CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
Đ.B- TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:30497/96)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Aralık 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (30497/96) bavuru no’lu davanın  
nedeni, bu ülke vatandaı Đ. B.’nin (bavuran) 2 Kasım 1995 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na  
(Komisyon) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi önünde Đzmir Barosu avukatlarından Z.S.  
Özdoğan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1970 doğumlu olup Đzmir’de ikamet etmektedir.  
20 Nisan 1995 tarihinde, bavuran H.E adındaki nianlısının yakalanmasının ardından  
yasaı örgüt Ekim aleyhine Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi tarafından  
yürütülen bir operasyon çerçevesinde yakalanmıve gözaltına alınmıtır.  
24 Nisan 1995 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün isteği üzerine, Ankara  
Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Basavcılığı bavuranın gözaltı süresini önce 28  
Nisan tarihine kadar, daha sonra da 2 Mayıs 1995 tarihine kadar uzatmıtır.  
2 Mayıs 1995 tarihinde, bavuran Adli Tıp Kurumu’na götürülmütür. Burada yapılan  
muayene sonrasında bavuranın vücudunda hiçbir iddet izine rastlanılmadığı belirtilen bir  
rapor hazırlanmıtır.  
Bavurana gözaltında bulunduğu sürede polisler tarafından tokatlandığını ve suçlanan  
diğer kiinin ikencesi sırasında kaydedilen ses bandını dinlemek zorunda kaldığını iddia  
etmektedir.  
2 Mayıs 1995 tarihinde bavuran Cumhuriyet Savcılığı’na, daha sonra da Devlet  
Güvenlik Mahkemesi Yedek Hâkimliği’ne sevk edilmitir.  
Bavuran DGM Hâkimi karısında aleyhindeki suçlamaları reddetmive Ekim’in  
hiçbir faaliyetine katılmadığını ifade etmitir. Verdiği ifadenin ve yüzletirme tutanağının  
içeriğini reddetmive bunları baskı altında imzaladığını iddia etmitir. 2 Mayıs 1995 tarihli  
kararla DGM Yedek Hakimliği bavuranın serbest bırakılmasına karar vermitir.  
1 Haziran 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı bavuranı DGM önünde itham etmitir.  
Bavuranı yasadıı örgüt üyesi olmak suçuyla itham ederek, Türk Ceza Kanunu’nun 168§2  
maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmitir.  
10 Temmuz 1995 tarihinde bavuran DGM’ye yazılı olarak savunmasını sunmutur.  
Savunmasında suçsuz olduğunu, sorgulamalar sırasında polislerin kendisini ikence ve ölümle  
tehdit ettiklerini ve ifadelerinin baskı altında alındığını belirtmitir. Aynı zamanda  
yakalanması sırasında kendisine tokat atıldığını iddia etmitir.  
Bavuranın avukatı aynı tarihli görüünde, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmuve  
DGM’den bavuranın gözaltında bulunduğu sırada verdiği beyanlarının ve hazırlanan  
tutanakların dikkate alınmamasını talep etmitir.  
2
15 Nisan 1996 tarihinde, bavuranın avukatı DGM önünde 3713 Sayılı Kanun’un 1., 2.  
ve 7. maddelerinin Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi tarafından güvence altına alınan düünce  
ve ifade özgürlüğünü ihlal etiklerini ileri sürmütür.  
13 Mayıs 1996 tarihinde DGM bavuranı Ekim örgütüne ait ilan hazırlama ve bu  
ilanları dağıtmakla suçlu bularak, 3713 Sayılı Kanun’un 7§2 maddesi ve 3506 Sayılı  
Kanun’un Ek 1. maddesi uyarınca bavuranı bir yıl hapis ve 458.333.000 Türk Lirası para  
cezasına çaptırmıtır.  
Bavuran kararın temyizine gitmi, Yargıtay 4 ubat 1998 tarihinde temyiz edilen  
kararı onamıtır.  
Yargıtay kararı üzerindeki kaeye göre, sözkonusu karar DGM kalemindeki dava  
dosyasına 12 Mart 1998 tarihinde konulmutur. Böylece nihai karar tarafların kullanımına  
sunulmutur.  
15 Nisan 1998 tarihinde bavuran Cumhuriyet Savcılığı’nın kendisini cezasını  
çekmeye davet eden tebliğnameden nihai karardan haberdar olmutur.  
HUKUK AÇISINDAN  
AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran gözaltında bulunduğu sırada kendisine kötü muamelede bulunulduğunu  
iddia ederek AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Bavuran esasında polisler tarafından tokatlandığını, hakarete ve tehdide maruz  
kaldığını iddia etmektedir. Sorgusu sırasında polislerin suçlanan diğer bir kiinin ikencesi  
sırasında kayda alınan ses bandını kendisine dinlettiklerini iddia etmektedir.  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir. Bavuranın yetkili  
Cumhuriyet Savcılığı nezdinde resmi soruturma yürütülmesi için ikayette bulunmadığını  
belirtmektedir. Ayrıca ceza hukuku yolunun öne sürülen iddiaları gerekçelendirmek için  
geçerli tek yol olarak görülmemesi gerektiğini savunmaktadır. Bu itibarla, Anayasa’nın 125.  
ve 129. maddelerine dayanan idari bavuru yolunu dile getirmektedir. Sonuç olarak,  
bavuranın Borçlar Kanunu gereğince tazminat davası açabileceğini ifade etmektedir.  
Bavuran ise ikence iddiasında bulunmadığını fakat insanlık dıı ve aağılayıcı  
muameleye maruz kaldığını iddia ettiğinin altını çizmektedir.  
Dava koulları dikkate alındığında, AĐHM her halükarda bavurunun bu gerekçelerle  
kabuledilemeyeceğini düünerek, Hükümet tarafından AĐHS’nin 35§1 maddesine ilikin  
olarak dile getirilen itirazın incelenmesine gerek duymamıtır.  
AĐHM bavuranın kötü muamele iddialarını destekleyecek en ufak bir kanıt bile  
sunmağını gözlemlemektedir. AĐHM bir kimse için gözaltı sırasında polisler tarafından kötü  
muamele yapıldığına ilikin iddiaları destekleyecek kanıt bulmanın zor olabileceğini ve  
fiziksel hiçbir iz bırakmadan kiide korku ve tedirginlik yaratacak ekilde olan aağılayıcı ve  
3
insanlık ı muamele sözkonusu olduğunda, bunun daha da zor olacağını hiç kukusuz kabul  
etmektedir.  
AĐHM bavuranın gözaltında bulunduğu koulları ispat edebilmek için kendisiyle aynı  
zamanda gözaltına alınan ve suçlanan diğer kiiler H.D. ve H.E’ye yapıldığını iddia ettiği  
muamelelere ve H.E.’nin ikayeti üzerine gözaltından sorumlu polisler aleyhine balatılan  
ceza yargılamasına dayanmakta olduğunu gözlemlemektedir.  
AĐHM, H.E’ ye kötü muamele yapıldığı iddiası ile ilgili olarak balatılan ceza  
yargılamasının, gözaltından sorumlu polislerin beraat etmeleriyle sonuçlandığını not  
etmektedir.  
H.D.’nin maruz kaldığı iddia edilen kötü muamelelerle ilgili olarak, bavuran  
AĐHM’ye hiçbir bilgi vermemi, yalnızca ilgilinin göğüs hizasında ağrıları olduğunu belirten  
bir sağlık raporu sunmutur. Tehis edilen bulgunun nedenini ortaya koyan tıbbi deliller  
sunmatır. Ayrıca bavuran ilgili kiinin uğradığını iddia ettiği ikence nedeniyle polisler  
aleyhine ikayette bulunup bulunmadığını, ayet ikayette bulunduysa bunun sonuçlanıp  
sonuçlanmadığını da açıklamamaktadır. Bavuranın bu kiinin ikencesi sırasında kayda  
alınan ses bandını dinlediğini ileri sürmesi sebebiyle, bu bilgiler bavurunun incelenmesi  
aamasında büyük önem tekil etmektedir.  
AĐHM bavuranın ne Cumhuriyet Savcısı ne de Yedek Hakime kötü muameleye  
ilikin ikayette bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu itibarla, AĐHM gözaltı süresi boyunca  
bavuranın “Devlet temsilcilerine karı güçsüzlük, çaresizlik ve kaygılanma duygusu”  
hissetmesine sebep olacak bir durumda olmuolabileceğini kabul etmeye hazırdır ( Bkz.  
Đlhan-Türkiye [GC], no: 22277/93, § 63, CEDH 2000-VII, ve Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996  
tarihli karar, Derleme Karar ve Hükümler 1996- VI, s. 2277, § 56). Fakat bavuranın serbest  
bırakılmasından sonrada durumun aynı olduğunu kabul etmemektedir.  
Bu nedenle AĐHM Devlet görevlilerinin AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak  
bavurana kötü muamelede bulunduklarının kabul etmesini gerektirecek bir neden  
görmemektedir.  
Bu iddialarla ilgili olarak adli makamların etkisizliği ile ilgili iddia konusunda ise  
AĐHm bavuranın avukatının ve kendisinin yetkili makamlara ikayetleriyle ilgili olarak daha  
sağlam bir dayanak sunmadan derinlemesine soruturmalarının yapılmasını bekleyemeyeceği  
kanaatindedir ki bu iddialar AĐHM’nin gözünde “savunulabilir” bulunmamaktadır.  
Sonuç olarak bu ikayetin dayanaktan yoksun olduğu sonucu ortaya çıkmakta ve  
AĐHS’nin 35§3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
II. AĐHS’NĐN 5§2 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran AĐHS’nin 5§2. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
Hükümet, bavuran tarafından imzalanan 20 Nisan 1995 tarihli tutanaklara dayanarak  
5§2 maddesi uyarınca yakalanma sebepleri hakkında bavuranın bilgilendirildiğini  
belirtmektedir.  
4
AĐHM, AĐHS’nin 5§2. maddesinin yakalanan her kiinin yakalama nedenlerini  
öğrenmesi hakkını güvence altına almaktadır. 5. maddenin sağladığı güvence kapsamında,  
kiinin 4. paragraf uyarınca bunun yasal olup olmadığını bir mahkeme önüne tartıılabilmesi  
için, anlaılabilir ve basit bir dilde özgürlükten yoksun bırakılmasının olgusal ve hukuki  
nedenlerinin ilgiliye ifade edilmesini zorunlu kılmaktadır. Kii bu bilgilere en kısa zamanda  
ulaabilmelidir fakat kendisini yakalayan polisin bunları hemen o anda sağlaması mümkün  
değildir. Kiinin bu bilgileri yeterince ve zamanında öğrenip öğrenmediğinin belirlenebilmesi  
için davanın özel koulları dikkate alınmalıdır (Bkz. Fox, Campbell ve Hartley-Birleik  
Krallık, 30 Ağustos 1990 tarihli karar, A serisi no: 182, §40).  
Esasında AĐHM bavuranın imzası bulunan 20 Nisan 1995 tarihli tutuklama tutanağına  
göre, bavuranın yasadıı örgüt olan Ekim aleyhine yürütülen bir operasyon çerçevesinde  
yakalanğını gözlemlemektedir. AĐHM bavuranın DGM önünde bu tutanağının  
doğruluğunu inkar ettiğini de göz önünde bulundurmaktadır.  
AĐHM, ilk bavurusunda bavuranın gözaltında bulunduğu sırada polislerin  
söyledikleri kiileri tanıyıp tanınmadığını, suç ileyip ilemediğin ya da belirli yerlerde  
bulunup bulunmadığını kendisine sorduklarını belirttiğini gözlemlemektedir. Bu noktada,  
polislerin yakalandığı sırada yakalanma sebeplerini tam anlamıyla açıklamadıkları düünülse  
de, yakalanmasının ardından ve gözaltında bulunduğu sırada polislerin tutumlarını haklı  
kılacak bilgilerin bavurana iletilmediğinin düünülmesine neden olacak bir bilgi dosyada yer  
almamaktadır (Bkz. Dikme-Türkiye, no: 20869/92, § 55, CEDH 2000-VIII).  
Sonuç olarak buradan bavurunun bu kısmının dayanaktan yoksun olduğu sonucu  
ortaya çıkmakta ve AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.  
III. AĐHS’NĐN 5§3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran gözaltı süresinin uzunluğundan ikayetçi olmaktadır ve AĐHS’nin 5§3  
maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Kabuledilebilirlik hakkında  
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yöneltmektedir. Kanun dıı  
yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat verilmesi hakkındaki 466 Sayılı Kanun  
uyarınca bavuranın tazminat davası açma hakkına sahip olduğunu belirtmektedir.  
Bavuran gözaltı süresinin ulusal mevzuata uygunluğunu hatırlatmakta ve buna itiraz  
etmek için hiçbir bavuru yoluna sahip olmadığını ileri sürmektedir.  
Hükümet tarafından kanun dıı yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat  
verilmesi hakkındaki 466 Sayılı Kanun tarafından öngörülen bavuru yolunun tüketilmediğini  
itirazı birçok kez AĐHM’de dile getirilmi(Bkz. Birçok diğerleri arasında, Yaar Bazancir ve  
Diğerleri-Türkiye (karar), no: 56002/00 ve 7059/02, 24 Haziran 2004 tarihli karar) ve AĐHM  
mevcut davada dile getirilen ikayetler konusunda olduğu gibi bu bavuru yolunun AĐHS’nin  
35. maddesi uyarınca bavurulması gereken bir yol olmadığına karar vermitir.  
Sonuç olarak Hükümet’in itirazı değerlendirilmeye alınmaz.  
B. Esas Hakkında  
5
Hükümet bavurana uygulanan ve kanun tarafından öngörülen süreyi amayan gözaltı  
süresinin meruluğunu dile getirmektedir. Bu itibarla, terör suçlarına ilikin yürütülen  
soruturmaların zorluklarına ve “kanıtların elde edilmesinin zor olması sebebiyle dosyanın  
hazırlanması için balatılan hazırlık soruturma aamasında” zaman gerektiğine dikkati  
çekmektedir. Bu türden bir hazırlık yargılamayı kolaylatırır ve süreyi kısaltır.  
AĐHM terör suçlarıyla ilgili olarak yürütülen soruturmaların hiç kukusuz yetkili  
makamları özel bir takım sorunlarla karı karıya bıraktığını daha önce takdir etmitir (Bkz.,  
diğerleri arasında, Brogan ve diğerleri-Birleik Krallık, 29 Kasım 1988 tarihli karar, A serisi  
no: 145-B, § 61; Murray-Birleik Krallık, 28 Ekim 1994 tarihli karar, A serisi no: 300-A, §  
58; Aksoy, adıgeçen, §78; Sakık ve diğerleri-Türkiye, 26 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme  
1997-VII, § 44; Demir ve diğerleri-Türkiye, 23 Eylül 1998, Derleme 1998-IV, § 41; ve  
Dikme, adıgeçen, § 64). Bununla birlikte bu, yetkili makamların yerel mahkemeler ve AĐHM  
tarafından yapılacak her türlü denetiminden uzak bir ekilde üphelileri yakalayıp gözaltına  
alma hakkına sahip oldukları anlamına gelmemektedir (Bkz. mutatis mutandis, Murray,  
adıgeçen, § 58).  
Esasında bavuranın gözaltı süresi polisler tarafından tutuklanmasıyla 20 Nisan 1995  
tarihinde balamıve Hakim’in kendisini serbest bırakmasıyla 2 Mayıs 1995 tarihinde sona  
ermitir. O halde gözaltı süresi on üç gün sürmütür.  
AĐHM Brogan ve Diğerleri kararında toplumu teröre karı koruma amacı gütse de,  
ilgilinin Hakim karısına çıkartılmadan dört gün ve altı saat gözaltında tutulmasının AĐHS’nin  
5§3. maddesinde belirtilen süreyi ağına karar verdiğini hatırlatmaktadır (Brogan ve  
diğerleri, adıgeçen, s. 33, § 62).  
AĐHM bavuranın Hakim karısına çıkarılmaksızın on üç gün boyunca gözaltında  
tutulmasının gerekliliğini kabul edemez.  
Sonuç olarak AĐHS’nin 5§3 maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 6§§1, 2, VE 3-d, 7, 9 VE 10. MADDELERĐNĐN ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
25 Eylül 1998 tarihli bir yazıyla bavuran AĐHS’nin 6§§1, 2 ve 3-d ve 7, 9 ve 10.  
maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bavuran özellikle:  
-Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bünyesinde bir askeri hakim  
bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme”  
olmadığı (madde 6§1);  
-Yargıtay kararının gerekçesinin açıklanmadığı ve DGM kararının yasal olarak elde  
edilmeyen delillerle dayandığı;  
-Polisin tutanaklarının ve Cumhuriyet Savcısı’nın iddianamesinin kendisini yasadıı  
bir terör örgütü üyesi olmakla itham ettiğinden dolayı masumiyet karinesi ilkesinden  
faydalanamadığı (madde 6§2);  
-Gözaltında bulunduğu sırada avukat yardımından faydalanamadığı (madde 6§3 c);  
6
-Đki lehte tanığın dinlenmesini sağlayamadığı iddialarında bulunmaktadır.  
AĐHS’nin 7. maddesine atıfta bulunan bavuran 3506 Sayılı Kanun’un yanlıꢀ  
uygulanmasının aleyhindeki cezanın artmasına neden olduğunu ileri sürmektedir.  
Bavuran ayrıca mahkum edilmesinin AĐHS’nin 9. ve 10. maddelerini ihlal ettiğini ve  
mahkum edilme sebebinin esasında düünce özgürlüğünü baskı altına alma amaçlı olduğunu  
ifade etmektedir.  
Hükümet sunduğu görüünde, 25 Eylül 1998 tarihinde sunulan AĐHS’nin 6 §§1., 2., 3-  
d), 7., 9. ve 10. maddelerine ilikin ikayetlerin 2 Kasım 1995 tarihli bavuruda dile  
getirilmeleri gerektiğinden bu ikayetlerin gecikmeli yapıldığını belirtmektedir.  
AĐHM, iç hukukta nihai kararların tebliğ edilmesi öngörülmediği durumlarda altı ay  
kuralının uygulanmasına ilikin içtihadını hatırlatmaktadır (Bkz. Worm-Avusturya, 29  
Ağustos 1997 tarihli karar, Derleme 1997-, s. 1547, § 33; Papachelas-Yunanistan [GC],  
no:31423/96, §§ 30 ve 31, CEDH 1999-II; ve Haralambidis ve diğerleri-Yunanistan, no:  
36706/97, 29 Mart 2001 kararları). AĐHM her halükarda, mevcut davada altı ay süresinin  
balangıç tarihi (dies a quo) Yargıtay kararının dava dosyasına eklendiği ve tarafların  
kullanımına sunulduğu tarih olan 12 Mart 1998 tarihi olduğu görüündedir ( Bkz. Tahsin  
Đpek-Türkiye (karar), no: 9706/98, 7 Kasım 2000; Z.Y.-Türkiye (karar) no: 27532/95, 19  
Haziran 2001; Ali ahmo-Türkiye (karar), no: 37415/97, 1 Nisan 2003; ve Yavuz ve diğerleri-  
Türkiye (karar), no: 48064/99, 1 ubat 2005 kararları).  
AĐHM sözkonusu süreyi etkileyecek ya da geciktirecek özel koulların bulunduğuna  
ikna olmadıkça, 25 Eylül 1998 tarihinde sunulan ve her biri Yargıtay’ın nihai kararına  
dayanan ikayetlerin gecikmeli oldukları düünülebilir (Bkz., mutatis mutandis, Haralambidis  
ve diğerleri, adıgeçen).  
Oysa ki bavuranın argümanları böyle bir düünce uyandırmamaktadır. ayet bavuran  
ancak 15 Nisan 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı’nın tebliğnamesiyle Yargıtay’ın  
kararından haberdar olduğunu belirtiyorsa, AĐHM bavuranın serbest olması ve aynı zamanda  
avukatı bulunmasına rağmen neden daha önce haberdar olmadığını, kendisini neyin  
engellediğini anlayamamaktadır.  
Son olarak AĐHM nihai kararın bir kopyasının temin edilmesinde yaanan gecikmenin  
bavuranın ihmalinden kaynaklandığını ve dosyada bunun aksini düündürecek hiçbir unsur  
bulunmadığını düünmektedir. Bavurunun bu kısmının gecikmeli olduğu ve AĐHS’nin 35  
§§1 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiğini belirtmektedir.  
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran manevi tazminat olarak 35.000 Euro (otuz bebin) talep etmektedir.  
Hükümet aırı bulduğu bu miktara itiraz etmekte ve AĐHM tarafından bir ihlalin tespit  
edilmesi durumunda bunun yeterli telafi oluturacağını ifade etmektedir.  
7
AĐHM bavuranın on üç gün boyunca gözaltında kaldığını ve bunun bavuranı manevi  
zarara uğratmıolabileceğini gözlemlemektedir.  
AĐHM davanın çeitli yönlerini göz önüne alarak ve hakkaniyete uygun olarak,  
AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca bavurana 4.500 Euro (dört bin beyüz) manevi tazminat  
ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran AĐHM ve yerel mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için  
10.000 Euro (on bin) talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.  
AĐHM içtihatlarına göre, bavurana ancak gerçekten yapılan ve makul bir miktardaki  
masraf ve harcamaların geri ödenebileceğini hatırlatır. Elindeki mevcut unsurlar göz önüne  
alındığında AĐHM masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beyüz) ödenmesinin makul  
olduğuna karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 5§3 maddesine ilikin ikayetin kabuledilebilir geri kalan kısmının ise  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5§3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44§2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet  
tarafından bavurana, manevi tazminat için 4.500 Euro (dört bin beyüz), masraf ve  
harcamalar için 1.500 Euro (bin beyüz) ödenmesine ve bu miktarların her türlü vergiden  
muaf tutulmasına;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 22 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
8
9