1
CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
HUYLU- TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 52955/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
16 Kasım 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
2
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (52955/99) bavuru no’lu davanın nedeni, bu ülke  
vatandaı Binali Huylu’nun (bavuran) 3 Ağustos 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(Mahkeme) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından E. Büyükçulha tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVA KOULLARI  
Bavuran, 1943 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.  
Bavuranın oğlu Engin Huylu (bundan böyle ‘Engin’) 11 Nisan 1996 tarihinde yakalanmıve  
21 Mayıs 1996 tarihinde yasadıı silahlı bir örgüte üye olmakla itham edilmitir.  
Bavuranın temsilcisi, 25 Eylül 1996 tarihinde, müvekkilinin üç defa ameliyat geçirdiği  
konusunda mahkemeyi bilgilendirmitir.  
Ankara Üniversitesi Hastanesi Dermatoloji Bölümü sorumlusu, Engin’e 7 Mart 1997  
tarihinde kist ameliyatı yapıldığı bilgisini vermitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 27 Mayıs 1997 tarihinde, Engin’i yasadıı silahlı bir örgüte üye  
olmak suçundan on dokuz yıl iki ay hapis ve para cezasına çarptırmıtır.  
Yargıtay, 16 Mart 1998 tarihinde bu kararı bozmutur.  
Mart 1998’den itibaren iddetli baağrıları çekmeye balayan Engin’e cezaevi doktoru migren  
tehisi koymutur.  
Bavurana göre, bir çok defalar Çankırı Devlet Hastanesi’ne götürülen Engin’e elik eden  
jandarmalar fiziksel ve ruhsal iddet uygulamılar, doktor muayenesi sırasında elleri kelepçeli  
olduğu halde hazır bulunmulardır.  
DGM, 4 Ağustos 1998 tarihinde, Engin’i 18 yıl 20 gün hapis ve para cezasına çarptırmıtır.  
Bavurana göre, 1998 yılından itibaren Engin artık, beslenemez, okuyamaz, ellerini  
kullanamaz, spor yapamaz ve düzenli yürüyülere katılamaz hale gelmitir.  
26 Ocak 1999 tarihinde Engin Çankırı Hastanesi’ne nakledilmi; ancak bir doktora muayene  
olamadan cezaevine geri gönderilmive nakli sırasında kendisine elik eden jandarmaların  
iddetine maruz kalmıtır.  
27 Ocak 1999 tarihinde Engin, yeniden Çankırı Devlet Hastanesi Nöroloji Polikliniği’ne  
sevkedilmikendisine orada ağrı kesici ilaçlar verilmitir. Ankara Hastanesi’ne sevk talebi  
reddedilmitir.  
3
Bavuranın iddialarına göre, oğlu Engin, ubat 1999’dan itibaren, iddetli baağrıları  
nedeniyle, diğer tutukluların yardımı olmadan yatağından çıkamıyor, ayakta duramıyor ve  
kendi baına yürüyemiyordu. Đꢀtahı yoktu, titriyor, istifra ediyor ve uurunu kaybediyordu.  
5 ubat 1999 günü saat 23 sularında Engin, Çankırı Devlet Hastanesi’ne acil olarak  
nakledilmitir. Doktor, uuru kapalı olan Engin’e ağrı kesici ilaçlar yazmıtır. Saat bire doğru  
yeniden cezaevine götürülmütür.  
6 ubat 1999 saat 2:40’ta Çankırı Devlet Hastanesi’nden bir doktor Engin’in, Ankara  
Hastanesi Dermatoloji Bölümü’ne acil olarak sevkini istemitir.  
Engin, aynı gün saat dörtte bir ambülans yerine tutuklu sevkiyatında kullanılan zırhlı bir  
araçla Ankara Devlet Hastanesi’ne sevkedilmitir.  
Ankara Hastanesi doktorlarınca hazırlanan 6 ubat 1999 tarihli tıbbi rapora göre Engin, saat  
6:50’de hayatını kaybetmitir. Ankara Savcılığı ölüm sebebinin belirlenmesi amacıyla otopsi  
yapılmasını istemitir. Ayrıca ek otopsi yapılmasını da emretmitir.  
Aynı gün, Ankara Savcılığı defin izni vermitir. Savcılık açıklamasında, Engin’in solunum  
yetmezliği ve dolaım bozukluğundan hayatını kaybettiği belirtilmitir.  
Kimyasal analiz raporunda, ölenin organlarında yapılan otopsi sonucu herhangi bir  
uyuturucu madde, uyku ilacı ya da alkol izine rastlanılmadığı belirtilmitir.  
Olaya ilikin soruturma kapsamında, Engin ile aynı cezaevinde tutuklu bulunan M.E, H.Y,  
S.K, dinlenilmilerdir. Adı geçenler, Engin’in sağlık sorunlarının 1998 yılı baında  
baladığını, cezaevi revirine götürüldüğünde ağrı kesici ilaçlar verildiğini ifade etmilerdir.  
Kasım 1999’da ağrıları daha da iddetli hale geldiğini ve migren tanısı konulduğunu, Engin’in  
Ocak 1999 tarihinde kusma, dengede durma ve beslenme güçlüğü sorunları yaadığını  
belirtmilerdir.  
23 Mart 1999’da aynı cezaevinde tutuklu olan Ç.A., Engin’in Aralık 1998’de baağrılarından  
ikayet ettiğini, titreme ve kusma gibi sorunlar yaadığını ifade etmitir. Ocak 1999’da sağlık  
durumu iyice bozulmutur.  
Belirtilmeyen bir tarihte, aynı cezaevinde tutuklu bulunan Muh. K., Ç.A.’nın sözlerini  
doğrulamıtır.  
Çankırı Savcılığı 11 Mayıs 1999 tarihinde aynı cezaevinde tutuklu olan M.K.’yı dinlemitir.  
M.K., Engin’in balangıçta ayda bir çok defa kriz geçirdiğini, son dönemde ise krizlerin  
sayısının haftada üçe, dörde çıktığını belirtmitir. Çankırı Hastanesi’ne sevkedildiğinde  
doktorlar migren tanısı koymulardır. Doktorlar üç tane ilaç yazmılardır. Engin bunlardan iki  
tanesini düzenli olarak, üçüncüsünü ise yalnızca baağrısı olduğunda kullanmaktadır. Bu  
ilaçlar baağrılarına karı etkisiz olduğundan, diğer tutuklular ona bazı tıbbi ürünler enjekte  
etmilerdir.  
11 ve 25 Mayıs 1999 tarihlerinde Çankırı Savcılığı, aynı cezaevinde tutuklu bulunan, M.E.,  
Mu.K. ve A.N.G.’yi dinlemitir. Adıgeçen tutuklular M.K.’nın ifadelerini teyit etmilerdir.  
4
Çankırı Savcılığı, 25 Mayıs 1999 tarihinde, aynı cezaevinde tutuklu bulunan S.K. ve a.K.’yı  
dinlemitir. ahıslar, Engin’in kriz eklinde ortaya çıkan bazı ağrılar çektiğini; son dönemde  
iyice sıklaan bu krizler esnasında Engin’in uurunu kaybettiğini belirtmilerdir.  
Ölenin kardeleri Ergün Huylu ve ahnigar Huylu polis tarafından dinlenilmilerdir. Polise  
ifade vermek istemediklerini ancak Ankara Savcılığına ifade vermek istediklerini beyan  
etmilerdir.  
Ankara Savcılığı tarafından talep edilen ek otopsi raporu ölüm nedenini ortaya koymutur.  
22 Ekim 1999’da Çankırı Savcılığı’na bilgi veren cezaevi müdürü , ehir dıına hasta sevkinin  
tutukluların sağlık durumuna (genel hak olsun ya da olmasın) ve güvenlik koullarına bağlı  
olarak kimi zaman normal araçla kimi zaman da ambülansla yapıldığını ifade etmitir.  
Belirtilmeyen bir tarihte, bavuranın diğer oğlu Ergün Huylu, Engin’in ölümünden sorumlu  
tuttuğu kiiler hakkında ikayette bulunmutur.  
Çankırı Devlet Hastanesi aleyhindeki ikayet  
Bavuran, 9 Nisan 1999 tarihinde, Çankırı Cezaevi personeli, olaylar esnasında görevli  
jandarmalar ve Çankırı Hastanesi doktorları aleyhinde ikayette bulunmutur.  
11 ubat 1999 tarihinde Çankırı Savcılığı, hastanenin acil servisinde görevli doktorlardan  
Soner Iık’ı dinlemitir. Doktor, 5 ubat 1999 saat 23 55 sularında acil servise getirilen  
Engin’i muayene ettiğini ve ilgilinin yorgun olduğunu açıklamıtır. Kendisine bir serum  
bağlayarak, ağrı kesici, antibiyotik ve vitamin ilaçları vermitir. Daha sonra Engin’in  
durumunun ağırlağını bildirmek için kendisini aradıklarında, doktor, beyin tümörünün  
sözkonusu olabileceğini düünerek Ankara Hastanesi’ne sevkini emretmitir. Muayene  
esnasında Engin Huylu’nun konuabilecek durumda olmadığını belirtmitir. Cezaevi  
tarafından düzenlenen sağlık fiinde tutuklunun migren rahatsızlığı olduğu belirtiliyordu.  
Yapılan analizler sonucunda Engin’de bir enfeksiyonun varlığına rastlanmıve bu hususta  
doktor gerekeni yerine getirmitir.  
7 Nisan 1999 tarihinde savcılık, nöroloji doktoru Cüneyt Uzunlar’ı dinlemitir. Doktor, 27  
Ocak 1999 tarihinde Engin’i muayenesi sonucunda migren tehisi koyduğunu ve bazı ilaçlar  
yazdığını beyan etmitir. 5 Eylül 1998 tarihinde, ilgilinin sol baparmağında ankiloza  
rastlanmıtır.  
18 Ağustos 2000 tarihinde Çankırı Cumhuriyet Savcısı iki doktor aleyhinde dikkatsizlik ve  
ihmal sonucu ölüme sebebiyet vermekten ceza davası açmıtır.  
Çankırı Ceza Mahkemesi 4616 sayılı kanunun 1§4. maddesi uyarınca mahkeme kararı  
ertelenmitir.  
5
Çankırı Cezaevi personeli hakkındaki ikayet  
Çankırı Savcılığı 15 ubat 1999 tarihinde cezaevi doktoru Selim Engez’i dinlemitir. Doktor,  
25 Ocak 1999 tarihinde Engin’in baağrısı ikayetiyle geldiğini ve ona ağrı kesici ilaçlar  
verdiğini ifade etmitir. Đki gün sonra Engin yeniden gelmitir. Geldiğinde son derece yorgun  
ve baının aırı ekilde ağrıdığından ikayet etmektedir. Doktor onu Çankırı Hastanesi’ne  
sevk etmive Çankırı Hastanesi’nde migren tehisi konulmutur.  
15 ubat 1999 tarihinde savcılık cezaevinde hasta bakıcılığı yapan Hüseyin Ka’ı dinlemitir.  
Hasta bakıcı ifadesinde, 6 ubat 1999 saat 3:30 sularında cezaevi müdürünün Ankara’ya  
tutuklu sevkine elik etmesi için kendisini aradığını ifade etmitir.  
Savcılık, 9 Nisan 1999 tarihinde, olayların gerçekletiği sırada nöbetçi müdür olan Hürrem  
Gümü’ü dinlemitir. Engin’in Çankırı Hastanesi’ne götürüldüğünü, nöbeti devraldığında  
öğrendiğini belirtmitir. Saat ikiye doğru Engin hücresine götürülmü; saat 3:45 sularında ise  
Ankara’ya sevkini emretmitir.  
Savcılık, 9 Nisan 1999 tarihinde cezaevi müdür yardımcısı Nevzat Koroman’ı dinlemitir. 5  
ubat tarihinde, 16-24 saatleri arasında nöbetçi olduğunu ve saat 23’te Engin’i hastaneye  
naklettiğini ifade etmitir.  
Savcılık, 19 Ekim 1999 tarihnde Çankırı E Tipi Cezaevi Müdürü Ali Rıza Yıldırım’ı  
dinlemitir. 6 ubat 1999 tarihinde Engin’in Çankırı Devlet hastanesi’ne kaldırıldığını,  
ardından yeniden cezaevine getirildiğini ve en sonunda Ankara’ya sevk edildiğini beyan  
etmitir.  
Savcılık, 19 Kasım 1999 tarihinde, Ali Rıza Yıldırım, Nevzat Koroman, Hürrem Gümü,  
Hüseyin Ta, Selim Engez, Hasan Demir ve Mehmet Ali Kadan hakkında takipsizlik kararı  
vermitir.  
Savcı, 19 Kasım 1999 tarihinde, cezaevi müdürü yardımcısı Hürrem Gümüaleyhinde kamu  
davası açmıtır.  
13 Ocak 2000 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Kasım 1999 tarihli takipsizlik kararını  
bozarak, Ali Rıza Yıldırım, Hürrem Gümü, Hüseyin Tave Selim Engez hakkındaki  
dosyaları Çankırı Ceza Mahkemesi’ne yeniden göndermitir.  
Çankırı Ceza mahkemesi 27 Ocak 2000 tarihinde, Engin’i 27 Ocak 1999 tarihinde muayene  
ettiğini beyan eden Çankırı Devlet Hastanesi doktorlarından Cüneyt Uzunlar’ı dinlemitir.  
Doktor, ilgilinin migren rahatsızlığı bulunduğunu ve bu rahatsızlığı için bir ilaç tedavisi  
yazdığını belirtmitir.  
Ceza mahkemesi 2 ubat 2000 tarihinde Ali Rıza Yıldırım’ı dinlemitir. Yıldırım, olay günü  
Engin’in Ankara Devlet Hastanesi’ne sevkinin zırhlı bir araçla yapılmasına, ambulansın iyi  
durumda olmaması nedeniyle emrettiğini belirtmitir.  
Bavuran, ceza mahkemesinin istinabesi yoluyla, 7 Nisan 2000 tarihinde Ankara Ceza  
Mahkemesi tarafından dinlenilmitir. Bavuran oğlunun bir yıldan beridir hasta olduğunu  
belirterek, Engin’in Ankara Devlet Hastanesi’ne sevkedilmesi ve orada tedavi edilmesi için  
cezaevi yönetimine bavuruda bulunduğunu ifade etmitir. Oğlu, Ankara Hastanesi’ne bir  
6
ambulans yerine zırhlı bir araçla sevk edilmitir. Oğlunun, sevkinin zamanında yapılmaması  
sebebiyle hayatını kaybettiğini iddia etmitir.  
Çankırı Ceza Mahkemesi, 4616 sayılı kanunun 1 § 4. maddesi uyarınca karar uyarınca verilen  
mahkumiyet ertelenmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 2. maddesine atıfta bulunan bavuran, oğlunun ölümüne ulusal makamların  
eylemsizliğinin yol açtığını iddia etmektedir.  
Hükümet, Engin’in daha hastalığının ilk belirtileri ortaya çıkar çıkmaz doktorlar tarafından  
durumunun takibe alındığını ifade etmektedir.Çeitli test ve analizler yapılmıtır.Đlgili, sağlık  
durumunun gerekli kıldığı her seferinde hastaneye sevkedilmi, son olarak da 5 ubat 1999  
tarihinde Ankara hastanesi’ne nakli yapılmıtır. Engin ile aynı ceazaevinde kalan tutukluların  
verdiği ifadelere göre, her talep ediinde hastaneye sevkedilmive ne doktor ne de cezaevi  
sorumluları hastaneye sevkine karı çıkmamıtır. Yalnızca bir defasında, jandarmalarla  
yaanan idari bir sorun nedeniyle hastaneye götürülememitir. Engin’in ölümünden yetkili  
makamlar sorumlu tutulamaz; zira Engin, beyin kanamasından değil akciğer iltihaplanmasına  
bağlı solunum yetmezliği ve dolaım bozukluğu nedeniyle hayatını kaybetmitir. Çankırı  
Savcılığı doktorlar ve cezaevi sorumluları aleyhinde bir ceza davası açmıtır.  
Hükümet’in savına itiraz eden bavuran, iddialarını yinelemektedir.  
1. Yaamın korunması temel yükümlülüğü hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 2 § 1.maddesinin Devlet’i yalnızca ölüme, keyfi ve kuralsız bir biçimde yol  
açmaktan imtina etmeye zorlamakla kalmayıp, kendi hukukuna bağlı kiilerin yaamlarını  
korumaya yönelik önlemler almaya da icbar ettiğini anımsatır(Taїs – Fransa, no:39922/03,  
§ 96, 1 Haziran 2006 tarihli karar, Keenan – Birleik Krallık, no: 27229/95, § 89  
ve L.C.B – Birleik Krallık, 9 Haziran 1998 tarihli karar)  
Tutuklu ahısların yaamını koruma zorunluluğu aynı zamanda tıbbi tedavilerine özen  
gösterilmesini ve aynı ekilde hayatlarının sona ermesini engellemeyi de içerir( adıgeçen,  
Taїs, § 98, Anguelova – Bulgaristan, no: 38361/97, § 130 ve mutatis mutandis, Hurtado –  
Đsviçre, 28 Ocak 1994 tarihli karar). Uygun tıbbi tedavi eksikliği AĐHS’ ye aykırı bir ugulama  
tekil edebilir (bkz. mutatis mutandis, Đlhan – Türkiye, no: 22277/93, § 87)  
Hükümet’e göre, Engin ilk hastalık belirtilerinden itibaren doktorların gözetimine alınmıve  
kendisine tıbbi tahlil ve tetkikler uygulanmıtır.  
Hükümet’in argümanlarını değerlendirmek amacıyla AĐHM, yetkili ulusal mercilerin  
gözünden kaçmaması ya da kaçmamıolması gereken, ilgilinin bedensel sağlık durumunun  
ahade altına alınması amacıyla cezaevi ya da hastane makamlarınca alınmıtedbirleri  
inceleyecektir.  
Mevcut durumda AĐHM, dava dosyasından anlaıldığı üzere, Engin’in 1998 yılı Mart ayından  
7
itibaren iddetli baağrılarından muzdarip olduğunu gözlemlemektedir. Đlgiliye cezaevi  
doktoru tarafından migren tanısı konulmutur. Engin’in sağlık durumu yılın sonunda  
kötülemeye balamıve 1999 yılı Ocak ayında iyice bozulmutur. Bunun yanında, 1998  
yılından itibaren ilgili, artık beslenememeye, okuyamamaya, elleriyle herhangi bir ive spor  
yapamamaya, ayrıca, düzenli yürüyülere de çıkamamaya balamıtır. ubat 1999 tarihinden  
itibaren diğer tutukluların yardımı olmadan yatağından çıkamaz, iddetli baağrıları  
yüzünden ayakta duramaz ve kendi baına yürüyemez hale gelmitir. Aynı cezaevinde  
bulunan diğer tutukluların ifadelerine göre Engin, iddetli ağrılar çekmekte ve istifra  
etmektedir. Denge sorunları vardır ve beslenme güçlüğü çekmektedir. Ayrıca kriz geçirdiği  
anlarda bilincini kaybetmektedir. Öte yandan, diğer tutuklular Engin’e bazı tıbbi ürünler  
içeren iğneler yapmak zorunda kalmılar ve Çankırı Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığında  
doktorlar Engin’e migren tanısı koymuve ağrı kesici ilaçlar yazmılardır.  
Engin Huylu’nun durumu günden güne kötülemive 5 ubat 1999 saat 23 sularında acilen  
Çankırı Hastanesi’ne kaldırılmıtır. 6 ubat günü saat 2:40’ta Doktor Soner Iık ilgilinin  
beyninde tümör olabileceği düüncesiyle Ankara Devlet Hastanesi Nöroloji Bölümü’ne  
sevkini istemitir. Đlgilinin sağlık durumunun ciddiyetine rağmen cezaevi müdürü ilgilinin  
Ankara Devlet Hastanesi’ne sevk edilmesi emrini ancak saat 4’te vermitir.  
AĐHM, bu nedenle, bavuranın oğlunun sağlık sorunlarının cezaevi ve hastane makamlarınca  
bilinmemesinin mümkün olmadığı tespitinde bulunmaktadır. Bu bakımdan AĐHM, Avrupa  
Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından benimsenen, cezaevi ortamında tıbbi tedavilerin  
organizasyonuna ve etik yönlerine ilikin tavsiye kararında, özel tedaviye ihtiyaç duyan hasta  
tutukluların tedavilerinin cezaevinde yapılamaması durumunda uzmanlakurumlara ya da  
devlet hastanelerine sevklerinin öngörüldüğünü ayrıca tespit etmektedir. Lüzumu halinde, bir  
sağlık personeli ya da bir hastabakıcının, hastaneye sevki sırasında hastaya elik etmesi de  
öngörülmektedir.  
Mevcut davada ilgili, Çankırı Devlet Hastanesi’ne sevkedilmi; ancak orada, sağlık  
durumunun bozuk olmasına rağmen herhangi bir doktora muayene olma imkanı bulamamıtır.  
Ayrıca, uzman doktorlarca ayrıntılı bir muyeneden geçirilmemiolması ve tedavi eksikliğinin  
diğer tutuklularca giderilmek zorunda kalınmıolması, Engin’in sağlık durumunun tatmin  
edici bir biçimde takip edilmediğini göstermektedir.  
AĐHM, uygulanmıtedavilerin ağrı kesicilerle sınırlı kaldığını, durumunun hızla  
kötülemesine rağmen Engin’in ayrıntılı hiçbir tahlil ya da tetkike tabi tutulmadığını  
gözlemlemektedir. Engin’in sağlık durumunun giderek bozulması, cezaevi ve hastane  
yetkililerini uyarıcı bir etken olmalıydı. Öte taraftan, jandarmaların dahlinin bulunduğu bir  
hadise sonrasında doktorun ilgiliyi muayene etmemesini de kaydetmek gerekmektedir.  
Engin’in trajik ölümünden çok daha önceleri ortaya çıkan alarm sinyalleri ve sağlık  
durumunun bozulması karısında, hastalığa tehis konulduktan sonra uygun bir tedavinin  
uygulanması veya ilgilide görülen kusma ve bilinç kaybı gibi belirtilerin daha uzman kiilerin  
yardımından faydalanılarak önlenmesi amacıyla Ankara’daki gibi yeterli tıbbi imkanlara  
sahip bir hastaneye ve uzman doktorlara sevkedilmesi gerekiyordu. Böylelikle, Engin’in  
Ankara Hastanesi’ne sevki, sözgelimi 27 ocak 1999 tarihinde Engin bu amaçla bir talepte  
bulunduğunda gerçekletirilebilirdi. Ancak bu talep sonuçsuz kalmıtı.  
Bavuran, oğlunun bir ambülansla değil, zırhlı bir araçla Ankara Hastanesi’ne sevkedildiğini  
eklemektedir. Buna karın AĐHM, bu durumun Engin’in ölümüne neden olan bir etken olup  
olmadığı hususunda varsayımda bulunmaksızın; bunun cezaevi veya hastane yetkililerince  
8
ilgilinin sağlık durumuna karı takınılan tavrı ortaya koyan bir olgu olduğu tespitinde  
bulunmaktadır.  
Cezaevi makamlarının, tutuklulara tıbbi tedavi imkanı sağlama sorumluluğu dikkate  
alındığında, AĐHM, sözkonusu makamların Engin’in sağlık durumu karısında gereken özeni  
göstermediklerini ve hastalığına tehis koyarak uygun bir tedavi uygulanmasını sağlayacak  
tedbirleri almadıkları kanaatindedir.  
AĐHM böylelikle, ulusal makamların, bavuranın oğlunun sağlık durumunun etkili bir  
biçimde takip edilmediği görüüne sahip olmaktadır (bkz. mutatis mutandis, Taїs – Fransa, §  
103). AĐHM, cezaevi ve hastane yetkililerinin Engin Huylu’nun sağlık durumuyla ilgilenme  
biçimlerinin AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca üzerlerine düen pozitif yükümlülük ilkesine  
aykırı olduğu sonucuna varmıtır.  
Bu nedenlerle, AĐHS’nin 2. maddesi esası yönünden ihlal edilmitir.  
Etkili soruturma yürütme usul yükümlülüğü  
Hükümet, iki doktor hakkında ceza soruturması açıldığını ifade etmektedir. Ölenle aynı  
cezaevinde bulunan tutuklular, ölenin yakınları, cezaevi personeli ve öleni hastaneye nakleden  
jandarmalar ve doktorların ifadelerinin alındığını belirtmitir. Tutuklular .K ve A.N.G.’nin  
ifadelerine olay anında hücrelerinde bulunmamaları nedeniyle bavurulamadığı belirtilmitir.  
Hükümet iddia edilen olaylarda güvenlik güçlerinin dahlinin bulunmadığını ve ceza  
soruturmasının özenle yürütüldüğünü ileri sürmektedir.  
Bavuran, Çankırı Savcılığı tarafından açılan soruturmanın etkinliğini tartıma konusu  
etmektedir. Zira, Çankırı Hastanesi ve Çankırı Cezaevi’ne karı açılan cezai soruturmalar  
4616 sayılı yasa temelinde bir ertelemeye uğramıtır.  
AĐHS’nin 2. maddesinde yer alan anlamıyla yaamın korunması için gerekli tüm önlemleri  
alma pozitif yükümlülüğü, her eyden önce Devletler’in etkin tedbirler alarak, yaam hakkının  
tehlikeye atılmasına karı caydırıcı bir yasal ve idari çerçeve tesis etmesini içerir (bkz. mutatis  
mutandis, sözgelimi, Öneryıldız – Türkiye, no:48939/99, § 89)  
2. maddeden doğan yükümlülükler bununla sınırlı kalmaz. Sözkonusu düzenleme, devletin  
sorumlu tutulmasının gerekebileceği, insan ölümünün meydana geldiği durumlarda, devletin  
sahip olduğu tüm imkanlarla - adli veya baka türden- uygun bir tepki vererek yaamın  
korunması amacıyla ihdas edilmiyasal ve idari çerçevenin yürürlüğe koyulması ve gerekli  
hallerde sözkonusu hukuk ihlalinin önlenmesi ve cezalandırılması ödevini yerine getirmeyi de  
kapsar.  
AĐHM bu noktada, ayet yaama hakkına veya bedensel bütünlüğe saldırı kasti değilse, ‘etkin  
bir adli sistem’ tesis etme pozitif yükümlülüğünün, her durumda zorunlu olarak cezai takibatı  
gerektirmeyip, medeni ve idari hukuk yolları ve hatta disiplin yolu ilgililer için açık ise  
sözkonusu yükümlülüğün yerine getirilmisayılabilebileceğini daha önce dile getirmiti (bkz.,  
Öneryıldız, adıgeçen §§ 91 ve 92).  
Bu bakımdan AĐHM, cezai yolun hem bavuran hem de yetkili savcılık tarafından  
kullanılğını derhal tespit etmektedir. AĐHM, savcılık tarafından belli sayıda soruturma  
yapıldığını kaydetmektedir. Bu amaçla Çankırı Savcılığı, Engin’in ölümünden sonra, Engin  
9
ile aynı cezaevinde kalmıolan tutukluların ifadelerine bavurmu, kimyasal analiz  
yapılmasını ve bir ek otopsi raporu hazırlanmasını talep etmitir. Bavuranın ikayetini  
müteakiben cezaevi personeli, Çankırı Devlet Hastanesi doktorları ve olaylar sırasında görevli  
jandarmalar hakkında bir ceza soruturması açılmıtır. Savcılık, bu ceza soruturması  
sonucunda derlenen unsurları dikkate alarak, doktorlar aleyhinde ihmal ve dikkatsizlik sonucu  
ölüme sebebiyet vermekten bir ceza davası açmıtır. Ayrıca savcılık, cezaevi personeli beꢀ  
kii aleyhinde Çankırı Ceza Mahkemesi’nde baka bir dava açmıtır.  
AĐHM, 4616 sayılı kanunun yürürlüğe girmesi sebebiyle ulusal makamların hangi kiilerin ne  
kadar sorumululuğu olduğunu belirlemelerini sağlayacak bu iki ceza davası sonuca  
ulaamamıtır. Oysa, bu iki ceza davasında ulusal mahkemeler esasa dair çekimeli  
yargılamaya bavurmuolsalardı, bavuranın oğlunun ölümüne yol açacak türden eksiklik ve  
ihmallerin yapılmıolup olmadığını belirleyebilirlerdi. AĐHM, 4616 sayılı kanunun yürürlüğe  
girmesinin akabinde ceza mahkemesinin karar vermek için beyıllık süreyle iki davayı da  
ertelemiolmasını üzüntüyle karılamaktadır. AĐHM, taraflarca sunulan unsurları gözönünde  
bulundurarak, 4616 sayılı kanunun uygulamasından kaynaklanan bu ertelemenin, haklarında  
takibat yapılan kiilere bahedilmibir nev’i yasal dokunulmazlık haline geldiğini tespit  
etmektedir. Özetle, ceza soruturması yararını yitirmitir. Zira, savcılık ve bavuran tarafından  
açılan ceza davası, de facto her türlü etkinlikten yoksun bir bavuru haline geldiğinden amacı  
ortadan kalkmıtır (Abdülsamet Yaman – Türkiye no: 32446/96, § 55, 2 Kasım 2004).  
Sonuç olarak AĐHM, yetkili mercilerin, bavuranın oğlunun ölümü hakkında etkin bir  
soruturma yapmadıkları sonucuna varmıtır.  
Bu nedenle, AĐHS’ nin 2. maddesinin usül yükümlülüğü ihlal edilmitir.  
Tazminat  
Bavuran maddi tazminat olarak 10.703 Euro talep etmektedir. Bu tutar, bavuranın  
öldüğünde 23 yaında olan oğlunun, ailesinin ihtiyaçlarını karılamak için çalıması  
durumunda asgari ücret temel alınarak elde edebileceği miktarı ifade etmektedir. Bu tutarın  
288 Euroluk kısmı cenaze masrafları için talep edilmektedir.  
Bavuran bunun dıında 288.350 Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet, bu taleplere hiçbir kanıtla desteklenmedikleri gerekçesiyle itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin içtihatlarına göre, bir bavuran tarafından iddia edilen zararla AĐHS’nin ihlali  
arasında açık bir illiyet bağı olmalıdır. Böylece, gelir kaybına bağlı olarak tazminat tahsis  
edilebilir(bkz., diğerleri arasında, Barberà,Messgué ve Jabardo – Đspanya (50. madde), 13  
Haziran 1994 tarihli karar, §§16-20). Yine de, mevcut davada, AĐHM, Engin Huylu’nun  
bavuranın ailesinin tek maddi desteği olmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle, maddi  
tazminat talebinin tamamını reddetmektedir.  
Bununla birlikte AĐHM, tespit edilen ihlalleri gözönünde bulundurarak, Engin Huylu’nun  
yaamıolması muhtemel acı ve ızdırabın haricinde, ilgilinin babası olan bavuranın da aynı  
ekilde oğlunun ölümüne neden olan koulları öğrendiğinde ve etkin bir soruturma  
yapılmasının imkansızlığını farkettiğinde, sıkıntı ve çaresizlik yaamıolabileceğini takdir  
etmektedir. Bu artlarda ve hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, bavurana, 15 000 Euro manevi  
tazminat ödenmesine karar vermitir.  
10  
Masraf ve harcamalar  
Bavuran, AĐHM ve ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 11.564  
Euro talep etmektedir. Bu tutar u ekilde hesaplanmıtır: Avukat ücreti için 248 Euro,  
Çankırı Ceza Mahkemesi önünde yapılan masraflar için 7.808 Euro, Çankırı’ya yapılan  
seyahatler için 136 Euro, fotokopi masrafları için 29 Euro, posta masrafları için 27 Euro ve  
bavurunun AĐHM’ye bavuru yapılması için yapılan masraf için 3 316 Euro. Ancak bavuran  
bu iddialarını belgelendirememitir.  
Bavuranın avukatının gösterdiği özeni gözönünde bulunduran AĐHM, elinde bulunan  
unsurlar temelinde hakkaniyete uygun olarak bavurana 5.000 Euro ödenmesine karar  
vermitir.  
Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
faiz oranına üç puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM  
1. Altıya karı bir oyla, bavuranın oğlunun ölümüne ilikin olarak, AĐHS’ nin 2. maddesinin  
esası bakımından ihlal edildiğine;  
2.Altıya karı bir oyla, Savunmacı Devlet’in etkin bir soruturma yürütmesine ilikin olarak,  
AĐHS’nin 2. maddesinin usulü bakımından ihlal edildiğine;  
3.Altıya karı bir oyla,  
a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana,  
i. maddi tazminat olarak 15.000 Euro (on bebin) ödenmesine;  
ii. masraf ve harcamalar için 5.000 Euro (bebin) ödenmesine;  
iii. bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
Adil tazmine ilikin diğer taleplerin oybirliğiyle reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.  
maddesine uygun olarak 16 Kasım 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
11  
YARGIÇ KOVLER’ĐN MUTABIK GÖRÜÜ  
Uzun tereddütlerden sonra, AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği yönündeki çoğunluk  
görüüne katılma kararı aldım. Kanaatimce, ölümünden önceki günlerde bavuranın oğluna  
gösterilen ilgi düzeyine ilikin sorular daha ziyade AĐHS’nin 3. maddesi yönünden  
incelenmeliydi (Keenan – Birleik Krallık, no: 27229/05, § 101). Keenan davasında  
( bir akıl hastalığından muzdarip bir tutuklunun intiharına ilikin), AĐHM, “Mark Keenan’ın  
etkili bir biçimde müahade altına alınmamıolması ve sağlık durumu ve tedavisi hakkında  
psikiyatri uzmanlarına bavurulmamıolması, intihara eğilimli olduğu bilinen bir akıl  
hastasına uygulanan tıbbi tedavilerde ciddi eksiklikler tekil etmektedir.” (§ 116) eklinde bir  
sonuca varmıtır.  
Buna karın, bir doğum uzmanı hakkında yapılan takibatın sözkonusu olduğu Calvelli ve  
Ciglio – Đtalya kararında Büyük Daire, 2. maddenin “Devleti yalnızca kasten ölüme sebebiyet  
vermekten imtina etmeye değil aynı zamanda yargısına tabi kiilerin hayatının korunması için  
gerekli önlemleri almaya” da (L.C.B. – Birleik Kırallık, 9 haziran 1998 tarihli karar, § 36)  
icbar ettiği ilkesinden yola çıkarak “ 2. maddenin uygulanabilir olduğu ve(...) ihlal  
edilmediği” sonucuna varmıtı.  
Bu sebeple, mevcut davada iki yaklaım rekabet halindeydi. Dava koulları ıığında, bu olay  
bavuranın oğlunun ölümünde yetkililerin doğrudan sorumluluğu sorusunu gündeme  
getiriyordu. Savunmacı Devlet’in ölüme yol açmak kastıyla hareket ettiğine dair hiçbir delil  
bulunmamaktadır. Benzer bir dava olan H.Y ve Hü.Y – Türkiye davasında (no: 40262/98,6  
Ekim 2005), adli tıp raporuna istinaden AĐHM, “ bu türden bir sonucun hiç kukusuz meru  
üphelere dayanan fakat elle tutulur kanıtlarla desteklenmeyen bir varsayımdan  
kaynaklanacağı” (§ 114) gerekçesiyle ihlal tespitinden vazgeçmiti. Bu kararın sonucu “  
yetkili makamların ilgiliye zamanında tıbbi tedavi imkanı sağlamadıkları olgusuna gelince”  
(kararın hüküm fıkrası) ifadesiyle, AĐHM’nin 2. maddenin ihlaline hükmettiği Anguelova –  
Bulgaristan kararıyla tam bir muhalefet içindedir. Sonuç olarak AĐHM, Taїs – Fransa  
kararında nezarete alınmıbir tutuklunun ölümüne ilikin “polislerin, ilgilinin bedensel ve  
ruhsal rahatsızlığına karı kayıtsızlıkları ve etkin bir tıbbi gözetimin veya polis gözetiminin  
yokluğu Devlet’in gözlem altındaki kiilerin yaamının korunması yükümlülüğüne aykırılık  
tekil ettiği” (§ 103) hükmüne varmıtır. Đꢀte bu son karar benim AĐHS’nin 3. maddesinden  
ziyade 2. maddesinin ihlal edildiği yönündeki kararımda kesin olarak etkili olmutur.  
Usule yönünden bir gözlem: 12 Nisan 2000 tarihinde Çankırı Valisi doğru bir tehis  
koymadıkları ve ilave tetkikler yapmadan veya baka çarelere bavurmadan yalnızca reçete  
yazarak, dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet verdikleri gerekçesiyle, doktorlar aleyhinde  
ceza davası açılmasına izin vermitir. 18 Ağustos 2000 tarihinde Ceza Kanunu’nun 455 § 1.  
maddesi temelinde bir iddianame sunan Çankırı Cumhuriyet Savcısı suçlanan iki doktor  
aleyhinde dikkatsizlik ve ihtimal sonucu ölüme sebebiyet vermekten ceza davası açmıtır.  
Oysa, 22 ubat 2001 tarihinde, 22 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616 sayılı kanunun  
artlı salıvermeye, davaların ertelenmesine ve 23 Nisan 1999 tarihinden önce ilenmisuçlara  
ilikin bölümleri uyarınca, karar vermek için davanın beyıl süreyle ertelenmesine karar  
verilmitir.  
Savcı tarafından, Engin Huylu’nun Ankara Devlet Hastanesi’ne sevkinin ambülans gibi uygun  
bir araçla yapılmasını emretmemekten ve dikkatsizlikten dolayı 6 ubat 1999 tarihinde  
nöbetçi olan Çankırı Cezaevi Müdür Yardımcısı Hürrem Gümüaleyhinde 19 Kasım 1999  
tarihinde açılan kamu davası da aynı ekilde ertelemeye uğramıtır. Doktor Gümüaleyhinde  
12  
açılan ceza davası Çankırı Cezaevi personeline karı açılan ceza davasıyla birletirilmitir.  
Yine 4616 sayılı kanunun yürürlüğe girmesini müteakip, Çankırı Ceza Mahkemesi de aynı  
ekilde, karar vermek üzere davayı beyıl süreyle ertelemitir.  
Bu bakımdan ve sözkonusu davalara ilikin beyıllık erteleme süresinin dolması dikkate  
alınarak, Hükümet’i cezaevi personeli ve iki doktor aleyhinde açılan ceza davasının seyrine  
ilikin bilgi vermeye davet etmek daha ihtiyatlı bir yaklaım olurdu. AĐHM, tarafından  
bilhassa Rusya’ya karı açılmıdavalar sözkonusu olduğunda uygulanan olayların aratırma  
metodolojisi dikkate alındığında, daire Savunmacı Hükümet’ten Engin Huylu’nun sağlık  
dosyasını talep edebilirdi.  
Tüm bunlar, kararın benimsenmesi esnasında, Savunmacı Devlet’in 2. madddede yer alan  
etkin bir soruturma yürütme yükümlülüğü ilkesini usul yönünden ihlal edip etmediği  
noktasında vardığı sonuçları daha iyi temellendirmesine imkan verirdi. Elbette, soruturmanın  
etkinliği konusunda kanıt sunmak görevi hereyden önce Savunmacı Devlet’e aittir.Ancak  
AĐHM, daha önce 2. veya 3. maddenin sözkonusu olduğu bir çok fırsatta Savunmacı  
Devletler’den soruturmaların seyrine dair bilgi talep etmitir.  
13  
YARGIÇ TÜRMEN’ĐN AYRIK GÖRÜÜ  
2. maddenin esas ve usul yönlerinden ihlal edildiği yönündeki çoğunluk kararına  
katılamamaktan dolayı üzüntü duyuyorum.  
Tutuklular sözkonusu olduğunda AĐHM, gözlem altındaki kiilerin hassas olduğunun ve  
yetkili makamların onları korumakla görevli olduğunun altını çizmek fırsatını bulmutur  
(Keenan – Birleik Krallık no: 27229/95, § 91)  
Öte taraftan, Calvelli ve Ciglio – Đtalya davasında AĐHM, “ yaam hakkına veya bedensel  
bütünlüğe saldırı kasti değilse, 2. maddeden doğan etkin bir adli sistem tesis etme pozitif  
yükümlülüğü her durumda cezai türden bir yola bavurmayı gerekli kılmaz. Tıbbi ihmallere  
ilikin özel bağlamda, sözgelimi sözkonusu hukuki sistem ilgililer için sivil mahkemeler  
önünde bir bavuru imkanı sunuyorsa ve ilgililere ceza mahkemeleri önünde tek balarına  
yahut birlikte bavuruda bulunma imkanı veriyorsa, davaya konu olan doktorların  
sorumluluklarını ortaya koymak amacıyla ve icabında her türlü uygun sivil cezanın tatbik  
edilmesine ve tazminat ödenerek kararın yayımlanmasına imkan tanıyorsa benzer bir  
yükümlülük yerine getirilmisayılır ” eklinde ifadede bulunmutur. AĐHM’nin bir çok  
kararında vurgu yaptığı bu ilke (sözgelimi Vo – Fransa, no: 53924/00, § 90) artık yerleik bir  
içtihat tekil etmektedir.  
Oysa yukarıda belirtilen iki ilke birbiriyle uyumlu değildir. Bu yüzden, Calvelli ve Ciglio  
davasında dile getirilen ilke tutuklulara yönelik değildir. Bu ilke, sorunun tıbbi ve klinik  
yönünü ilgilendirir ve devlet denetimi altında olsunlar ya da olmasınlar tıbbi tetkik yapılan  
tüm kiilere uygulanır. Öte yandan devletin, denetimi altında bulunan hasta kiilere karı  
uygun bir tedavi temin etme ve tıbbi tetkikten geçmelerini garanti etme pozitif yükümlülüğü  
vardır.  
Mevcut davada, ölen Engin Huylu 1998 yılından itibaren, tutuklu olduğu sırada, baꢀ  
ağrılarından ikayet etmeye balamıtır. Hiç kimse onun Çankırı Devlet Hastanesi’ne  
muayene için düzenli olarak gönderildiğine ve her defasında bir doktor tarafından muayene  
edildiğine itiraz etmemektedir. Kendisine ilaç verilmitir. 5 ubat 1999 tarihinde sağlık  
durumu bozulduğunda, ilk olarak Çankırı Hastanesi Acil Servisi’ne, daha sonra da Ankara  
Devlet Hastanesi Nöroloji Bölümü’ne sevk edilmitir.  
Böylece, ölenin ikayetlerinin türünü gözönüne alan yetkili makamlar kendilerinden makul  
olarak beklenebilecek her eyi yapmılardır.  
Huylu’nun Ankara’ya bir ambülansla değil de zırhlı bir araçla sevk edilmiolması ölümünde  
herhangi bir rol oynamamıtır. Zira otopsi raporlarına göre akciğer iltihaplanmasına bağlı  
solunum ve dolaım problemleri nedeniyle ölmütür.  
Bavuran, oğlunun ölümünün ulusal makamların kayıtsızlığından kaynaklandığını iddia  
etmektedir. Dava koullarından anlaıldığına göre, cezaevi makamları, ilgilinin hastaneye  
götürülmesi gerektiği her seferinde ödevlerini yerine getirmilerdir. Hiçbir ekilde ölene  
uygun tedavi uygulanmasına engel olmamılardır. Aksine, bavuranın oğlunun uygun bir  
tedaviden yararlanması için ellerinden gelen hereyi yapmılardır.  
Öte taraftan, eğer bavuran doktorların ihmalinin oğlunun ölümünün asıl nedeni olduğunu  
14  
ünüyor idiyse hastane yönetimine karı adli bir dava açabilirdi. Bu türden bir bavuru,  
doktorların sorumluluğunu ortaya koyacağı gibi Türk Đdari Hukuku uyarınca tazminat talep  
edebilme imkanına kavuurdu. Bu yoldan amacına ulama ansı oldukça yüksekti. Ayrıca,  
bavuran sivil mahkemelerden tazminat talebinde bulunabilirdi. Bavuran, bu iki yoldan  
hiçbirisine bavurmatır. Savcılığın Çankırı Hastanesi doktorları aleyhinde ceza davası  
açmıolması ve bu davanın 4616 sayılı kanun uyarınca askıda kalmıolması idari ve sivil  
bavuru yollarının etkinliğine gölge düürmemektedir. AĐHM’nin Büyük Dairesi, 2. maddece  
öngörülen etkililik gerekliğinin “ (...) adli sistem ilgililere ceza mahkemeleri önünde tek  
balarına yahut birlikte bir bavuru imkanı tanıdığı takdirde,” yerine getirilebileceği görüünü  
daha önce ifade etmitir. Bu cümleden açıkça anlaıldığı üzere ceza mahkemelerine bavurma  
imkanı olsun ya da olmasın, ihmal nedeniyle ölüm hallerinde asıl olan sivil mahkemelere  
bavuru imkanının bulunup bulunmadığıdır.  
Calvelli ve Ciglio davasında yürütülen mantığın, çoğunluk tarafından mevcut davada  
uygulanamaz olduğunu meru kılacak hiçbir gerekçe gösterilmeden görmezden gelindiğini  
tespit etmek ilgi çekicidir.  
Bu nedenlerle, 2. madde kanaatimce ihlal edilmemitir.