CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
HÜSEYİN KARAKAŞ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 69988 / 01)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
22 Haziran 2006  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek  
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (69988/01) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaşı Hüseyin Karakaş’un (başvuran) 24 Nisan 2001 tarihinde Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu  
başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu  
avukatlarından F. Karakaş tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1968 doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.  
Başvuran, 10 Nisan 1996 tarihinde, PKK’ya karşı başlatılan bir operasyon sonrasında, sahte  
kimlik bulundurduğu gerekçesiyle İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele  
Şubesi’ne bağlı polisler tarafından yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.  
20 Nisan 1996 tarihinde, başvuranın ifade tutanağı hazırlanmıştır. Bu tutanakta başvuran PKK  
mensubu olduğunu ve bu örgütün faaliyetlerine katıldığını kabul etmiştir.  
Hükümet, 20 Nisan 1996 tarihinde başvuranın açlık grevi yaptığını belirtmektedir.  
Başvuran, gözaltında bulunduğu sırada, filistin askısı, elektrik şoku, dayak, sözlü tehdit, uyku  
ve yiyecekten mahrum bırakılma gibi kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmektedir.  
Başvuran, 24 Nisan 1996 tarihinde saat 14.00’de, Adli Tıp Doktoru tarafından muayene  
edilmiştir. Adli Tıp Kurumu doktoru raporunda, başvuranın 15 Nisan ve 20 Nisan 1996  
tarihlerinde olmak üzere iki kez muayene edildiğini, bu muayeneler sonunda başvuranın  
vücudunda hiçbir darp ya da cebir izine rastlanılmadığını, bunun dışında, ağrıdan, omuzlar ve  
kollar hizasında uyuşmadan şikayetçi olduğundan, nöroloji muayenesinin yapılması için  
başvuranın hastaneye sevk edilmesi gerektiğini belirtmiştir.  
Aynı gün, başvuran İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı  
tarafından dinlenmiştir. Başvuran sözkonusu örgüte mensup olduğunu kabul etmiş, fakat  
gözaltında bulunduğu sırada verdiği ifadeyi, polislerin tehdidi ve baskıları altında verdiğini  
iddia ederek reddetmiştir. Başvuran gözaltında işkence gördüğünü ve polislerin davranışlarını  
protesto etmek amacıyla açlık grevi yaptığını iddia etmektedir.  
Sonrasında, başvuran İstanbul DGM’ye sevk edilir. Başvuran ifadesinde, PKK mensubu  
olduğunu kabul etmiş, fakat gözaltında bulunduğu sırada alınan ifadenin içeriğine karşı  
çıkmıştır. Duruşma sonrasında, DGM hakimi, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar  
vermiştir.  
Başvuran 2 Mayıs 1996 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na kendisine kötü muamele  
yapıldığı gerekçesiyle şikayet dilekçesi sunmuştur.  
Cumhuriyet Savcısı aynı gün, başvuranı PKK mensubu olmak ve bölücü faaliyetlerde  
bulunmakla suçlamıştır.  
2
Fatih Cumhuriyet Savcısı, 8 Mayıs 1996 tarihinde, 24 Nisan 1996 tarihli Adli Tıp Kurumu  
uzman raporuna dayanarak ve başvuranın kendisine kötü muamele yapıldığına ilişkin  
iddialarını destekleyecek hiçbir delil unsuru bulunmadığından takipsizlik kararı vermiştir.  
DGM, 27 Aralık 1996 tarihinde, başvuranın savunmasını dinlemiştir. Başvuran  
savunmasında, gözaltında ve Cumhuriyet Savcılığı’nda polislerin baskısı altında verdiğini  
iddia ettiği ifadeyi reddetmiştir. Ayrıca, gözaltında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia  
etmekte, iddialarına dayanak olarak 21 Nisan 1996 tarihinde Vakıf Gureba Hastanesi’nde  
muayene edildiğini ve vücudunda şiddet izlerine rastlanıldığını ileri sürmektedir. Başvuran  
ayrıca, cezaevi doktoru tarafından 24 Nisan 1996 tarihinde hazırlanan sağlık raporuna atıfta  
bulunmaktadır. Duruşma sonunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranın yargılanmak  
üzere tutuklu bulundurulmasına karar vermiş ve Vakıf Gureba Hastanesi’nden 21 Nisan 1996  
tarihli sağlık raporunun bir kopyasını istemeye karar vermiştir.  
10 Eylül 1999 tarihinde, başvuranın avukatlarının isteği üzerine, İstanbul Üniversitesi İstanbul  
Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı doktorları tarafından bir rapor hazırlanmıştır. Doktorlar  
başvuranın iddiaları ve çektiği fiziksel ağrıları göz önünde bulundurarak, daha önce yapılan  
sağlık muayenelerinin yetersiz olduğunu belirterek başvurana on beş gün iş göremez raporu  
verilmesini kararlaştırmışlardır.  
22 Haziran 2000 tarihinde, başvuran kötü muamele yapıldığına ilişkin Terörle Mücadele  
Şubesi’ne bağlı polisler aleyhine Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na şikayette bulunmuştur.  
26 Haziran 2000 tarihinde, başvuranın 8 Mayıs 1996 tarihli muhakemenin men-i kararına  
itirazda bulunmadığını gözlemledikten sonra, Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranın talebi  
üzerine İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından 10  
Eylül 1999 tarihinde hazırlanan sağlık raporunun hukuki soruşturma başlatılmasını sağlayacak  
hiçbir ek kanıt sunmadığını belirterek yeniden muhakemenin men-i kararı vermiştir.  
22 Ağustos 2000 tarihinde, başvuran bu karara itiraz etmiştir.  
29 Kasım 2000 tarihinde, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın talebini reddetmiştir.  
Başvuran aleyhine 30 Mayıs 2001 tarihinde açılan ceza davası çerçevesinde, İstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi başvuranı silahlı terör örgütüne bağlı olmak suçundan on beş yıl hapis  
cezasına mahkum etmiştir. Dava ulusal mahkemelerde halen devam etmektedir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet başvuranın iddialarına karşı çıkmakta, ilgili tarafından sunulan sağlık raporlarının  
tümüne atıfta bulunarak öne sürdüğü iddialarını doğrulayacak bir unsurun eksikliğine dikkat  
çekmektedir. Hükümet aynı şekilde, Cumhuriyet Savcısı tarafından 8 Mayıs 1996 tarihinde  
alınan muhakemenin men-i kararı üzerinden geçen üç yıldan fazla bir zaman boyunca  
başvuranın tepkisizliğinin altını çizmektedir.  
3
AİHM, bir kimsenin güvenlik güçlerinin tamamıyla kontrolü altındaki gözaltı sırasında  
yaralanmasının ciddi karineleri ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır. Bu bağlamda Hükümetten  
sözkonusu yaralanmaların neden ve nasıl meydana geldiğine, mağdur tarafından ortaya  
konulan iddialara ve sağlık raporlarına makul bir açıklık getirmesi beklenmektedir (Bkz.  
Nazif Yavuz-Türkiye kararı, no: 69912/01, 12 Ocak 2006).  
AİHM, başvuranın 10 Nisan 1996 tarihinde gözaltına alındığını, 15, 20 ve 24 Nisan 1996  
tarihlerinde pek çok sağlık kontrolünden geçtiğini gözlemlemektedir. İlk üç rapor sübjektif  
şikayetlerin dışında hiçbir şiddet izine rastlanılmadığına yer verdiği halde, Bayrampaşa  
Cezaevi doktoru 24 Nisan 1996 tarihli raporunda ilgilinin kollarında pek çok lezyonun  
bulunduğunu, karnın sağ kısmında kabuk bağlamış bir yara izine rastlanıldığını ve sağ bacakta  
bir ekimozun olduğunu belirtmiştir. Aynı şekilde, ilgilinin ayak parmaklarında ve  
omuzlarında ağrılar ve ellerinde uyuşma tespit edilmiştir.  
AİHM, (kollarda pek çok lezyon, karnın sağ kısmında kabuk bağlamış bir yara izi, sağ  
bacakta ekimoz, ayak parmaklarında ve omuzlarında ağrılar ve ellerde uyuşma) gibi pek çok  
belirtinin başvuranın kötü muameleye maruz kaldığı tasvirlerine (özellikle darp ve  
yaralanmalar) karşılık geldiğini not etmektedir.  
AİHM önünde bu belirtilerin başvuranın gözaltına alınmasından önce ortaya çıkmadığına  
itiraz edilmemektedir.  
Mahkemeye sunulan kanıt unsurlarının bütünü ışığında AİHM, 24 Nisan 1996 tarihli  
Bayrampaşa Cezaevi doktoru tarafından hazırlanan sağlık raporunda belirtilen emarelerin  
kaynağının Devletin sorumluluğundaki bir uygulama sonucu olduğu kanısına varmıştır.  
AİHM, başvuranın insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muameleye maruz kaldığı ve AİHS’nin 3.  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.  
II. AİHS’NİN 6. VE 13. MADDELERİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, kötü muamele şikayetleri karşısında yetkililerin etkili bir yaklaşım  
sergilemediklerini ileri sürmekte, AİHS’nin 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.  
AİHM, bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında bu şikayeti 13. madde çerçevesinde  
inceleyecektir (Bkz. Batı ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 33097 ve 57834/00).  
AİHM, sunulan kanıt unsurlarına dayalı olarak Savunmacı Devletin AİHS’nin 3. maddesi  
uyarınca sorumluluğu olduğu yargısına varmaktadır. İlgili tarafından öne sürülen şikayet 13.  
madde uyarınca «savunulabilir» niteliktedir. Yetkililerin bu hükmün gerekliliklerini  
karşılayan etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktaydı.  
AİHM, başvuranın şikayetini takiben ceza soruşturmasının Fatih Cumhuriyet Savcılığı  
tarafından sürdürüldüğünü gözlemlemektedir. 8 Mayıs 1996 tarihinde, Fatih Cumhuriyet  
Savcısı 24 Nisan 1996 tarihli Adli tıp uzman raporuna dayalı olarak ve kötü muamele  
iddialarını destekleyecek hiçbir kanıtın bulunmadığı tespitinden hareketle soruşturma  
açılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Dava dosyasına göre, Cezaevi doktorunun aynı  
gün hazırladığı ve birçok emarenin bulunduğunu kaydettiği sağlık raporu olduğu halde  
başvuranın ifadesine başvurulmasını gerekli görmemiştir.  
4
AİHM, Savcılığın muhakemenin men-i kararının Bayrampaşa Cezaevinde tutuklu bulunan  
başvurana hiçbir surette tebliğ edilmemiş göründüğünü hatırlatmakta, bu doğrultuda 7201  
sayılı Tebligat Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca ilgili Cezaevi kurumu ve yönetiminin ilk  
olarak tutuklu bulunan kimseye tebliğ etme zorunluluğunu getirdiğine atıfta bulunmaktadır  
(Bkz. aynı anlamda, Büyükdağ-Türkiye kararı, 21 Aralık 2001).  
Üstelik başvuran, Ağır ceza mahkemesi önünde yasal olarak önceki tebliğin yokluğunu dile  
getirmesine karşın, şikayetiyle ilgili sonraki süreç muhakemenin men-i kararının varlığıyla  
engellenmiş, iddialarının esasına dair bir soruşturmanın yeniden açılmasına gerek  
duyulmamıştır. Ağır ceza mahkemesinin bu argümana yanıt vermeden reddetmesi üzücüdür.  
AİHM ayrıca, 24 Nisan 1996 tarihinde başvuranı muayenesinde tespit edilen izlerin  
kaynağına ulaşmak için tamamlayıcı bir sağlık kontrolünün zorunluluğu dile getirildiği halde  
bu tetkikin hiçbir zaman yapılmamasını, Cumhuriyet Savcısı’nın ve İstanbul Ağır ceza  
mahkemesinin bu noksanlığı gidermeye çalışmamasını üzüntüyle karşılamaktadır.  
Tamamlayıcı sağlık kontrollerinin yapılmaması başvuran açısından yalnızca gözaltında  
bulunan kişilerin temel haklarının güvencesinden yoksun bırakıp, soruşturmada noksanlık  
oluşturmamış aynı zamanda «insanlık dışı ve aşağılayıcı» bir uygulamaya da maruz  
bırakmıştır (Bkz. Algür-Türkiye no: 32574/96, 22 Ekim 2002 ve sözü edilen Batı ve diğerleri  
kararı).  
AİHM bu tespitler ışığında, soruşturmanın AİHS’nin 13. maddesince etkili ve derinlemesine  
yürütülmüş olarak nitelendirilemeyeceğini ifade etmektedir.  
Bu nedenle, AİHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI  
A. Tazminat  
Başvuran 5.000 Euro maddi ve 40.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarları aşırı ve ispat edilmemiş olarak nitelendirmektedir. Hükümet ayrıca  
adil tazminin sebepsiz bir zenginleşme aracı olmaması gerektiğini belirtmektedir.  
Başvuran öne sürdüğü muamelelerin ardından maddi zarara uğramadığından AİHM bu talebi  
reddetmiş, buna karşılık hakkaniyete uygun olarak başvurana 10.000 Euro ödenmesini  
kararlaştırmıştır.  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran AİHM önünde yapmış olduğu yargı giderleri için 9.800 Euro talep etmektedir. Bu  
miktarın 7.800 Euro’luk kısmı avukatlık giderleri, 2.000 Euro’su ise tercüme ve diğer  
masraflar içindir.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.  
5
Mahkemeye sunulan deliller ve mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında AİHM,  
Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 715 Euro düşülmek kaydıyla  
başvurana yargı giderleri için 2.500 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına 3 puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin  
başvurana:  
i.  
manevi zarar için 10.000 (on bin) Euro;  
ii.  
yargı giderleri için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro’dan Avrupa Konseyi tarafından  
verilen 715 (yedi yüz on beş) Euro’luk adli yardım miktarı düşülerek kalan kısmın  
ödenmesine;  
iii.  
belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez  
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin  
uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.  
maddelerine uygun olarak 22 Haziran 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6