda, bavuranların kullanmamıꢁ  
olduğu çareyi Mahkemeye yeterine açık olarak belirtmek ve bu çarenin sözkonusu zamanda  
teori ve pratikte etkili ve kullanılabilir olduğu; yani eriilebilir olduğu, bavuranların  
ikâyetleri bağlamında telafi sunduğu ve baarı konusunda makul ümit verdiği konusunda  
Mahkemeyi ikna etmek sorumluluğunun bu iddiayı ortaya atan Hükümette olduğunu hatırlatır  
(bkz. Cennet Ayhan ve Mehmet Salih Ayhan, yukarıda anılan). Mahkeme ayrıca iç hukuk  
yollarının tüketilmesi kuralının icrasının Sözlemeci Tarafların tesis etmeyi kabul ettiği insan  
haklarının korunması mekanizması çerçevesi içinde uygulanmakta olduğu gerçeğini dikkate  
almak zorunda olduğunu belirtir. Buna göre Mahkeme 35 § 1 maddesinin bir miktar  
esneklikle ve aırı kuralcılıktan kaçınarak uygulanması gerektiğini kabul etmitir (bkz.  
Acunbay – Türkiye, no. 61442/00 ve 61445/00).  
Somut davada Mahkeme, birinci derece mahkemesinin bavuranların tutukluluk halini  
kendi gerek görmesi veya bavuranların talebi üzerine her duruma sonunda incelemiꢁ  
olduğunu dikkate alır. Bu nedenle mahkemenin bavuranların uzun sürdüğü iddia edilen  
tutukluluk halini sona erdirme ve iddia edilen Sözleme ihlalini önleme veya telafi etme  
imkanı vardı (bkz. Acunbay, yukarıda anılan, Tamer vd. – Türkiye, no. 235/02).  
Mahkeme ayrıca, Hükümetin ifade etmiolduğu gibi, CMUK’un 298. maddesine göre  
(değitirilmesinden itibaren) bavuranlar tutukluluk halinin devamına itiraz edebilirlerdi.  
Ancak Mahkeme, aağıdaki gerekçeler nedeniyle bu yolun etkili olduğu ve pratikte makul  
düzeyde baarı ümidi verdiği hususunda Hükümete katılmamaktadır.  
Mahkeme, Türkiye aleyhine açılan çeitli davalarda, diğer hususlar yanında Devlet  
Güvenlik Mahkemelerinin her bir davadaki özel ilgisini açıklamadan bavuranların tutukluluk  
halinin devamına aynı resmi gerekçeleri göstermiolması nedeniyle AĐHS’nin 5 § 3.  
2
KOTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
maddesinin ihlalini tespit etmitir (bkz, örneğin Hasan Ceylan – Türkiye, no. 58398/00,  
Pakkan – Türkiye, no. 13017/02, Gıyasettin Altun – Türkiye, no. 73038/01, Tutar – Türkiye,  
no. 11798/03, Mehmet Güne– Türkiye, no. 61908/00, Acunbay, yukarıda anılan ve Tamer  
vd, yukarıda anılan). Bu durumda Mahkeme, bunun gibi basmakalıp bir muhakemeye karı  
yapılacak itirazın baka bir davada baarı ansının az olduğu kanaatindedir. Ayrıca sözkonusu  
itiraz ilemi iki taraflı usulde değildir ve hakkında duruma yapılmaksızın karar verilmesi  
kuralı vardır (CMUK’un 302 § 1 maddesi). Bu nedenle tartıma konusu özgürlük  
kısıtlamasına mahsus güvenceler bulunmamaktadır (bkz. örneğin, Nikolova – Bulgaristan  
[BD], no. 31195/96 ve Assenov vd. – Bulgaristan, Karar Raporları 1998-VIII).  
Mahkeme 35 § 1. maddedeki iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğu ve özgürlüğün  
keyfi olarak kısıtlanmasına karı güvence sunmayı amaçlayan AĐHS’nin 5 § 3 maddesindeki  
zorunluluklar arasında bir ayrım bulunduğunu belirtir. Ancak tutarlı içtihadının bu  
güvencelerin geçersiz veya eksik olduğunu göstermesi halinde bavurandan yetersiz  
güvenceleri takip etmesini istemek AĐHS’nin temel ilkesine aykırı olacak ve 35 § 1 maddesi  
bağlamında aırı kuralcılığa neden olacaktır.  
Mahkeme ayrıca somut davada Hükümetin görülerinin sadece yasaların ilgili  
hükümlerini belirtmeleri nedeniyle çok genel kalmasını dikkate alır. Mahkeme, sorumlu  
Hükümetin savunmasındaki eksiklik ve özensizlikleri kendi çabalarıyla düzeltmenin  
Sözleme kurumlarının görevi olmadığını hatırlatır (bkz. özellikle Stran Grek Refineries ve  
Stratis Andreadis – Yunanistan, A Serisi no. 301-B). Yukarıdakiler ıığında Mahkeme  
Hükümetin bu balık altındaki itirazını reddeder.  
Bavuranların ulusal mahkemelerde yargılama süresinin uzunluğundan ikâyetçi  
olmamıbulunmalarına ilikin olarak Mahkeme, benzer davalarda Hükümetin ön itirazlarını  
inceleyip reddetmiolduğunu hatırlatır (bkz. özellikle Mete – Türkiye, no. 39327/02).  
Mahkeme, somut davada yukarıda belirtilen davadaki tespitlerinden ayrılmasını gerektiren  
özel koul görmemektedir. Bu nedenle Hükümetin itirazının bu yönünü de reddeder.  
Mahkeme bavurunun Sözleme bağlamında olaylar ve hukuk açısından ciddi hususlar  
ortaya çıkardığı kanaatindedir. Bunların belirlenmesi esas hakkında bir inceleme gerektirir.  
Bu yüzden bavurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığına karar verir. Kabuledilmezliğe dair baka gerekçe tespit edilmemitir.  
II. AĐHS’NĐN 5 § 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, gözaltında tutuldukları sürenin, ilgili kısmı aağıda verilen AĐHS’nin 5 § 3.  
maddesinde belirtilen “makul süre” artını aolmasında ikâyetçi olmulardır.  
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan  
herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmıdiğer bir görevli önüne çıkarılır;  
kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı  
vardır. Salıverilme, ilgilinin durumada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.”  
Hükümet, bavuranların tutukluluğunun, suç ilemiolmaları üphesine ilikin mantıklı  
gerekçelerin varlığına dayandığını ve gözlem halinin yetkili makamlarca o dönemde  
yürürlükte olan yasal hükümler uyarınca belli aralıklarla titizlikle gözden geçirildiğini  
savunmutur. Bavuranlara isnat edilen suçun ciddi nitelikte olduğu ve gözaltı süresinin  
devamının suç ilemelerinin engellenmesi ve toplum düzeninin korunması için art olduğunu  
belirtmilerdir.  
3
KOTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
Bavuranlar iddialarını sürdürmütür.  
Mahkeme, dava dosyasından Devlet Güvenlik Mahkemesinin bavuranların tutukluluk  
halini her duruma sonunda, kendi isteğiyle veya bavuranların talebi üzerine değerlendirmiꢁ  
olduğunu gözlemlemektedir. DGM, tutukluluğu her defasında “suçun niteliği, delillerin  
durumu ve dava dosyası içeriği” gibi değimeyen, basmakalıp ifadelerle uzatmıtır.  
“Delillerin durumu” ifadesi genel olarak suçun ciddi belirtilerinin varlığına ve sürdüğüne  
ilikin bir etken olabilirken, somut davada iki yıl üç ay süren koruyucu tutukluluk dönemini,  
özellikle bavuranların yalarının küçük olması itibariyle tek baına haklı çıkaramamaktadır  
(bkz. özellikle Selçuk – Türkiye, no. 21768/02, Letellier – Fransa, A Serisi no. 207, Tomassi –  
Fransa, A Serisi no. 241-A, Mansur – Türkiye, A Serisi no. 319-B).  
Sonuç olarak AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, yargılama süresinin AĐHS’nin ilgili kısmı aağıda verilen 6 § 1.  
maddesinde belirtilen “makul süre” zorunluluğunu amasından ikâyetçi olmutur:  
“Herkes … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan … bir mahkeme  
tarafından davasının makul bir süre içinde … görülmesini istemek hakkına sahiptir”  
Hükümet somut dava koullarında yargılama süresinin gereksiz yere uzun olarak  
değerlendirilemeyeceğini savunmutur.  
Bavuranlar iddialarını sürdürmütür.  
Mahkeme, dikkate alınması gereken sürenin, bavuranların yakalanıp gözaltına  
alındıkları 19 ubat 1999 tarihinde balayıp Yargıtay’ın birinci derece mahkemesinin kararını  
onadığı 20 Eylül 2001 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. O halde sözkonusu süre iki  
aamada iki yıl yedi aydır.  
Dava süresinin tamamını inceleyerek ve davanın karmaıklığı, sanık sayısı ve davanın  
iki derecede ele alınmıolmasını dikkate alarak Mahkeme, birinci derece mahkemesinin bazı  
sanıkların yalarının tespit edilmesini bekleyerek durumaları ertelemesi kararıyla bir miktar  
uzamıolsa da somut davada yargılama süresinin haddinden fazla uzun olmadığını  
değerlendirir. Bu bağlamda Mahkeme 6 § 1 maddesinin, adli kovuturmanın ivedilikle  
yapılmasını zorunlu tutarken aynı zamanda adaletin doğru idaresi gibi daha genel bir ilkeye  
vurgu yaptığını hatırlatır (bkz. örneğin Gast ve Popp – Almanya, no. 29357/95). Mahkeme  
ayrıca temyiz aamasında kayda değer bir gecikmenin yaanmaolduğunu gözlemler.  
Davanın özel koullarını dikkate alarak Mahkeme AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ile getirilen  
“makul süre” artının somut davada yerine getirildiğini tespit etmitir. Sonuç olarak  
Mahkeme, yargılama süresi itibariyle 6 § 1 maddesinin ihlal edilmediğine karar verir.  
4
KOTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar, maddi ve manevi tazminat olarak toplamda 60,000 Euro talep etmilerdir.  
Hükümet, miktarlara itiraz etmitir.  
Mahkeme, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında nedensel bir bağ  
kurmamaktadır; dolayısıyla bu talebi reddeder. Öte yandan, her bir bavurana 3,000 Euro  
manevi tazminat ödenmesine karar verir.  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuranlar, ulusal mahkemeler ve AĐHM nezdinde yaptıkları harcamalara karılık  
olarak 16,802 Euro talep etmitir.  
Hükümet, miktarlara itiraz etmitir.  
AĐHM içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AĐHM,  
ulusal mahkemelerdeki masraflarla ilgili talebin reddini ve AĐHM’deki harcamalar için ortak  
olarak 1,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;  
4. (a) Sorumlu Devlet’in bavuranlara, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın  
kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Yeni  
Türk Lirası’na çevrilerek:  
5
KOTĐ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
(i) Bavuranlardan her birine 3,000 Euro (üç bin Euro) manevi tazminat,  
(ii) mahkeme masrafları için ortaklaa 1,000 Euro (bin Euro);  
(iii) bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;  
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek  
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Bavuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 3 Mayıs  
2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
S. DOLLÉ  
F. TULKENS  
Zabıt Kâtibi  
Bakan  
6