Bununla birlikte başvuranın, AİHS’nin 5 § 3. maddesinde öngörüldüğü gibi derhal bir hakim
veya yargıç karşısına çıkarılmadığını, 5 § 4. maddesi uyarınca mahkeme önünde bir
başvuruda bulunma hakkından yoksun olduğunu ileri sürmektedirler.
Hükümet, güvenlik güçleri tarafından Mahmut Y.’nin PKK’ya ve terörist faaliyetlere
karışıp karışmadığının belirlenmesine olanak sağlayacak kadar makul şüphe beslediklerini ve
olağan olduğu üzere başvuranın karakola götürüldüğünü ifade etmekte, ayrıca bu üzücü kaza
meydana gelmemiş olsaydı, adıgeçenin hakim karşısına çıkarılmış olacağını eklemektedir. Bu
doğrultuda AİHS’nin 5. maddesi ihlal edilmemiştir.
AİHM, Mahmut Y.’nin 21 Kasım 1997 tarihinden itibaren hürriyetinden yoksun
bırakıldığına karşı çıkılmadığını gözlemlemektedir.
24 Kasım’da hastaneye yatırılışıyla ilgili olarak AİHM, bu işlemin doktor kararı
üzerine gerçekleştiğini ve yasal olarak ebeveyn izninin alınmadığını gözlemlemiştir. AİHM
ayrıca gözaltına alındıktan üç gün sonra oğullarının hastaneye kaldırıldığını öğrenen Mahmut
Y.’nin anne ve babasından izin almak için hiçbir girişiminde bulunulmadığını belirtmektedir.
Bu dönem için de AİHS’nin 5. maddenin uygulanması gerekmektedir (Bkz. mutatis mutandis,
Koniarska-Birleşik Krallık kararı, no: 33670/96, 12 Ekim 2000).
AİHM, mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında, AİHS’nin 5. maddesi
kapsamında, yetkililerin keyfi tutuklama kararı karşısında bireyin haklarının korunması
açısından sağlanacak güvencelerin temel önemini vurgulamaktadır. Bu bağlamda her türlü
hürriyetten yoksun bırakma, yalnızca ulusal hukukun hükümlerine esastan ve usulden
uyulmasını değil, aynı zamanda bireyi keyfi tutuklama işleminden koruyacak 5. maddenin
sağladığı güvencelerle bağdaşır şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini bir kez daha
vurgulamaktadır. Keyfi tutuklama risklerini asgari düzeye indirmek amacıyla 5. maddede,
hürriyetten yoksun bırakma işleminin mahkemelerin bağımsız incelemesine sunulmasına ve
bu tedbir nedeniyle yetkililere sorumluluk yüklenmesine olanak sağlayan maddi haklar
bütünü öngörülmüştür (Bkz. Tanlı-Türkiye kararı, no: 26129/95, § 164, AİHM 2001-III).
AİHM, 5. maddenin 3. fıkrasının ile birlikte 1. fıkrasının c) bendinin keyfi olarak
özgürlükten yoksun bırakma fiilleri karşısında sağladığı güvencelerin önemini
hatırlatmaktadır. “İvedilik” zorunluluğu, özellikle yargılananları güvenlik güçlerinin ve idari
yetkililerin uzun süreli tutuklamalarına karşı güvence sağlamaktadır.
AİHM, ayrıca AİHS’nin 5 § 3. maddesinin hakimler ile tüm diğer adli görevlilere,
olay koşullarının tutukluluk halini gerektirip gerektirmediğini inceleme, yargı kriterlerine
uygun olarak tutukluluk halini haklı kılan nedenler konusunda görüş bildirme ve bunların
bulunmaması halinde tutuklunun serbest bırakılmasına karar verme yükümlülüğü yüklediğini
hatırlatır. Aynı zamanda huzuruna çıkan şahsı bireysel olarak dinleme zorunluluğunu
yüklemektedir (Bkz. Schiesser-İsviçre kararı, 4 Aralık 1979, seri: A no:34, s. 13, § 31).
Özellikle yukarıda belirtilenlerden, ancak bir hakim ya da adli görevli ilgili kişiyi şahsen
dinlemiş ve sözkonusu kişinin tutuklanmasını gerektirecek ya da gerektirmeyecek nedenleri
incelemişse, AİHS’nin 5 § 1 c) maddesine göre özgürlükten yoksun bırakma süresinin,
“derhal hakim karşısına çıkarılma” kavramına denk düşen sürenin ötesine geçebileceği
anlaşılmaktadır.
AİHM bununla birlikte, yetkililerin ivedilik koşuluna riayet edip etmediklerinin
belirlenmesi bakımından her davanın kendine has özelliklerine göre incelenmesi gerektiğini
hatırlatmaktadır (bkz., De Jong, Baljet ve Van den Brink-Hollanda kararı, 22 Mayıs 1984,
seri: A no: 77, s. 24-25, § 52, ve Brogan ve diğerleri- Birleşik Krallık kararı, 28 kasım 1988,
seri: A no: 145-B, s. 32, § 59). AİHM aynı zamanda, istisnai koşulların, adli bir yetkili
karşısına çıkarılmadan önceki daha uzun bir süreyi haklı kılabileceğini hatırlatmaktadır (De