Türkiye kararı 28 Temmuz 1998, Issaïeva-Rusya no 57950/00, 24 Şubat 2005; Mansuroğlu-
Türkiye kararı, no 43443/98, 26 Şubat 2008).
AİHM’nin sözkonusu sorunu değerlendirme imkanın, konuya ilişkin olarak tarafların az bilgi
sunmaları ile engellendiğini belirtmek uygun olacaktır. Özellikle Hükümet, AİHM’ye, ağır
silahların kullanıldığı bir hipotezde sivillere gelebilecek zararların değerlendirilmesi ve
önlenmesi için neler yapıldığını açıklayacak hiçbir görüş sunmamıştır (mutatis, mutandis,
Kamer Demir ve diğerleri-Türkiye).
AİHM, hava karardıktan sonra evlerinden çıkma yasağından köylülerin yazılı ve sözlü olarak
uyarıldıklarını gözlemlemektedir. Maktulün davranışını haklı kılmak için, başvuran taraf
Yusuf Küçük’ün okuma yazma bilmediğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda AİHM, maktulün
beraberindeki kişilerin, ifadelerinde, sözkonusu yasaktan haberdar olduklarını ve askerlerin
kendilerini terörist sanabileceklerini belirterek Yusuf Küçük’ü köyün dışına çıkmamak için
ikna etmeye çalıştıklarını ifade ettiklerini saptamaktadır. Diğer üç köylünün ifadeleri göz
önüne alındığında, AİHM, Yusuf Küçük’ün köyü terk etmeye karar verdiği anda hayatını
tehlikeye atacağını yadsıyamayacağı kanaatindedir.
Mevcut davada, olay yeri tespit tutanağından ve kovuşturmaya yer olmadığı kararından,
askerlerin, termal kameraları ile ormanda dört kişiyi tespit ettikleri ve terörist olduklarından
şüphelenilen dört kişiye uyarı ateşi açtıkları, ancak içlerinden birinin kaçtığını belirleyerek,
sözkonusu kişiye yaklaşık üç kilometrelik bir mesafeden ateş ettikleri sonucuna
ulaşılmaktadır. Ateş açan askerlerin görüş açısı koşullarını veya gerçekten kullanılan askeri
yöntemleri ve askerler bakımından içinde bulundukları tehlikeyi belirlemek için AİHM’nin
takdirine hiçbir unsur sunulmamıştır. AİHM, bu konuda Hükümet tarafından bilgi
sunulmadığını üzülerek belirtmektedir.
AİHM, jandarmaların, bir yerleşim alanına ağır silah ekipmanı yerleşmesini öngördüklerinde,
böyle bir ekipman yerletirmenin kaçınılmaz olarak taşıdığı hata risklerini de göz önüne
almaları gerektiği kanaatindedir (mutatis, mutandis, Mansuroğlu-Türkiye). Oysa hiçbir şey
atışların hazırlanmasında ve kontrolünde bu tip bir düşüncenin belirleyici bir rol oynadığı
sonucuna ulaşma imkanı tanımamaktadır.
Son olarak, bir tanktan ateş etmenin mutlak bir gereklilik olduğu ispat edilememiştir.
Sivillerin yaşamlarına kastedecek her türlü riski indirgeyecek araçlara başvurulması
gerekmekteydi.
AİHM sürdürülen operasyonun hazırlanıp uygulanmasında yanlışlıkla sivillerin mağdur
olmasını önlemek üzere gerekli önlemlerin alınıp alınmadığını tespit edecek durumda
olmadığını belirtir (Bkz. sözü edilen Issaieva kararı ve Kamer Demir vd. kararı). AİHM,
kişilerin teslim olmasını sağlamak için üç km’lik bir mesafeden yapılan uyarı atışlarının, top
atışlarını duyan kişilerin insiyaki olarak kaçmaya çalışma ihtimalleri bulunduğundan, amaca
hizmet edeceğine ikna olmamıştır. AİHM, AİHS’nin 2. maddesinin esastan ihlal edildiğine
karar vermiştir.
B. AİHS’nin 2. maddesi’nin usulü bakımından
AİHM, AİHS’nin 2. maddesi ile öngörülen yaşam hakkının korunması yükümlülüğünün, 1.
madde uyarınca “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AİHS’de belirtilen hak ve
özgürlükleri tanıma[sı]” şeklinde Devlete düşen genel görevle birlikte değerlendirildiğinde,
6