CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐHSAN BĐLGĐN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 40073/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
27 Temmuz 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (40073/98) bavuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaı olan Đhsan Bilgin (bavuran) adlı kiinin Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AĐHM) 29 Aralık 1997 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) eski 25.  
maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Adli yardımdan faydalanan bavuran AĐHM önünde, Batman Barosu avukatlarından  
S. Özevin tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I.  
DAVA KOULLARI  
Bavuran, Đhsan Bilgin, 1965 doğumlu bir Türk vatandaıdır ve Batman’da ikamet  
etmektedir. Bavuran, 27 Ağustos 1994 tarihinde köy korucuları tarafından öldürülen Mehmet  
Mihdi Bilgin’in oğludur.  
Bavurana göre, 1992 yılında, içinde yaadıkları küçük köyün (Dutveren, Batman’ın  
tarası) ve evin güvenlik güçleri tarafından yıkılmasından sonra, ailesi ve kendisi Batman’ın  
merkezine taınmılardır. Bavuranın, elli iki yaında olan babası yeni çevresine uyum  
sağlayamayarak, yollarda ve civar köylerde baıbodolama alıkanlığı edinmitir.  
27 Ağustos 1994 tarihinde düzenlenen ve altı jandarma ile baköy korucusu A.T.  
tarafından imzalanan rapor, aynı tarihte, saat 23.00’e doğru Bepınar mevziinden gelen silah  
sesleri duyulduğunu belirtmekteydi. Jandarma tarafından kendisiyle irtibata geçilen A.T.,  
telsizle bu mevzilerin nöbetçilerinden bilgi almıtır. Bu nöbetçiler, A.T.’ye cevaben, bir kiiye  
ateettiklerini ve bu kiinin yaralı olduğunu söylemilerdir. Olay yerine yürüyerek gelen  
jandarmalar, doğrudan yerde yatmakta olan, 55-60 yalarında gözüken, üzerinde mavi kot  
gömlek, portakal rengi keten bir pantolon ve spor ayakkabılar olan bir adam bulmulardır.  
Adam, mermiyle göğsünün sağ yanından, sol dirseğinden ve topuklarından yaralanmıtı. Olay  
yerinde ilk müdahaleler yapıldıktan sonra, üzerinde hiçbir kimlik belgesi bulunmayan yaralı  
birkaç saat sonra öldüğü yer olan Batman Hastanesi’ne sevk edilmitir.  
28 Ağustos 1994 tarihli Adli Tıp inceleme raporuna göre, jandarmalar, Beiri  
Cumhuriyet Basavcılığı’nı (“Savcılık”) sabah saat 01.00’e doğru olaydan haberdar  
etmilerdir. Saat 10.00’da, Savcılık, cesedi, Beiri dispanserinde inceletmitir. Rapor, cesedin  
1.75 cm boyunda, yaklaık 65 kg. ağırlığında olan ve üzerinde yeil pantolon bulunan,  
gövdesi çıplak bir adama ait olduğunu belirtiyordu. Doktor, karaciğerin üst tarafında mermi  
girii sonucu olumubir yara ve sol taraftan mermi çıkııyla olumubir yara tespit etmitir.  
Bu etki, bağırsakları ve dalağı patlattı ve muhtemelen aynı mermi sol kolun alt kısmını da  
yaralamıtı. Bir merminin girive çıkııyla olumuyaralar iki ayak üzerinde tespit edilmitir.  
Doktor, ölüm sebebinin hiç kukusuz, karaciğerdeki, dalaktaki ve bağırsaktaki yaralar  
nedeniyle oluan kanama olduğu ve klasik bir otopsi yapmaya gerek olmadığı sonucuna  
ulatır.  
1 Eylül 1994 tarihinde, bavuranın kardei akir Bilgin, Savcılıktan kendisine otopsi  
raporunun bir kopyasını vermesini talep etmive cinayet failleri aleyhinde ceza davası  
açmıtır.  
Aynı gün, Savcılık, Beiri Jandarma Komutanlığı’na, 27 Ağustos 1994’teki olaya  
karıan nöbetçilerin kimlik tespitleri ve çağrılmalarını talebini içeren bir yazı göndermitir.  
2
Savcı, talebi cevapsız kalınca, talebini 26 Ekim 1994 tarihinde, daha sonra 14 Ocak ve  
14 Mart 1995 tarihlerinde yinelemek zorunda kalmıtır.  
18 Nisan 1995 tarihinde, Beiri Jandarma Komutanlığı, F.Y.’yi cinayet faili sıfatıyla,  
B.G. ve H.G.’yi ahit sıfatıyla olmak üzere üç köy korucusunu ifadeleri alınmak üzere  
Savcılığa sevk etmitir. Beiri Jandarma Komutanlığı aynı zamanda bu kiilerin 28 Ağustos  
1994 tarihli yazılı ifadelerini de Savcılığa iletmitir.  
F.Y., Jandarma Komutanlığı’nda verdiği ifadesinde, 26 Ağustos 1994 tarihinde,  
Jandarma Komutanı astsubay H.Y.’nin, kendilerini, PKK üyesi elli kadar teröristin bulunduğu  
grubun saldırma riskine karı uyardığını ve kendilerinden dikkatli olmalarını istediğini beyan  
etmitir. Böylece, olay akamı, F.Y., B.G. ve H.G. 1 no’lu mevziiye yerletirilmilerdi.  
H.G. ve B.G. adlı nöbetçiler F.Y. adlı kiininkiyle neredeyse aynı olan ifadeler  
vermilerdir.  
20 Nisan 1995 tarihinde, F.Y., B.G. ve H.G. Savcılığa gitmilerdir. F.Y. Jandarma  
Komutanlığı önünde yaptığı açıklamaları yinelemitir: M. M. Bilgin’e durmasını ihtar ettikten  
ve havaya ateaçtıktan sonra, ona ilk F.Y. ateetmitir. F.Y., B.G. ve H.G. ile birlikte, M.M.  
Bilgin’i durdurmak için aynı mesafeden ateeden ve 15-20 m.’lik risk alanına girdiği zaman  
onu öldüren üç kii olduklarını belirtmitir. Öte yandan, F.Y., kendi mevzilerinin 150-200 m.  
sağında ve solunda bulunan diğer iki mevziden ateedilmeye balandığını eklemitir. Diğer  
taraftan, B.G. ve H.G., elinde sopa bulunan ve kendilerinin dur emrine uymayıp tehlikeli  
ekilde kendilerine yaklağı için silahlı bir terörist olarak kabul ettikleri kiiyi öldürmek  
amacıyla F.Y. ile aynı anda ateettiklerini kabul etmilerdir.  
Yine, 20 Nisan 1995 tarihinde, H.Y. adlı baka bir nöbetçi aynı ekilde Savcılıkta  
dinlenmitir. H.Y. gece devriyesi yaptığını ve mevziler arasında koordinasyonu sağlamakla  
görevli olduğunu beyan etmitir. Olaylar sırasında, H.Y., sözkonusu kiiye en uzak mesafede,  
3 no’lu mevzide, N.K. ve C.Y. adlı kiilerin yanında bulunmaktaydı ve kendisi de ateetmiti.  
H.Y., bütün nöbetçilerin ateettiğini ama F.Y., B.G. ve H.G. adlı kiilerin bulunduğu  
mesafeden açılan atelerin en yoğunları olduğunu beyan etmektedir. H.Y., bir teröristle karı  
karıya olduklarını düündüklerini ve yukarıda belirtilen koullarda onu öldürmek için ateꢀ  
ettiklerini anlatmıtır. H.Y. adlı kiinin tarifinden olaya karıan, dört mevzide konulanmıon  
iki nöbetçi bulunduğu sonucu çıkmaktadır.  
21 Nisan 1995 tarihinde, Đ.E., B.E., A.G., B.K., A.B. ve M.C.E. adlı diğer altı nöbetçi  
ifade vermilerdir. Đlki, sözkonusu kiiyi 150 metreden fark ettiğini ve ona doğru 5-6 el ateꢀ  
ettiğini beyan etmitir. Đkincisi, aynı eyi 250 metre mesafeden, sözkonusu kiiyi fark  
etmeden ama terörist bir saldırı olduğunu düünerek yaptığını belirtmitir. Diğer dört  
nöbetçinin hepsi ise, Jandarma Komutanlığı tarafından kendi kullanımlarına verilen  
Kalachnikovlarla ateettiklerini beyan etmiler, bunu hangi amaçla ve hangi talimatlar  
doğrultusunda yaptıklarını belirtmemilerdir.  
Yine, 21 Nisan 1995 tarihinde, Cumhuriyet Basavcılığı, Jandarma Komutanlığı’ndan,  
bulundukları yerlerden ateaçılan mevzilerin mevkilerini gösteren detaylı bir kroki sunmasını  
talep etmitir. Öte yandan, Savcı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün kriminal laboratuarınca  
olay yerinde bulunan fiek kovanları ve dava konusu nöbetçilerin kullandığı silahlar üzerinde  
balistik inceleme yapılması emrini vermitir.  
3
Olayların ertesi günü, Jandarma astsubayı H.E. tarafından iki kroki düzenlenmitir.  
H.E.’nin 15 Mayıs 1996 tarihinde mahkeme önünde verdiği beyanlara göre, krokinin ve  
dosyadaki diğer belgelerin yollanması Jandarma Komutanı M.P.’nin talebi üzerine  
geciktirilmitir.  
Olay yerinde ve olaya karıan nöbetçilerin verdiği bilgiler temelinde oluturulan  
krokiler üç mevziin yerini göstermekteydi. Đlk kan izleri mağdurun yere düğü yerin 75  
metre uzağında bulunuyordu. Adam, Beiri ve Bepınar köyleri arasında yolda yürüyordu ve  
açıkça ikinci yola doğru yöneliyordu. Üç mevziden her birini mağdurun aldığı yolun değiik  
noktalarına bağlayan çizgiler mesafeleri belirtmek için çizilmiti. Mevziler yolun her iki  
tarafında bulunmaktaydı: yola göre ileride bulunan (1 no’lu mevzi) sağ tarafta (mağdurun  
gittiği yöne göre), cesedin on metre ilerisinde bulunmaktaydı. Đkincisi (4 no’lu mevzi), yine  
sağ tarafta ve yola göre daha geride, ilk kan izlerine 120 metre mesafede bulunmaktaydı. Bu  
mevzi iki projektör tarafından ııklandırılmaktaydı: ilki mevziin hemen yanında, ve ikincisi  
yola doğru ortada bulunmaktaydı. Son olarak, sol tarafta ve mağdurun katettiği yolun  
ortasında bulunan noktaya 105 metre mesafede, ilk kan izleri ve mağdurun düğü yer  
arasında üçüncü bir mevzi (2 no’lu mevzi) bulunmaktaydı. Bu mevzi, biri, mağdurun düğü  
yere 16,5 metre mesafede bulunan iki projektör tarafından aydınlatılmaktaydı. Kroki üç  
mevziin her birinde üç nöbetçi bulunduğunu ve siperlerin her birinde bofiek mermileri  
bulunduğunu belirtmekteydi. 3 no’lu mevzi krokide görünmüyordu.  
8 Mayıs 1995 tarihinde, Jandarma Komutanı, Savcılığa, olaya karıan nöbetçilerin  
görevlerini yerine getirme çerçevesinde hareket ettiklerini bildirmitir.  
9 Haziran 1995 tarihinde, Savcı, soruturma dosyasını Batman Cumhuriyet  
Basavcısı’na iletmitir. 24 Ocak 1996 tarihinde, Batman Cumhuriyet Basavcısı, A.G.,  
M.C.E., B.K., A.B., F.Y., H.Y., H.G., B.G., Đ.E. ve B.E. adlı on nöbetçiyi M.M. Bilgin adlı  
kii hakkında kasıtlı adam öldürme suçuyla, bununla birlikte, ölümün gerçek sorumlusunun  
kimliğini tespit etmenin imkansız olduğunu belirterek, Batman Ağır Ceza Mahkemesi önünde  
suçlatır.  
Kendisine dava bavurusu yapılan Ağır Ceza Mahkemesi, Bepınar Jandarma  
Karakolundan 27 Ağustos 1994 tarihli raporda belirtilen 17 fiek kovanını Batman  
Savcılığı’na teslim etmesini talep etmitir. 29 Haziran 1995 tarihinde, Batman Savcısı da  
sözkonusu fiek kovanlarını Beiri Jandarma Karakolundan talep etmitir.  
18 Ocak 1996 tarihinde, Beiri Jandarma Karakolu olay yerinde hiçbir fiek kovanı  
bulunmadığı cevabını vermitir. 27 ubat 1996 tarihli bir mektupla, Bepınar Jandarma  
Karakolu fiek kovanlarının kendilerinde olmadığını bildirmitir. Bu konuda, Bepınar  
Jandarma Karakolu, H.E. adlı Teğmen tarafından telefonda verilen ve sözkonusu fiek  
kovanlarının ne Jandarma Karakolu tarafından alındığını ne de Savcılığa gönderilen  
tutanaklarla teslim edildiğini ortaya koyan bilgilerin kaydını iletmitir.  
Savcı tarafından imzalanan 18 Ocak 1996 tarihli tutanağa göre, ele geçirilen kanıtlar,  
seri numaraları belirtilen kalachnikov tipi dokuz silah ve kürek sapına benzeyen bir sopa idi.  
Ağır Ceza Mahkemesi önündeki 29 ubat 1996 tarihli duruma sırasında, F.Y. adlı  
sanık, olaydan sonra olay yerine gelen H.E. adlı Teğmenin suçu aralarından sadece birine  
isnat etmelerini tavsiye ettiğini beyan etmitir. Bu doğrultuda, F.Y. Teğmenin mağdura en  
4
yakın pozisyonda bulunan F.Y, H.G. ve B.G. adlı kiiler arasında kura çektiği söylemitir. Bu  
ekilde, F.Y. öldürücü atelemenin sorumlusu olarak seçilmiolduğunu ve bu doğrultuda  
yanlıbeyanların imzalandığını söylemitir. Durumada, H.G. ve B.G. adlı kiiler olayların bu  
eklini teyit etmilerdir.  
Sözkonusu üç kii, dağılan fiek kovanlarını jandarmaların değil kendilerinin  
topladığını; kendilerinin, hepsini yeni fiekler almak için Jandarma Karakolu’na götürmeden  
önce, bu fiek kovanlarını baka bofiek kovanlarıyla karıtırdıklarını belirtmilerdir.  
17 Mart 1997 tarihinde, bavuran, tazmine ilikin hukuki hakkını saklı tutarak müdahil  
taraf tekil etmitir. Duruma sırasında, bavuranın erkek kardei Ağır Ceza Mahkemesi’ni  
babalarının bir tür akıl hastalığı olduğu hususunda bilgilendirmitir.  
Ağır Ceza Mahkemesinin talebi üzerine ve 30 Haziran 1997 tarihli bir iddianameyle  
H.E., Jandarma Karakolundaki diğer besubay ve askerler ve köy korucularının baı yanlıꢀ  
bir rapor düzenlemek, delilleri gizlemek, görevi kötüye kullanmak ve ceza soruturmasını  
engellemek gerekçeleriyle bu mahkemeye sevk edilmilerdir.  
11 Eylül 1997 tarihli bir kararla, Ağır Ceza Mahkemesi, 442 no’lu Köy Kanununun  
74. maddesi uyarınca görevlerinin ifası sırasında bir suç ileyen korucuların, memurlar  
aleyhinde sürdürülen kovuturmalara yönelik kanuna göre yargılanmaları gerektiğine kanaat  
getirerek, suçlanan köy korucuları aleyhindeki davayı askıya almaya karar vermitir. Sonuç  
olarak, Ağır Ceza Mahkemesi hukuk davasının seyrinin Beiri Đdari Komitesinin rızasına  
bağlı olduğu sonucuna varmıtır.  
24 Ekim 1997 tarihinde, bavuran, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi önünde bu karara  
itiraz etmitir. Bavuran, özellikle AĐHS’nin 2 ve 13 maddelerine atıfta bulunarak,  
korucuların gereksiz yere öldürme gücüne bavurduklarını belirtmitir. Bavuran, 442 no’lu  
kanununun sözkonusu düzenlemesinin korucuların memurlar aleyhindeki kovuturmalara  
ilikin Kanuna tabi olmalarını öngörmediğini eklemektedir. Bununla birlikte, bavuran, bir  
üpheliyi bir hukuki makam önüne çıkarmak için yakalamayı hedeflediği için sözkonusu  
suçun “yargı fonksiyonu” kapsamında ilenmigibi olduğunun kabul edilmesi gerekliliğini  
ileri sürmektedir. Bavurana göre, bu durumda, korucuların kovuturulmalarının yapılması ve  
yargılanmaları müterek hukuka göre yapılmalıydı. Bavuran, güvenlik güçlerinin haksız  
manevraları nedeniyle, suçluların cinayetten ancak on altı ay sonra suçlanabildiklerinin altını  
çizmitir.  
4 Kasım 1997 tarihinde, Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu koruculara isnat  
edilen “memur” nitelemesinin bu kiilerin maalarının Đçileri Bakanlığı bütçesine dahil  
olmasına dayandığının altını çizerek, bavuranın itirazını reddetmitir.  
27 Ağustos 1998 tarihinde, Jandarma Karakol subayı olan bir müfettitarafından  
düzenlenen idari soruturma raporunu gözönüne alarak, Beiri Đdari Komitesi, korucular  
aleyhinde ceza kovuturması balatmanın gerekli olmadığına karar vermitir.  
14 Eylül 1998 tarihinde, Kanun uyarınca re’sen hareket eden Diyarbakır Bölge Đdare  
Mahkemesi, kasıtlı adam öldürme iddialarının mesnetsiz olduğu ve sözkonusu korucular  
aleyhinde kamu davası açmayı haklı göstermeye elverili yeterince kanıt bulunmadığı  
gerekçesiyle bu kararı onamıtır.  
5
8 Ekim 1998 tarihli bir kararla, H.E. ve altı suç ortağı, aleyhte delil yetersizliğinden  
adaleti engelleme suçundan beraat ettirilmilerdir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, babasını öldüren köy korucularının gereksiz bir öldürme gücünü  
bavurduklarını ileri sürmektedir ve ceza davasındaki cinayete ilikin boluklara itiraz  
etmektedir. Bavuran, AĐHS’nin 2. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Tarafların argümanları  
1. Hükümet  
3 Ocak 2005 tarihli ilave görülerinde, Hükümet, kabuledilebilirlik aamasında  
sunduğu argümanları yinelemitir. Bu görüler u ekilde özetlenebilir:  
Hükümet öncelikle, ilgili bölgedeki silahlı çatıma durumunu belirtmektedir ve bu  
ekilde köy korucuları sistemine bavuruyu haklı bulmaktadır: köy halkı PKK’ya yardım  
etmeyi reddettikleri için sistematik olarak terörist saldırıların hedefi olmulardı. Bu kaygı  
verici durum gözönüne alındığında, Hükümete göre, vatandaların hayatını korumak için  
bazı önlemler almak gerekliydi ki bunlardan biri de köy korucuları sisteminin kurulmasıydı.  
Böylece, terörle mücadele kapsamında, Köy Kanununun 74. maddesince öngörülen statü  
uyarınca siviller köy korucusu olarak seçilmilerdi. Maaları, Devlet tarafından ödenen hatta  
gönüllü olan bu kiiler, kendilerine geçici süreyle re’sen verilebilecek görevler kapsamında,  
Jandarma Genel Komutanlığı kontrolündeki güvenlik güçleri ile ibirliği yapıyorlardı.  
Mevcut olaya ilikin olarak, Hükümet, Beeri köyünün fazla hassas bir bölgede  
bulunduğunun altını çizmektedir ve bu köyün halkının PKK’yı desteklemeyi  
reddetmelerinden dolayı, daha önce, 1994 yılının Ocak ayında gerçek bir tehlikenin  
varlığını kanıtlayan terörist bir saldırıya maruz kaldıklarını hatırlatmaktadır. Bu bağlamda,  
Hükümet, olaydan önce, Beeri köyü korucularının komutanları tarafından yaklaık kırk  
teröristten oluan bir grubun saldırı riski hakkında ikaz edildiklerini belirtmektedir.  
Hükümete göre, kendisine yöneltilen ihtarlara rağmen, bavuranın babası tarafından  
sergilenen tehlikeli tutum korucuların açtığı ateleri haklı kılmıtır.  
Hükümet, köy korucuları tarafından M. M. Bilgin’e karı güce bavurulmasının  
kesinlikle gerekli olduğunu ve dolayısıyla AĐHS’nin 2. maddesine uygun olduğunu çünkü  
bu güç kullanımı, sözkonusu düzenlemenin, ikinci paragrafında sayılan amaçlardan biri olan  
meru müdafaa amacını güttüğünü ileri sürmektedir. Korucular için sözkonusu olan  
köylülerin hayatını ve kendi hayatlarını korumak amacıyla hemen bir karar almaktı.  
Hükümet, eğer korucuların iyi niyetle ve makul ekilde adamın el bombası patlatmak üzere  
olduğunu düünmülerse, ateetmekten baka çözümleri olmadığını kabul etmek gerektiği  
kanaatindedir. Bu konuda, Hükümet, McCann ve diğerleri-Đngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli,  
(A serisi 324 no’lu) kararına atıfta bulunmaktadır.  
Bununla beraber, Hükümet, bavuranın yakınları tarafından hukuk makamları önünde  
verilen beyanlara göre, ölen kiinin akıl hastalığı olduğunu iddia etmektedir. Eğer durum  
6
böyle olmasaydı, ilgili, hiçbir zaman, özellikle gece aırı derecede tehlikeli olan bu bölgeye  
girmeye çalımazdı; baka türlü davranmanın hayatını tehlikeye sokacağını bilerek,  
korucuların ihtarlarına itaat ederdi.  
2. Bavuran  
Bavuran, Hükümetin, babasının ölümünün gerekli ve orantılı bir güce bavurma  
sonucu meydana geldiği hususundaki tezine karı çıkmaktadır. Bavuran, korucuların,  
kendisinin iyiniyetten ve sağduyudan yoksun olduğunu düündüğü ölçüsüz tepkilerini  
uyumazlık konusu yapmaktadır.  
Bavuran, ilk olarak, Savcı tarafından alınan kendi ifadelerinde belirttiği gibi, bir  
kısım korucunun sadece üpheliyi hareketsiz kılmak için değil, onu öldürmek amacıyla ateꢀ  
ettiklerinin altını çizmektedir. Bavuran, babasının sözkonusu bölgeye girdiğine ilikin  
argümana karı çıkmaktadır çünkü babasının akıl hastalığı vardı. Bavuran, olayın, ilin  
kamuya açık bir yolu üzerinde meydana geldiğini ve hiçbir ekilde güvenlik bölgesi olarak  
nitelendirilmeyen bir yol üzerinde meydana geldiğini anlatmaktadır.  
Bavuran, yolun projektörlerle aydınlatılmıolduğunu ve yılın bu döneminde sis gibi  
görünetliğini azaltacak nitelikte hiçbir unsur bulunmadığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla,  
korucular babasının silah taımadığını gördüler ya da görmüolmaları gerekirdi. Bununla  
birlikte, bir kiinin ilin aydınlatılmıbir yolu üzerinde yürürken baskın yapması normal bir  
davraa ters düerdi. Bunun dıında, bavuran, korucuların, M. M. Bilgin’in korucular  
kendisine ateetmeye balamadan önce zikzak çizerek ve çömelerek yürüdüğüne ilikin  
ifadelerine itiraz etmektedir. Bavuranın, babasının böyle yürüyebilmesi için hedefi olduğu  
çok yoğun olan bu ateaçmalardan kendini korumaya çalımak zorunda kalmıolduğu  
kanaatindedir. Bavuran, korucuların babasını durması konusunda ihtar ettikleri ve ona ateꢀ  
etmeden önce havaya ateettikleri yönündeki açıklamalarının inandırıcı bulmamaktadır.  
Đlaveten, Hükümetin beyanlarının tersine, köyün uzağında bulunan olay bölgesinde  
korunacak köylü bulunmamaktaydı. Korucular ise zaten siperlerinde korunmaktaydılar.  
Bavuran, son olarak babasının cinayet anında üzerinde bulunan giysinin PKK  
militanlarının ayırt edici giysisi olmadığını belirtmektedir.  
Bavuran, terörle mücadelenin titizlik gerektiren bir uzmanlık alanı olduğunu ve bu  
alanda çalımanın epeyce özgül bir formasyon gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Oysa ki,  
bavurana göre bölgede etkili olan köy korucuları hiç eğitimsiz genellikle okuma yazma  
bilmeyen kiiler olacaklardı. Bavurana göre, Devlet, böyle bir görev kapsamında, bu  
korucuları, yetitirme ve sorumlu kılma zorunluluğunu yerine getirmemiolacaktı. Bu  
bağlamda bavuran, McCann ve diğerleri-Đngiltere kararının 150. paragrafına atıfta  
bulunmaktadır ve öldürme gücü kullanabilecek Devlet görevlilerinin eylemlerinin  
hazırlığının ve kontrolünün öneminin altını çizmektedir.  
Öte yandan, bavuran, davanın soruturmasındaki birçok boluğa dikkat çekmektedir:  
M. M. Bilgin’in ölümüne sebep olan 17 bofiek kovanı gizlendiler; cinayet anıyla otopsi  
arasında ölen kiinin giysilerinin değimesi hususunda ve ilk bata giydiği giysilere ne  
olduğu hususunda güvenlik güçlerine hiçbir soru yöneltilmedi. Bavuran bu giysilerin  
atelemelerin mesafesini belirlemeye yarayabilecek değerli parçalar olduklarının altını  
çizmektedir.  
7
Yapılan otopsiyle ilgili olarak, bavuran ilk olarak, bu otopsinin bir Adli Tabip  
tarafından yapılmadığını ileri sürmektedir. Atelemelerin saati, ölüm saati, ve atelemelerin  
mesafesi de aynı ekilde otopsi raporunda eksik olan bilgilerdi. Bununla birlikte, Savcı,  
cesedi ve kanıtları Adli Tıp Kurumu’na sevk etmemitir ve dolayısıyla uzmanların  
görülerinden yararlanmamıtır.  
Ne Beiri Savcılığı ne de Batman Ağır Ceza Mahkemesi, olay yerine, olayların  
aydınlanmasına ve özellikle de korucuların görme alanını belirlemeye imkan verecek bir  
ziyarette bulunmulardır.  
Bavuran, sanığı ve ahitleri dinlemeye ayrılan sekiz aylık sürenin ve suçlamadan önce  
geçen on altı aylık sürenin altını çizmektedir. Savcılık, soruturmayı yürütme insiyatifini  
hiyerarik olarak köy korucularının bağlı olduğu yetkili makam olan Jandarma Karakolu’na  
bırakolacaktır.  
Son olarak, bavuran Đdari Komitenin taraflı ve bağımlı niteliğini eletirmektedir ve  
kanıtları tahrif eden ve gizleyenin, adaletin yerini bulmasını engellediğinin kabul edilmesi  
gereken idarenin kendisi olduğunu ileri sürmektedir.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. Genel ilkeler  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesine ilikin yorumunu, insanların korunmasının amacı  
olarak AĐHS’nin konusunun ve amacının AĐHS’nin düzenlemelerini açık ve etkin  
gerekliliklerini yerine getirecek ekilde anlamaya ve uygulamaya çağırmakta oldukları  
hususuna göre yönlendirmelidir. Aynı ekilde, AĐHS’nin 2. maddesinin sadece yaama  
hakkını garanti altına almadığını ama hangi koullarda ölüme mahkum etmenin haklı  
görülebileceğini belirttiğini akılda tutmak gerekir: bu bağlamda, sözkonusu madde, barıꢀ  
zamanında, 15. madde uyarınca, AĐHS’nin, hiçbir ekilde ilga edilmesine izin  
verilemeyecek balıca maddeleri arasında yerini almaktadır. AĐHS’nin 2. maddesi,  
AĐHS’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak Avrupa Konseyini oluturan demokratik  
toplumların temel değerlerinden birini benimsemektedir (bkz, özellikle, McCann ve  
diğerleri kararı).  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin 2. paragrafında belirtilen istisnaların AĐHS’nin 2.  
maddesinin, kesinlikle, bilerek ölüme çarptırma durumlarını hedeflediğini ama bunun  
sözkonusu maddenin tek konusu olmadığını gösterdikleri kanaatindedir. AĐHS’nin 2.  
maddesinin metni bütün olarak ele alındığında, 2. paragrafın her eyden önce bilerek ölüme  
çarptırmaya izin verilen durumları tanımlamadığını ama “güce bavurmanın” mümkün  
olduğu durumları belirttiğini -ki bu da istemeden öldürmeye götürebilir- göstermektedir.  
Bununla birlikte, a), b) veya c) bentlerinde belirtilen hedeflerden birine ulamak için, güce  
bavurma “kesinlikle gerekli” hale getirilmelidir. Bu bağlamda, AĐHS’nin 2. maddesinin 2.  
paragrafında bulunan “kesinlikle gerekli” ifadelerinin kullanılması, Devletin müdahalesinin  
AĐHS’nin 8 den 11 e kadar maddelerinin 2. paragrafı adı altında “demokratik bir toplumda  
gerekli olup olmadığını” belirlemek için normalde kullanılandan daha sıkı ve zorlayıcı bir  
gereklilik kriteri uygulamak gerektiğini belirtmektedir. Kullanılan güç, özellikle, AĐHS’nin  
2. maddesinin 2 a), b) ve c) paragrafında belirtilen amaçlarla sıkı sıkıya orantılı olmalıdır  
(McCann ve diğerleri).  
8
Kullanılan gücün AĐHS’nin 2. maddesiyle bağdaıp bağdamadığını belirlemek için,  
AĐHM’nin, sadece güvenlik güçleri tarafından kullanılan gücün yasadıı iddete karı  
bakalarının korunmasıyla sıkı sıkıya orantılı olup olmadığını bilmek sorusunu değil,  
bununla beraber terör karıtı operasyonun mümkün olduğu kadar öldürme gücüne  
bavurmanın minimum düzeye indirilecek ekilde yetkililer tarafından hazırlanıp  
hazırlanmadığı ve kontrol edilip edilmediğini bilmek sorusunu çok dikkatli ekilde  
incelemesi gerekmektedir (McCann ve diğerleri; Bubbins-Đngiltere, 50196/99 no’lu karar;  
Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar).  
AĐHS’nin 1. maddesi uyarınca, Devlete düen ve “AĐHS’de tanımlanan hak ve  
özgürlükleri, kendi yargılama alanına giren her bireye tanımadan” ibaret olan genel görevle  
bağlantılı olarak AĐHS’nin 2. maddesinin öngördüğü yaam hakkını koruma zorunluluğu,  
özellikle, Devlet görevlileri tarafından gerçekletirilen güce bavurma ölüme sebebiyet  
verdiği zaman etkin bir soruturma ekli yürütmeyi içermekte ve zorunlu kılmaktadır (bkz,  
diğerleri arasında, Kaya-Türkiye, 19 ubat 1998 tarihli karar).  
Benzer bir soruturmanın asıl amacı, yaam hakkını koruyan iç hukuk kanunlarının  
etkin ekilde uygulanmasını sağlamak ve Devlet görevlilerini veya organlarını içeren  
durumlarda, bunların kendi sorumlulukları altında meydana gelen ölümler hakkında  
açıklama yapmalarını garanti etmektir. Hangi tür soruturmanın bu amaçların  
gerçeklemesine imkan verecek nitelikte olduğunu bilmeye gelince, bu, koullara göre  
değiebilir. Bununla birlikte, izlenen biçimler ne olursa olsun, yetkililerin, soru kendi  
dikkatlerini sunulur sunulmaz re’sen harekete geçmeleri gerekir. Yetkililer, resmi bir  
ikayette bulunulması veya soruturma balatma sorumluluğunu mağdurun yakınlarının  
insiyatifine bırakamazlar (bkz, örneğin, Paul ve Audrey Edwards-Đngiltere, 46477/99 no’lu  
karar).  
Devlet görevlileri tarafından gerçekletirilen bir adam öldürme hakkında yürütülen bir  
soruturmanın etkin olduğunun kabul edilebilmesi için, genel olarak, soruturmadan  
sorumlu kiilerin ve aratırmaları yapan kiilerin olaylara karıan kiilerden bağımsız  
olmaları gerektiği kabul edilebilir (bkz, örneğin, Güleç-Türkiye, 27 Temmuz 1998 tarihli  
karar; ve Oğur-Türkiye, 21954/93 no’lu karar). Bu husus, sadece her türlü hiyerarik ve  
kurumsal bağın yokluğunu değil ama aynı zamanda pratik bir bağımsızlığı öngörmektedir  
(bkz, örneğin, Ergi kararı; Hugh Jordan-Đngiltere, 24746/94; ve Kelly ve diğerleri-Đngiltere,  
30054/96 no’lu, 4 Mayıs 2001 tarihli karar).  
Yürütülen soruturmanın, aynı zamanda, kullanılan gücün koullara göre haklı veya  
haksız olduğunu belirlemeye (bkz, örneğin, Kaya kararı) ve sorumluların kimliğini tespit  
etmeye ve cezalandırılmalarına gitmeye (Oğur kararı) imkan verecek ekilde etkin olması  
gerekir. Burada sözkonusu olan sonuç değil araç zorunluluğudur. Yetkililerin, olaya ilikin,  
özellikle, görgü tanıklarının beyanları, teknik ve bilimsel alanda görev yapan polislerin  
notları, ve gerekirse, mağdurda bulunan lezyonların tam ve belirgin bir betimlemesini sunan  
bir otopsi ve klinik tespitlerin, özellikle ölüm nedeninin objektif analizi gibi kanıtların  
toplanabilmesi için, makul olarak, imkanları dahilinde olan önlemleri almıolmaları gerekir  
(bkz, örneğin, Salman-Türkiye, 21986/93 no’lu karar; Tanrıkulu-Türkiye, 23763/94 no’lu  
karar; ve Gül-Türkiye, 22676/93 no’lu, 14 Aralık 2000 tarihli karar). Soruturmadaki,  
mağdurun ölüm nedenini ortaya koyma veya sorumlu kii veya kiilerin kimliğini tespit  
etme imkanına zarar verebilecek nitelikteki her eksiklik soruturmanın etkisiz olduğu  
sonucuna ulatırabilir (Paul ve Audrey Edwards).  
9
Sözkonusu hakkın önemi göz önüne alınınca, konuda, ulusal mahkemelerin hiçbir  
ekilde kiilerin yaamlarına yapılan saldırıları cezasız bırakmaya elverili olmamaları  
gerektiğini hatırlamak gerekir. Bu, halkın güvenini muhafaza etmek ve halkın Hukuk  
Devleti’ne katılımı ve yasadıı eylemlerin hogörülmesi veya bu eylemlerin ilenmesine  
yönelik gizlice anlaılması görüntüsünü önceden haber vermek için vazgeçilmezdir (bkz,  
mutatis mutandis, Öneryıldız-Türkiye, 48939/99 no’lu karar).  
Bu koullarda, AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin özü itibariyle Devletlerin  
yararlandıkları “her makul üphenin ötesindeki” kanıt kriterine dayanan karineyi  
hatırlatmaktadır (bkz, örneğin, Abdurrahman Orak-Türkiye, 31889/96 no’lu, 14 ubat 2002  
tarihli karar). Bununla birlikte, bu kriterin devreye girebilmesi için, özellikle Devlet  
görevlileri tarafından gerçekletirilen haksız yere adam öldürüldüğü iddia edilen bir  
durumda, olmaması durumunda bavuranın aırı derecede kanıt yüküne katlanacağı etkin bir  
soruturma yapılmıolması gerekir.  
Bu ekil bir soruturma birçok gerekliliği yerine getirmek zorundadır: soruturmadan  
sorumlu kiilerin olaya karıan kiilerden bağımsız olması gerekir (bkz, örneğin, Avar-  
Türkiye, 25657/94 no’lu karar), aynı zamanda, soruturma, güce bavurmanın koullara göre  
haklı veya haksız olduğunu belirlemeye imkan vermelidir (ibidem); son olarak, soruturma,  
ivedilikle ve makul bir özenle yürütülmelidir: engeller ve zorluklar olsa da, öldürme gücüne  
bavurma hakkında soruturma yapmak sözkonusu olduğunda, halkın kanunilik ilkesine  
güvenini muhafaza etmek ve yasadıı eylemlere oranla, her türlü suç ortaklığı veya hogörü  
görüntüsünü bertaraf etmek için, yetkililerin hızlı (ve bununla beraber, uygun) cevabı genel  
olarak, asli bir öğe olarak kabul edilebilir (Avar).  
2. Bu ilkelerin dava koullarına uygulanması  
a. Maddi açıdan  
AĐHM, ilk olarak, M. Mihdi Bilgin’in silahsız haldeyken köy korucuları tarafından  
öldürülğüne itiraz edilmediğini gözlemlemektedir. Öldürme gücüne yapılan bu bavuru,  
kukusuz, böyle bir eylemin, ikinci paragrafta bildirilen amaçlardan birini izlemesini ve o  
amaca ulamak için kesinlikle gerekli olmasını art koan AĐHS’nin 2. maddesi kapsamına  
girmektedir.  
AĐHM, Hükümetin, köy korucularının güce bavurmasının kesinlikle gerekli olduğuna  
ve AĐHS’nin 2. maddesiyle bağdağına ilikin görülerini gözönünde tutmaktadır. Bununla  
birlikte, AĐHM, özellikle öldürme gücü kasten kullanıldığı zaman çok dikkatli bir ekilde  
ölüme mahkum edilen durumları inceleyerek bir görüoluturulmalı ve sadece güce  
bavurmuolan Devlet görevlilerinin eylemlerini değil ama aynı zamanda davanın  
koullarının bütününü, özellikle, dava konusu olayların hazırlanması ve kontrolünü dikkate  
almalıdır (bkz McCann ve diğerleri kararı).  
AĐHM, hemen, birçok korucunun öldürmek için ateettiklerini beyan ettiklerini ve bu  
beyanların hiçbir zaman yalanlanmadığını tespit etmektedir.  
Aynı ekilde, AĐHM, özellikle, cinayetin “güvenlik” çemberi olarak bilinen bölgede  
ilenip ilenmediği ve ateedenlerin hangi görükoullarında bulundukları soruları hakkında  
bavurana göre olaylarla Hükümete göre olayların birbirleriyle çelitiklerini  
10  
gözlemlemektedir. AĐHM, dosyadaki belgeler arasında, olayın incelenmesindeki bu temel  
noktalar üzerinde bazı bilgiler veren tek belgenin, dört mevziden üçüncüsü hakkında hiçbir  
bilgi içermese de öldürme olayının ertesi günü düzenlenen kroki olduğunu tespit etmektedir.  
AĐHM, belli bir sıraya göre hareket ettiklerini beyan eden korucuların ifadelerini  
gözönüne almıtır: korucular önce sözlü ihtarda bulunmu, daha sonra havaya ateetmi,  
bunu takiben ölen kiinin ayaklarına ateetmive son olarak bu kiinin karnı üzerine  
öldürücü kurunu sıkmılardır. Bununla birlikte, M. M. Bilgin’in, 17 el ateten kendisine  
isabet eden iki mermiyle, iki ayağından, sol kolundan ve karnından vurulduğu kesin olsa da,  
dosyadaki hiçbir unsur bu atelemelerin sırasına ilikin beyanları teyit etmemektedir.  
Aynı ekilde, AĐHM, en uzaktaki mevzileri tutan korucuların akınlık verici beyanını  
tespit etmektedir: bu korucular, hiçbir ey görmeden diğer korucuların ateaçtıkları yöne  
doğru teröristlerin saldırdığını zannederek ateettiklerini beyan etmektedirler.  
Mağdura isabet eden iki mermi ve havaya sıkıldığı ileri sürülen mermi bir kenara  
bırakılırsa, kesinlikle insani olan bir panik refleksiyle ama, tehlikeli teröristlerin etkisiz hale  
getirilmesi sözkonusu olduğunda bile, demokratik bir toplumda kanunların uygulanmasından  
sorumlu olan kiilerden beklenme hakkının olduğu ateli silahların kullanımına ilikin tüm  
önlemleri almaksızın, on dört el ateedildiğini tespit etmek gerekir (McCann ve diğerleri).  
AĐHM, korucuların davranıının “olayın harareti” içinde bile, hiçbir atelemeye ve üpheli  
tarafından benzer hiçbir tehdide maruz kalmadıkları için, haksız olduğu kanaatindedir.  
Kukusuz, korucuların öldürme gücüne bavurmaları, sadece korku, beliren bir gölge ve  
tahminlere dayanmaktaydı.  
Öte yandan, beyanları ve krokiyi incelediği zaman, mağdurun, ayaklarından vurulduğu  
halde, koarak yaklaık 75 metrelik bir mesafe boyunca ilerleyebilmiolmasını hayal etmek  
AĐHM’ye zor gelmektedir. Bunun dıında, AĐHM için, yaklaık on metre mesafeden sokakta  
gezen bir adamı tehlikeli bir militandan ve bir sopayı bir silahtan ayırt etmeye imkan verecek  
görükabiliyetinden yoksun oldukları ileri sürülen aynı korucuların, koan ve hareket halinde  
bir hedef olan adamın, yaklaık seksen metre mesafeden tek bir mermiyle iki ayağını birden  
hedef alıp, hedefe isabet ettirmeleri aırtıcıdır.  
Yetkililer tarafından aktarılan olayların seyrindeki, aleni olan bu birçok çeliki dıında,  
AĐHM, dosyanın, özellikle mevcut davadaki gibi üphelileri yakalamak sözkonusu  
olduğunda, görevleri kapsamında köy korucularına yöneltilmiolacak olası yazılı veya sözlü  
talimatlar hakkında hiçbir bilgi içermediğini tespit etmektedir. Dosya, mağdur yere dütükten  
sonra onu görmek için yararlandıkları el fenerleri dıında, köy korucularının sahip olduğu  
malzemeye (örneğin gece görüdürbünleri ve telsizler) ilikin olarak da açıklama  
içermemektedir. Eğer lojistik araçların ve kuralcı çerçevenin yokluğu tahmin edilen tehlike  
karısında korucuların akınlığını açıklıyorsa ve onların aleyhinde gibi görünüyorsa, bu  
yokluk, özellikle, öldürme gücünü kullanmaya yetkili olan ve bu amaçla silahlandırılan  
Devlet görevlilerinin eylemlerinin hazırlığında ve kontrolünde ciddi boluklar ortaya  
çıkarmaktadır (McCann ve diğerleri).  
Hükümetin beyan ettiği gibi, mağdurun öldürüldüğü yolun, akıl sağğı yerinde olan ve  
güvenlik güçleri üyesi veya terörist olmayan bir kiinin girmeyi düünmeyeceği bir güvenlik  
bölgesi olduğu varsayılsa bile, korucuların hareketlerinin haklılığı, AĐHS’nin 2. maddesi  
kapsamında, zor olarak teyit edilmektedir. Bunun dıında, AĐHM, eğer cinayet bir güvenlik  
11  
bölgesinde meydana geldiyse, yukarıda belirtilen bolukların, sadece daha da önem  
kazanabilecekleri kanaatindedir.  
AĐHM, Devlet görevlileri tarafından, AĐHS’nin 2. maddesinin ikinci paragrafında  
belirtilen amaçlardan birini gerçekletirmek için güce bavurmanın, olaylar sırasında iyi  
nedenlerle geçerli olarak kabul edilen dürüst bir inanca dayanıyorsa ama daha sonra yanlıꢀ  
olduğu ortaya çıkıyorsa, sözkonusu düzenleme bakımından haklı olduğunun kabul  
edilebileceği kanaatindedir. Tersini beyan etmek, Devlete ve kanunların uygulanmasından  
sorumlu görevlilerine, kendi hayatları ve bakalarının hayatları aleyhinde uygulanma riskini  
ortaya çıkaracak gerçek dıı bir görev dayatmıolur (ibidem).  
Mevcut davada, korucuların eylemlerinin tek balarına AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna ulamak için yeterli olmadığı varsayılsa bile, korucuların karı karıya  
kaldıkları ikilem gözönüne alınınca, operasyonun bütününde, AĐHS’nin 2. maddesinin  
gerekliliklerine uyacak ekilde kontrol edilip edilmediği ve organize edilip edilmediği ve  
operasyonla ilgili talimatların üphelinin yaam hakkını gerektiği gibi dikkate alıp almadığı  
soruları sorulmaktadır (ibidem).  
Daha önce belirtilenleri gözönüne alınca, AĐHM, M. Mihdi Bilgin’in ölümünün,  
AĐHS’nin 2. maddesinin ikinci paragrafı anlamında, yasadıı iddete karı bakalarının  
savunmasını sağlamak için kesinlikle gerekli olan bir güce bavurmanın sonucu olduğuna  
ikna olmamıtır.  
Sonuç olarak, AĐHM, maddi açıdan AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini tespit  
etmektedir.  
b. Usul bakımından  
Davada, M. Mihdi Bilgin ölümü hakkında cezai olduğu kadar idari aratırmalar  
eklindeki resmi bir soruturmanın iyi bir ekilde yürütüldüğü tartımalı bir konu değildir.  
Bu bağlamda, AĐHM, davanın soruturmasında, bavuran tarafından haklı olarak altı  
çizilen çeitli boluklar ve haklı sebebi olmayan gecikmeler tespit etmektedir. AĐHM, bu  
bolukların ve düzensizliklerin bir kısmının bir ceza davası kapsamında iç hukuk  
mahkemeleri tarafından tespit edildiklerini ama bu davanın sonuçlanmadığını da not  
etmektedir.  
Bununla birlikte, dosyadaki tüm unsurlar gözönüne alınınca, AĐHM, mevcut davada,  
AĐHS’nin 2. maddesinin usul kısmı açısından sorulan balıca sorunun hukuk sistemini  
bütününde kapsadığını tespit etmektedir.  
Bu koullarda, AĐHM, yukarıda belirtilen eksikliklerin biri veya diğeri üzerinde  
durmaya gerek olmadığı kanaatindedir çünkü Devlet görevlileri tarafından gerçekletirilen  
yasaı adam öldürme iddiası hakkındaki bir soruturmanın etkin olması için, her eyden  
önce, soruturmadan sorumlu kiilerin olaya karıan kiilerden bağımsız olmaları gerekir.  
Böylece, davanın askıya alınması kararının akabinde kendisine bavurulan Beiri  
Kaymakamlığının, köy korucuları tarafından ilenen M. Mihdi Bilgin cinayeti hakkında  
soruturma yapması için bir müfettii görevlendirdiğini belirtmek yeterlidir. Jandarma  
Karakol subayı olan müfetti, haklarında soruturma yürüttükleri köy korucularıyla aynı yerel  
12  
hiyeraridendi. Buna ek olarak, Kaymakamlığın Đdari Komitesi, müfettitarafından hazırlanan  
soruturma raporu temelinde karar vererek olayların seyrini, sözkonusu raporun tespitleri ve  
sonucu hakkında en ufak üphe dile getirmeden, bu raporda yazıldığı ekliyle benimsemitir.  
Öte yandan, korucular hakkında kovuturma yapılmamasına ilikin bu karar,  
soruturmayla görevli Jandarma Karakolu görevlileri aleyhindeki dava henüz askıdayken  
verilmitir. Oysa ki, iki davanın konuları arasındaki bağın önemi ve ikinci dava temelinde  
teyit edilen beyanların ciddiliği ve endie verici niteliği gözönüne alınınca, Komitenin Ağır  
Ceza Mahkemesi’nin kararını beklemesi istenirdi.  
Bu durumda, Türk Hukuk Sisteminin M. Mihdi Bilgin’in ölümünü çevreleyen koullar  
karısındaki tepkisinin etkin olduğu kabul edilemez.  
Bu nedenle, davada, aynı zamanda, usul bakımından AĐHS’nin 2. maddesi ihlal  
edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, dava konusu koruculara sonuç olarak mutlak bir cezalandırılmama imkanı  
sunan Türk Ceza Hukukunun eksikliklerine itiraz etmektedir. Bavuran, AĐHS’nin 13.  
maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Davadaki tarafların argümanları  
1. Hükümet  
Yetkililer tarafından yürütülen soruturmaya ilikin olarak, Hükümet, AĐHM’nin  
uyumazlık konusu soruturmanın etkin ve derinlemesine bir ekilde yürütüldüğüne kanaat  
getirerek benzer bir ikayetin kabuledilemez olduğu sonucuna vardığı 19664/92 no’lu  
bavuruya atıfta bulunmaktadır (Çelebi-Türkiye, 5 Haziran 2001 tarihli karar). Hükümet, bu  
davadaki gibi, davada, Savcının olaydan haberdar olur olmaz köy korucuları hakkında  
aratırmalar balatmıve otopsi yaptırmıtır. Batman Ağır Ceza Mahkemesi ise, Beiri  
Savcılığı’na, Jandarma Karakol görevlilerinin kanıtların bozulması ve gizlenmesi olayına  
olası olarak karımalarına ilikin olarak soruturma yapmasını ve korucuların silahlarını ve  
olay yerinde bulunan fiek kovanların balistik incelemeye sunmasını emretmitir.  
2. Bavuran  
Bavuran, AĐHS’nin 2. maddesinin usul kısmı açısından oluturduğu görülerini  
yinelemektedir ve AĐHS’nin 13. maddesince öngörülen bavurunun icrasının kendi  
durumunda, neredeyse sistematik olarak kendi görevlilerine cezalandırılmama imkanı  
sağladıklarını ileri sürdüğü Savunmacı Devlet yetkilileri tarafından geniölçüde  
engellendiğinin altını çizmektedir.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHS’nin 13. maddesi, iç düzenin ulusal mahkemenin AĐHS’ye dayanan  
“savunulabilir” bir ikayetin içeriğinden haberdar olmasını sağlayacak etkin bir bavuru yolu  
sunmasını art komaktadır (Z. ve diğerleri-Đngiltere, 29392/95 no’lu karar). Bu düzenlemenin  
konusu, yargılanabilir kiilerin AĐHM önündeki uluslararası ikayet mekanizmasını harekete  
13  
geçirmek zorunda kalmadan önce, ulusal düzeyde, AĐHS tarafından garanti altına alınan  
haklarının ihlallerinin uygun ekilde telafi edilmesini elde edebilmelerine imkan verecek bir  
yol sağlamaktır (Kudla-Polonya, 30210/96 no’lu karar).  
Yaamı koruma hakkının ve ikence yasağının temel önemi gözönüne alınınca,  
AĐHS’nin 13. maddesi, ikencenin ve ölümün sorumlularının kimliklerinin tespit edilmesine  
ve cezalandırılmalarına götürecek nitelikte ve ikayetçinin soruturma usulüne etkin eriimini  
içeren derinletirilmive etkin aratırmaları art komaktadır (bkz. Kaya kararı).  
AĐHM, yetkililerin, sorumluların kimliklerinin tespit edilmesi ve cezalandırılmalarına  
yönelik derinlemesine ve etkin bir soruturma yürütmedikleri gerekçesiyle (Kaya), birçok kez,  
güvenlik güçleri görevlileri tarafından veya onların suç ortaklığıyla ilenen yasadıı adam  
öldürme iddiaları hakkındaki davalarda AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini tespit  
etmitir (bkz, örneğin, Kılıç-Türkiye, 22492/93 no’lu kararda belirtilen içtihat). Temelinde  
1990’lı yıllarda Türkiye’nin güneydoğusunu kasıp kavuran anlamazlık bulunan bu davalara,  
bavuranların bir yakınlarının güvenlik güçleri tarafından yasadıı ekilde öldürülmesine veya  
üpheli koullarda ölümüne ilikin ikayetleri hakkında, bu ekil soruturmaların yokluğu  
damgasını vurmutu.  
AĐHM’yi, bu davalarda, itiraz ettikleri olaylar için sorumlulukların ortaya konmasını  
görme ve sonuç olarak ister bir ceza davasında müdahil taraf tekil ederek ister hukuki veya  
idari mahkemelere bavurarak uygun bir tazmin talep edebilme fırsatları olmadığı için  
bavuranların etkin bavuru yolundan mahrum kaldıkları sonucuna götüren esas olarak bu  
unsurdur (Öneryıldız).  
Bu bağlamda, AĐHM, özellikle, ilgili idari organların AĐHS’nin 2 ve 13 maddelerinin  
gerektirdiği gibi bağımsız bir soruturma yürütme yeteneğine ilikin olarak ciddi üpheler  
duyduğunu dile getirdiğini hatırlatmaktadır (bkz, son olarak, mutatis mutandis, Sunal-Türkiye,  
43918/98 no’lu, 25 Ocak 2005 tarihli karar).  
Belirtilen içtihat bakımından ve yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı, Savunmacı  
Devletin AĐHS’nin 13. maddesinin gerektirdiği gibi etkin bir cezai soruturma yürütmüꢀ  
olduğu kabul edilemez (Kaya).  
Bu nedenle, AĐHS’nin 2. maddesine atıfta bulunarak yapılan ikayete ilikin olarak  
AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Zarar  
1. Tarafların argümanları  
Bavuran, babasının bir ei ve yedi çocuğu olduğunu ve babasının çiftçi ve 23  
hektarlık bir arazinin hissedarı olduğunu vurgulamaktadır. Bavuran, bir ziraat mühendisi  
tarafından hazırlanan uzmanlık raporuna dayanarak, babasının öldüğü yıl olan 1994 ile  
yaasaydı çalıma hayatının sonu olarak kabul edilen yaolan 65 yaında olacağı 2007 yılları  
arasında ailesinin maruz kalacağını ileri sürdüğü yıllık zararın miktarını hesaplamaktadır.  
Kazanılması düünülen miktarın kaybına ve yıllık kanuni faizlere dayanan bir hesapla,  
14  
bavuranın davada maruz kaldığı maddi zarar için talep ettiği miktar 191 413 Euro’ya  
ulamaktadır.  
Bunun dıında, bavuran, manevi zarar olarak, annesi Rabia Bilgin için 30 000 Euro,  
akir Bilgin, Mehmetah Bilgin, Hasina Bilgin, Alaaddin Bilgin, Necla Bilgin ve Süphiye  
Bilgin adlı erkek ve kız altı kardeinin her biri için 10 000 Euro ve kendisi için 30 000 Euro  
olmak üzere toplam 120 000 Euro talep etmektedir.  
Hükümet, nazari ve aırı olarak değerlendirdiği bu iddiaları reddetmektedir.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
a. Maddi zarar  
AĐHM, üphesiz, bavuran ve ailesinin tespit edilen ihlallerden mağdur olduklarını ve  
bu ihlallerle iddia edilen gelir kaynaklarının kaybı adı altında bir tazminat içerebilecek maddi  
zararların arasında açık bir nedensellik bağının bulunduğunu gözlemlemektedir (Salman ve Z.  
ve diğerleri). Davada, bavuranın iddialarının, bu açıdan, 1994 ile 2007 yılları arasındaki  
dönem için tarım gelirleri kaybının objektif değerlendirmesinden yola çıkarak hesap dökümü  
yapılve hesaplanmıtır. Bununla birlikte, hiçbir belge, M. Mihdi Bilgin’in sağğında  
toprakların ilenmesinden elde edilen gerçek gelirleri belirtmemektedir. Yine hiçbir ey,  
üphesiz hak sahiplerinin ilgiliden miras yoluyla edindikleri bu toprakların u anki  
durumunun ne olduğunu bilmeye imkan vermemektedir. Đleri sürülen zararlar tam bir  
hesaplamaya uygun olmayan unsurlar içerdikleri için her değerlendirme kısmen nazari  
olacaktır (bkz, diğerleri arasında, Sporrong ve Lönnroth-Đsveç, 18 Aralık 1984 tarihli, A serisi  
88 no’lu karar; ve Akdivar ve diğerleri-Türkiye, 1 Nisan 1998 tarihli karar).  
AĐHS’nin 41. maddesinin öngördüğü gibi, AĐHM, elindeki verilerin bütününü ve  
özellikle babalarının ölüm tarihinde sadece Necla adlı çocuğun küçük olduğu durumunu  
gözönüne alarak, mali destek kaybı sonucu oluan zarara ilikin olarak bavuranın iddialarını  
hakkaniyetle değerlendirecektir.  
Her veriyi etraflıca değerlendirerek, AĐHM, maddi zarar için M. Mihdi Bilgin’in hak  
sahipleri için toplam 15 000 Euro’luk bir miktar ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Bu  
miktar u ekilde paylatırılacaktır: dul kalan ei Rabia Bilgin için 6 000 Euro, -1999 yılına  
kadar ergin olmayan- kızı Necla Bilgin için 3 000 Euro ve bavuran da dahil olmak üzere  
ergin olan altı çocuğunun her birine 1 000 Euro.  
b. Manevi zarar  
Manevi zarara ilikin olarak, AĐHM, üphesiz, bavuranın ve ailesinin AĐHS’nin 2 ve  
13 maddelerinin tespit edilen ihlalleri akabinde sıkıntı çektiklerini kabul etmektedir. Bununla  
birlikte, AĐHM, bunun için talep edilen miktarların aırı olduğu kanaatindedir.  
Her veriyi etraflıca değerlendirerek, AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal  
edilmesinden ileri gelen manevi zarar için M. Mihdi Bilgin’in Đhsan Bilgin, Rabia Bilgin,  
akir Bilgin, Mehmetah Bilgin, Hasina Bilgin, Alaaddin Bilgin, Necla Bilgin ve Süphiye  
Bilgin adlı hak sahiplerine eit paylarda bölütürülmek üzere toplam 24 000 Euro ödenmesine  
karar vermektedir.  
15  
AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edilmesine yol açan koulların sonucunda ortaya çıkan  
manevi zarara ilikin olarak, AĐHM, bavuranın kendisi hakkında, hakkaniyetle karar vererek,  
bavurana 5 000 Euro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.  
B. Masraf ve harcamalar  
Bununla beraber, bavuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapılan masraf ve  
harcamalar için 6 200 Euro talep etmektedir. Bu bağlamda, bavuran, kendisi ve avukatı  
tarafından imzalanan, mevcut dava kapsamında, ekte ilitirdiği Diyarbakır Barosu tarafından  
öngörülen tarifenin uygulanacağına ilikin avukatlık ücreti sözlemesini sunmutur. Bu tarife,  
avukatlık ücretlerinin minimum miktarını, AĐHM tarafından ihlal tespit edildiği durumda,  
AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca, AĐHM tarafından ödenen miktarın %15’i olarak  
belirlemektedir. Bunun dıında, bavuran, ilk ikisi toplam 569 250 000 Türk Lirası (TL) olan  
ve çeviri masraflarına ilikin ve üçüncüsü 350 000 000 TL olan ve ilgilinin maddi zarar adı  
altındaki talepleri temelindeki uzmanlık raporuna ilikin olmak üzere üç fatura sunmaktadır.  
Hükümet, aırı olarak değerlendirdiği bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, bir bavuran, yapmıolduğu masraf ve harcamaların  
kendisine geri ödenmesini ancak bu masraf ve harcamaların gerçekliği, gerekliliği ve  
miktarlarının makul niteliği kesin olarak ortaya konduğu zaman elde edebilir. AĐHM, davada  
ve değerlendirmesine sunulan verileri, yukarıda belirtilen verileri ve daha önce adlı yardım  
adı altında ödenen miktarları gözönüne alarak, bavurana bütün masraflar için 3 000 Euro’luk  
miktarın ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir ( Gezici-Türkiye, 34594/97 no’lu, 17 Mart  
2005 tarihli karar; ve Fatma Kaçar-Türkiye, 35838/97 no’lu, 15 Temmuz 2005 tarihli karar ile  
karılatırınız).  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU NEDENLERLE AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 2. maddesinin, maddi ve usul kısımları bakımından ihlal edildiğine;  
2. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı  
Hükümet tarafından:  
i. AĐHS’nin 2. maddesi açısından, tespit edilen ihlallerden ileri gelen maddi ve  
manevi zararlar için:  
- Rabia Bilgin’e 9 000 Euro (dokuz bin Euro) ödenmesine;  
- Necla Bilgin’e 6 000 Euro (altı bin Euro) ödenmesine ve  
- M. Mihdi Bilgin’in ölümünde ergin olan altı çocuğunun her birine 4 000 Euro  
(dört bin Euro) ödenmesine;  
16  
ii. bavurana, AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edilmesinden dolayı maruz kaldığı  
manevi zarar için 5 000 Euro (bebin Euro) ödenmesine;  
iii. masraf ve harcamalar için 3 000 Euro (üç bin Euro) ödenmesine;  
iv. sözkonusu miktarların, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 27 Temmuz 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
17