c. Sonuç
AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998,
Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümü gözönüne
alındığında başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM başvuruda,
hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit etmiştir.
2. Esas hakkında
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelemiş ve
AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Özel, § § 33-34, ve Özdemir,
§§ 35-36, adıgeçen).
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak
hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen
suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker
kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının
anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı
olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız
olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul
edilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 in
fine).
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
AİHS’nin 6§1. maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı
sonucuna varmıştır.
B. AİHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının b, c ve d bentlerinde yer verilen,
başvuranın savunma haklarına saygı duyulması hakkında
Hükümet, bu konuda da iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir.
Çünkü başvuran bu şikayetlerini ulusal mahkemelerde dile getirmemiştir. Ayrıca, başvuranın
“tutukluluk hali”ne son veren kararın 11 Kasım 1998 tarihli karar olduğundan, ön soruşturma
sırasında avukat bulunmayışına ilişkin olarak yapılan şikayetin altı ay kuralı ile ters
düştüğünü belirtmektedir. Bu nedenle başvuran tarafından 22 Mart 2000 tarihinde yapılan
başvuru gecikmiş bir başvurudur.
AİHM, bu tür şikayetlerle ilgili olarak, AİHS’nin 6. maddesinin hükümlerine
uygunluğu konusunda karar vermek amacıyla, başvuran aleyhine başlatılan ceza
yargılamasının bir bütün olarak değerlendirilmesinin uygun olacağını hatırlatmaktadır (Bkz.
özellikle John Murray-Birleşik Krallık, 8 Şubat 1996 tarihli karar, Derleme 1996-I, s. 54-55, §
63). Bu madde kapsamında mağduriyet durumu, ancak mahkumiyet kararının kesinleştiği
andan itibaren belirlenebilir. Karar 23 Eylül 1999 tarihli olup, 22 Mart 2000 tarihinde yapılan
başvurunun gecikmeli olmadığı görüşündedir. Ayrıca AİHM, dava süresince başvuranın
sürekli olarak esasa bakan hakimler önünde sanıkların tanıklıklarına itiraz ettiğini
kaydetmektedir. Bu nedenle başvuranın iç hukuk yollarını tüketmiş olduğu varsayılabilir.
Sonuç olarak AİHM, Hükümetin ön itirazlarını reddetmekte olup, sözkonusu
şikayetlerin esastan incelenmesi gerektiği görüşündedir.
4