CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
HÜSEYİN YILDIZ- TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:58400/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
25 Ekim 2005  
İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (58400/00) başvuru no’lu davanın  
nedeni, bu ülke vatandaşı Hüseyin Yıldız’ın (başvuran) 22 Mart 2000 tarihinde Avrupa İnsan  
Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından Mehmet Ali Kırdök ve Mihriban Kırdök  
tarafından temsil edilmektedir.  
Başvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmamasından şikayet etmektedir. Sözleşme’nin 6§1 ve  
3. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
OLAYLAR  
I. Davanın Koşulları  
16 Ekim 1995 tarihinde, TKP/ML-TİKKO adlı yasadışı örgüte üye olduğundan  
şüphelenilen başvuran, yakalanmış ve İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltına  
alınmıştır. 26 Ekim 1995 tarihine kadar burada sorgulanmıştır. Gözaltında bulunduğu sırada,  
yalnızca Cumhuriyet Savcılığı’na ifade vereceğini belirten başvuran, polislerin sorularına  
cevap vermeyi ve sorgulama tutanağını imzalamayı reddetmiştir.  
27 Ekim 1995 tarihinde, başvuran muayene için Adli Tıp Kurumu’na götürülmüştür.  
Doktorlar, kollarında hareket kısıtlılığı şikayeti bulunduğundan, başvuranın bir devlet  
hastanesi nöroloji servisinde muayenesinin uygun olacağı kararını vermişlerdir.  
Başvuran, önce İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı’na  
sevk edilmiş, daha sonra aynı mahkemede hakim karşısına çıkarılmıştır. Burada başvuranın  
tutuklu yargılanmasına karar verilmiştir. Başvuran, mahkemede hakkında yapılan suçlamalara  
itiraz etmiş ve gözaltında bulunduğu sırada kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmiştir.  
2 Kasım 1995 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı başvuranı silahlı örgüt üyesi olmakla  
suçlayarak Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesi ile 3713 sayılı Terörle Mücadele  
Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmiştir.  
11 Kasım 1998 tarihli bir kararla, İstanbul DGM başvuranı on iki yıl altı ay hapis  
cezasına mahkum etmiştir. DGM aldığı kararda, başvuranın yalanlamalarına rağmen, dosyada  
yer alan TKP/ML-TIKKO üyesi diğer sanıkların beyanlarıyla, kimlik tespitine ve  
yüzleştirmeye ilişkin tutanaklar ve bilirkişi raporlarıyla, başvuranın suçluluğunun ispatlandığı  
görüşündedir.  
Başvuran kararı temyize götürmüştür. Yargıtay 23 Eylül 1999 tarihli bir kararla,  
başvuranın başvurusu reddedilmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
2
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,  
bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı iddiasında bulunmaktadır.  
Başvuran aynı zamanda, mahkumiyeti güvenilebilirliğini tartışma konusu yapmak için  
karşı karşıya gelemediği sanıkların ifadelerine dayandığından, bu mahkemedeki yargılamanın  
adil olmadığını iddia etmektedir.  
Son olarak başvuran, ön soruşturma sırasında avukat yardımından  
faydalanamadığından şikayetçi olmaktadır.  
Bu itibarla başvuran AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının b, c ve d  
bentlerine atıfta bulunmaktadır.  
A. AİHS’nin 6§1. Maddesi Bakımından Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında  
1. Kabuledilebilirlik hakkında  
a. İç hukuk yollarının tüketilmesi  
Hükümet, başvuranın yargılamanın hiçbir safhasında esasa bakan hakimlerin  
bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin herhangi bir kaygı taşıdığını ifade etmediğine  
dayanarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir.  
Her duruşmada masum olduğunu ifade ettiğini belirten başvuran, iç hukuk yollarını  
tükettiğinin kabul edilmesi gerektiğini açıklamaktadır.  
AİHM, AİHS’nin 35§1. maddesinde belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmesi  
kuralının, iddia edilen ihlale ilişkin olarak iç düzenlemelerin, etkili bir başvuru yolu sunduğu  
varsayımına dayandığını belirtir. Zira, DGM bünyesinde bir askeri hakimin bulunmasının  
olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan yasalardan kaynaklandığını ve bu durumu  
değiştirebilecek etkili hiçbir başvuru yolu bulunmadığını gözlemlemektedir.  
Sonuç olarak bu itirazın reddedilmesi uygun görülmüştür.  
b. Altı ay koşuluna uyma  
Hükümet, ayrıca bu şikayete ilişkin nihai iç hukuk kararının, DGM tarafından verilen  
karar olduğunu belirtmektedir. O halde kararın temyizine gidilmesi, mahkemenin oluşumuna  
ilişkin durumu telafi etmek amacıyla etkili bir başvuru yolunu oluşturmamaktadır.  
Hükümet, AİHM’nin daha önce aldığı kararlara atıfta bulunarak (diğerleri arasında,  
İrfan Kalan-Türkiye(karar), no: 73561/01, 2 Ekim 2001), başvuranın, ilk derece  
mahkemesinin kararını verdiği tarihte, yani 11 Kasım 1998 tarihinde başvurusunu yapması  
gerektiğini açıklamıştır.  
AİHM, Özdemir-Türkiye davasında ( (karar), no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003)  
benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme önceki kararından ayrılmasını  
gerektirecek hiçbir gerekçe görmediğinden Hükümet’in bu itirazını reddetmiştir.  
3
c. Sonuç  
AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998,  
Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümü gözönüne  
alındığında başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda,  
hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit etmiştir.  
2. Esas hakkında  
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelemiş ve  
AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Özel, § § 33-34, ve Özdemir,  
§§ 35-36, adıgeçen).  
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak  
hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen  
suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker  
kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının  
anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı  
olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız  
olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul  
edilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 in  
fine).  
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
AİHS’nin 6§1. maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı  
sonucuna varmıştır.  
B. AİHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının b, c ve d bentlerinde yer verilen,  
başvuranın savunma haklarına saygı duyulması hakkında  
Hükümet, bu konuda da iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir.  
Çünkü başvuran bu şikayetlerini ulusal mahkemelerde dile getirmemiştir. Ayrıca, başvuranın  
“tutukluluk hali”ne son veren kararın 11 Kasım 1998 tarihli karar olduğundan, ön soruşturma  
sırasında avukat bulunmayışına ilişkin olarak yapılan şikayetin altı ay kuralı ile ters  
düştüğünü belirtmektedir. Bu nedenle başvuran tarafından 22 Mart 2000 tarihinde yapılan  
başvuru gecikmiş bir başvurudur.  
AİHM, bu tür şikayetlerle ilgili olarak, AİHS’nin 6. maddesinin hükümlerine  
uygunluğu konusunda karar vermek amacıyla, başvuran aleyhine başlatılan ceza  
yargılamasının bir bütün olarak değerlendirilmesinin uygun olacağını hatırlatmaktadır (Bkz.  
özellikle John Murray-Birleşik Krallık, 8 Şubat 1996 tarihli karar, Derleme 1996-I, s. 54-55, §  
63). Bu madde kapsamında mağduriyet durumu, ancak mahkumiyet kararının kesinleştiği  
andan itibaren belirlenebilir. Karar 23 Eylül 1999 tarihli olup, 22 Mart 2000 tarihinde yapılan  
başvurunun gecikmeli olmadığı görüşündedir. Ayrıca AİHM, dava süresince başvuranın  
sürekli olarak esasa bakan hakimler önünde sanıkların tanıklıklarına itiraz ettiğini  
kaydetmektedir. Bu nedenle başvuranın iç hukuk yollarını tüketmiş olduğu varsayılabilir.  
Sonuç olarak AİHM, Hükümetin ön itirazlarını reddetmekte olup, sözkonusu  
şikayetlerin esastan incelenmesi gerektiği görüşündedir.  
4
AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve  
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil ve  
hakkaniyete uygun bir yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.  
Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının  
ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, savunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikayetlerin  
ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında, Çıraklar  
adıgeçen, s. 3074, §§ 44-45).  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.  
A. Tazminat  
Başvuran, Türkiye’de uygulanan asgari ücret tarifeleri üzerinden hesaplandığında  
35.000.000.000 eski Türk Lirası (TL) değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
100.000.000.000 TL tutarında manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet başvuranın talebinin fahiş tutarda olduğu ve haklı bir gerekçeye  
dayanmadığı kanaatindedir.  
İddia edilen maddi tazminata ilişkin olarak AİHM, AİHS’nin ihlal edilmemiş olması  
halinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki davanın sonucun ne olacağına dair spekülasyon  
yapılamayacağını belirterek, başvurana bu yönde bir tazminat ödenmesine gerek olmadığına  
karar vermiştir (Bkz, Findlay-Birleşik Krallık kararı, 25 Şubat 1997, Derleme 1997-I, s.284,  
§ 85).  
Manevi tazminat konusunda ise AİHM, davaya ait koşullarda verilen ihlal kararının  
adil tazmin için başlı başına yeterli olduğuna kanaat getirmiştir (Çıraklar, adıgeçen karar, §  
49).  
AİHM’ye göre, mevcut davada olduğu gibi, bir vatandaşın AİHS’nin gerektirdiği  
bağımsızlık ve tarafsızlık koşulunu karşılamayan bir mahkeme tarafından mahkum edilmesi  
halinde, tespit edilen ihlalin telafisi için en uygun yol, ilgili kişinin, kendi talebi üzerine  
yeniden yargılanmasıdır (bkz., Öcalan-Türkiye, [GC], no: 46221/99, § 210 in fine CEDH  
2005-…).  
B. Masraf ve harcamalar  
Başvuran aynı zamanda, AİHM’de ve ulusal mahkemelerde yaptığı masraf ve  
harcamalar için 7.490 Euro talep etmektedir. Başvuran İstanbul Barosu’nun avukat ücret  
tarifesini ileri sürmektedir.  
Hükümet bu iddialara karşı çıktığı gibi, dayanak olarak sunulan tarifelere de itiraz  
etmektedir.  
5
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar ve huzurunda gerçekleşen  
yargılama doğrultusunda, AİHM, başvurana 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesinin makul  
olduğuna kanaat getirmiştir.  
C. Gecikme faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OY BİRLİĞYLE;  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun  
olması nedeniyle AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AİHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek  
olmadığına;  
4. Mevcut kararın kendisinin manevi zararın adil tazmini için yeterli olduğuna;  
5. a) AİHS’nin 44§2. maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay  
içinde ve miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı  
Devlet tarafından başvurana, masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro  
ödenmesine;  
b) Bu tutarların ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na  
çevrileceğine ve sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına  
kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan  
faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faizi ödenmesine;  
6. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 25 Ekim 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.  
6