COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 36672/97)  
KARAR  
STRAZBURG  
24 Temmuz 2007  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır.  
Ancak, ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) eski 25.  
maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaı olan Mehmet Kurnaz  
tarafından, 10 Mayıs 1997 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”)  
yapılan bavurudan (no. 36672/97) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Bavuru ilk olarak 1956 doğumlu olup Antalya’da yaayan Mehmet Kurnaz tarafından  
yapıltır. 22 Aralık 1997 tarihindeki vefatını takiben ebeveynleri, kız kardei ve erkek  
kardeleri (bundan böyle “bavuranlar”) 30 Haziran 1998 tarihinde bavuruyu takip etme  
isteklerini ifade etmilerdir. Bavuranlar sırasıyla 1927, 1929, 1954, 1950 ve 1958 doğumlu  
olup Antalya’da yaamaktadır.  
A. Giri  
Đhtilaftaki olaylar sırasında Mehmet Kurnaz Birleik Sosyalist Partisi üyesiydi.  
Bavuranlar, Kurnaz’ın önceki polis nezareti dönemlerinde maruz kaldığı kötü muamele  
nedeniyle sağlık durumunun kötü olduğunu iddia etmitir.  
22 Mayıs – 19 Haziran 1986 tarihleri arasında Mehmet Kurnaz sol bacağındaki ağrı  
nedeniyle Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde (bundan böyle “Ege Hastanesi”)  
tedavi görmütür. Doktorlar, sol bacaktaki popliteal arterde tıkanma olduğunu ve bunun  
bacağa uygulanan bir baskı nedeniyle meydana gelmiolabileceğini kaydetmitir.  
12 ubat 1987 tarihinde Mehmet Kurnaz’a Buerger hastalığı tehisi konulmu, 16 ubat  
1987 tarihinde Ege Hastanesi’nde femorotibial posterior bypass ameliyatı yapılmıtır.  
21 Ağustos 1995 tarihinde Mehmet Kurnaz Türkiye Đnsan Hakları Derneği Đzmir  
ubesine tedavi için bavurmutur. Hakkında hazırlanan tıbbi raporda Kurnaz’ın Leriche  
sendromu, kronik renal yetmezlik ve hipertansif kalp hastalığı bulunduğu belirtilmitir.  
Tercihen bir hastanede derhal tıbbi tedaviye balanması ve stresten uzak ve sakin bir ortamda  
kalması tavsiye edilmitir. Aynı raporda Mehmet Kurnaz’ın 1973–1982 yılları arasında  
geçirdiği altı tutukluluk döneminde çeitli kötü muamelelere maruz kaldığını söylediği  
belirtilmitir. Mehmet Kurnaz’ın tıbbi geçmiine ilikin olarak popliteal arterde tromboz  
geçirdiği ve bunun sonucunda 1985 ve 1986’da bypass ameliyatları olduğu kaydedilmitir.  
1994 yılında Kurnaz’a kronik renal yetmezlik tehisi konulmutur. Aynı zamanda yirmi yıl  
boyunca günde bir paket sigara içtiğine değinilmitir.  
B. Buca cezaevindeki olay ve olayı çevreleyen koullar hakkında yetkililerin  
yürütğü soruturma  
1 Eylül 1995 tarihinde Mehmet Kurnaz gözaltına alınmıtır. Aynı tarihte tıbbi muayene  
için Antalya Adli Tıp Kurumu’na getirilmitir. Doktor bavuranın vücudunda fiziksel olarak  
kötü muamele iareti bulunmadığını kaydetmitir.  
1
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
Bavuran 11 Eylül 1995 tarihinde Buca Cezaevine nakledilmi, 21 Eylül 1995 tarihinde  
bir isyan sırasında baına aldığı darbe sonucunda yaralanmıve tedavi için hastaneye  
yatırılmıtır. Bavuranlar cezaevi görevlileri ve jandarmalar tarafından bilerek saldırıya  
uğradığını iddia etmektedir. Hükümet bunu reddetmektedir.  
Aynı tarihte saat 16.25 sıralarında Mehmet Kurnaz, Đzmir Atatürk Devlet Hastanesi’ne  
kaldırıltır. Aynı tarihte hazırlanan geçici tıbbi rapora göre yüzde travma, ekimoz ve ödem  
ve özellikle sol frontal lobda 4 cm, sol parietal lobda ise 5 cm’lik kesi tespit edilmitir.  
Mehmet Kurnaz 25 Ekim 1995 tarihinde kadar hastanede kalmıtır. Bavuranlar bu süre  
boyunca yatağına zincirlendiğini iddia etmilerdir.  
Đzmir Savcılığı’ndan üç savcı (bundan böyle “savcılar”) tarafından yapılan soruturmaya  
göre olaylar öyle cereyan etmitir: DHKP/C (Türkiye Halkın Kurtuluu Partisi/Cephesi) adlı  
yasaı silahlı örgüte mensup olmak ya da bu örgüte yardım ve yataklık etmekle suçlanan  
tutuklular 6 no’lu koğuta birlikte tutuluyordu. Birtakım talepleri olmu, bunlar  
karılanmayınca cezaevi görevlileri tarafından sayılmayı reddetmilerdir. Uyarılara rağmen  
çağrıya uymamaları sonucunda jandarmalara 6 no’lu koğua güç kullanarak girmeleri talimatı  
verilmitir. Tutuklular çelik kapının önüne metal dolapları yığ, jandarmalar koğua  
girebilmek için kaynak makinesi kullanmak zorunda kalmıtır. Jandarmalar, içeri girdiğinde  
camları kıran ve yangın çıkaran tutukluları etkisiz hale getirmek için göz yaartıcı gaz, sis  
bombası ve basınçlı su kullanmılardır. Tutuklular jandarmalara metal kapı kollarıyla  
saldırtır. Müdahale sırasında on bejandarma keskin cisim ile çeitli derecelerde  
yaralanmıtır. Mehmet Kurnaz’ın da dahil olduğu kırk tutuklu çeitli ekilde yaralanmıve  
sonrasında üçü ölmütür.  
12 Ekim 1995 tarihinde savcılar delil bulunmayıı nedeniyle cezaevi görevlilerinin  
yargılanmamasına karar vermitir. Özellikle, koğua sadece jandarmaların girip güç  
kullanğının sabit olduğu ve cezaevi görevlilerinin isyana müdahale ettiği veya tutuklulara  
kötü muamele ettiğini gösterecek kanıt bulunmadığını ifade etmilerdir. Jandarmalara ilikin  
olarak savcılar madde bakımından yetkisizlik kararı vermiler ve soruturma dosyasını Đzmir  
Valiliği’ne göndermilerdir.  
Aynı tarihte savcılar, Mehmet Kurnaz dahil tutukluları isyan çıkarmakla suçlayan ortak  
bir iddianame sunmulardır. Suçlamalar TCK’nın 304. maddesine dayanmaktadır. Đddianame,  
dava dosyasında bulunmayan fotoğraflar ve tutuklu ifadeleri gibi birtakım belgelere atıfta  
bulunmaktadır.  
Bu arada, belirtilmeyen bir tarihte bavuran hakkında Đzmir Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nde kovuturma balatılmı, bavuran yasadıı örgüte üyelikle suçlanmıtır. 25  
Ekim 1995 tarihinde yapılan bir durumada Mehmet Kurnaz, ayakta duramaması ve  
yürüyememesi nedeniyle DGM’ye jandarmalar yardımıyla getirilmitir. Mahkeme tutuksuz  
yargılama talimatı vermitir.  
Tahliye edilmesiyle birlikte Mehmet Kurnaz muayeneden geçmi, doktor vücudunda  
çeitli ekil ve büyüklükte renkli lezyonlar ve yaralar tespit etmitir. Doktor aynı zamanda  
Kurnaz’ın sorulara cevap veremediğini ve yüzünün imiolduğunu kaydetmitir. Bu  
bulguların daktilo ile yazılmıolduğu ve ilgili doktorun imzasını taımadığı belirtilmelidir.  
2
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
10 Kasım 1995 tarihinde Kurnaz’ın avukatları mahkemeye bir dilekçe vererek Buca  
cezaevinde aldığı yoğun yaralanmalar nedeniyle ikâyetçi olmutur.  
2 Ağustos 1996 tarihinde Đzmir Savcılığı Savcısı aynı olayla ilgili olarak cezaevi  
görevlileri hakkında takipsizlik kararı bulunduğu ve jandarmalar hakkındaki dava dosyasının  
Đzmir Valiliği’nde olduğu gerekçesiyle Mehmet Kurnaz’ın iddialarının soruturulmamasına  
karar vermitir. Kurnaz’ın bu karara itirazı 31 Ekim 1996 tarihinde Đzmir Ağır Ceza  
Mahkemesi tarafından reddedilmitir. Ret kararı kendisine 14 Kasım 1996 tarihinde tebliğ  
edilmitir.  
C. Müteakip olaylar  
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nden (bundan böyle “Akdeniz hastanesi”) Dr.  
Aktekin’in 22 Ocak 1996 tarihinde hazırladığı gözlem kâğıdına göre Mehmet Kurnaz’ın  
ikâyeti bacaklarında his kaybı ve yürümekte güçlüktür. Kurnaz’ın hafıza kaybı çektiği ve  
CAT taraması sonuçlarının sol temporal lobda enflamasyona iaret ettiğini belirtmitir. Bu  
bulguların geçirdiği kafa yaralanmasının sonucu olduğunu değerlendirmitir.  
24 Ocak 1996 tarihinde Antalya Ağır Ceza Mahkemesi, Adli Tıp Kurumu’nun Mehmet  
Kurnaz’ın mahkemede ifade verip veremeyeceğini değerlendirmesini vekâleten talep etmitir.  
Adli Tıp Kurumu, bavuran ile ilgili olarak Akdeniz hastanesinde hazırlanan raporlara  
dayanarak tedavisinin tamamlanmasına kadar Mehmet Kurnaz’ın sağlık durumunun ifade  
vermesini mümkün kılmadığını belirtmitir.  
29 ubat – 7 Mart 1996 tarihleri arasında Mehmet Kurnaz kronik renal yetmezliği ve  
hipertansiyonunun izlenmesi için Akdeniz hastanesine yatırılmıtır.  
16 – 26 Nisan 1996 tarihleri arasında Mehmet Kurnaz, hemodiyaliz tedavisi alabilmesi  
için AV fistül (hemodiyaliz için vasküler geçi) uygulanması amacıyla Akdeniz hastanesine  
yatırılmıtır.  
2 Mayıs 1996 tarihinde Mehmet Kurnaz haftada iki defa hemodiyaliz tedavisi görmeye  
balamı, 6 – 11 Haziran 1996 tarihleri arasında AV fistülü nedeniyle subklavyan damarda  
enfeksiyon gerekçesiyle Akdeniz hastanesine yatırılmıtır.  
22 Ekim 1996 tarihinde Đzmir DGM Mehmet Kurnaz’ı atılı suçlardan beraat ettirmitir.  
Akdeniz hastanesinin 4 ubat 1997 tarihli raporuna göre Mehmet Kurnaz’ın yaygın  
hiperplastik arteriosklerozu, ciddi aort iliak arterioskleroz ve obstrüksiyonu, aynı zamanda  
beyninde yaygın atrofi ve hasar bulunmaktaydı. Bu nedenle renal transplantasyon mümkün  
değildi.  
22 Aralık 1997 tarihinde Mehmet Kurnaz renal yetmezlik nedeniyle ölmütür.  
artla Salıverme, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair 4616 sayılı Kanun uyarınca  
tutuklular hakkındaki cezai ilemler 25 Aralık 2000 tarihinde durdurulmutur.  
3
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, sağlık durumunun Buca cezaevinde maruz kaldığı kötü muamelenin  
ardından ciddi bir ekilde bozulduğunu düünmeleri nedeniyle Mehmet Kurnaz’ın ölümünden  
Devleti sorumlu tutmulardır. AĐHS’nin ilgili kısmı aağıda verilen 2. maddesine atıfta  
bulunmulardır:  
“Herkesin yaam hakkı yasanın koruması altındadır.”  
Hükümet bavuranların görüüne karı çıkmıtır. Dava dosyasında yer alan tıbbi  
raporlara dayanarak Mehmet Kurnaz’ın ikâyet konusu olaylardan iki yıl sonra, cezaevi isyanı  
sırasında aldığı yaralanmalarla ilgisi olmayan bir nedenle öldüğünü savunmutur.  
Bavuranlar Mehmet Kurnaz’ın ölümünün cezaevinde maruz kaldığı kötü muameleden  
kaynaklanan karmaık süreç ve serbest bırakılmasıyla birlikte almak zorunda kaldığı uzun  
tedavilerin sonucu olduğunu savunmutur. Cezaevi yetkilileri tarafından yaamına kasten  
saldırıda bulunulduğu ve geldiği ilk gün meydana gelen bir isyana katılmıolmasının  
mümkün olmadığı konusunda ısrar etmilerdir. Yetkililerin tutuklulara saldırısının ardından  
Mehmet Kurnaz’ın cezaevinde ölüme terk edildiğini iddia etmilerdir. Bavuranlar Mehmet  
Kurnaz’ın hüküm giymemiolmasına karın kanunsuzca toplanmıcezai siciline dayanarak  
sürekli tutuklu bulundurulmuolmasından ikâyetçi olmulardır. Kurnaz’ın cezaevinde kötü  
muameleye tâbi tutulduğunu, jandarmalarca metal bir aletle kafasına vurulduğunu ve  
hastanedeki tedavisi sırasında yatağa bağlandığını iddia etmilerdir. Bavuranlar, serbest  
bırakıldıktan sonra Mehmet Kurnaz’ın hayatının sonuna kadar hemodiyaliz tedavisi görmesi  
gerektiğine iaret etmilerdir. Kurnaz’ın salıverildikten sonra çekildiğini iddia ettikleri  
fotoğraflarını sunmulardır.  
Mahkeme, 2. madde ile ilgili olarak kararlarında ortay koyduğu temel ilkeleri hatırlatır  
(bkz. özellikle McCann ve Diğerleri – Đngiltere, A Serisi no. 324, Salman – Türkiye [BD], no.  
21986/93, Kılıç – Türkiye, no. 22492/93 ve Velikova – Bulgaristan, no. 41488/98). Mahkeme  
somut davayı bu ilkeler ıığında inceleyecektir.  
Delillerin değerlendirilmesinde Mahkeme “makul üphenin ötesinde” kanıt standardını  
benimser (bkz. Orhan – Türkiye, no. 25656/94). Bu tür bir kanıt, yeterli derecede güçlü, açık  
ve uygun neticeler veya reddedilmemibenzer maddi karinelerin birarada yer almasından  
kaynaklanabilir (bkz. diğer birçokları yanında imek ve Diğerleri – Türkiye, no. 35072/97 ve  
37194/97).  
Bununla birlikte Mahkeme Devlet görevlileri tarafından ilenip ölümle sonuçlanmayan  
fiziksel kötü muamelenin sadece istisnai durumlarda AĐHS’nin 2. maddesinin ihlalini ortaya  
çıkarabileceği kanaatindedir (bkz. Đlhan – Türkiye [BD], no. 22277/93).  
Somut davada Mehmet Kurnaz’ın ölüm nedenine dair taraflar arasında ihtilaf  
bulunmamaktadır. Ancak ihtilafta olan 22 Aralık 1997 tarihinde renal yetmezlik sonucu  
meydana gelen ölümünden ulusal makamların sorumlu tutulup tutulamayacağıdır.  
Mahkeme, 21 Eylül 1995 tarihinde Mehmet Kurnaz’ın ciddi kafa yaralanmasına neden  
olan bir darbe aldığını gözlemler. Mahkeme kanaatince, bu yaralanmanın genel olarak  
4
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
Mehmet Kurnaz’ın sağğının bozulmasına katkı yaptığına üphe yoktur. Ancak Mahkeme,  
Kurnaz’ın Buca cezaevine alınmadan önce kronik renal yetmezlik gibi birtakım rahatsızlıkları  
bulunmasını dikkate alır. Dava dosyasında bavuranların, Kurnaz’ın o zamanki sağlık  
durumunun önceki tutukluluk dönemlerinde maruz kaldığı kötü muameleden kaynaklandığı  
eklindeki iddialarına ilikin ikna edici delil yoktur. Mehmet Kurnaz’ın tutuklu olduğu  
dönemde yeterli tıbbi destekten yoksun bırakıldığına dair bir belirti de bulunmamaktadır.  
Ayrıca Mahkeme Mehmet Kurnaz’ın Buca cezaevindeki olayın üzerinden iki yıl geçtikten  
sonra, uzunca bir tedavinin ardından öldüğü gerçeğini göz ardı edemez.  
Yukarıdakiler ıığında Mahkeme, 22 Aralık 1997 tarihinde Mehmet Kurnaz’ın renal  
yetmezlik nedeniyle ölümünden Devletin “makul üphenin ötesinde” sorumlu olduğu  
sonucuna varmak için yeterli olay ve delile dayalı temel bulunmadığı kanaatindedir.  
Buna göre AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilmemitir.  
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, Mehmet Kurnaz’ın tutukluluk döneminde tâbi tutulduğu tedavinin  
AĐHS’nin aağıda verilen 3. maddesine aykırı olarak ikence ve insanlık dıı muameleye  
ulaolmasından ikâyetçi olmulardır:  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
Hükümet, Buca cezaevindeki olayın ciddi boyutta olduğunu ifade etmitir. Tutukluların  
metal dolapları koğukapısının arkasına yığğı, camları kırdığı, yatakları yaktığı ve  
dolaplardan kopardıkları metal parçaları jandarma ve cezaevi görevlilerine saldırmakta  
kullandıklarına iaret etmitir. Hükümet, Mehmet Kurnaz’ın cezaevine gönderildikten on gün  
sonra çıkan isyana fiilen katıldığını ileri sürmüve Mehmet Kurnaz’ın yaralandıktan hemen  
sonra gerekli bütün tıbbi tedaviyi aldığını belirtmitir. Hükümet, ayrıca, Buca cezaevindeki  
olayı çevreleyen koullara ilikin etkin bir soruturma yürütüldüğünü ifade etmitir.  
Bavuranlar, iddialarını sürdürmüler ve Mehmet Kurnaz’ın kötü muamele ikâyetine  
ilikin yeterli soruturma yapılmadığını belirtmilerdir.  
AĐHM’nin çoğu kez vurguladığı gibi, 3. Madde demokratik toplumun temel  
değerlerinden birini ele almaktadır. AĐHS, terörizm ve suçla mücadele gibi en zor koullarda  
bile, ikenceyi, insanlık dıı veya küçük düürücü muameleyi ve cezayı kesinlikle  
yasaklamaktadır. AĐHS’nin ve 1 ve 4 No.lu Protokollerin esas hükümlerinin çoğunun aksine,  
3. Madde hiçbir ekilde istisnalara yer vermemektedir. AĐHS’nin 15. Maddesi uyarınca, ulus  
yaamını tehdit eden olağanüstü hal durumunda bile 3. Madde’den ayrılmaya müsaade  
edilemez (bkz, diğer makamlar arasında, Assenov ve Diğerleri / Bulgaristan, 28 Ekim 1998  
tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları 1998-VIII, s. 3288, § 93). 3. Madde kapsamına  
girebilmek için, kötü muamelenin minimum düzeyde iddet içermesi gerekmektedir. Bu  
minimum seviyenin tespiti görecelidir: muamelenin süresi, fiziksel ve/veya ruhsal etkileri ve  
bazı durumlarda, mağdurun cinsiyeti, yaı ve sağlık durumu gibi dava koullarının tamamına  
bağlıdır (bkz, Mouisel / Fransa, no. 67263/01, § 37, ECHR 2002-IX). Ayrıca, kötü muamele  
iddiaları uygun kanıtlarla desteklenmelidir (bkz, özellikle, Tanrıkulu ve Diğerleri / Türkiye  
(karar), no. 45907/99, 22 Ekim 2002).  
5
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM, ilk olarak, tarafların sunduğu yazılı delillerin, makul üphenin ötesinde, 21 Eylül  
1996 tarihinde Buca Cezaevi’nde çıkan olayın öncesinde veya sonrasında, Mehmet Kurnaz’ın  
iddeti 3. Madde barajının üzerinde olan herhangi bir kötü muameleye maruz bırakıldığı  
sonucuna varması için yeterli olmadığı görüündedir. Bavuranların, Mehmet Kurnaz’ın isyan  
sırasında cezaevi memurlarının ve jandarmaların kasıtlı bir saldırı hedefi olduğu iddialarını  
destekleyen bir karine de bulunmamaktadır.  
AĐHM, ayrıca, 3. Madde’nin tutuklamada bulunmak gibi iyi tanımlanmıkoullarda güç  
kullanımını yasaklamadığını belirtmektedir. Ancak, bu ekilde bir güç kullanımı, yalnızca  
zorunlu olduğu durumlarda ve aırı olmamak kaydıyla gerçekleebilir (bkz, diğerleri arasında,  
Klaas / Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, A Serisi no. 269, s. 17, § 30; Rehbock /  
Slovenya, no. 29462/95, §§ 68-78, ECHR 2000-XII; Altay / Türkiye, no. 22279/93, § 54, 22  
Mayıs 2001; Hulki Güne/ Türkiye, no. 28490/95, § 70, ECHR 2003-VII; Krastanov /  
Bulgaristan, no. 50222/99, § 52 ve 53, 30 Eylül 2004; ve Günaydın / Türkiye, no. 27526/95,  
§§ 30-32, 13 Ekim 2005).  
Sözkonusu davada, 21 Eylül 1995 tarihinde gelien olayda, bavuran özellikle baına  
darbeler alarak ciddi ekilde yaralanmıtır. Hükümet, 21 Eylül 1995 tarihli tıbbi raporda  
belirtilen bavuranın yaralarının, Devlet yetkililerinin görevlerini gerçekletirdikleri sırada  
güç kullanımı sonucu olutuğunu reddetmemitir. Ancak, Hükümet, olayla ilgili hafifletici  
sebepleri vurgulamıtır.  
AĐHM, bir cezaevi ortamında iddet potansiyeli olduğunun bilincindedir. AĐHM,  
cezaevinde kalanlar tarafından yapılan bir itaatsizliğin, güvenlik güçlerinin katı bir ekilde  
müdahale etmesini gerektirecek bir isyana dönüebileceğini kabul etmektedir. AĐHM,  
yukarıda kaydedilen Gömü ve Diğerleri kararının 77. paragrafında, cezaevi isyanlarını  
bastırmak amacıyla güvenlik güçlerinin bavuranlara güç kullanmasının, o davanın özel  
koulları içinde aırı olmadığı yönünde bir saptama yaptığını yinelemektedir. Güvenlik  
güçleri, bavuranlara karı gözyaı gazı, basınçlı su ve cop kullanmılardır. Ancak, o davada,  
bahsedilen isyanlar düzensiz ve yaygın olarak görülmekteydi ve hapishanede kalanların  
rehine alma durumu sözkonusuydu (Ibid, §§ 13-18 ve 22-23).  
Ancak, sözkonusu davada, AĐHM, olayın her zaman 6 no.lu koğuta olduğunu ve  
mahkumların isteklerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle cezaevi memurları tarafından  
sayılmayı reddetmeleriyle baladığını belirtmektedir. Bu nedenle, olması muhtemel  
zorluklarla ilgili bir uyarı bulunmaktaydı ve iddetin tırmanması jandarmaların zorla koğua  
girmelerinin ardından gerçekleti. Dolayısıyla, Mehmet Kurnaz, jandarmaların önceden  
hazırlık yapmadan karılık vermelerini gerektirecek beklenmeyen gelimelere yol açabilecek  
rastgele ve yaygın bir ayaklanma sırasında yaralanmamıtır (bkz, mutatis mutandis, Rehbock,  
yukarıda kaydedilen, § 72). AĐHM, bu koullar altında, Hükümet’in, bavuranın  
yaralanmasına sebep olan güç kullanımının aırı olmadığını ikna edici delillerle göstermesi  
gerektiğini belirtmektedir (bkz, mutatis mutandis, Matko / Slovenya, no. 43393/98, § 104, 2  
Kasım 2006).  
AĐHM, olay sırasında mahkumların ve jandarmaların çoğunun değiik ekillerde  
yaralanğını ve sonuçta üç mahkumun öldüğünü belirtmektedir. Ancak, Hükümet,  
jandarmaların balattığı operasyonun usule uygun olarak düzenlendiğini ve mahkumların  
ciddi biçimde bedensel olarak zarar görme riskini mümkün olan en az seviyeye indirecek  
ekilde organize edildiğini göstermek için herhangi bir açıklama yapmamıtır. Örneğin,  
cezaevi yetkililerinin 6 no.lu koğutaki düzeni yeniden sağlamak için güç kullanmadan önce  
6
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
ciddi giriimlerde bulunduklarını gösteren herhangi bir bilgi dava dosyasında yer  
almamaktadır. AĐHM, bu bağlamda, cezaevi yetkililerinin cezaevi sınırları içindeki bir olayı  
bastırmak için dıarıdan yardıma bavurmaları durumunda, ölçülülük konusu dahil, güç  
kullanımının yerinde uygulandığının temini için, bu müdahalenin bağımsız bir ekilde  
izlenmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz, Satık ve Diğerleri / Türkiye, no. 31866/96, § 58, 10  
Ekim 2000).  
Daha net olarak belirtmek gerekirse, Hükümet, görülerinde, Mehmet Kurnaz dahil  
mahkumlara karı güç kullanılması gerektiğini belirtmitir. Hükümet, Mehmet Kurnaz’a  
uygulanan iddetin niteliğine ıık tutabilecek herhangi bir açıklama yapmamıveya kanıt  
sunmatır. AĐHM, dava dosyasında bulunan resmi belgelerde, jandarmaların cop veya  
bavuranın aldığı yaraya sebebiyet verebilecek baka herhangi bir alet kullandıklarından  
bahsedilmemesi durumunu gözönünde bulundurarak, bavuranlar tarafından ileri sürüldüğü  
gibi, Mehmet Kurnaz’ın baına metal bir aletle vurulduğu iddiasını yok sayamaz.  
Son olarak, AĐHM, sağğı zaten kötü durumda olan Mehmet Kurnaz’ın 21 Eylül  
1995’te Buca cezaevinde kafasına aldığı yaraların iddetli ağrı ve acıya sebep olduğunu  
belirtmektedir. Ayrıca, bu yaralanmalar, Mehmet Kurnaz’ın sağğı için kalıcı sonuçlara sebep  
olmutur.  
AĐHM, yukarıdaki bilgiler ıığında, 21 Eylül 1995’te Buca cezaevinde bavurana  
uygulanan iddetin aırı olduğu ve dolayısıyla AĐHS’nin 3. Maddesi uyarınca bavuranın  
yaralanmalarından Devlet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıtır.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. Maddesi’nin aynı zamanda, “tartıılabilir” ve “makul üphe  
uyandıran” kötü muamele iddialarını makamların soruturmasını gerektirdiğini belirtmektedir  
(bkz, Assenov ve Diğerleri / Bulgaristan, yukarıda kaydedilen, s. 3289-90, §§ 101-02, ve  
Labita / Đtalya [GC], no. 26772/95, § 131, ECHR 2000-IV).  
AĐHM, yukarıda, AĐHS’nin 3. Maddesi uyarınca, 21 Eylül 1995’te Buca cezaevinde  
Mehmet Kurnaz’ın aldığı yaralardan davalı Devlet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıtır. Bu  
nedenle, etkin bir soruturma yapılması gerekliydi. AĐHM’nin içtihadında tanımlanan etkinlik  
için minimum standartlar, soruturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını  
ve yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla çalımasını gerektirmektedir (bkz, örneğin,  
Çelik ve Đmret / Türkiye, no. 44093/98, § 55, 26 Ekim 2004).  
Bu davaya dönecek olursak, AĐHM, Buca cezaevindeki olayla ilgili soruturmanın  
Cumhuriyet Savcılığı tarafından hemen balatıldığını belirtmektedir. Savcılar, yalnızca  
jandarmaların koğua girdiği ve güç kullandığı saptamasını yaptığı için, soruturmada cezaevi  
memurlarıyla ilgili olarak takipsizlik kararı verilmitir. Ancak, devlet memurlarının  
kovuturulmasına ilikin kanunun ardından, jandarmalar aleyhindeki dava dosyası Đzmir  
Valiliği’ne gönderilmitir. Dava dosyası, bu prosedür sonucunu ortaya koymamaktadır.  
AĐHM, daha önceki birçok davada belirttiği gibi, idare meclisleri tarafından gerçekletirilen  
soruturmanın, valiler veya yardımcılarının bakanlık ettiği ve hiyerarik olarak valiye bağlı  
olan yerel idare temsilcilerinden olutuğu için, bağımsız olarak nitelendirilemeyecekleri  
görüündedir (bkz, diğer makamlar arasında, Ibid, § 60, Talat Tepe / Türkiye, no. 31247/96, §  
84, 21 Aralık 2004, ve Güleç / Türkiye, 27 Temmuz 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-IV, §  
80, Oğur / Türkiye [GC], no. 21594/93, § 91, ECHR 1999-III, Yöyler / Türkiye, no. 26973/95,  
§ 93, 24 Temmuz 2003, ve Kurt / Türkiye (karar), no. 37038/97, 12 Haziran 2003). AĐHM, bu  
davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir gerekçe bulunmadığı görüündedir.  
7
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM, yukarıdaki bilgiler ıığında, yerel makamların, 21 Eylül 1995 tarihinde  
bavuranın yaralanmasıyla ilgili koullara yönelik etkin ve bağımsız bir soruturma  
yürütmediği sonucuna varmıtır.  
Bu nedenle, AĐHS’nin 3. Maddesi, diğerlerinden bağımsız ve usule ilikin olarak ihlal  
edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 2 ve 3. MADDELERĐ ĐLE BĐRLĐKTE 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, Mehmet Kurnaz’ın mağduriyetiyle ilgili etkin bir iç hukuk yoluna sahip  
olmadığını ifade etmilerdir ve AĐHS’nin 13. Maddesi’ni ileri sürmülerdir.  
AĐHM, bu madde uyarınca yapılan ikayetin, AĐHS’nin 3. Maddesi ile birlikte  
incelenmesi gerektiği görüündedir.  
AĐHM, tarafların ifadeleri ile 3. Madde’nin usul yönünden ihlalini saptamasına neden  
olan gerekçeleri gözönünde bulundurarak, AĐHS’nin 13. Maddesi uyarınca ayrıca bir sorun  
ortaya çıkmadığı sonucuna varmıtır (bkz, mutatis mutandis, Nachova ve Diğerleri /  
Bulgaristan [GC], no. 43577/98 ve 43579/98, §§ 120-123, ECHR 2005-…, ve Makaratzis /  
Yunanistan [GC], no. 50385/99, § 86, ECHR 2004-XI).  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. Maddesi:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Đlk iki bavuran, maddi tazminat olarak, Mehmet Kurnaz’ın yetitirilmesinde ve  
eğitiminde yapmıoldukları masraf ve harcamalar için toplam 120,000 Euro talep etmitir.  
Bavuranlar, ayrıca, yapmıoldukları tıbbi masraflar için 60,000 Euro talep etmilerdir.  
Bavuranlar, tıbbi masraf taleplerini desteklemek üzere Mehmet Kurnaz’a ait tıbbi raporlar,  
reçeteler, tahliller ve birkaç makbuz sunmulardır. Đlk iki bavuran, manevi tazminat olarak,  
toplam 120,000 Euro talep etmitir. Diğer bavuranlar, manevi tazminat olarak, toplam  
135,000 Euro talep etmilerdir. Bavuranlar, son olarak, AĐHM’nin kararının bir Türk  
gazetesinde yayımlanmasını talep etmilerdir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmitir. Hükümet, özellikle, Mehmet Kurnaz’ın 31  
Ağustos 1995 ile 25 Ekim 1995 tarihleri arasında yapmıolduğu tıbbi harcamaların, Ceza  
Đnfaz Kurumları ile Tevkif Evlerinin Yönetimine Dair Tüzük uyarınca Devlet tarafından  
karılandığını ileri sürmütür.  
Bavuranların iddia ettikleri maddi zararla ilgili olarak, AĐHM, bazı talepleri gözönünde  
bulundurduğunda, saptanan ihlallerle talep edilen maddi tazminat arasında hiçbir nedensel bağ  
bulunmadığı görüündedir. AĐHM, ayrıca, bavuranların diğer talepleriyle ilgili olarak  
herhangi bir belge sunmadıklarını belirtmektedir. Bu nedenle, AĐHM, maddi tazminat  
talebinin reddine karar vermitir.  
8
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
Diğer yandan, AĐHM, AĐHS’nin 3. Maddesi’nin iki kez ihlal edildiğini belirtmektedir.  
AĐHM, sözkonusu dava koullarını gözönünde bulundurarak ve adil bir karar vererek, maddi  
tazminat olarak bavuranlara, ortaklaa, 10,000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
Son olarak, AĐHM, bu kararın bir Türk gazetesinde yayımlanması konusunda karar  
vermeyi uygun görmemitir.  
B. Mahkeme Masrafları  
Bavuranlar, avukatlık ücretleri ve mahkeme masrafları için toplam 250,000 Euro talep  
etmilerdir.  
Hükümet, bu talepleri reddetmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, masraf ve giderlerin gerçekten ve gerektiği ekilde  
yapıldığının kanıtlanması ve miktarın makul olması durumunda bavuranın yapmıolduğu  
masraf ve giderler kendisine geri ödenir. Sözkonusu davada, AĐHM elinde bulunan bilgilere  
ve yukarıdaki kriterlere dayanarak, bavuranlara 3,000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle oluacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmutur.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 2. Maddesi’nin ihlal edilmediğine;  
2. Bavuranın 21 Eylül 1995 tarihinde Buca cezaevinde yaralanması nedeniyle,  
AĐHS’nin 3. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
3. Yerel makamların, bavuranın 21 Eylül 1995 tarihinde Buca cezaevinde  
yaralanmasına sebep olan koullara ilikin etkin ve bağımsız bir soruturma  
yürütmemesi nedeniyle, AĐHS’nin 3. Maddesi’nin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. Maddesi ile ilgili herhangi bir sorun olmadığına;  
5. (a) Davalı Devlet’in, bavuranlara, AĐHS’nin 44 § 2 maddesi uyarınca bu kararın  
kesinlik kazandığı tarihten itibaren üç ay içinde, aağıdaki miktarları ödemesine (bu  
miktar, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilecek);  
i.  
ii.  
Manevi tazminat olarak 10,000 Euro (on bin Euro);  
Masraf ve harcamalar için 3,000 Euro (üç bin Euro);  
iii. Bu miktarlara konulabilecek bütün vergiler;  
(b) ödeme tarihine kadar yukarıda bahsedilen üç ayın dolması halinde, yukarıdaki  
miktarların üzerine, Avrupa Merkez Bankası’nın gecikme döneminde uyguladığı faiz  
oranına üç puan eklemek suretiyle oluacak faiz oranına eit miktarda basit faizin  
ödenmesine karar vermitir.  
9
KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
6. Bavuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıolup 24 Temmuz 2007 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
FatoARACI  
Nicolas BRATZA  
Bölüm Sekreteri  
Bakan  
10