CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
KÜRÜM -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:56493/07)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
26 Ocak 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (56493/07) no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaı  
Kazım Kürüm’ün (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 12 Aralık 2007 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M. Filorinalı, Y. Baara ve F.A. Tamer tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1964 doğumludur ve halen Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunmaktadır.  
27 Mart 1997 tarihinde, Đstanbul’da yasadıı bir örgüte yönelik operasyonlar çerçevesinde  
bavuran yakalanmıve gözaltına alınmıtır. 1 Nisan 1997 tarihinde, yetkili hakim tarafından  
bavuranın tutuklanmasına karar verilmitir. Bavuran hakkında, özellikle Türkiye  
Cumhuriyet’inin Anayasa düzenini cebren yıkmaya teebbüsten kamu davası açılmıtır. 19  
Aralık 2002 tarihinde, davanın esasına bakan hakimler, bavuranı ağırlatırılmımüebbet  
hapis cezasına mahkum etmitir. 16 Eylül 2003 tarihinde, Yargıtay, alınan kararı bozmutur.  
Dosya unsurlarına göre, ihtilaf konusu ceza davası ilk derece mahkemesinde halen derdesttir  
ve ibu kararın kabul edildiği tarihte bavuran tutuklu bulunmaktadır.  
Yakalanmasından itibaren, adli makamlar, bavuranın yinelenen serbest bırakılma taleplerini  
düzenli olarak reddetmive “atılı suçun niteliği ve değerlendirilmesi”, “kanıtların durumu” ve  
“dosyanın içeriği” gibi her seferinde neredeyse aynı gerekçeleri temel alarak bavuranın  
tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
Dosya unsurlarına göre, 18 Haziran 2007 tarihinde, bavuran, tutukluluk halinin devamı  
kararına itiraz etmitir. Buna karın, 25 Temmuz 2007 tarihinde Đstanbul 14. Ağır Ceza  
Mahkemesi, sözkonusu talebi reddetmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5/3, 5/4 ve 5/5 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 5/3, 5/4 ve 5/5 maddelerine atıfta bulunarak, bavuran, tutukluluk süresinden ve bir  
yandan, tutukluluğunun meruluğuna itiraz etmek için diğer yandan kanunlara aykırı olarak  
tutuklanğı iddiası nedeniyle tazminat elde edebilmek için etkili bavuru yoluna sahip  
olamamaktan ikayetçidir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHS’nin 5/4 maddesi kapsamında yapılan ikayet ile ilgili olarak, Hükümet, tutukluluk  
halinin devamı kararlarına karı bavuranın itirazda bulunmadığını belirterek iç hukuk  
yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. AĐHS’nin 5/5 maddesi kapsamında yapılan ikayet  
ile ilgili olarak, Hükümet, bavuranın, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza  
2
Muhakemesi Usulü Kanunu’nun 141. ve izleyen maddeleri uyarınca ulusal mahkemeler  
önünde tazminat davası açması gerektiğini belirtmektedir.  
Đlk itiraz ile ilgili olarak, dava koulları göz önüne alındığında, AĐHM, mesnetten yoksun  
olması nedeniyle Hükümet’in itirazını kabul edemeyecektir. Ceza Muhakemesi Usulü  
Kanunu’nun 141. ve izleyen maddeleri uyarınca tazminat davası açmaması kapsamında  
yapılan itiraz ile ilgili olarak, AĐHM, sözkonusu ikayetin AĐHS’nin 5/5 maddesi kapsamında  
bavuran tarafından ifade edilen ikayetin esası ile sıkı sıkıya bağlı olduğu kanaatindedir ve  
incelemenin davanın esasına eklenmesine karar vermektedir.  
Sözkonusu ikayetlerin hiçbirin kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit eden AĐHM,  
ikayetleri kabuledilebilir ilan etmektedir.  
B. Esas  
1. AĐHS’nin 5/3 ve 5/4 maddesi  
Hükümet, davanın karmaıklığı, kanıtların durumu, bavuranın terör örgütü ile olan ilikisi ile  
adalete engel olma, suçun tekrarı ve firar tehlikesinin bavuranın tutukluluk halinin devamını  
haklı kıldığını savunmaktadır.  
Bavuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir ve iddialarını yinelemektedir.  
AĐHS’nin 5/3 maddesi kapsamında yapılan ikayet ile ilgili olarak, AĐHM, çok sayıda ve  
aralıksız tutukluluk süresinin belirlenmesi ile ilgili yerleik içtihadı göz önüne alındığında,  
ibu kararın kabul edildiği tarihte bavuranın on iki yıldan fazla bir süreyi tutuklu geçirdiğini  
tespit etmektedir (bkz, Baltacı-Türkiye, bavuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006 ve Solmaz-  
Türkiye, bavuru no: 27561/02). AĐHM, benzer davaları incelediğini ve müteaddit defalar  
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulağını hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri  
arasından, Dereci-Türkiye, bavuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye,  
bavuru no: 25324/02, 2 ubat 2006). Sözkonusu davanın ulusal makamlara yüklediği  
güçlükleri kabul eden AĐHM yine de yerleik içtihadı ıığında, mevcut davada aynı sonuca  
ulatır. Dolayısıyla AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHS’nin 5/4 maddesi kapsamında yapılan ikayet ile ilgili olarak, Hükümet, tutukluluk  
halinin meruluğunun denetimi için öngörülen itiraz yolunun etkililiğini yinelemektedir. Bu  
bağlamda AĐHM, geçmite çok sayıdaki benzer davada, ceza mahkemelerinin tutukluluk  
halinin devamına karar verme koullarının –mevcut davada olduğu gibi- basmakalıp  
gerekçelere dayandırılmasının, AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulamak için  
ve aynı zamanda böyle gerekçelerle mücadele etmek amacıyla kullanılacak itiraz yolunun  
baarılı olma ihtimallerinden üphe duymak için önemli unsurlardan biri olduğunu  
hatırlatmaktadır (Koti ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 74321/01, 3 Mayıs 2007). Nitekim  
müteaddit defalar AĐHM, sözkonusu yargılamanın adli bir nitelik taımadığına, özgürlükten  
yoksun bırakmada kabul edilen usul teminatlarını sunmadığına ve AĐHS’nin 5/4 maddesinin  
gereklerini yerine getirmediğine hükmetmitir. AĐHM, özellikle, sözkonusu yargılamanın  
çekimeli olmuolması ve her durumda, iddia makamı ile sanık arasında “silahların eitliği”  
ilkesinin temin edilmiolması gerektiğini belirtmektedir. Dolayısıyla, kamuya açık  
görüülmesi gereken sözkonusu yargılamaya bavuranın veya avukatının etkili katılımlarının  
sağlanmıolması gerekirdi (bkz, Bağrıyanık-Türkiye, bavuru no: 43256/04, 5 Haziran 2007,  
Cahit Demirel-Türkiye, bavuru no: 18623/03, 7 Temmuz 2009). Đꢀbu davada farklı bir  
3
sonuca ulamak için hiçbir neden göremeyen AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna ulatır.  
2. AĐHS’nin 5/5 maddesi  
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 1. , 2. , 3. veya 4. paragraflarına aykırı olarak gerçekletirilen  
özgürlükten yoksun bırakma nedeniyle tazminat talep edilebildiği durumda AĐHS’nin 5.  
maddesinin 5. paragrafına riayet edilmiolacağını hatırlatmaktadır (Wassink-Hollanda, 27  
Eylül 1990). Bu nedenle AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafında ifade edilen tazminat hakkı,  
ulusal makam veya AĐHS kurumları tarafından ortaya konan sözkonusu paragraflardan birinin  
ihlal edildiğini varsaymaktadır (N.C.-Đtalya, bavuru no: 24952/94).  
Mevcut davada, sözkonusu tutukluluğun “makul süre” sınırını aması ve meruluğuna itiraz  
etmek için etkili iç hukuk yolunun bulunmaması nedeniyle AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4.  
paragraflarının ihlal edildiği sonucuna ulaılmıtır. Bavuranın maruz kaldığı zarar için  
tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir.  
Hükümet tarafından atıfta bulunulan bavuru yolu ile ilgili olarak, AĐHM, yeni Ceza  
Muhakemesi Usulü Kanunu’nun 142. maddesinin tutuklanmasına hükmedilen ve makul bir  
sürede hakkında karar verilmeyen bir yargılanabilire ancak hakkında alınan kararın nihai hale  
gelmesinin ardından tazminat talebiyle yetkili mahkemeye bavuruda bulunma imkanı  
tanıdığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, tazminat davasının, iç hukukta nihai kararın  
verilmesinin ardından ancak kabuledilebilir nitelikte olmasından dolayı sözkonusu hüküm,  
kanuna aykırı olarak tutuklu bulunduğuna kanaat getiren bir yargılanabilire hakkında devam  
eden yargılama süresince tazminat davası açma imkanı sağlamamaktadır (bkz, mutatis,  
mutandis, Tunce ve diğerleri-Türkiye, bavuru numaraları: 2422/06, 3712/08, 3714/08,  
3715/08, 3717/08, 3718/08, 3719/08, 3724/08, 3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08,  
3734/08, 3735/08, 3737/08, 3739/08, 3740/08, 3745/08 ve 3746/08, 13 Ekim 2009). Đꢀbu  
bavuruda, davanın halen ulusal mahkemeler önünde derdest olması nedeniyle, AĐHM,  
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına aykırı olarak tutuklu bulunmasına rağmen  
halihazırda bavuranın Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nun 141 ve izleyen maddeleri  
uyarınca dava açma imkanına sahip olmadığını belirtmektedir.  
Sonuç olarak ibu dava koullarında, AĐHM, yeni Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu ile  
öngörülen bavuru yolunun, kanunlara aykırı olarak tutuklu tutulma nedeniyle tazminat elde  
etme hakkının gereklerini karılamağı kanaatindedir. AĐHM, Hükümet’in ön itirazını  
reddetmektedir ve mevcut davada AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
ulamaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, yargılama süresinin, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile öngörüldüğü ekli ile “makul süre”  
ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.  
Hükümet, ihtilaflı yargılamanın ulusal mahkemeler önünde halen derdest olmasından dolayı  
sözkonusu ikayetin zamanında önce yapıldığı gerekçesi ile iç hukuk yollarının  
tüketilmediğini savunmaktadır.  
AĐHM süresinin çok uzun olmasından ikayet edilen bir yargılamanın önce sona ermesi  
gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından sözkonusu itirazın ceza davasının sürensinin  
4
uzunluğuna ilikin ikayetin niteliği ile bağdamadığı kanaatindedir (bkz, Erhun-Türkiye,  
bavuru numaraları: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). Bu itibarla AĐHM, Hükümet’in  
itirazlarını reddetmektedir. Ayrıca kabuledilemezliğe ilikin hiçbir unsur tespit edemeyen  
AĐHM, bavuruları kabuledilebilir ilan etmektedir.  
Esas ile ilgili olarak, Hükümet, davanın karmaıklığına, ilgiliye karı yapılan suçlamaların  
niteliğine ve atılı olayların ciddiyetine oranla ve mevcut davada sözkonusu olan organize suça  
özgü güçlükler göz önüne alındığında, ihtilaflı yargılama süresinin makul olmadığı  
değerlendirilmesinde bulunulamayacağını savunmaktadır. Ayrıca, Hükümet’e göre,  
sözkonusu yargılamanın seyrinde ulusal makamlar hiçbir ihmalle suçlanamaz.  
Bavuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir.  
AĐHM, dikkate alınacak dönemin, 27 Mart 1997 tarihinde bavuranın yakalanması ile  
baladığını ve henüz sona ermediğini gözlemlemektedir. Sözkonusu yargılama, ibu kararın  
kabul edildiği tarihte iki dereceli yargıda incelenen tek bir dava için on iki yıl dokuz aydan  
fazla sürmütür.  
AĐHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koullarına göre ve bata davanın  
karmaıklığı olmak üzere AĐHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile bavuran ve  
yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Pélissier ve  
Sassi-Fransa, bavuru no: 25444/94).  
AĐHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları  
incelemive AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (sözü edilen Pélissier ve  
Sassi)  
Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından, AĐHM, Hükümet’in mevcut  
davada farklı bir sonuca ulamak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığına kanaat  
getirmektedir. Konuya ilikin içtihadını göz önüne alan AĐHM, mevcut davada, ihtilaflı  
yargılama süresinin çok uzun olduğu ve “makul sürede yargılanma hakkının” gerekliliğini  
karılamadığı kanaatindedir.  
Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran, 37.500 Euro maddi tazminat ve 37.500 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Bavuran, ayrıca AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri için 5.500 Euro  
talep etmektedir. Belge olarak bavuranın avukatlarından biri, bavurunun hazırlanması ve  
yargılamanın devamı için geçen çalıma saatleri ile posta ve çeviri masraflarını gösteren  
ayrıntılı bir döküm sunmutur.  
Hükümet, sözkonusu miktarlara itiraz etmektedir.  
AĐHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte  
ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karın, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5.  
paragrafları ile AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitini göz önüne alan AĐHM,  
bavuranın belli bir manevi zarara uğradığı kanaatindedir. AĐHM, hakkaniyete uygun olarak,  
5
bavurana 14.400 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir. Yargılama masraf ve  
giderleri ile ilgili olarak, AĐHM, sahip olduğu belgeleri göz önüne alarak bavurana 1.000  
Euro ödenmesine hükmetmektedir.  
AĐHM, sözkonusu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulanan orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasına  
hükmetmektedir.  
Ayrıca, on iki yıl dokuz aydan fazla bir süredir ulusal mahkemeler önünde dava halen derdest  
olduğundan ve bavuranın tutuklu bulunmasından dolayı AĐHM, mevcut davada, tespit edilen  
ihlali gidermek için en uygun yolun, adaletin tecelli etmesi gerekliliklerini gözeterek  
sözkonusu yargılamanın ivedilikle sonuçlanması veya AĐHS’nin 5/3 maddesinin öngördüğü  
ekli ile yargılama sırasında bavuranın serbest bırakılması olacağı kanaatindedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. , 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiğine;  
3. Yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet  
tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine;  
i) her türlü vergiden muaf tutularak, 14.400 Euro (on dört bin dört yüz Euro) manevi  
tazminat  
ii) her türlü vergiden muaf 1000 Euro (bin Euro) yargılama masraf ve gideri  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 26 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6