AĐHM, baꢀvuranın nihai iç hukuk kararının bir örneğinin kendisine re’sen tebliğ edilmesi
hakkına sahip olması halinde altı ay süresinin karar örneğinin tebliğinden itibaren iꢀletilmeye
baꢀlanmasının AĐHS’nin konu ve amacı bakımından daha uygun olacağı kanaatindedir (bkz.,
Worm – Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar, § 33). ꢁayet mevcut davada olduğu gibi iç
hukukta kararın tebliği öngörülmemiꢀse, AĐHM, tarafların kararın içeriği hakkında bilgi
sahibi olabildikleri kararın kullanıma sunulma tarihinin dikkate alınmasının yerinde olacağı
kanaatindedir (bkz., özellikle, Papachelas – Yunanistan, no: 31423/96, § 30 ve § 31).
AĐHM mevcut davada, 21 ꢁubat 2000 tarihli Yargıtay kararının 5 Mayıs 2000 tarihinden
itibaren ilk derece mahkemesi kaleminde tarafların kullanımına sunulduğunu tespit
etmektedir. Baꢀvuran AĐHM’ye altı aydan az bir süre içerisinde 30 Ekim 2000 tarihinde
baꢀvuruda bulunmuꢀtur. Bu nedenle ön itirazı reddetmek yerinde olacaktır. Baꢀvuranın
aleyhinde gerçekleꢀtirilen cezai usul iꢀleminin uzunluğu yönünden yaptığı ꢀikâyete iliꢀkin
olarak AĐHM, sözkonusu usul iꢀleminin baꢀvuranın 25 Mart 1995 tarihinde yakalanmasıyla
baꢀlayıp 21 ꢁubat 2000 tarihinde Yargıtay tarafından karar verilmesiyle birlikte sona erdiğini
kaydetmektedir. Dolayısıyla ihtilaflı usul iꢀlemi dört yıl on bir ay sürmüꢀtür.
AĐHM, bilhassa sanıkların sayısı, farklı ꢀehirlerde yaꢀayan tanıkların dinlenecek olması ve
isnat edilen suçların niteliği (organize suç) gibi unsurlar dikkate alındığında sözkonusu
davanın belli bir karmaꢀıklık arz ettiğini gözlemlemektedir. Dosya unsurlarını göz önünde
bulunduran AĐHM, adli makamlara atfedilebilecek bir atalet dönemi bulunmadığını ve adli
makamlar tarafından davanın hızlı bir ꢀekilde görüldüğünü tespit etmektedir (bkz., diğer
birçokları arasında, Keçeci – Türkiye, no: 52701/99 ve no: 53486/99, § 23 – 31, 15 Temmuz
2005, ve Soner Önder – Türkiye, no: 39813/98, § 47 – 52, 12 Temmuz 2005).
Bu itibarla AĐHM, cezai usul iꢀlemi süresi yönünden yapılan ꢀikâyetin AĐHS’nin 35/3 ve 4
maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez ilan edilmesi
gerektiğine hükmetmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesi yönünden yapılan diğer ꢀikâyetlerin ise AĐHS’nin 35/3 maddesi
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca bu
ꢀikâyetlerin herhangi baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karꢀılaꢀmadığını tespit
etmektedir. Dolayısıyla bu ꢀikâyetleri kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.
B. Esasa dair
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlığı hakkında
Mevcut davadakine benzer sorunları gündeme getiren davaları müteaddit defalar incelemiꢀ
olan AĐHM, bu davalarda AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmuꢀtur
(bkz., Özel, adıgeçen, §§ 33 – 34).
AĐHM, mevcut davada farklı bir sonuca varabilmesi için Hükümet tarafından herhangi bir
olgu ya da delil sunulmadığı kanaatine varmaktadır. AĐHM, aleyhinde ‘ulusal güvenlik’
konusuyla alakalı suçlar isnat edilen baꢀvuranın, askeri yargıya mensup bir subayın da
aralarında bulunduğu hâkimlerin karꢀısına çıkmaktan endiꢀe duymasının anlaꢀılır bir durum
olduğu tespitini yapmaktadır. Bu nedenle baꢀvuran meꢀru bir ꢀekilde, mahkemenin amacına
aykırı birtakım mülahazaların etkisinde kalmasından kaygı duyması mümkündü. Bu itibarla
4