COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
KUMRU YILMAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 36211/97)  
KARAR  
STRAZBURG  
2 ubat 2006  
NĐHAĐ  
03/07/2006  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ekle  
ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) eski 25.  
maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Kumru Yılmaz, Yeter Yılmaz, Mehmet  
Yılmaz, Süleyman Müldür, Haydar Müldür, Memli Müldür (6 Temmuz 2001 tarihinde vefat  
etmesi üzerine yerine varisleri Hediye Müldür, Kumru Yeil, Süleyman Müldür, Aliekber  
Müldür, Yusuf Müldür ve Haydar Müldür), Eyüp Genç, Đbrahim Genç, Hasan Genç, Hasan  
Kerem (21 Haziran 2002 tarihinde vefat etmesi üzerine bavurusu Nazlı Kerem tarafından  
takip edilmitir), Haydar Karakaya ve Dedeali Karakaya (“bavuranlar”) tarafından Avrupa  
Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) yapılan bavurudan (no. 36211/97)  
kaynaklanmaktadır.  
Bavuranlar, Đstanbul Barosu’na bağlı avukatlar Ö. Kılıç ve M. Ali Kırdök tarafından  
temsil edilmilerdir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Bavuranların tümü Türk vatandaıdır. Bu bavuruya sebep olan iddia konusu  
olayların gerçekletiği dönemde Elgazi köyünde ikamet etmekteydiler. Dava olayları taraflar  
arasında anlamazlık konusudur ve u ekilde özetlenebilir.  
A. Bavuranların olayları anlatıꢀ ꢀekli  
1994 yılının Ekim ayına kadar, bavuranlar, dönemin olağanüstü hal bölgesinde,  
Tunceli iline bağlı Ovacık ilçesinin bir köyü olan Elgazi’de yaamılardır. 1994 yılında, terör  
faaliyeti bu bölgede temel sorundu. 1980’li yıllardan beri, bölgede, güvenlik güçleri ve  
Kürdistan bağımsızlığından yana olan Kürt nüfusu grupları, özellikle de PKK (Kürdistan Đꢀçi  
Partisi) üyeleri, arasında iddetli bir çatıma devam etmekteydi. Bavuranların köyünde  
yaayanlar hakkında “teröristlere yardım ve yataklık” yaptıklarına dair üphe olumutur ve  
bu nedenle köyün yakınına yerleen jandarmalar tarafından sıkı bir ekilde ve kısa aralıklarla  
kontrol edilmekteydiler.  
4 Ekim 1994 tarihinde, güvenlik güçleri Elgazi köyünü çevrelemive köyde  
yaayanları köy meydanında toplamıtır. Küfürler kullanarak, köylülere köyün hemen  
boaltılacağını ve geri dönüün mümkün olmayacağını söylemilerdir. Bavuranlar  
taıyabilecekleri kadar eya alıp köyü terk etmilerdir. Köyün boaltılmasından hemen sonra,  
askerler evleri ve ürünleri atee vermilerdir.  
Bavuranlar, geçici olarak, Ovacık yakınında yer alan prefabrik afet konutlarına  
yerlemilerdir.  
Olayın sonrasında, bavuranlar Ovacık Cumhuriyet Savcılığı’na ayrı dilekçeler  
sunmular ve jandarmalar tarafından köylerinin yakılması hakkında ikayetçi olmulardır.  
Bavuranlar geçici adreslerini kaydetmilerdir.  
1
Davada, güvenlik güçlerinin iddia edilen faaliyetlerine yönelik bir soruturma  
sözkonusu olduğu için Ovacık Cumhuriyet Savcısı, Memurin Muhakematı Kanunu’na uygun  
olarak, görevsizlik kararı vermive dilekçeleri Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’na göndermitir.  
Đlçe Kaymakamı, Ovacık Jandarma Komutanlığı’na bir mektup göndermive  
bavuranların iddiaları hakkında bilgi talep etmitir.  
1 Kasım 1994 tarihli bir mektupta, Jandarma Komutanı, Đlçe Kaymakamı’na, güvenlik  
güçlerinin bölgedeki operasyonları sırasında herhangi bir evi yakmadıklarını bildirmitir.  
Dolayısıyla, Ovacık Đdare Kurulu, jandarmalar hakkındaki cezai ilemlerin devam etmemesi  
kararını vermitir.  
25 Ekim 1995 tarihinde, Ovacık Đlçe Kaymakamı, bavuranlara bir mektup  
göndermitir. Ovacık Jandarma Komutanı’nın 1 Kasım 1994 tarihli mektubuna dayanarak,  
iddialarını ikna edici bulmadığını açıklamıtır. Ayrıca, Danıtay’ın yerleik içtihadı uyarınca,  
suçlanan memurun kimliği belirlenmediği sürece bir soruturma yapılmasının mümkün  
olmadığını açıklamıtır. Bu nedenle, yetkililerin iddia konusu olaylara yönelik bir soruturma  
balatmayacağını ifade etmitir.  
15 ubat 1996 tarihinde, Đlçe Kaymakamı’nın yukarıda belirtilen mektubu, boaltılmıꢀ  
Elgazi köyünün eski muhtarı olan Mehmet Yılmaz isimli bavurana tebliğ edilmitir.  
Mektupta, yetkililerin bavuranların yeni adreslerini tespit edemedikleri ve bu nedenle köyün  
muhtarı olarak Mehmet Yılmaz’ın mektubu diğer bavuranlara iletmesinin gerekli olduğu  
ifade edilmitir. Bavuranlar, Đlçe Kaymakamı’nın mektubundan, akrabaları ve tanıdıkları  
aracılığıyla çok sonraki bir aamada haberdar olmulardır.  
B. Hükümet’in olayları anlatıꢀ ꢀekli  
1994 yılında, PKK üyeleri, Ovacık ilçesi köylerinde örgüt adına propaganda  
kampanyası balatmıtır. Bu köylerden gençleri kaçırmıve onları örgüte katılmaya  
zorlamıtır. PKK militanları köylülere tehditlerde bulunmuve onları taciz etmitir. Köylüler,  
PKK tarafından uygulanan baskı sonucu evlerini terk etmilerdir.  
Yetkililer tarafından yürütülen soruturma, bavuranların evlerinin güvenlik güçleri  
tarafından değil, askeri üniforma giyen teröristler tarafından yakıldığını ortaya koymutur.  
Soruturma makamlarına verdikleri ifadelerde, bavuranlar, iddia edilen suçun faillerinin  
kimliklerini belirtememilerdir.  
C. Taraflarca sunulan belgeler  
Taraflar iddialarını doğrulamak amacıyla çeitli belgeler sunmulardır. Đlgili belgeler  
aağıda özetlenmitir.  
1. Bavuranlar tarafından sunulan belgeler  
(a) Đnsan Hakları Vakfı (“TĐHV”) Yıllık Raporları  
Đnsan Hakları Vakfı, merkezi Türkiye, Ankara’da bulunan bir sivil toplum örgütüdür.  
1993 yılı Raporu’na göre, 1990’dan 1993’e kadar, 913’ten fazla köy ve mezra boaltılmıtır.  
2
1993 Raporu, köy boaltmaların 1993’te hızlandığını ve sıklıkla sakinleri köy korucusu olarak  
görev yapmayı reddeden köyleri hedef aldığını öne sürmütür.  
TĐHV’nin 1994 raporu, Hükümet politikasının, boaltmaların ve sonrasındaki  
tahribatların PKK terörü, fakirlik ve doğal güçlerden kaynaklandığını iddia etmek olduğunu  
ileri sürmütür. Aynı rapora göre, olağanüstü hale tabi her ilde yaklaık 50 ila 60 köy  
yakıltır.  
1995 Raporunda, 1995’te 400’den fazla köyün boaltıldığı belirtilmitir. 1996  
Raporuna göre, Olağanüstü Hal Bölge Valisi, bir defasında, toplam 918 köy ve 1767  
mezranın çeitli sebeplerden dolayı boaltıldığına değinmi, ancak boaltmaların güvenlik  
güçlerince yapıldığını hiç belirtmemitir.  
1997 ve 1998 Raporları, Hükümet’in köy boaltma politikasını, 1990’lar boyunca  
uygulanan sistematik bir “iç güvenlik operasyonu” olarak tanımlamıtır.  
(b) Đnsan Hakları Derneği’nin yayınladığı “Yakılan/Boaltılan Köyler ve Göç”  
isimli kitaptan bölümler  
Bölümler, ubat 1990’dan Ocak 1999’a kadar yakılan ve/veya boaltılan köylerin  
kapsamlı bir listesini vermitir. Liste, boaltılmıve tahrip edilmiolarak Elgazi köyüne atıfta  
bulunmamıtır.  
Bölümler, Ülkede Gündem isimli günlük gazeteden alınmımakalelerden yola  
çıkılarak yazılmıyazılar içermekteydi; bunlar köylerin boaltılması ve bunun yerinden olmuꢀ  
insanlar üzerindeki olumsuz etkileri ile ilgiliydi. Makaleler, birçok köylünün, köylerinin  
güvenlik güçlerince yakıldığına dair ikayetlerle Devlet makamlarına dilekçeler sunduğunu  
vurgulamıtır.  
Makaleler aynı zamanda Hükümet’in kamuya yaptığı ve köylerinden çıkarılan  
köylülerin geri dönmelerine izin verildiği izlenimi veren açıklamaların güvenilir olmadığını  
vurgulamıtır. Köylüler, köylerine dönmeye ilikin teebbüslerinde fiilen engellenmilerdir.  
(c) Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da boaltılan yerleim birimleri nedeniyle göç  
eden yurttalarımızın sorunlarının aratırılarak alınması gereken tedbirlere  
ilikin Türkiye Büyük Millet Meclisi Aratırma Komisyonu’nun 14 Ocak 1998  
tarihli raporu  
Bu rapor, on milletvekilinden oluan bir Aratırma Komisyonu tarafından  
hazırlanmıtır. Rapora göre, 1993 ve 1994 yıllarında, 905 köy ve 2.923 mezrada yer alan  
nüfus tahliye edilmive ülkenin diğer bölgelerine taınmaya zorlanmıtır (s.13).  
Rapor, eski Diyarbakır Valisi Doğan Hatipoğlu’nun bir beyanını içermitir.  
Hatipoğlu, görev yaptığı dönemde, askeri makamlar tarafından zaman zaman gerçekletirilen  
köy boaltmalarının dikkatini çektiğini açıklamıtır. Çok nadiren de olsa köy yakılmaları  
hakkında ikayetler almıolduğunu ifade etmitir. Hatipoğlu’na göre, tüm köylerin PKK  
tehdidi dolayısıyla boaltıldığını iddia etmek imkansızdır. Hükümet’in, yerinden olmuꢀ  
kiilerin iyi ekilde yeniden yerletirilmesi için gerekli önlemleri almamıolduğunu iddia  
etmitir (s.13).  
3
Rapor, ayrıca, Đnsan Hakları Vakfı Bakanı Yavuz Önen tarafından hazırlanan ve 1995  
yılında Aratırma Komisyonu’na sunulan “Türkiye – Đnsan Hakları Raporu”na atıfta  
bulunmutur. Bu son belirtilen rapor, bir bölümünü göçmenlere ve boaltılmıköylere  
ayırtır. Rapor, 1995 yılında, köylerin ve mezraların boaltılması uygulamasının yaygın  
olduğunu ileri sürmütür. Köylerdeki birçok ev ya yıkılmıya da oturulamaz hale  
getirilmitir. Đnsanlar bölgeden göç etmeye zorlanmıve orada yaayanlara köylerini terk  
edene kadar baskı yapılmıtır. 1995 yılı balarında, yaayanlarının köy korucuları olmayı  
kabul ettiği köylerin ve mezraların dıında içinde yaanan hemen hemen hiçbir köy veya  
mezra yoktu (s.19).  
Aratırma Komisyonu’nun raporu, ayrıca, boaltılmıköyler mevzusu hakkında 3  
Haziran 1997 tarihinde ırnak milletvekili Salih Yıldırım tarafından Türkiye Büyük Millet  
Meclisi’nde yapılan konumaya atıfta bulunmutur. Yıldırım, diğer hususlar meyanında,  
köylerin, karı koyanları tehdit etmek amacıyla ya PKK tarafından, ya da köyleri  
koruyamadıkları veya o köylerde yaayanlar köy korucuları olmayı reddettikleri veya onların  
PKK’ya yardım ettiklerinden üphelenildiği için yetkililer tarafından boaltıldığını ifade  
etmitir (s.20).  
Sonuç olarak, raporda, yerleim birimlerinde oturanların mezralar yerine daha önce  
yaadıkları alana yakın iller, ilçeler veya merkez köylere yeniden yerletirilmesi gerektiği ve  
öncelik göçmenlere verilerek bölge sakinlerine itemin etmek amacıyla gerekli ekonomik  
tedbirler alınması gerektiği tavsiye edilmitir.  
2. Hükümet tarafından sunulan belgeler  
(a) Bavuranların sahip oldukları mallara ilikin Nisan 2004 Raporu  
Bu rapor bavuranların sahip oldukları malları tespit etmeyi amaçlamaktadır. Tapu  
kadastro ve belediye kayıtları göz önünde tutulduğunda, Kumru Yılmaz’a ait herhangi bir mal  
bulunmamaktaydı. Ancak, 1990 yılında, bavuran, yetkililere, her ikisi de 150 metrekare olan  
bir ev ve bir ahır sahibi olduğunu beyan etmitir. Herhangi bir ticari faaliyette  
bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu.  
Tapu kadastro kayıtlarına göre, Yeter Yılmaz’a ait taınmaz mal bulunmamaktaydı.  
Ancak, 1990 yılındaki beyanına göre, her ikisi de 150 metrekare olan bir ev ve bir ahır sahibi  
olduğunu iddia etmitir. Herhangi bir ticari faaliyette bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi  
ödemiyordu. Yılmaz, Ovacık Đlçe Kaymakamğı’ndan, gıda, 10 koyun, 1 koç ve 340.000.000  
Türk Lirası para yardımı almıtır. Ayrıca, “afet konutları”nda Hükümet tarafından temin  
edilen bir evde ikamet etmitir.  
Tapu kadastro kayıtlarına göre, Mehmet Yılmaz’a ait taınmaz mal  
bulunmamaktaydı. Ancak, Ovacık Đlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları, bavuranın, ona  
192.000.000 TL yıllık gelir sağlayabilecek, 12.000 metrekare arsaya sahip olduğunu  
göstermitir. 1985 yılındaki beyanında 50 metrekare bir evi bulunduğunu iddia etmiancak  
1990 yılında, her ikisi de 200 metrekare olan bir evi ve ahırı bulunduğunu beyan etmitir.  
Herhangi bir ticari faaliyette bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu. Yılmaz,  
Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’ndan, gıda, 10 koyun, 1 koç ve 340.000.000 Türk Lirası para  
yardımı almıtır.  
4
Memli Müldür 1997 yılında vefat etmitir. Tapu kadastro kayıtlarında adına kayıtlı bir  
mal bulunmamaktaydı. Ancak, Ovacık Đlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları, bavuranın, ona  
168.000.000 TL yıllık gelir sağlayabilecek, 10.500 metrekare arsaya sahip olduğunu  
göstermitir. 1982 yılında, yetkililere, sırasıyla 1850 ve 100 metrekare olan bir arsa ve bir ev  
sahibi olduğunu beyan etmitir. 1990 yılındaki beyanında, 240 ve 150 metrekare olan bir ev  
ve bir ahır sahibi olduğunu iddia etmitir. Ovacık Đlçe Kaymakamlığı’ndan, gıda, 10 koyun, 1  
koç ve 340.000.000 Türk Lirası para yardımı almıtır.  
Süleyman Müldür herhangi bir ticari faaliyette bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e  
vergi ödemiyordu. 1994 yılındaki beyanında, 100 metrekare olan bir evi bulunduğunu ifade  
etmiancak 1998 yılında 120 metrekare bir eve sahip olduğunu iddia etmitir.  
Tapu kadastro kayıtlarına göre, Haydar Müldür’e ait taınmaz mal bulunmamaktaydı.  
1998 yılındaki beyanında, 120 metrekare bir eve sahip olduğunu iddia etmitir. Ayrıca,  
herhangi bir ticari faaliyette bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu.  
Tapu kadastro kayıtlarına göre, Eyüp Genç’e ait taınmaz mal bulunmamaktaydı.  
Ancak, Ovacık Đlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları, bavuranın, ona 272.000.000 TL yıllık gelir  
sağlayabilecek, 17.000 metrekare arsaya sahip olduğunu göstermitir. 1988 yılındaki  
beyanında, 29.370 metrekare arsası bulunduğunu iddia etmitir. 1992 ve 1994 yıllarındaki  
beyanlarında, 200 metrekare eve sahip olduğunu ifade etmitir. Herhangi bir ticari faaliyette  
bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu. Genç, Ovacık  
Đlçe  
Kaymakamlığı’ndan, gıda, 10 koyun, 1 koç ve 170.000.000 Türk Lirası para yardımı almıtır.  
Tapu kadastro kayıtlarına göre, Đbrahim Genç’e ait taınmaz mal bulunmamaktaydı.  
Ancak, Ovacık Đlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları, bavuranın, ona 192.000.000 TL yıllık gelir  
sağlayabilecek, 12.000 metrekare arsaya sahip olduğunu göstermitir. 1986 yılındaki  
beyanında, 29.976 metrekare arsası bulunduğunu iddia etmitir. 1998 yılındaki beyanında,  
200 metrekare eve sahip olduğunu ifade etmitir. Herhangi bir ticari faaliyette  
bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu. Genç, Ovacık  
Đlçe  
Kaymakamlığı’ndan, gıda ve 51.000.000 Türk Lirası para yardımı almıtır.  
Tapu kadastro kayıtlarına göre, Hasan Genç’e ait taınmaz mal bulunmamaktaydı.  
Ovacık Đlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları, bavuranın, ona 272.000.000 TL yıllık gelir  
sağlayabilecek, 17.000 metrekare arsaya sahip olduğunu göstermitir. 1986 yılındaki  
beyanında, 29.976 metrekare arsası bulunduğunu iddia etmitir. 1994 yılındaki beyanında, her  
ikisi de 200 metrekare olan bir ev ve bir ahır sahibi olduğunu ifade etmitir. Herhangi bir  
ticari faaliyette bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu.  
Hasan Kerem 2001 yılında vefat etmitir. Ölümünün öncesinde, tapu kadastro  
kayıtlarına göre, kendisine ait taınmaz mal bulunmamaktaydı. Ancak, Ovacık Đlçe Tarım  
Müdürğü kayıtları, bavuranın, ona 56.000.000 TL yıllık gelir sağlayabilecek, 3.500  
metrekare arsaya sahip olduğunu göstermitir. 1986 yılındaki beyanında, 8674 metrekare  
arsası bulunduğunu iddia etmitir. 1998 yılındaki beyanında, her ikisi de 200 metrekare olan  
bir ev ve bir ahır sahibi olduğunu ifade etmitir. Herhangi bir ticari faaliyette  
bulunmamaktaydı zira, Hükümet’e vergi ödemiyordu.  
Haydar Karakaya 2001 yılında vefat etmitir. Ölümünün öncesinde, tapu kadastro  
kayıtlarına göre, kendisine ait taınmaz mal bulunmamaktaydı. Ancak, Ovacık Đlçe Tarım  
Müdürğü kayıtları, bavuranın, ona 264.000.000 TL yıllık gelir sağlayabilecek, 16.500  
5
metrekare arsaya sahip olduğunu göstermitir. 1986 yılındaki beyanında, 15.400 metrekare  
arsası bulunduğunu iddia etmitir. 1994 yılındaki beyanında, sırasıyla 300 ve 200 metrekare  
olan bir ev ve bir ahır sahibi olduğunu ifade etmitir. Herhangi bir ticari faaliyette  
bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu.  
Tapu kadastro kayıtlarına göre, Dedeali Karakaya, 24.702 metrekare bir arsanın  
yarısına sahipti. Ayrıca, Ovacık Đlçe Tarım Müdürlüğü kayıtları, bavuranın, ona 122.720.000  
TL yıllık gelir sağlayabilecek, 7.760 metrekare arsaya sahip olduğunu göstermitir. 1986  
yılındaki beyanında, sırasıyla 23.010 ve 132 metrekare olan bir arsası ve evi bulunduğunu  
iddia etmitir. 1994 yılındaki beyanında, 120 metrekare olan bir ev sahibi olduğunu ifade  
etmitir. Herhangi bir ticari faaliyette bulunmamaktaydı, zira Hükümet’e vergi ödemiyordu.  
(b) Haydar Müldür, Haydar Karakaya ve Mehmet Yılmaz’ın iki jandarma  
subayı tarafından alınan 10-11 Mart 2004 tarihli ifadeleri  
Tanıklar, Elgazi köyünün sakinleridir. Đfadeleri, AĐHM’ye bavuruda bulunmuolan  
bavuranların durumunu tespit etmek amacıyla alınmıtır. Tanık, 1994 ve 2002 yılları  
arasında, bavuranların Ovacık’ın Kandolar semtindeki prefabrik evlerde yaamıolduklarını  
ifade etmitir. 2002 yılında, Hükümet tarafından yapılan yeni evlere taınmılardır.  
Sözkonusu zamanda, Elgazi’de kimse yaamamaktaydı. Köyde elektrik, okul veya telefon  
yoktu.  
(c) Ovacık Đlçe Kaymakamı’nın bavuranlara gönderdiği 15 Ekim 2002 tarihli  
mektup  
Đlçe Kaymakamı, mektubunda, bavuranlara, yetkililerin bölgedeki köylerin altyapısını  
düzeltmek için bakım çalıması yürüttüklerini bildirmitir. Köylülerin, mülklerinden  
yararlanmak istemeleri halinde Ovacık’ta bulunan köylere dönmeleri için bir engel olmadığını  
kaydetmitir.  
(d) Ovacık Đlçe Jandarma Komutanı’nın Ovacık Cumhuriyet Basavcılığı’na  
gönderdiği 1 Kasım 1994 tarihli mektup  
Jandarma Binbaı Yüksel Sönmez, Cumhuriyet Basavcısı’na, Elgazi köyünde Cafer  
Karakaya, Nemli Münzül, Haydar Münzül, Süleyman Münzül ve Haydar Karakaya’ya ait  
olan evlerin askeri üniforma giyen teröristler tarafından yakılmıolduğunu bildirmitir. Onun  
görüüne göre, teröristler, güvenlik güçlerini etkisiz hale getirmeyi ve güvenlik güçleri ile  
bölge halkı arasında dümanlık yaratmayı amaçlamılardır.  
(e) Polis müfettii Bahri Üstüner tarafından hazırlanan 4 Haziran 1995 tarihli  
soruturma raporu  
Devlet güvenlik güçlerinin Elgazi köyündeki evleri yakmıolduğuna dair iddialara  
yönelik olarak yürütülen soruturmayı müteakip, müfetti, evlerin güvenlik güçleri tarafından  
değil askeri üniforma giyen teröristler tarafından yakılmıolduğunu tespit etmitir.  
Teröristler, ayrıca, evlerinin güvenlik güçleri tarafından yakıldığına dair yetkililere ikayette  
bulunmaları için köylüleri zorlamılardır. Müfetti, ayrıca, güvenlik güçlerinin, halkın  
güvenliğini sağlamak amacıyla bölgede operasyonlar yürüttüğünü ve bu nedenle köyleri  
yakmayacağını ve mallara zarar vermeyeceğini kaydetmitir.  
6
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK  
Đlgili iç hukukun tam açıklaması Yöyler – Türkiye (no. 26973/95, §§ 37-49, 24  
Temmuz 2003) ve Matyar – Türkiye (no. 23423/94, §§ 93-106, 21 ubat 2002) kararlarında  
bulunabilir.  
HUKUK  
I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI  
Hükümet, 29 Nisan 2005 tarihli ek görülerinde, 14 Temmuz 2004 tarihinde kabul  
edilen ‘Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karılanması ve Teröre Karı Alınan  
Önlemler Hakkında Kanun’ ıığında iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilikin bir ön  
itirazda bulunmutur. Bu Kanun, yetkililerin terörle mücadelesi sırasında zarar görmüolan  
bavuranların AĐHS mağduriyetlerini telafi edebilecek yeterli bir hukuk yolu sağlamıtır.  
Hükümet, dolayısıyla, AĐHM’den, bu bavurunun incelemesini durdurmasını ve  
bavuranlardan iç hukukta yürürlüğe konulan yeni hukuk yolundan yararlanmalarını  
istemesini talep etmitir.  
Bavuranlar, Hükümet’in itirazına karı çıkmılar ve AĐHM’nin kabuledilebilirlik  
kararından sonra kendilerinden yeni bir hukuk yolunu tüketmelerinin talep edilemeyeceğini  
ileri sürmülerdir.  
AĐHM, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında, ikayetlerine yönelik etkili bir  
soruturmanın olmaması halinde bavuranların iç hukukta yeni herhangi bir hukuk yolunu  
takip etmelerine gerek olmadığı kararını vermiolduğunu anımsar. Bu itirazın, bavuru  
kabuledilebilir ilan edildikten sonra yapıldığını kaydeder. O nedenle, Hükümet’in, bu  
aamada, esas itibariyle, kabuledilebilirliğe itirazlarda bulunmasının engellenmiolduğu  
değerlendirilebilir (Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 55. maddesi; bkz. inter alia, Amrollahi –  
Danimarka, no. 56811/00, § 22, 11 Temmuz 2002; ve Nikolova – Bulgaristan [BD], no.  
31195/96, § 44, AĐHM 1999-II). Dolayısıyla, Hükümet’in itirazı, ilemlerin bu aamasında  
dikkate alınamaz.  
II. AĐHS’NĐN 3. VE 8. MADDELERĐNĐN VE 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜN 1.  
MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, Devlet güvenlik güçleri tarafından Elgazi köyünden zorunlu  
tahliyelerinin ve evlerinin ve mülkiyetlerinin yıkımının AĐHS’nin 3. ve 8. maddelerinin ve 1  
No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlallerine yol açmıolduğunu iddia etmitir. Bu  
maddelerin ilgili kısımları öyledir:  
Madde 3  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
Madde 8  
7
1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberlemesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.  
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu  
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç ilenmesinin önlenmesi, sağğın  
veya ahlakın veya bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda,  
zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüolmak kouluyla söz konusu olabilir.”  
1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi  
“Her gerçek ve tüzel kiinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı  
vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koullara ve uluslararası  
hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını  
düzenlemek veya vergilerin ya da baka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için  
gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”  
Bavuranlar, Devlet güvenlik güçleri tarafından evlerinden zorla tahliye edilmelerinin  
ve mülkiyetlerinin kasti yıkımının, mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme  
haklarının ve aile hayatına saygı gösterilmesi haklarının ihlalini oluturduğunu ileri  
sürmülerdir. Ayrıca, mülkiyetlerinin yıkımı ve köylerinden zorla tahliye edilmeleri sırasında  
mevcut artların insanlık dıı ve onur kırıcı muameleye vardığını iddia etmilerdir.  
Hükümet, bavuranların ikayetlerinin somut temelini reddetmive onların asılsız  
olduklarını ileri sürmütür. Bu bağlamda, bavuranların köyünün, güvenlik güçleri tarafından  
hiçbir zaman tahliye edilmemiveya yakılmamıolduğunu iddia etmilerdir. Bavuranlar,  
köylerini, bölgede PKK tarafından sürdürülen yoğun terör faaliyetleri nedeniyle terk  
etmilerdir. Yetkililer tarafından yürütülen soruturma, bavuranların evlerinin, asker  
üniforması giyen teröristler tarafından yakılmıolabileceğini açığa çıkarmıtır.  
AĐHM, sözkonusu bavuruya yol açan olayların asıl nedenine ilikin bir uyumazlıkla  
karı karıya kalmıtır. Dolayısıyla öncelikle, iddia edilen olaylar sırasında bölgede hüküm  
süren genel durumu gözönüne almalıdır. Bu bağlamda, AĐHM, ilgili tarihte, Türkiye’nin  
olağanüstü hal bölgesinde güvenlik güçleri ve PKK üyeleri arasında iddetli çatımaların yer  
almıolduğunu gözlemler. Çatıma halinde olan iki tarafın faaliyetlerinden kaynaklanan bu  
iki misli iddet, birçok insanı evlerini terk etmek zorunda bırakmıtır. Ayrıca, ulusal  
makamlar, bölgedeki nüfusun güvenliğini sağlamak için bir grup yerleim bölgesini tahliye  
etmitir (bkz., Doğan ve Diğerleri – Türkiye, no. 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02, §  
142, AĐHM 2004- ... (alıntılar)). Ancak, AĐHM birçok benzer davada da, güvenlik güçlerinin,  
bazı bavuranların evlerini ve mallarını kasıtlı olarak tahrip ettiğini, onları geçimlerinden  
mahrum bıraktığını ve Türkiye’nin olağanüstü hal bölgesinde yer alan köylerini terk etmek  
zorunda bıraktığını tespit etmitir (bkz., diğer birçok kararın yanı sıra, Akdivar ve Diğerleri -  
Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1996-IV; Selçuk ve  
Asker - Türkiye, 24 Nisan 1998 tarihli karar, Reports 1998-II, Menteve Diğerleri - Türkiye,  
28 Kasım 1997 tarihli karar, Reports 1997-VIII, Bilgin - Türkiye, no. 23819/94, 16 Kasım  
2000 ve Dula- Türkiye, no. 25801/94, 30 Ocak 2001).  
Durum böyle olunca, hem Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’nun hem de AĐHM’nin  
daha önce, Devlet güvenlik güçlerinin mülkiyetin haksız tahribinin failleri oldukları iddia  
edildiği Türkiye’deki benzer davalarda delil tespiti görevlerine giritikleri belirtilmelidir  
8
(bkz., diğer birçok kararın yanı sıra, yukarıda anılan Akdivar ve Diğerleri ve Yöyler kararları,  
Đpek – Türkiye, no. 25760/94, AĐHM 2004-…). O davalarda, AĐHS kurumlarını böyle bir  
uygulamaya bavurmaya iten temel sebep, etkili bir yerel soruturmanın yokluğunda delilleri  
tespit edememiolmalarıdır.  
Tanıklar çağırıp kendi delil tespiti uygulamasını gerçekletirerek bu davanın delillerini  
tespit etme giriiminde bulunamaması AĐHM için bir üzüntü konusudur. Ancak, AĐHM, böyle  
bir uygulamanın davanın gerçek olaylarını ortaya koyabilecek yeterli delil sağlamayacağını  
değerlendirir, zira önemli bir sürecin geçmesi, sözkonusu davada bu süreç neredeyse on bir  
yıldır, ifade vermeleri için tanıkları bulmayı daha güç kılar ve bir tanığın olayları detaylı ve  
doğru olarak hatırlama kapasitesini düürür (bkz., yukarıda anılan, Đpek § 116). Dolayısıyla,  
AĐHM, taraflarca sunulan mevcut delillere dayanarak karara varmalıdır (bkz. Pardo – Fransa,  
20 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 261-B, s. 31, § 28, Çaçan – Türkiye kararında anılan,  
no. 33646/96, § 61, 26 Ekim 2004). Ancak, taraflarca sağlanan belgelerin, özellikle yazılı  
ifadelerin, sorgulamada ve çapraz sorgulamada test edilmediği ve dolayısıyla bu davada  
ulaılacak herhangi bir sonuç için olası bir yanıltıcı temel oluturabileceği gerçeğine dikkat  
etmelidir.  
Daha önce kaydedildiği gibi ve ilgili zamanda Türkiye’nin güneydoğu bölgesindeki  
köylerin yıkımı ve tahliyesine ilikin bağımsız raporları göz önünde tutarak, bavuranların,  
köylerinden zorla tahliye edilmiolduklarına ve evlerinin ve mülkiyetlerinin Devlet güvenlik  
güçleri tarafından yakılmıolduğuna dair iddiaları ilk bakıta savunulmaz olarak  
reddedilemez. Ancak, AĐHM için, AĐHS’nin amaçlarına uygun, delillerle ilgili gerekli ispat  
ölçütü “suçun kesin olarak veya her türlü makul üpheden uzak olarak kanıtlanmıolması”  
ölçütüdür ve böyle bir ispat yeterli derecede kuvvetli, açık ve uygun sonuçların veya benzer  
çürütülmemifiili karinelerin bir arada var olmasına bağlı olabilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18  
Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no. 25, s. 65, § 161).  
Bu bağlamda, AĐHM, bavuranların, güvenlik güçleri tarafından evlerinin ve  
mülkiyetlerinin yakılmasıyla ilgili herhangi bir görgü tanığı ifadesi sunmadıklarını kaydeder.  
Ayrıca, iddia edilen olaylarda yer alan askerlerin kimliğine dair herhangi bir ayrıntı  
vermemilerdir. Bunun yanında, bavuranların, Ovacık Cumhuriyet Savcılığı tarafından  
balatılan ilemlere müdahale ettikleri veya yargı makamlarına ikayette bulunmalarını  
müteakip davalarını takip ettikleri gözükmemektedir. Bavuranlar, yetkililer tarafından  
yürütülen soruturmayı takip etmemelerine ilikin bir açıklama sunmamılardır. Ayrıca,  
AĐHM, dosyada, Hükümet’in görülerini ve bavuranlar ile aynı köyde yaayanların  
ifadelerini çürütecek bir delil bulmamıtır.  
Yukarıda belirtilenlerin ıığında ve bavuranların iddialarını doğrulayamadıklarını  
gözönünde tutarak, AĐHM, Devlet güvenlik güçleri tarafından bavuranların köylerinden zorla  
tahliye edildiklerinin veya evlerinin yakıldığının, gerekli ispat ölçütüne göre kanıtlanmadığı  
kararını vermitir.  
Bu durum karısında, AĐHM, AĐHS’nin 3. ve 8. maddelerinin veya 1 No.’lu  
Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediği kararına varmıtır.  
III. AĐHS’NĐN 5 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
9
Bavuranlar, evlerinin yıkımı ve Elgazi köyünden zorla tahliye edilmeleri sırasında  
mevcut artların, aynı zamanda, AĐHS’nin 5 § 1. maddesinde yer alan kii özgürlüğü ve  
güvenliği haklarının ihlaline varmıolduğunu iddia etmitir. Bu madde öyledir:  
“1. Herkesin kii özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aağıda belirtilen haller ve yasada  
belirlenen yollar dıında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.”  
Hükümet, davanın bu yönü hakkında görübelirtmemitir.  
AĐHM, 5 § 1. maddenin esas amacının, Devlet tarafından keyfi olarak özgürlükten  
mahrum edilmeye karı koruma olduğunu anımsar.  
Bu davada, bavuranlar, hiçbir zaman yakalanmamı, tutuklanmamıveya baka bir  
ekilde özgürlükten mahrum edilmemilerdir. Bavuranların, evlerinin ve mülkiyetlerinin  
iddia edilen kaybından kaynaklanan güvensiz durumları, 5 § 1. maddede yer alan kii  
güvenliği kavramının kapsamına girmemektedir (bkz., yukarıda anılan, Çaçan § 70 ve Kıbrıs  
– Türkiye [BD], no. 25781/94, § 228, AĐHM 2001-IV).  
Yukarıda belirtilenlerin ıığında, AĐHM, AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediği  
kararına varmıtır.  
IV. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, güvenlik güçleri tarafından zorunlu tahliyelerine ve evlerinin yıkımına  
itiraz etmelerini sağlayacak, medeni haklarını savunmak için bir mahkemeye eriim de dahil  
olmak üzere, etkili bir hukuk yolundan yoksun bırakılmıolduklarından ikayetçi olmulardır.  
AĐHS’nin 6 § 1. ve 13. maddelerine istinat etmilerdir. 6 § 1. maddenin ilgili kısmı öyledir:  
Herkes, … medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek olan,  
… [bir] mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak görülmesini istemek  
hakkına sahiptir.”  
ve AĐHS’nin 13. maddesi öyledir:  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev  
yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili  
bir bavuru yapabilme hakkına sahiptir.”  
A. AĐHS’nin 6 § 1. maddesi  
Bavuranlar, yetkililerin onların iddialarına yönelik etkili bir soruturma yürütmemesi  
nedeniyle, medeni haklarını savunmak için bir mahkemeye eriim haklarının olanaksız  
kılınmıolduğunu ileri sürmülerdir. Görülerine göre, böyle bir soruturma olmadan, hukuk  
mahkemeleri usulünde tazminat alma ansları olmazdı.  
Hükümet, bavuranların, iç hukukta mevcut olan hukuk yollarını takip etmemiꢀ  
olduklarını iddia etmitir. Bavuranlar hukuk davası açmıolsalardı mahkemeye etkili  
eriimden yararlanırlardı.  
10  
AĐHM, bavuranların, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik kararında belirtilen  
gerekçeler nedeniyle hukuk mahkemelerinde dava açmadıklarını kaydeder. Dolayısıyla,  
ilemleri balatmıoldukları takdirde ulusal mahkemelerin bavuranların iddiaları hakkında  
karar vermiolup olamayacağını belirlemek mümkün değildir. AĐHM’nin görüüne göre,  
bavuranların ikayetleri, esas olarak, güvenlik güçleri tarafından köylerinden zorunlu  
tahliyelerine ve evlerinin ve mülkiyetlerinin kasti yıkımına yönelik etkili bir soruturmanın  
olmadığı iddiasına ilikindir. Dolayısıyla, AĐHM, bu ikayeti, AĐHS’nin ihlal edildiği  
iddialarına yönelik etkili bir hukuk yolu sağlamak için Devlet’lere daha genel bir yükümlülük  
yükleyen, 13. madde açısından inceleyecektir (bkz., yukarıda anılan, Selçuk ve Asker § 92).  
AĐHM, dolayısıyla, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit  
etmenin gerekli olmadığına karar vermitir.  
B. AĐHS’nin 13. maddesi  
Bavuranlar, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca, AĐHS ikayetlerine ilikin etkili bir  
hukuk yolunun mevcut olmadığından ikayetçi olmulardır.  
Hükümet, soruturmada bir kusur olmadığını ve yetkililerin bavuranların iddialarına  
yönelik etkili bir soruturma yürütmüolduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, yerel yasal düzende her ne ekilde sağlanmıolursa  
olsun, AĐHS hak ve özgürlüklerinin esasını etkili hale getirecek bir hukuk yolunun ulusal  
düzeyde eriilebilirliğini güvence altına aldığını yineler. 13. maddenin amacı, dolayısıyla,  
AĐHS uyarınca “savunulabilir bir ikayet”in esasının çaresine bakabilecek ve yerinde bir telafi  
sağlayabilecek iç hukuk yolu hükmünü art komaktır. Bununla beraber, Sözleme’ye taraf  
olan Devlet’lere bu hüküm uyarınca AĐHS yükümlülüklerine uyma ekillerine ilikin bir  
miktar takdir hakkı tanınmaktadır. 13. madde uyarınca yükümlülüğün kapsamı, bavuranın  
AĐHS uyarınca yaptığı ikayetin niteliğine bağlı olarak değiir. Bununla beraber, 13. madde  
tarafından art koulan hukuk yolu usul ile birlikte uygulamada da “etkili” olmalıdır,  
özellikle, hukuk yolunun uygulanması, Sorumlu Devlet yetkililerinin fiiliyatı veya ihmalleri  
tarafından haksız olarak engellenmemelidir (bkz., her ikisi de yukarıda anılan, Dulave  
Yöyler).  
AĐHM, bu davada toplanan delillere dayanarak, bavuranların evlerinin iddia edildiği  
gibi Devlet güvenlik güçleri tarafından yıkıldığının, gerekli ispat ölçütüne göre ispatlanmamıꢀ  
olduğuna karar verdiğini anımsar. Ancak, bu, 13. maddenin maksatları açısından,  
bavuranların ikayetlerinin, sözkonusu maddenin korumasının kapsamı dıına çıktığı  
anlamına gelmemektedir (bkz. D.P. ve J.C. – Đngiltere, no. 38719/97, 10 Ekim 2002). Bu  
ikayetler, açıkça dayanaktan yoksun olarak kabuledilmez bulunmamılar ve dolayısıyla  
esaslara ilikin inceleme gerektirmilerdir. Ayrıca, 2 Eylül 2003 tarihli kabuledilebilirlik  
kararında, AĐHM, ikayetlerine yönelik tam ve etkili bir soruturmanın olmaması halinde  
bavuranların iç hukukta baka hukuk yolu izlemekten muaf tutuldukları kararını vermitir.  
Bunun üzerine, AĐHM, olduğu gibi yorumlanan 13. maddenin artlarına rağmen, baka  
bir hükmün ihlalinin var olmasının sözkonusu maddenin uygulanması için ön art  
oluturmağını yineler (Boyle ve Rice – Đngiltere, 27 Nisan 1988 tarihli karar). Dolayısıyla,  
kabuledilebilirlik kararındaki tespitlerini ve bavuranların iddialarının ilk bakıta savunulmaz  
olduğu gerekçesiyle reddedilemeyeceği kararını göz önünde tutarak, AĐHM, bavuranların  
11  
ikayetlerinin AĐHS’nin 13. maddesinin maksatları açısından AĐHS ihlallerine dair  
savunulabilir iddialar ortaya koyduğunu değerlendirir (bkz., mutatis mutandis, AĐHS’nin 6.  
maddesinin uygulanabilirliğine ilikin olarak, Mennitto – Đtalya [BD], no. 33804/96).  
Davanın özel artları konusunda, AĐHM, Ovacık Cumhuriyet Savcısı’nın görevsizlik  
kararını müteakip, Ovacık Đlçe Đdare Kurulu yetkililerinin, bavuranların iddialarına yönelik  
soruturma balattığını kaydeder. Ancak, sözkonusu soruturma, güvenlik güçlerinden  
bavuranların iddialarına ilikin bilgi sunmasını talep etmekle sınırlı kalmıtır. Evlerini ve  
mallarını yakan kiiler olarak bavuranların açıkça jandarmaları suçlamalarına rağmen  
soruturma sırasında güvenlik güçleri mensuplarını sorgulamak için herhangi bir giriimde  
bulunulmamıtır. Ayrıca, yetkililer, bavuranların iddialarının doğruluğunu incelemek  
amacıyla iddia edilen olayların gerçekletiği yeri ziyaret etmemilerdir. Güvenlik güçleri  
tarafından sunulan bilgilerle yetinmilerdir. Bu bağlamda, AĐHM’nin, güvenlik güçleri  
mensuplarının böyle hareketlerde bulunabileceği olasılığını dikkate almak konusunda  
yetkililerde sürekli olarak genel bir isteksizlik tespit ettiği kayda değerdir (bkz, yukarıda  
belirtilen, Selçuk ve Asker, Đpek, Yöyler kararları). Sözkonusu davada Ovacık Đlçe Kaymakamı  
tarafından verilen yanıt ve polis müfettii Bahri Üstüner tarafından hazırlanan soruturma  
raporu, AĐHM’nin önceki tespitlerini doğrulamaktadır. Son olarak, jandarma yetkililerinin  
bavuranların iddialarını yalanlamasının ardından Ovacık Đlçe Đdare Kurulu yetkililerince ek  
bir soruturma yürütülmemitir.  
Her halükarda, AĐHM, hiyerarik olarak bir valiye bağlı memurlardan olumaları ve  
soruturma altında olan güvenlik güçlerine bağlı bir yöneticinin yer alması nedeniyle,  
Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde yer alan idare kurullarının bağımsız bir soruturma  
yapabilmelerine ilikin ciddi kukularını daha önce ifade etmitir (bkz., diğerlerinin yanı sıra,  
Güleç – Türkiye, no.21593/93, her ikisi de yukarıda anılan, Yöyler ve Đpek). Soruturmada  
belirlenen ciddi kusurlar, AĐHM’nin bu davada farklı bir sonuca varmasına izin  
vermemektedir.  
Bu artlarda, yetkililerin, bavuranların Elgazi’de malların tahrip edilmesine ilikin  
iddialarına yönelik tam ve etkili bir soruturma yürüttüğü söylenemez.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
V. AĐHS’NĐN 6, 8 VE 13. MADDELERĐ VE 1 NO.’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ  
ĐLE BAĞLANTILI OLARAK, AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ  
ĐDDĐASI  
Bavuranlar, AĐHS’nin 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi ile  
bağlantılı olarak AĐHS’nin 14. maddesine aykırı olarak, Kürt kökenleri nedeniyle ayrıma  
maruz kalmıolduklarını ileri sürmülerdir. 14. madde öyledir:  
“Bu Sözlemede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, irk, renk, dil, din,  
siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet,  
doğum veya herhangi baka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”  
Bavuranlar, evlerinin ve mallarının tahrip edilmesinin, Kürt kökenlerinden ötürü  
ayrım tekil eden resmi politikanın bir sonucu olduğunu ileri sürmütür.  
12  
Hükümet bavuranların iddialarını reddetmitir.  
AĐHM, bavuranların iddiasını kendisine sunulan delillerin ıığında incelemiancak  
asılsız olduğunu değerlendirmitir. Dolayısıyla, AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilmemitir.  
VI. AĐHS’NĐN 18. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, ikayet konusu müdahale veya kısıtlamaların, AĐHS ile uyumayan  
maksatlarla uygulandığını iddia etmilerdir. AĐHS’nin 18. maddesine atıfta bulunmulardır.  
Bu madde öyledir:  
“Bu Sözlemenin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar  
ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”  
AĐHM, bu iddiayı, kendisine sunulan deliller ıığında incelemiolduğunu ve bu  
iddiayı asılsız bulduğunu belirtmitir. Dolayısıyla, 18. madde ihlal edilmemitir.  
VII. AVRUPA ĐNSAN HAKLARI SÖZLEMESĐ’NĐN 41. MADDESĐNĐN  
UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar, evlerinin yıkımı ve Ekim 1994’ten itibaren ekonomik faaliyetlerini geri  
kazanamamaları sonucu maruz kaldıkları maddi zarara karılık toplam 2.696.280.000.000  
Türk Lirası tazminat talep etmilerdir.  
Hükümet, AĐHS ihlali olmaması gerekçesiyle bavuranlara adil tazmin ödenmemesi  
gerektiğini ileri sürmütür. Ayrıca, AĐHM’nin AĐHS hükümlerinden birinin ihlal edildiğini  
tespit etmesi halinde dahi bavuranlar tarafından talep edilen miktarların tartımalı olduğunu  
ve bölgenin ekonomik gerçeklerini yansıtmadığını iddia etmitir.  
AĐHM, bavuranlar tarafından talep edilen tazminat ile AĐHS ihlali arasında sebep  
sonuç ilikisi olması gerektiğini ve bunun, uygun bir davada gelir kaybına ilikin tazminatı da  
kapsayabileceğini yinelemektedir (bkz., diğerlerinin yanı sıra, Barberà, Messegué ve Jabardo  
Đspanya (50. madde), 13 Haziran 1994 tarihli karar). Ancak, AĐHM, sözkonusu davada,  
Devlet güvenlik güçleri tarafından bavuranların evlerinin yakıldığının veya köylerinden zorla  
çıkarıldıklarının gerekli ispat ölçütçüne göre ispatlanmadığını anımsamaktadır. Dolayısıyla,  
AĐHS ihlali oluturan konu – etkili bir soruturmanın yürütülmemesi – ile bavuranlar  
tarafından talep edilen maddi tazminat arasında bir sebep sonuç ilikisi yoktur. Dolayısıyla,  
AĐHM, bavuranların bu balık altındaki talebini reddetmitir.  
13  
B. Manevi tazminat  
Bavuranların her biri 20.000 Euro manevi tazminat talep etmitir. Bu hususta,  
köylerinden zorla tahliye edilmeleri ve evlerinin ve mallarının tahribatı sonrasında maruz  
kalmıoldukları acı ve yoksulluğa atıfta bulunmulardır.  
Hükümet, bu miktarın haddinden fazla olduğunu ve haklı bir gerekçeye dayanmadığını  
ileri sürmütür.  
AĐHM, ulusal makamların, AĐHS’nin 13. maddesine aykırı olarak, bavuranların  
ikayetlerine yönelik etkili ve tam bir soruturma yürütmemiolduklarına karar vermitir.  
Dolayısıyla, manevi tazminat ödenmelidir. Ancak, bavuran tarafından talep edilen miktar  
haddinden fazladır. Đddiaların ciddiyetini hesaba katarak ve eitlik temeline dayalı karar  
vererek, AĐHM, bavuranların her birine, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk  
Lirası’na dönütürülmek üzere 4.000 Euro (toplam 48.000 Euro) tazminat ödenmesine karar  
vermitir.  
C. Mahkeme masrafları  
Bavuranlar, Sözleme Kurumları’nda davalarının hazırlanması ve sunumundaki ücret  
ve masraflar karılığı toplam 78.440 Euro talep etmilerdir. Bu miktar, avukatlarının ücret ve  
masraflarını kapsamıtır (her bavurana yönelik 62 saat 20 dakika adli çalıma ve telefon  
görümeleri, posta, çeviri ve kırtasiye gibi masraflar).  
Hükümet, bu talebin haddinden fazla ve asılsız olduğunu ileri sürmütür. Đddialarını  
kanıtlamak için bavuranlar tarafından bir makbuz veya herhangi baka bir belgenin  
sunulmamıolduğunu iddia etmitir.  
AĐHM, bavuranların AĐHS uyarınca olan ikayetlerini ispatlamakta sadece kısmen  
baarılı olduklarını belirtir. Ancak, bu dava, ayrıntılı inceleme gerektiren, karmaık hukuki ve  
olgusal konular içermektedir. Bunun üzerine, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi’nin 41. maddesi uyarınca, sadece zorunlu olarak ve gerçekten  
yapılan mahkeme masraflarının ödenebileceğini yineler. Bavuranlar tarafından sunulan  
iddiaların detaylarını göz önünde tutarak, AĐHM, bavuranlara, tabi olabilecek her türlü katma  
değer vergisi hariç, 4.900 Euro tazminat ödenmesine karar vermitir.  
D. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
14  
1. Hükümet’in ön itirazının reddine;  
2. AĐHS’nin 3. ve 8. maddelerinin ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;  
4. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit etmenin gerekli olmadığına;  
5. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
6. AĐHS’nin 3, 6, 8 ve 13. maddeleri ve 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak,  
AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;  
7. AĐHS’nin 18. maddesinin ihlal edilmediğine;  
8. a) Sorumlu Devlet’in, aağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın  
kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni Türk  
Lirası’na dönütürülmek ve bavuranların Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak üzere  
ödemesine:  
(i) Bavuranların her birine 4.000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat;  
(ii) Bavuranlara ortaklaa 4.900 Euro (dört bin dokuz yüz Euro) mahkeme masrafları;  
(iii) bu miktarlara tabi olabilecek her türlü vergi;  
b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
9. Bavuranların adil tazmin talebinin kalanının reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 2 ubat 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Vincent BERGER  
Yazı Đꢀleri Müdürü  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Bakan  
15