hasta tutuklulara sağlık ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte cezaevleri olup, konuya ilişkin Avrupa
normlarına uygun yaşam koşullarının sağlanmasına olanak tanıyan kolaylıklara sahiptirler.
Bu genel kolaylıkların dışında başvurana bir tekerlekli sandalye verilmiş ve başvuranın
kişisel ihtiyaçlarının giderilmesinde yardımcı olması konusunda cezaevi idaresi tarafından
personel görevlendirilmiştir. Başvuran cezaevi doktoruna her zaman gidebilmiş ve gerekli
olduğu durumlarda başvuran hastaneye kaldırılmıştır. Bu konuda Hükümet, başvuranın 2002
yılında 4.000 Amerikan Doları tutarındaki sağlık masraflarının Devlet tarafından karşılandığını
belirtmektedir.
Ayrıca Hükümet, Adalet Bakanlığı’nın iyi niyetine rağmen başvuran Tekirdağ devlet
hastanesi dışında herhangi bir kuruma nakledilmesini ve de Edirne Üniversite Hastanesi’nde
tedavi edilmesi önerisini her defasında reddetmiştir. Başvuran, Edirne’deki doktorların
Đstanbul’dakilere göre daha az nitelikli olduğunu ima ederek, Đstanbul’da bir hastaneye
kaldırılmak konusunda ısrar etmiştir.
Ayrıca Hükümet, aldatıcı olduğuna inandığı bilgilere dikkat çekmektedir. Başvuran, 25
Eylül 2002 tarihine kadar ve daha sonra da, içinde tekerlekli sandalyesi olan ambulanslar içinde
nakledilmiştir. Sadece belirtilen tarihte ambulans bozulduğu için, başvuran mahkemeye cezaevi
aracıyla götürülmüştür. Adliyeden çıkarken medya mensuplarını fark eden başvuran,
jandarmalardan tek başına yürümek istediğini ve kendisini bırakmalarını kasten istemiştir. Daha
sonra kalabalığın ilgisini çekmek için de kendisini yere atmıştır.
Böylece Hükümet, Aronica-Almanya (no: 72032/01, 18 Nisan 2002) ve Tahir Özgür ve
diğerleri –Türkiye (no: 28480/04, 30 Ekim 2005) kararlarına atıfta bulunarak AĐHM’den, bütün
çabaların başvuranın bakımı ve rehabilitasyonu için sarf edildiğine inanmasını istemektedir.
Bununla birlikte Hükümet, CMUK’un 399. maddesinin ya da Anayasa’nın 104 b)
maddesinin başvurana uygulanmamasının keyfi olarak nitelendirilemeyeceğine ve insanlık dışı
ya da aşağılayıcı muamele oluşturmadığına kanaat getirmektedir. Đlk olarak sözkonusu
hükümlerden ancak “hükümlüler” faydalanabildiği için başvuran, bu bakımdan tutuklu
yargılanırken serbest bırakılamaz.
Her ne olursa olsun Hükümet, şayet AĐHM bu açıdan bir ihlalin bulunduğu tespitinde
bulunursa, bu ciddi terör eylemlerine hatta cinayetlere katıldığı gerekçesiyle başvuranın mahkum
olmasıyla sonuçlanan cezai yargılamanın sonucunu önemsememesi anlamına geleceğine kanaat
getirmektedir.
2. Başvuran
Başvurana göre, şayet gözaltı Hükümet’in ileri sürdüğü gibi geliştiyse, tuvalete götürmek
için N. ve D. Mutlu’nun kendisini yerde sürüklemesine ve betonun üzerine serilen şilte üzerinde
sadece bir kaç saat uyuyabilmek için ağrı kesici almasına gerek olmazdı.
Başvuran F Tipi Cezaevlerindeki tutukluluk koşulları konusunda, yemek yemek için ya
da tuvalete gitmek için bile hücre arkadaşlarına bağımlı olduğunu açıklamıştır. Uzman bir kişi
tarafından yardım almamış, kendisine yapılan ziyaretler dışında tekerlekli sandalye
verilmemiştir. Ayrıca başvuran hücresinin iki katlı olduğunu ve tek tuvalet kabini bulunan
birinci kata indirmek zor olduğundan, zamanının büyük bir bölümünü ikinci kattaki yatakhanede
geçirdiğini beyan etmektedir.