İBRAHİM ÖZTÜRK – TÜRKİYE KARARI
9
alınmadığı hakkında bir belirsizlik oluşmaktadır. Bununla birlikte AİHM,
bu soru üzerinde daha fazla durmayacaktır.
AİHM, başvuranın gözaltı sırasında gerçekleştirilen soruşturma işlemlerinin
Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından dava dosyasındaki unsurların
tamamına bakılarak verilen kararın gerekçesinde kanıt belgesi olarak
geçtiğini gözlemlemektedir. Oysa, söz konusu tutanaklarda başvuranın
gözaltı sırasında suçunu itiraf ettiği belirtilmekte ve başvuranın faaliyetleri
hakkında yaptığı açıklamalar bulunmaktadır.
AİHM, sözkonusu davada, 3842 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca,
başvuran Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetki alanına giren suçlardan
birini işlemekle itham edildiği için gözaltı sırasında avukata erişim hakkının
kısıtlandığını tespit etmektedir. Bunun sonucunda, başvuran, polis ve diğer
yetkililerin sorgulamasında ifade verirken avukata erişim hakkından
yararlanamamıştır. Dolayısıyla, başvurana, avukata erişim hakkının
sağlanmamasına gerekçe olarak, yalnızca bu durumun ilgili yasal
hükümlerce sistematik olarak öngörüldüğü belirtilmiştir. Sadece bu haliyle
uygulama, AİHM’nin 6. maddede öngörülen şartların yerine getirilmediği
sonucuna varması için yeterlidir (Salduz, ilgili bölüm, prg. 56 in fine).
AİHM diğer taraftan, başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesinde
yargılanırken avukat desteğinden yararlandığını gözlemlemektedir.
Avukatın savcının iddialarına itiraz etmek, başvuranın polise verdiği
ifadenin ve soruşturma işlemlerinin içeriğini yalanlamak imkanı
bulunmaktaydı. Bununla birlikte, başvuranın sorgu hakimi huzuruna
çıkmasından önce soruşturmanın büyük ölçüde tamamlandığı dava
dosyasından anlaşılmaktadır. Ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemesi, davanın
esasını incelemeden önce, başvuranın gözaltındayken vermiş olduğu
ifadelerin kabuledilebilirliği konusunu değerlendirmemiş, aksine,
başvuranın doğruluğunu inkar etmesine rağmen polise verilen bu ifadeleri
mahkumiyeti için esas kanıt olarak kullanmıştır.
Dolayısıyla, sözkonusu davada, başvuranın polise verdiği ifadenin
mahkumiyetine kullanılması nedeniyle, başvuranın avukata erişim hakkına
getirilen kısıtlamalardan bizzat etkilendiği şüphe götürmez bir gerçektir. Ne
sonradan sağlanan avukat yardımı ne daha sonraki yargılamanın çekişmeli
niteliği gözaltı sırasında avukatın yokluğunu telafi edebilir. Ancak,
başvuranın gözaltında tutulduğu sırada avukata erişme imkanı olsaydı,
bunun davanın sonucu üzerinde nasıl bir etkisi olabileceği hususunda fikir
üretmek AİHM’nin görevi değildir.
Sonuç olarak, başvuran yargılama sürecinde aleyhinde kullanılan delillere
itiraz etme fırsatı bulmuş olsa da, polis tarafından gözaltında tutulduğu