CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐLETMĐꢀ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:29871/96)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
6 ARALIK 2005  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecek olup ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 29871/96 bavuru no’lu davanın nedeni, Türk  
vatandaı Nazmi Đletmi’in (Bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 15  
Aralık 1995 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözlemesi’nin (AĐHS)  
eski 25. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur. Adli yardımdan faydalanan bavuran,  
Diyarbakır Barosu avukatı S. Çınar tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1953 doğumlu bavuran olayların geçtiği dönemde Đzmir’de ikamet etmekteydi.  
Bavuran 1975 yılında, Almanya’ya gitmive Bremen Üniversitesi’ne kaydolmutur.  
Bavuran 1979 yılında bir Türk kızıyla evlenmitir. Oturma izni olan bavuran ve ei,  
içi olarak çalılardır. Birlikteliklerinden 1981 ve 1986 yıllarında doğan iki çocukları  
Almanya’da okula gitmilerdir.  
ileri Bakanlığı, 19 Mart 1984 tarihli “gizli” yazısıyla, Savunma Bakanlığı’na  
bavuranın Türk Öğrenci Birliği üyesi ve Bremen’de faaliyet gösteren Kürdistan Kürt  
Komitesi’nin yandaı olduğu yönünde bilgi vermitir. Ayrıca bavuran, 12 Eylül 1980 askeri  
harekatını protesto etmek amacıyla bölücü sol örgütlerin düzenlediği bir gösteriye katılmıtır.  
Savunma Bakanlığı, 28 Mart 1984 tarihinde, Elazığ 8. Sıkıyönetim Komutanlığı’na  
yukarıda belirtilen olaylardan haberdar etmek amacıyla yazı göndermitir. Elazığ 8.  
Sıkıyönetim Komutanlığı, 3 Nisan 1984 tarihli kripto ile, bavuranı Sıkıyönetim Komutanlığı  
Askeri Savcısı’na ihbar etmitir. Askeri Savcı hazırlık soruturması balatmıtır. Bavuran,  
Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 140. maddesinde öngörülen yabancı ülkede milli menfaatlere  
zarar verici faaliyetlerde bulunmakla suçlanmıtır.  
Millet Meclisi’nin 13 Mart 1986 tarihinde Elazığ’daki sıkıyönetimi kaldırmasının  
ardından, 18 Nisan günü bavuranın davasından sorumlu Askeri Savcı, görevsizlik kararı  
vererek dosyayı, dava soruturmasını yeniden balatan Elazığ Cumhuriyet Basavcısı’na  
göndermitir.  
Türkiye’ye ailesine ziyarete gelen bavuran, 21 ubat 1992 tarihinde, Đzmir’de polis  
tarafından yakalanmıve Đstanbul’da yedi gün süren gözaltı sırasında sorguya çekilmitir.  
Bavuranın pasaportuna el konulmutur.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Basavcısı 27 ubat 1992 tarihinde,  
bavuranı serbest bırakmıancak pasaportu teslim edilmemitir.  
Cumhuriyet Basavcısı 14 Nisan 1992 tarihinde, bavuranı Devlet aleyhinde bölücü  
faaliyette bulunmakla suçlayarak, ihanet ve silahlı örgüt kurmayı öngören TCK’nın 125 ve  
168§ 1 maddelerinin uygulanmasını istemitir.  
Elazığ Ağır Ceza Mahkemesi 16 Nisan 1992 tarihinde Adalet Bakanlığı aracılığıyla  
Alman makamlarının Türk Öğrenci Birliği ve Kürdistan Komitesi’nin kurumsal özellikleri ve  
faaliyetleri üzerine bilgi vermelerinin istenmesine karar vermitir.  
2
Ağır Ceza Mahkemesi 2 Haziran 1992 tarihinde, istenilen bilgilerin ulamadığını  
tespit etmive duruma tarihini 14 Temmuz 1992 olarak belirlemitir. Mahkeme sözkonusu  
tarihte Adalet Bakanlığı’ndan cevap alınamadığı gerekçesiyle durumayı 24 Eylül 1992  
tarihine ertelemitir. 24 Eylül tarihli duruma ve daha sonraki on dokuz duruma davanın  
esası hakkında, Alman makamlarından cevap beklentisi içinde hiçbir ilem yapılmadan  
geçmive yapılan sözkonusu durumalar sadece yedek hakimlerin dosya içeriğinden haberdar  
edilmesine yaramıtır.  
Davası sürmesine rağmen bavuran, bir çok kez Kaymakamlık’dan pasaportunun  
kendisine teslim edilmesini istemitir. Bu talepler reddedilmitir. Bavurana pasaportunun  
ancak yargılandığı mahkemenin vereceği, ülkeyi terk etmesi için hiçbir sakınca olmadığına  
dair belgeyle teslim edilebileceği belirtilmitir.  
Bavuranın avukatı, 3 ubat 1994 tarihli durumada, yurtdıına çıkma yasağının  
kaldırılmasını istemitir. Bavuranın avukatı böyle bir yasağın bulunmadığına dair belge  
verilmesini istemitir.  
1 Mart 1994 tarihli duruma tutanağına göre, Ağır Ceza Mahkemesi, bu yönde hiçbir  
yasaklamanın bulunmadığını ve verebileceği tek belgenin ancak yargılamanın huzurunda  
devam etmesi ile ilgili olabileceğini belirtmitir.  
Bavuranın avukatı, 18 Ocak 1995 tarihinde, AĐHS’nin 6§1 maddesini ileri sürerek,  
yargılama süresinin aırı olmasından ikayetçi olduğu ve davanın çözüme kavuturulması için  
Alman makamlarından cevap beklenmemesini istediği savunmasını sunmutur. Bavuranın  
avukatı, müvekkilinin, yargılamanın devam etmesinden ve bunun da yasaklamalara neden  
olduğundan dolayı, özgür olmasına rağmen ne Almanya’ya dönebildiğini ne de Türkiye’de  
yaam kurabildiğini vurgulamıtır.  
Bavuran, 17 Eylül 1995 tarihinde, Valilik’den, pasaportun teslim edilmesi talebinin  
reddedilmesinin, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün aldığı hala geçerli olan tedbire  
dayanğının yer aldığı bir belge almıtır. Sözkonusu tedbir tarihi ve gerekçesi, bir polis  
memuru tarafından imzalanan belgede belirtilmemitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Haziran 1998 tarihli duruma sırasında dosyada, Savunma  
Bakanğı’nın istenilen bilgileri Ocak 1998 tarihinde verdiğini belirttiği bir yazı bulunduğunu  
fark etmitir. Ağır Ceza Mahkemesi, durumun böyle olmadığını belirterek, sözkonusu  
bilgilerin gelmesini beklemek üzere 14 Eylül 1998 tarihi için baka bir durumanın  
yapılmasını öngörmütür. Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu son durumada –tutanaklar  
okunduktan sonra- Savunma Bakanlığı’nın, Türkiye’nin Hannover Bakonsolosluğu  
kayıtlarında, Bremen’de KOMKAR’ın yöneticilerinden biri olan Gülen Đletmi’in kardei  
olması dıında, bavuran hakkında hiçbir kaydın bulunmadığının belirtildiği 22 Ocak 1998  
tarihli bir belge göndermiolduğunu tespit etmitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Eylül 1998 tarihinde, bavuran aleyhinde yakalama  
müzekkeresi çıkarmıtır.  
Bavuranın avukatı, 22 Mart 1999 tarihinde, dosyadaki delil durumunu ileri sürerek  
sözkonusu müzekkerenin iptal edilmesini istemitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Mart 1999 tarihinde yakalama müzekkeresini iptal etmitir.  
3
Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Temmuz 1999 tarihli kararıyla, aleyhinde delil  
bulunmadığından dolayı bavuranın beraatine karar vermitir.  
Daha sonra belirtilmeyen bir tarihte bavurana pasaportu teslim edilmitir. Bavuran  
ailesiyle birlikte Almanya’ya geri gitmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, cezai yargılama süresinin AĐHS’nin 6§1 maddesi tarafından öngörülen  
“makul süre” ilkesini tanımadığını ileri sürmektedir.  
A. Kabul edilebilirlik Hakkında  
AĐHM, ikayetin AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, bavurunun baka hiçbir kabul edilemezlik  
ilkesiyle ters dümediğini ortaya koymaktadır.  
B. Esas Hakkında  
Değerlendirmeye alınacak dönem, 3 Nisan 1984 tarihinde Askeri Savcılığın açtığı  
hazırlık soruturması ile balayıp, 1 Temmuz 1999 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi’nin beraat  
kararıyla sona ermitir. Dolayısıyla yargılama süreci bir tek yargı aaması için on beyıl  
sürmütür.  
AĐHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiꢀ  
AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (Bkz. örneğin, Frydlender-Fransa,  
no: 30979/96, AĐHM 2000-VII).  
AĐHM, kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra, Hükümet’in, sözkonusu  
durumda farklı bir sonuca ulatırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğuna kanaat  
getirmektedir. AĐHM, konuya ilikin içtihadını gözönünde bulundurarak, bu davada  
yargılama süresinin aırı olduğuna ve “makul süre” kouluna cevap vermediğine kanaat  
getirmektedir.  
Dolayısıyla 6§1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, bu davada kendisine getirilen yurtdıına çıkıyasağının özel ve aile  
yaamına saygı hakkının ihlalini oluturduğunu iddia etmektedir.  
A. Kabul edilebilirlik hakkında  
Hükümet, adli makamlar tarafından hiçbir yurtdıına çıkıyasağı kararının  
alınmağından dolayı, bavuranın ikayetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri  
sürmektedir.  
4
Bavuran, ikayet konusunun, varlığı ortaya konulan hukuk dıı idari tedbir olduğunu  
ileri sürmektedir.  
AĐHM, ikayetin AĐHS’nin 35§ 3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, bavurunun baka hiçbir kabul edilemezlik  
ilkesiyle ters dümediğini ortaya koymaktadır.  
B. Esas Hakkında  
AĐHM, yeterince güçlü özel ilikilerinin ciddi bir ekilde etkileme riski bulunduğunu  
tespit ettiğinden dolayı, idari merciler tarafından bavuranın pasaportuna yıllarca müsadere  
edilmesi ve geri verilmemesi tedbirinin, özel yaamına saygı hakkına müdahale oluturduğuna  
kanaat getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Moustaquim-Belçika, 18 ubat 1991 tarihli  
karar, A serisi no: 193, s. 18, § 36, Dalia-Fransa, 19 ubat 1998 tarihli karar, 1998-I, s. 91, §  
52 ve Amrollahi-Danimarka, no: 56811/00, § 33, 11 Temmuz 2002). Bu bakımdan AĐHM,  
bavuranın on yedi yıldan bu yana Almanya’da yaadığını gözlemlemektedir. Bavuran  
üniversite eğitimine devam etmek için yirmi iki yaında Almanya’ya gitmitir. Bavuran daha  
sonra evlenmi, iki çocuğu Almanya’da doğmuve ei ve kendisi içi olarak bu ülkede  
yaamıtır.  
Böyle bir müdahale, “ kanun tarafından öngörülen” müdahalenin, 8. maddenin ikinci  
paragrafı bakımından bir ya da birçok meru amaç güttüğü ve sözkonusu amaçlara ulamak  
için “demokratik toplumda gerekli olduğu” ortaya çıkan durumlar dıında, sözüedilen  
maddeyi ihlal etmektedir.  
AĐHM, öncelikle AĐHS’nin 8§2 maddesi uyarınca, “yasal olma” kriteri konusunda,  
müdahalenin “yasalar tarafından öngörüldüğünü” kabul etmektedir (bu durumda Pasaport  
Kanunu’nun 22. maddesi).  
Aynı ekilde AĐHM, 1992 yılında bavuranın yakalanması sırasında pasaportun geri  
alınmasının, bu hükümde yer verilen “milli güvenlik” ve/veya “suç ilenmesinin önlenmesi”  
gibi “meru amaçlar”’dan birini güttüğünü kabul etmektedir.  
AĐHM, sözkonusu tedbirin “demokratik toplumda gerekli” olup olmaması, yani  
kaçınılmaz bir sosyal ihtiyaca cevap verip vermediği ve güdülen meru amaçla orantılı olup  
olmadığı sorusu konusunda ve bavuranın pasaportunun geri alınması hususunda, AĐHS’nin  
benzeri önleyici tedbirleri engellemediğini not etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, M.c.-  
Đtalya, no: 12386/86, 15 Nisan 1991 tarihli Komisyon kararı, Karar ve Raporlar 70. Cilt, s.  
59).  
Ancak, AĐHM’ye göre, hiçbir gelime göstermeden yargılama uzadıkça ve bavuran  
aleyhinde kanıt yoksunluğu devam ettikçe, meru amaca bağlı çıkar oranı ağırlığını  
kaybedecektir. Buna paralel olarak, zaman geçtikçe, bu davada özel yaama saygı hakkının  
bir yönü olan bavuranın dolaım özgürlüğü hakkına bağlı çıkar, milli güvenlik gereklilikleri  
ya da suçların öngörülmesinden önce gelmektedir.  
Bu açıdan AĐHM, bavuranın yurtdıına çıkıı yasaklanan on beyıllık yargı  
süresince, milli güvenlik adına bir tehlikenin ya da suç ileme riskinin bulunduğu yönünde  
dosyada hiçbir delilin yer almadığını gözlemlemektedir. Ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi  
bavuran aleyhinde yurtdıına çıkıyasağı kararı almadığından dolayı, böyle bir tehlikenin  
5
bulunmadığı doğrulanmıolmaktadır. Bunun dıında idari makamlar ise, sözkonusu yasağı  
hiçbir zaman gerekçelendirmemilerdir. Oysa AĐHM, yalnızca 1984 yılında bavuranın  
yasaı örgüte mensup olmakla suçlanmasının ya da buna bağlı yargılamanın hala devam  
etmesinin, on beyıl boyunca, suç ilemesi için gerçek bir riskin bulunduğunu gösterecek  
somut bir delil bulunmamasına rağmen aleyhinde böyle ağır tedbirlerin alınmasını haklı  
göstermesini anlamamaktadır. Ayrıca AĐHM, bavuranın geçmiinde baka hiçbir suç  
bulunmadığını ve hazırlık soruturmaları ve yargı aamasında sözkonusu örgütlere bağlılığını  
gösteren hiçbir somut delilin bulunmadığı gerekçesiyle sözkonusu suçtan beraat ettiğini  
vurgulamaktadır.  
AĐHM son olarak, bavuranın Almanya’da yaadığı sırada bulunduğu aile ve kiisel  
durumunu hatırlatmakta ve alınan tedbirin belirsiz bir ekilde devam ettirilmesinin yaamında  
neden olabileceği bunalım ve belirsizliği gözönünde bulundurmaktadır.  
Dolaım özgürlüğünün ve özellikle sınır ötesi ulaımın, bavuran gibi birçok ülkede  
yerlemiolan aile, ive ekonomik bağlantıları bulunan kiiler sözkonusu olduğunda, özel  
yaamın gelimesi için temel unsur olarak değerlendirildiği dönemde, hiçbir gerekçe olmadan  
sözkonusu özgürlüğü kısıtlamak, yargılamasına tabi kiiler karısında Devletin  
yükümlülüklerini ciddi ekilde ihmalini oluturmaktadır.  
Türkiye tarafından imzalanan ama onaylanmayan Ek 4 No’lu Protokol’ün 2.  
maddesinde olduğu gibi “dolaım özgürğü”’nün güvence altına alınması, bir tek ve aynı fiil  
Sözleme ve Ek Protokoller’in birçok hükümleriyle ters düebileceğinden dolayı, sözkonusu  
tespit konusunda bir sakınca doğurmamaktadır (Bkz. Poiss-Avusturya, 23 Nisan 1987 tarihli  
karar, A serisi no: 117, s. 108, §66).  
AĐHM, yurtdıına çıkıyasağının devam ettirilmesinin “kaçınılmaz sosyal bir ihtiyaç”  
olmadığını ve AĐHS’nin 8. maddesinde yer verilen amaçlarla orantılı olmadığı sonucuna  
varmaktadır.  
Dolayısıyla sözkonusu hüküm ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran uğradığı maddi zarar adı altında 153.000 Euro ve manevi zarar adı altında  
50.000 Euro istemektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, bavurana  
uğranılan maddi ve manevi zararlar için 25.000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran AĐHM ve ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve harcamalar için  
6.670 Euro istemektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
6
AĐHM içtihadına göre bir bavurana, masraf ve harcamaların geri ödemesi ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yönü ortaya konulduğu sürece yapılmaktadır. Bu  
davada, elinde bulunan unsurları, yukarıda belirtilen kriterleri ve adli yardım adı altında  
ödenen miktarı gözönünde bulundurarak, AĐHM, yapılan bütün masraflar için bavurana  
1.350 Euro’nun ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına 3 puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabul edilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) Bu kararın, AĐHS’nin 44§2 maddesine göre kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in,  
maddi ve manevi tazminat adı altında 25.000 Euro (yirmi bebin Euro) ile birlikte masraf ve  
harcamalar için 1.350 Euro’yu (bin üç yüz elli Euro) miktara yansıtılabilecek her türlü  
vergiden muaf tutularak bavurana ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek  
suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;  
5. Hakkaniyete uygun tazminata ilikin diğer taleplerin reddine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve 6 Aralık 2005 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
7