KURNAZ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI
ciddi giriꢀimlerde bulunduklarını gösteren herhangi bir bilgi dava dosyasında yer
almamaktadır. AĐHM, bu bağlamda, cezaevi yetkililerinin cezaevi sınırları içindeki bir olayı
bastırmak için dıꢀarıdan yardıma baꢀvurmaları durumunda, ölçülülük konusu dahil, güç
kullanımının yerinde uygulandığının temini için, bu müdahalenin bağımsız bir ꢀekilde
izlenmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz, Satık ve Diğerleri / Türkiye, no. 31866/96, § 58, 10
Ekim 2000).
Daha net olarak belirtmek gerekirse, Hükümet, görüꢀlerinde, Mehmet Kurnaz dahil
mahkumlara karꢀı güç kullanılması gerektiğini belirtmiꢀtir. Hükümet, Mehmet Kurnaz’a
uygulanan ꢀiddetin niteliğine ıꢀık tutabilecek herhangi bir açıklama yapmamıꢀ veya kanıt
sunmamıꢀtır. AĐHM, dava dosyasında bulunan resmi belgelerde, jandarmaların cop veya
baꢀvuranın aldığı yaraya sebebiyet verebilecek baꢀka herhangi bir alet kullandıklarından
bahsedilmemesi durumunu gözönünde bulundurarak, baꢀvuranlar tarafından ileri sürüldüğü
gibi, Mehmet Kurnaz’ın baꢀına metal bir aletle vurulduğu iddiasını yok sayamaz.
Son olarak, AĐHM, sağlığı zaten kötü durumda olan Mehmet Kurnaz’ın 21 Eylül
1995’te Buca cezaevinde kafasına aldığı yaraların ꢀiddetli ağrı ve acıya sebep olduğunu
belirtmektedir. Ayrıca, bu yaralanmalar, Mehmet Kurnaz’ın sağlığı için kalıcı sonuçlara sebep
olmuꢀtur.
AĐHM, yukarıdaki bilgiler ıꢀığında, 21 Eylül 1995’te Buca cezaevinde baꢀvurana
uygulanan ꢀiddetin aꢀırı olduğu ve dolayısıyla AĐHS’nin 3. Maddesi uyarınca baꢀvuranın
yaralanmalarından Devlet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıꢀtır.
AĐHM, AĐHS’nin 3. Maddesi’nin aynı zamanda, “tartıꢀılabilir” ve “makul ꢀüphe
uyandıran” kötü muamele iddialarını makamların soruꢀturmasını gerektirdiğini belirtmektedir
(bkz, Assenov ve Diğerleri / Bulgaristan, yukarıda kaydedilen, s. 3289-90, §§ 101-02, ve
Labita / Đtalya [GC], no. 26772/95, § 131, ECHR 2000-IV).
AĐHM, yukarıda, AĐHS’nin 3. Maddesi uyarınca, 21 Eylül 1995’te Buca cezaevinde
Mehmet Kurnaz’ın aldığı yaralardan davalı Devlet’in sorumlu olduğu sonucuna varmıꢀtır. Bu
nedenle, etkin bir soruꢀturma yapılması gerekliydi. AĐHM’nin içtihadında tanımlanan etkinlik
için minimum standartlar, soruꢀturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını
ve yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla çalıꢀmasını gerektirmektedir (bkz, örneğin,
Çelik ve Đmret / Türkiye, no. 44093/98, § 55, 26 Ekim 2004).
Bu davaya dönecek olursak, AĐHM, Buca cezaevindeki olayla ilgili soruꢀturmanın
Cumhuriyet Savcılığı tarafından hemen baꢀlatıldığını belirtmektedir. Savcılar, yalnızca
jandarmaların koğuꢀa girdiği ve güç kullandığı saptamasını yaptığı için, soruꢀturmada cezaevi
memurlarıyla ilgili olarak takipsizlik kararı verilmiꢀtir. Ancak, devlet memurlarının
kovuꢀturulmasına iliꢀkin kanunun ardından, jandarmalar aleyhindeki dava dosyası Đzmir
Valiliği’ne gönderilmiꢀtir. Dava dosyası, bu prosedür sonucunu ortaya koymamaktadır.
AĐHM, daha önceki birçok davada belirttiği gibi, idare meclisleri tarafından gerçekleꢀtirilen
soruꢀturmanın, valiler veya yardımcılarının baꢀkanlık ettiği ve hiyerarꢀik olarak valiye bağlı
olan yerel idare temsilcilerinden oluꢀtuğu için, bağımsız olarak nitelendirilemeyecekleri
görüꢀündedir (bkz, diğer makamlar arasında, Ibid, § 60, Talat Tepe / Türkiye, no. 31247/96, §
84, 21 Aralık 2004, ve Güleç / Türkiye, 27 Temmuz 1998 tarihli karar, Raporlar 1998-IV, §
80, Oğur / Türkiye [GC], no. 21594/93, § 91, ECHR 1999-III, Yöyler / Türkiye, no. 26973/95,
§ 93, 24 Temmuz 2003, ve Kurt / Türkiye (karar), no. 37038/97, 12 Haziran 2003). AĐHM, bu
davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir gerekçe bulunmadığı görüꢀündedir.
7