CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
HÜSEYĐN TURAN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:11529/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
4 Mart 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (11529/02) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Hüseyin Turan’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 07 Ocak 2002  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đzmir Barosu avukatlarından A. Terece tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1963 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir.  
24 ubat 1999 tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumu Đzmir Sigorta Müdürlüğü’ne bağlı bir  
müfetti, bavuranın sahibi olduğu taınmazın antiyesine teftie gitmitir.  
8 Temmuz 1999 tarihinde, çalıma belgesi ve bordroyu ibraz etmemekten 506 sayılı yasanın  
140. maddesini çiğnediği gerekçesi ile Sosyal Sigortalar Kurumu bavuranı 716.625.000 TL  
(yaklaık 1. 650 Euro) idari para cezasına çarptırmıtır.  
16 Temmuz 1999 tarihinde, bavuran, Sosyal Sigortalar Kurumu Ünite Komisyonuna  
bavuruda bulunmutur.  
14 Ocak 2000 tarihinde, Komisyon, müfettiin antiyeye gittiği gün düzenlenen tutanağa göre,  
bavuranın bir yakını olan Nuri Turan’ın, antiyede, 1997 yılının Ocak, ubat, Mart ve Nisan  
aylarında ayda on begün sigortasız çalığını beyan ettiğini tespit etmitir. 16 Mart 1999  
tarihli raporda, müfetti, sözkonusu dönemde bir içinin çalığının bildirildiğini, ancak  
sözkonusu ilerin tek bir içi ile tamamlanmasının imkansız olduğu belirtmitir. 24 ubat  
1999 tarihli teftiinde müfetti, ilerin %76,26’lık kısmının bittiğini not etmive 1999 yılının  
ubat ayı için çalıtırılan igücünün eksik beyan edildiği sonucuna ulatır.  
Sözkonusu noktaları tespit etmesinin ardından, Komisyon, gecikmeli yapılmıolması  
nedeniyle bavuranın bavurusunu reddetmitir.  
31 Ocak 2000 tarihinde, bavuranın avukatı, Bornova Sulh Ceza Mahkemesi’nde Komisyon  
kararına itiraz etmive cezanın iptalini talep etmitir. Bavuranın avukatı, Nuri Turan’ın  
sözkonusu dönemde antiyede çalımadığını belirtmive müfettiin ubat ayı için çalıan  
igücünün eksik beyan edildiğine dair vardığı sonuca itiraz etmitir. Bu bağlamda, taınmazı  
satan kiinin ilerin bir kısmını önceden bitirdiğini belirtmitir.  
Aynı gün bavuran, 15 Temmuz 1999 tarihten itibaren ileyen gecikme faizi ile birlikte para  
cezasını ödemitir.  
19 Ağustos 2001 tarihinde, dosya üzerinden inceleme yapan ve kararı itiraza açık olmayan  
sulh ceza mahkemesi, bavuran tarafından düzenlenen itirazı kısmen haklı bulmutur. Hakim,  
bordro verilmemesi nedeniyle Sosyal Güvenlik yasasının 140. maddesi uyarınca idari para  
cezası uygulanmayacağını belirtmive 190.170.000 TL’ye tekabül eden sözkonusu cezayı  
iptal etmitir.  
2
Geri kalana ilikin olarak ise, hakim, 24 ubat 1999 tarihinde düzenlenen tutanağın Nuri  
Turan tarafından hiçbir erh düülmeden imzalandığını kaydetmitir. Bavuranın, tutanakta  
belirtilen bilgilerin yeniden gözden geçirilmesini sağlayacak hiçbir belge sunmaması  
nedeniyle, hakim, belgelerde geçen olay ve bilgiler hakkındaki itirazın mesnetsiz olduğu ve  
bu bağlamda bilirkii incelemesi yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varmıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, Sulh Ceza Mahkemesi’nde duruma yapılmamasından ve sözkonusu mahkeme  
önündeki yargılamanın uzunluğundan ikayetçidir. Bavurana göre AĐHS’nin 6. maddesi ihlal  
edilmitir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
1. AĐHS’nin 6/1 maddesinin uygulanabilirliği  
Hükümet, AĐHS’nin 6. maddesinin uygulanabilirliğine itiraz etmektedir. Hükümet, bavurana  
isnat edilen kabahatin ceza hukukundan kaynaklanmadığını belirtmektedir. Hükümet, ne  
suçun niteliğinin ne idari para cezasının ağırlık derecesinin sözkonusu maddenin  
uygulanabilirliği sonucuna ulama imkanı tanıdığını sözlerine eklemektedir.  
Bavuran, Hükümet’in iddialarına karı çıkmaktadır.  
AĐHM yerleik içtihadına göre, cezai yönden AĐHS’nin 6/1 maddesinin uygulanabilirliği  
çoğunlukla “Engel kriterleri” olarak bilinen üç kriter temelinde incelenmelidir: a) iç hukukta  
suçun sınıflandırılması b) suçun niteliği ve c) ilgili kiinin çarptırıldığı suçun ağırlık derecesi  
(Bkz, diğerleri arasından, Ezeh ve Connors – Birleik Krallık, bavuru no: 39665/98 ve  
40086/98). Đkinci ve üçüncü kriterler alternatif olup ikisinin birlikte uygulanması art  
değildir. AĐHS’nin 6. maddesinin uygulanabilmesi için sözkonusu suçun doğası gereği ceza  
yaptırımı gerektirmesi veya sözkonusu suç nedeniyle ilgili kiiye, niteliği ve ağırlık derecesi  
bakımından genel olarak ceza hukukunun yetkisine giren bir yaptırım uygulanması  
gerekmektedir. Kriterlerden her birinin ayrı ayrı incelenmesi ceza hukuku alanına giren bir  
suçlamanın varlığına ilikin kesin bir sonuca ulama imkanı tanımıyorsa kümülatif yaklaım  
da benimsenebilir (Bkz, Lauko- Slovakya, 2 Eylül 1998 tarihli karar, Jussila – Finlandiya,  
bavuru no: 73053/01 ve Zaicevs- Letonya, bavuru no: 65022/01).  
Mevcut davada bavuran, Sosyal Güvenlik Kanunu’nun 140. maddesi uyarınca sigortasız içi  
çalıtırmaktan idari para cezasına çarptırılmıtır. Türk hukukunda, bavuranın suçlandığı olay,  
ceza hukuku alanına girmemektedir. Bununla birlikte, Savunmacı Devlet’in iç hukuku  
tarafından sunulan göstergeler yalnızca göreceli bir değer taımaktadır. Suçun niteliğine  
ilikin kriter çok daha önemli bir değerlendirme unsurudur (Bkz, Öztürk- Almanya, 21 ubat  
1984 tarihli karar ve sözü edilen Jussila).  
Bu bağlamda, AĐHM, bavuranın çarptırıldığı para cezasının genel hukuki hükümlere  
dayanğını kaydetmektedir. Đlgili tarafından çiğnenen hukuki kural, vergi mükellefi sıfatıyla  
tüm vatandalar için geçerlidir. Sözkonusu hukuki kural uyarınca çalıan kiinin beyan  
edilmesi gibi birtakım ilemlerin yerine getirilmesi gerekmekte ve aksi takdirde yaptırım  
içermektedir. Đhtilaflı para cezası, bir zararın maddi olarak tazmin edilmesine yönelik  
3
olmayıp suç unsuru davranıın tekrarının engellenmesi için cezalandırma amacı taımaktaydı.  
Bu durumda bavuran tarafından çiğnenen yasal düzenlenmenin genel niteliği ile uygulanan  
yaptırımın önleyici ve zorlayıcı bir amaç taıması ihtilaflı kabahatin cezai niteliğinin  
AĐHS’nin 6. maddesi bakımından ortaya konması için yeterlidir.  
Üçüncü ilkeye ilikin olarak ise AĐHM, bavuranın çarptırıldığı para cezasının hafif  
olmasının, AĐHS’nin 6. maddesinin uygulanma alanı üzerinde bir etkisi olmadığı  
kanaatindedir. Bu noktada AĐHM, ortada göreli olarak önemsiz bir durum olmasının bir  
kabahatin cezai niteliğini ortadan kaldırmaya yeterli olmadığını hatırlatmanın uygun olacağı  
kanaatindedir (bkz, sözü edilen Öztürk).  
Yukarıda sözü edilenler göz önüne alındığında, AĐHM, bavuran açısından “cezai alanda bir  
suçlamanın” sözkonusu olduğu kanaatindedir. AĐHS’nin 6. maddesi mevcut davaya  
uygulanmaktadır.  
2. Đç hukuk yollarının tüketilmesi  
Hükümet, AĐHM’ye, ünite komisyonuna itirazın gecikmeli olarak yapıldığını hatırlatarak iç  
hukuk yolları tüketilmediği için AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan itirazı reddetme  
çağrısında bulunmaktadır.  
Bavuran, sözkonusu iddiaya karı çıkmaktadır.  
Ünite komisyonunun bavuranın bavurusunu gecikmeli olarak yapıldığı gerekçesi ile  
reddetmesinin ardından bavuran, sulh ceza mahkemesinde itiraz etmitir. Sulh ceza  
mahkemesi davayı esastan incelemitir. Dolayısıyla, AĐHM, bavuranın iç hukuk yollarının  
tüketilmesi koulunu yerine getirdiği kanaatindedir ve sözkonusu itirazı reddetmektedir.  
3. Sulh ceza mahkemesi önündeki yargılama süresi  
AĐHM, dikkate alınacak dönemin 31 Ocak 2000 tarihinde sulh ceza mahkemesine yapılan  
bavuru ile baladığını ve 19 Ağustos 2001 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir.  
Sözkonusu süre tek dereceli yargılamada yaklaık bir buçuk yıl sürmütür.  
AĐHM, bir yargılama süresinin makul olup olmadığının, dava koullarına göre ve bata  
davanın karmaıklığı olmak üzere, AĐHM tarafından benimsenen kriterler ile bavuran ve  
yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. (Bkz.  
diğerleri arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, bavuru no: 25444/94).  
Konuya ilikin içtihadını dikkate alarak, takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından  
AĐHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin çok uzun olmadığına ve “makul süre”  
gerekliliğini karıladığına kanaat getirmektedir. Sözkonusu ikayetin açıkça dayanaktan  
yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi  
gerektiği sonucuna ulaılmaktadır.  
4. Sulh ceza mahkemesinde duruma yapılmaması  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun bu kısmının dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
4
B. Esas  
Hükümet, sulh ceza mahkemesinde duruma yapılmamasının yargılamanın hakkaniyetine  
yönelik bir ihlal oluturmağını savunmaktadır. Hükümet, sulh ceza mahkemesinin yeni bir  
ceza vermediğini ya da cezanın sonuçlarını ağırlatırmağını ve mahkemenin sadece  
sözkonusu cezanın yasallığını denetlediğini belirtmektedir.  
Bavuran iddialarını yinelemektedir ve AĐHM içtihadı bakımından duruma  
gerçekletirmenin önemini hatırlatmaktadır.  
AĐHM, açık duruma gerçekletirmenin AĐHS’nin 6/1 maddesi ile öngörülen temel bir ilkeyi  
oluturduğunu hatırlatmaktadır. Açık duruma gerçekletirme, halkın denetimini aan gizli bir  
adalete karı yargılanabilirleri korumakta ve böylece mahkemelere duyulan güvenin  
sürdürülmesine katkı sağlamaktadır. Açık duruma sayesinde adalet effaf bir ekilde tecelli  
etmekte, böylece 6. maddenin amacı olan ve demokratik toplumlarda güvence altına alınması  
temel bir ilke olan, adil yargılanma ilkesi yerine getirilmektedir (bkz, Sutter-Đsveç, 22 ubat  
1984 tarihli karar, Gautrin ve diğerleri – Fransa, 20 Mayıs 1998 tarihli karar ve Stefanelli –  
Saint Marin, bavuru no: 35396/97). AĐHS’nin 6. maddesinin gereklerini tam olarak yerine  
getiren bir ilk derece mahkemesinin olduğu (bkz, Findlay- Birleik Krallık, 25 ubat 1997) ve  
yasal olarak bir yargılanabilirin “kendisinin dinlenmesini” ve özellikle sözlü olarak kendisini  
savunma, aleyhindeki beyanları dinleme, tanıkları sorgulama ve karı sorgulama  
imkanlarından faydalanabildiği ceza hukuku alanında duruma gerçekletirilmesi özel bir  
önem taımaktadır.  
Bazı ceza davalarında ortaya konan sorunların niteliği nedeniyle mahkemeler duruma  
gerçekletirmeyebilirler. Cezai sorumluluğun belirlenmesine ve zorlayıcı ve caydırıcı nitelikli  
tedbirlerin alınmasına konu olan ceza davalarının belli bir öneme haizini olduğunun göz  
önünde tutulması gerekli olsa da, bazı ceza davalarının, yöneldikleri kiiler açısından hiçbir  
yüz kızartıcı nitelik taımadığı ve “cezai suçlamalar” açısından aynı ağırlığa sahip olmadığı  
durumlar da mevcuttur. Ayrıca, Engel kriterleri uyarınca “cezai alanda suçlama” ilkesinin  
özerk bir yorumunu benimseyen AĐHS organları, AĐHS’nin 6. maddesinin cezai alanda  
uygulamasının, idari para cezaları, cezaevi disiplinin ihlali nedeniyle verilen cezalar, gümrük  
cezaları, rekabet hakkının ihlali nedeniyle verilen para cezaları ve finans mahkemeleri  
tarafından verilen cezalar gibi ceza hukukunun geleneksel kategorisine girmeyen alanlara  
doğru geniletilmesinin temellerini atmıtır (Bkz, Jussila).  
AĐHM yerleik içtihadına göre, duruma yapmamayı haklı gösteren istisnai durumlar  
olmadığı sürece, ilk ve tek derece mahkemesinin huzurundaki yargılamalarda, AĐHS’nin 6/1  
maddesi uyarınca “açık duruma hakkı” beraberinde “duruma” isteme hakkını getirir (Bkz.  
örneğin, Hakansson ve Sturesson-Đsveç, 21 ubat 1990 tarihli karar; Fredin-Đsveç (no:2), 23  
ubat 1994 tarihli karar, Allan Jacobsson-Đsveç (no:2), 19 ubat 1998 tarihli karar, Göç-  
Türkiye, bavuru no: 36590/97).  
AĐHM, olayların meydana geldiği dönemde, Sosyal Güvenlik Kanunu’nun 140. maddesi  
uyarınca verilen idari para cezasına karı yapılan itiraz hakkında karar vermek için sulh ceza  
mahkemesinin yetkili olduğunu kaydetmektedir. Sulh ceza mahkemesi önündeki yargılama  
durumasız gerçekletirmitir. Hakim, dosyaya dayanarak nihai bir karar vermitir. Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun eski 302. maddesinin hükümleri uyarınca, duruma  
yapılması ancak yasa ile öngörülen durumlarda mümkündür.  
5
Mevcut davada bavuranın davası ile ilgili karar verecek hakim huzuruna çıkma ve 16 Mart  
1999 tarihli müfettiraporunda geçen bilgilerin doğruluğuna itiraz ettiği halde sözlü olarak  
davasını savunma imkanı olmamıtır. Dava, idari para cezasına yol açan olaylara ilikin  
ihtilaflardan kaynaklanmıtır. Dolayısıyla, sadece dosyaya dayanarak tatmin edici bir ekilde  
çözümlenebilecek teknik nitelikli sorunlar sözkonusu değildir. Aksine AĐHM, sulh ceza  
mahkemesi önündeki bir duruma sırasında olaylara ilikin ihtilaflar özgürce tartıılsaydı  
adaletin daha iyi tecelli etmiolacağı kanaatindedir. Zira bavuranın sosyal sigortalar  
müfettiini ve tanıkları sorgulatma imkanı olabilirdi.  
Ayrıca AĐHM, bavuranın kendisine duruma yapılmasını talep etme imkanı tanınmadığını  
(bkz, à contrariro , Jussila ve Vilho Eskelinen ve diğerleri- Finlandiya) ve sulh ceza  
mahkemesinin kararına itiraz edilemeyeceğinden yargılamanın ilk dereceli tek mahkemede  
görülğünü kaydetmektedir.  
Bu durumda AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunarak bavuran, sulh ceza mahkemesinin kararına itiraz  
edilememesinden ikayetçidir.  
Sulh ceza mahkemesinde duruma yapılmamasına ilikin AĐHS’nin 6. maddesi kapsamındaki  
tespiti göz önüne alan AĐHM, sözkonusu ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığı  
kanaatindedir.  
III. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, uzun bir yargılamanın sonunda para cezasının ancak bir kısmının kendisine geri  
ödenmesinin 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal ettiğini iler sürmektedir.  
Yargılama süresine ilikin olarak yukarıda ulaılan sonuç göz önüne alındığında sözkonusu  
ikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları  
uyarınca sözkonusu ikayetin reddedilmesi gerekmektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, kendisine ödenen idari para cezasına tekabül eden miktar olan 1.500 Euro’yu  
maddi tazminat olarak istemektedir.  
Bavuran maruz kaldığı manevi zarar için de 2.000 Euro talep etmektedir.  
AĐHM, yukarıda belirtilen eksikler gerçeklememiolsaydı Türk mahkemelerinin ne karar  
vereceği konusunda spekülasyon yapmaya gerek duymamaktadır ve bavuranın maddi  
tazminat talebini reddetmektedir.  
6
AĐHM, bavuranın uğradığı manevi zararı telafi etmek için ihlal tespitinin kendisinin yeterli  
olduğu kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri  
için 2.000 Euro talep etmektedir. Bavuran, hiçbir belge sunmamaktadır.  
AĐHM içtihadına göre, bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konduğu sürece elde edebilir.  
Sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak AĐHM, yargılama  
masraf ve giderlerine ilikin talebi reddetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,  
1. Oy çokluğu ile bavurunun AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ikayete ilikin  
kısmının kabuledilebilir, oybirliği ile bavurunun geri kalan kısmının kabuledilemez  
olduğuna;  
2. Đkiye karı beoyla, AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan ikayetin ayrıca  
incelenmesine gerek olmadığına;  
4. Oybirliğiyle, ibu davanın kendisinin, bavuranın maruz kaldığı manevi tazminat için  
yeterli adil tatmin oluturduğuna;  
5. Oybirliğiyle adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragraflarına uygun olarak 4 Mart 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Mevcut karar ekinde, AĐHS’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve Đçtüzüğün 74. maddesinin  
2. paragrafına uygun olarak izleyen görüler bulunmaktadır:  
-
-
Yargıç Mularoni’nin mutabık oy görüü  
Yargıç Türmen ve Yargıç Jociene’nin ayrık oy görüleri.  
7