CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ĐLDAN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:75603/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
26 Haziran 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (75603/01) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandalarından Ferda Đldan’ın (bavuran), 30 Ekim 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (“Sözleme”) Đnsan Hakları ve  
Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Betatarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN UNSURLARI  
Türk vatandaı olan 1972 doğumlu Ferda Đldan halihazırda Midyat Cezaevi’nde tutuklu  
bulunmaktadır.  
Bavuran, yasadıı silahlı bir örgüte karı düzenlenen bir operasyon çerçevesinde 25 Mart  
1995 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıtır.  
Diyarbakır Đl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polisler 7 Nisan 1995 tarihinde bavuranın  
ifadesini almılardır. Konuyla ilgili olarak düzenlenen tutanakta bavuranın sözkonusu örgüt  
bünyesinde gerçekletirdiği faaliyetlere ayrıntılarıyla yer verilmitir.  
10 Nisan 1995 tarihinde Diyarbakır DGM Savcılığı tarafından ifadesi alınan bavuran  
müteakiben nöbetçi DGM hâkimi huzuruna çıkarılmıtır. Nöbetçi DGM hâkimi bavuranın  
tutuklu yargılanmasına karar vermitir.  
Cumhuriyet Savcılığı 13 Nisan 1995 tarihinde bavuranla birlikte diğer on altı sanık aleyhinde  
bir askeri hâkim ve iki sivil hâkimden oluan Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde bir kamu  
davası açmıtır. Savcı konuyla ilgili olarak devlet topraklarının bir bölümünü devlet  
hâkimiyetinden ayırmaya yönelik faaliyetleri cezalandıran TCK’nın 125. maddesinin  
uygulanmasını talep etmitir.  
DGM hazırlık durumaları sırasında sanıkların ifadesinin alınmasını kararlatırarak sanıkların  
suçlanan faaliyetleri ile ilgili evrakı savcılıktan talep etmitir.  
16 Haziran 1995 tarihli durumada bavuran kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddederek  
polise verdiği ifadeyi inkâr etmitir. Buna karın bavuran savcılıkta ve DGM hâkimi önünde  
verdiği ifadeyi doğrulamıtır.  
Bu nedenle DGM, dosyada bulunan tutanaklardaki imza sahiplerinin ifadelerine  
bavurulmasını kararlatırmıtır.  
ertelenmitir.  
Savcılığın cevabının beklenmesi amacıyla duruma  
14 Eylül 1995 tarihinden 26 Mart 1998 tarihine kadar yapılan durumalarda DGM gerekli  
tanıklıkların tamamlanmasına çalıtır.  
2
Savcılık 28 Mayıs 1998 tarihli durumada 17 Nisan 1995 tarihinde talep edilen bilgiyi  
Mahkeme’ye sunmutur. Bu durumayla birlikte 1 Temmuz, 3 Eylül, 22 Ekim ve 10 Aralık  
1998 ve 11 ubat ve 11 Mart tarihli durumalar eksik tanıklıkların tamamlanması amacıyla  
aynı ekilde ertelenmitir.  
Savcı 15 Nisan 1999 tarihli durumada iddianamesini okuyarak TCK’nın 125. maddesi  
uyarınca bavuranın mahkûmiyetini talep etmitir. Bavuranın avukatının talebi üzerine DGM  
davanın esasına ilikin nihai gözlemlerini hazırlaması için bavurana ek süre tanımıtır.  
20 Mayıs 1999 tarihli durumada bavuranın avukatı savunmasını hazırlamak için ek süre  
talebinde bulunmutur. Ek süre talebi Mahkemece kabul edilmitir.  
3 Haziran 1999 tarihli durumada bavuranın avukatı savunmasını sunmutur. Bavuranın  
avukatı, her ne kadar bavuran üzerinde bir bombayla yakalanmıolsa da bavuranın  
suçluluğunu kanıtlamak için yeterli delil bulunmadığını belirtmitir. Bavuranın avukatı  
ayrıca müvekkili hakkında silahlı bir çeteye yardım suçunu cezalandıran TCK’nın 169.  
maddesinin uygulanmasını talep etmitir.  
DGM aynı gün verdiği kararda bavuranın ömür boyu hapse mahkûm edilmesini hükme  
bağlamıtır.  
Yargıtay 21 ubat 2000 tarihinde bu cezayı onamıtır.  
Yargıtay kararı 5 Mayıs 2000 tarihinde dosyaya aktarılmıtır.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran, oluumunda askeri bir hakim bulunduğu gerekçesiyle kendisini yargılayarak  
mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ‘bağımsız ve tarafsız bir mahkeme’  
olmadığını iddia etmektedir. Yine davasının adil görülmesi bağlamında bavuran, gözaltında  
tutulduğu sırada yasaya aykırı bir biçimde elde edilen unsurlar temelinde mahkum edildiğini  
ileri sürmektedir.  
Bavuran ayrıca ceza yargılaması süresinin uzunluğundan ikâyetçi olmaktadır. Bavuran bu  
hususta AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.  
A. Kabuledilebilirliğe dair  
Hükümet AĐHM’yi, AĐHS’nin 35. maddesinde öngörülen altı ay süresi kuralına riayet  
edilmediği gerekçesiyle AĐHS’nin 6. maddesi yönünden yapılan ikâyeti reddetmeye davet  
etmektedir. Hükümet, bavuranın avukatının 21 ubat 2000 tarihinde Yargıtay tarafından  
verilen nihai iç hukuk kararıyla ilgili olarak Yargıtay nezdinde bilgi edinmesinin mümkün  
olduğunu savunmaktadır. Hükümet buna karın bavurunun 30 Ekim 2000 tarihinde  
yapıldığına dikkat çekmektedir.  
3
AĐHM, bavuranın nihai iç hukuk kararının bir örneğinin kendisine re’sen tebliğ edilmesi  
hakkına sahip olması halinde altı ay süresinin karar örneğinin tebliğinden itibaren iletilmeye  
balanmasının AĐHS’nin konu ve amacı bakımından daha uygun olacağı kanaatindedir (bkz.,  
Worm – Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar, § 33). ayet mevcut davada olduğu gibi iç  
hukukta kararın tebliği öngörülmemise, AĐHM, tarafların kararın içeriği hakkında bilgi  
sahibi olabildikleri kararın kullanıma sunulma tarihinin dikkate alınmasının yerinde olacağı  
kanaatindedir (bkz., özellikle, Papachelas – Yunanistan, no: 31423/96, § 30 ve § 31).  
AĐHM mevcut davada, 21 ubat 2000 tarihli Yargıtay kararının 5 Mayıs 2000 tarihinden  
itibaren ilk derece mahkemesi kaleminde tarafların kullanımına sunulduğunu tespit  
etmektedir. Bavuran AĐHM’ye altı aydan az bir süre içerisinde 30 Ekim 2000 tarihinde  
bavuruda bulunmutur. Bu nedenle ön itirazı reddetmek yerinde olacaktır. Bavuranın  
aleyhinde gerçekletirilen cezai usul ileminin uzunluğu yönünden yaptığı ikâyete ilikin  
olarak AĐHM, sözkonusu usul ileminin bavuranın 25 Mart 1995 tarihinde yakalanmasıyla  
balayıp 21 ubat 2000 tarihinde Yargıtay tarafından karar verilmesiyle birlikte sona erdiğini  
kaydetmektedir. Dolayısıyla ihtilaflı usul ilemi dört yıl on bir ay sürmütür.  
AĐHM, bilhassa sanıkların sayısı, farklı ehirlerde yaayan tanıkların dinlenecek olması ve  
isnat edilen suçların niteliği (organize suç) gibi unsurlar dikkate alındığında sözkonusu  
davanın belli bir karmaıklık arz ettiğini gözlemlemektedir. Dosya unsurlarını göz önünde  
bulunduran AĐHM, adli makamlara atfedilebilecek bir atalet dönemi bulunmadığını ve adli  
makamlar tarafından davanın hızlı bir ekilde görüldüğünü tespit etmektedir (bkz., diğer  
birçokları arasında, Keçeci – Türkiye, no: 52701/99 ve no: 53486/99, § 23 – 31, 15 Temmuz  
2005, ve Soner Önder – Türkiye, no: 39813/98, § 47 – 52, 12 Temmuz 2005).  
Bu itibarla AĐHM, cezai usul ilemi süresi yönünden yapılan ikâyetin AĐHS’nin 35/3 ve 4  
maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez ilan edilmesi  
gerektiğine hükmetmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesi yönünden yapılan diğer ikâyetlerin ise AĐHS’nin 35/3 maddesi  
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca bu  
ikâyetlerin herhangi baka bir kabuledilemezlik gerekçesiyle karılamadığını tespit  
etmektedir. Dolayısıyla bu ikâyetleri kabuledilebilir ilan etmek yerinde olacaktır.  
B. Esasa dair  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlığı hakkında  
Mevcut davadakine benzer sorunları gündeme getiren davaları müteaddit defalar incelemiꢀ  
olan AĐHM, bu davalarda AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmutur  
(bkz., Özel, adıgeçen, §§ 33 – 34).  
AĐHM, mevcut davada farklı bir sonuca varabilmesi için Hükümet tarafından herhangi bir  
olgu ya da delil sunulmadığı kanaatine varmaktadır. AĐHM, aleyhinde ‘ulusal güvenlik’  
konusuyla alakalı suçlar isnat edilen bavuranın, askeri yargıya mensup bir subayın da  
aralarında bulunduğu hâkimlerin karısına çıkmaktan endie duymasının anlaılır bir durum  
olduğu tespitini yapmaktadır. Bu nedenle bavuran meru bir ekilde, mahkemenin amacına  
aykırı birtakım mülahazaların etkisinde kalmasından kaygı duyması mümkündü. Bu itibarla  
4
bavuranın adıgeçen mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığı konusunda beslediği üphelerin  
objektif gerekçelere dayandığı mütalaa edilebilir (Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli  
karar, § 72, in fine).  
AĐHM, bavuranı yargılayarak mahkûm ettiği dönemde DGM’nin bağımsız ve tarafsız bir  
mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.  
2. Yargılamanın adilliği hakkında  
Hükümet bu hususta bir ihlal olduğu iddiasına itiraz etmektedir.  
AĐHM benzer davalarda, bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu kanıtlanmıbir  
mahkemenin yargısına tabi kimselere hiçbir biçimde adil dava güvencesi sunamayacağına  
hükmettiğini hatırlatmaktadır.  
Bavuranın davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülme hakkına ilikin  
olarak yapılan ihlal tespitini göz önünde bulunduran AĐHM, mevcut ikayeti ayrıca  
incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (bkz., diğerleri arasında, Çıraklar – Türkiye, 28  
Ekim 1998 tarihli karar, § 44 ve § 45).  
III. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunan bavuran tutuklu yargılanma süresinin uzunluğundan  
ikâyetçi olmaktadır. Bavuran bu hususta ‘isnat edilen suçların vasfı ve ağırlığı ve delillerin  
durumu’ gibi birbirinin aynı ifadelere dayanılarak tutukluluğunun devamına karar verildiğini  
iddia etmektedir.  
AĐHM, iç hukukta bir bavuru yolu bulunmaması durumunda altı ay süresinin bavuruda  
suçlanan eylemin gerçeklemesinden itibaren ilemeye balayacağını hatırlatmaktadır (bkz.,  
sözgelimi, Çevik – Türkiye, no: 76978/01, 21 Mart 2006). AĐHM, bavuranın 10 Nisan 1995  
tarihinden itibaren tutuklu olarak yargılanmaya baladığını ve tutuklu yargılanma süresinin 3  
Haziran 1999 tarihinde DGM’nin bavuran hakkında mahkûmiyet kararı vermesiyle birlikte  
yani mevcut bavurunun yapılmasından altı ay önce sona erdiğini tespit etmektedir.  
Bavurunun bu bölümü geç sunulduğundan AĐHS’nin 35/1 ve 4 maddesi uyarınca  
reddedilmelidir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran uğradığı manevi zararın tazmini için 10.750 Euro talep etmektedir. Bavuran ayrıca  
herhangi bir rakam belirtmeksizin maddi tazminat için adil tazmin talebinde bulunmaktadır.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.  
Tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görmeyen AĐHM bu  
talebi reddetmektedir.  
5
AĐHM, mevcut dava koullarında AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitinin manevi  
tazminat için balı baına yeterli bir adil tatmin tekil edeceği kanaatindedir (Çıraklar,  
adıgeçen, § 49). Bir kez daha hatırlatmak gerekir ki, mevcut davada olduğu gibi, bir kimse  
Sözleme’de öngörülen nitelikleri taımayan bir mahkeme tarafından mahkum edildiği  
takdirde, tespit edilen ihlalin telafisi için yeni bir dava açılması ya da yargılamanın yeniden  
balatılması uygun bir yöntem tekil etmektedir (bkz., Öcalan – Türkiye, no: 46221/99, § 210  
in fine).  
B. Masraf ve harcamalar  
Bavuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 5. 537 Euro  
talep etmektedir.  
Hükümet bu meblağı aırı bulmaktadır.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran masraf ve harcamalarının iadesini ancak sözkonusu  
masraf ve harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve makul nispette olduğunu kanıtladığı  
takdirde elde edebilmektedir. Elinde bulunan bilgiler ve yukarıda zikredilen ölçütler ıığında  
AĐHM, mevcut davada bavurana tüm masrafları için 1.250 Euro ödenmesinin makul  
olacağına hükmetmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlığına ve bu mahkeme  
önünde yapılan yargılamanın adilliğine ilikin ikâyetlerin kabuledilebilir, diğer  
ikâyetlerin ise kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Yargılamanın adilliğine ilikin ikâyetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. Bavuranın maruz kaldığı manevi zarar için ihlal tespitinin balı baına yeterli bir adil  
tatmin tekil ettiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet  
tarafından, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak bavurana masraf ve  
harcamaları için 1.250 Euro (bin iki yüz elli Euro) ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca hazırlanmıolup, iç tüzüğün 77/2 ve 77/3. maddelerine uygun  
olarak 26 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7