Baꢀvuranlar 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine uygun surette tazmin edilmeksizin Hazine
yararına mülklerinden mahrum bırakıldıklarından yakınmaktadırlar.
Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet baꢀvuranların,
tapu senetlerinin iptali gerekçesiyle Anayasa’nın 125 maddesi temelinde veya idari
muhakeme usulü kanununun ilgili maddeleri yahut medeni kanun uyarınca bir dava açabilme
imkanlarının bulunduğunu savunmaktadır.
Hükümet ayrıca, ilgililerin AĐHM’ önünde dile getirdikleri ꢀikayetleri ulusal mahkemeler
önünde gündeme getirmediklerini savunmaktadır. Hükümet bunun dıꢀında, ilgililerin
baꢀvurularını nihai iç hukuk kararının verildiği tarihten itibaren altı ay içinde sunmaları
gerektiğine dikkat çekmektedir.
Baꢀvuranlar bu argümanlara itiraz etmektedirler.
Hükümetin itirazının ilk bölümüne iliꢀkin olarak AĐHM, benzer bir argümanı daha evvel
Doğrusöz ve Aslan – Türkiye (no: 1262702, prg. 22-23, 30 Mayıs 2006) ve Kadayıfçı ve
diğerleri – Türkiye (no: 16480/03 16486/03 ve 28128/03, prg. 33, 17 Temmuz 2007)
davalarında reddettiğini hatırlatır. AĐHM daha evvel verdiği karardan farklı bir karara varmak
için bir gerekçe görmemektedir.
Đtirazın ikinci kısmına iliꢀkin olarak ise AĐHM, baꢀvuranların 4 Ağustos 1997 tarihinde
Yargıtay’a sundukları temyiz dilekçelerinde 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi yönünden
yaptıkları ꢀikayeti esas itibarıyla gündeme getirdiklerini tespit etmektedir. Dolayısıyla AĐHM
itirazın bu bölümünü de reddeder.
Altı ay süresi kuralı bakımından yapılan itiraza iliꢀkin olarak AĐHM, altı ay süresinin ilgilinin
kesin iç hukuk kararı hakkında etkili ve yeterli surette bilgi sahibi olduğu tarihten itibaren
iꢀlemeye baꢀlayabileceğini anımsatır. Baꢀvuranın kesin iç hukuk kararı hakkında hangi tarihte
bilgi sahibi olduğunu tespit etme görevi altı ay süresi kuralına uyulmadığı itirazında bulunan
devlete aittir (Baghli – Fransa, no: 34374/97, prg. 31).
Mevcut davada, Yargıtay hukuk dairelerinin kararları taraflara tebliğ edildiği halde nihai iç
hukuk kararı teꢀkil eden 13 Mayıs 2002 tarihli Yargıtay kararı baꢀvuranlara ya da avukatlarına
tebliğ edilmemiꢀtir. Đhtilaf konusu parsel 10 Temmuz 2003 tarihinde Hazine adına tescil
edilmiꢀtir. Tebliğ yükümlülüğü yerine getirilmediği ve Hükümet tarafından baꢀvuranların ya
da avukatlarının mevcut baꢀvurunun yapılmasından altı aydan daha fazla bir süre önce
Yargıtay kararı hakkında bilgi sahibi olduklarını gösteren itiraza mahal bırakmayacak
nitelikte bir kanıt sunulmadığı cihetle AĐHM altı ay süresi kuralına riayet edildiği kanaatine
varmaktadır. Bu gerekçeye istinaden AĐHM itirazı reddeder (bkz., mutatis mutandis, Gençer
ve diğerleri – Türkiye, no: 6291/02, prg. 19-20, 21 Aralık 2006).
AĐHM baꢀvurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını ve baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit
etmektedir. Bu itibarla baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi yerinde olacaktır.
3